Mardin’de Saklı Hazine “Midyat”

1
83

Mardin’de Saklı Hazine “Midyat”

Güneydoğu Anadolu’nun en büyük hazinelerinden birisidir Mardin. Evlerin ardında ki hikayeler, sessizliğe bürünmüş haller. Pencerelerin ardından bakan anneler. Toprağından akan tarih, bağrından yükselen doğallık. El sürülmemiş sokaklarında adım sesleri. Kulakların işitiyor mu ey insanoğlu? Mardin sana seslenir.

Dar ağızlı merdivenlerinden çıkarken, taşlar ayaklarının altında ezilirken Mardin tepeden seni izler. Gözleridir evlerin pencereleri, kulağıdır tarihin eserleri ve dilidir rüzgarın sesi. Ey insanoğlu! Hisset Mardin’i.

Mardin ve onun saklı hazinesi Midyat’ı tanımak ister misiniz? Evet mi? Öyleyse doğru yerdesiniz.


Mardin

Mardin Neresidir?

Türkiye’nin en kalabalık 26. şehridir Mardin. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Dicle Bölümü’nde yer alır ve Suriye ile sınır komşusudur. 2016 yılında yapılan nüfus sayımına göre; 796.237 nüfusa sahiptir. Mardin’in sokaklarında bulunan tarihi eserler; uluslararası kuruluşlarca kültür mirası kabul edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Bir çok dine tanıklık etmiş bir şehirdir Mardin. Bildiklerimiz ve daha bilemediklerimiz. Belki de hiçbir zaman bilemeyeceğimiz. Sanatın konuştuğu ve tüm dillerin sustuğu camiler, el açılan türbeler, kiliseler ve manastırlar gibi nice eserler. Hepsi Türkiye’nin kıymetlisi Mardin’in sokaklarında bulunuyor. İpek yolu güzergahında bulunan Mardin’de beş han ve bir kervansaray bulunuyor. Dedim ya topraklarından tarih akıyor. Zamanda yolculukla çok çok eskilere gidebileceğiniz bir ildir Mardin.

Peki Mardin adı nereden gelmiştir? Arapça’da Maridin, Süryanice Marde olan Mardin adının kökeni hakkında ise çok farklı görüşler bulunuyor. Kimi görüşlere göre; Mardin kelimesinin geldiği yer; savaşçı bir kavim olan ve Ardeşir tarafından 3. yüzyılda buraya yerleştirilen Mardeler’dir. Fakat yine bazı görüşlere göre de; “Kaleler” anlamını taşıyan Merdin’den gelmektedir. Günümüzde ki adı ise Maridin’den gelmiştir. Adı her ne olursa ve nereden gelirse gelsin; Mardin tarihin tozlu sayfalarıdır ve her çevirdiğimizde yeni bir zamana gideriz.

Mardin’in Tarihçesi

Tarihte bir yolculuk için Mardin mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisidir. Topraklarının altından çıkarılmış ve dahi çıkarılmayı bekleyen eserler vardır. Artuklu Üniversitesi yerleşkesi içinde yapılan kazılardan elde edilen sonuçlara göre; ortaya çıkarılan taşlar, Paleolitik Çağ’a aittir.

Bunlar haricinde Dargeçit ilçesi Ilısu çevresinde bulunan Boncuklu Tarla bölgesinde ise Cilalı Taş Devri’ne ait buluntulara rastlanmıştır. Derik ilçesinde bulunan Kerküşti Höyük’te yapılan kazılar sonucunda ise Kalkolitik Çağ’a ait kalıntılara rastlanmıştır. Bunlarla kalmayıp; Nusaybin ilçesin de bulunan Girnavaz Höyük’te Erken Tunç Çağı, Kerküşti Höyük kazılarında da Demir Çağ’ına ait kalıntılara rastlanmıştır. Anlayacağınız Mardin’in her taşının altı, bir karış toprağı tarihin bizlere verdiği armağanlarla doludur. Görmeyi bilene ve yaşamayı hissedene.

MÖ 2000 yıllarında Asur egemenliği altında olan Mardin ve çevresi; belirli bir zaman sonra Hitit ve Urartu egemenliği altına girmiştir. 1085 yılında Mardin ve çevresi Selçuklu egemenliğine geçmiştir. Bu dönemlerde yoğun bir şekilde Türkmenlere ev sahipliği yapan Mardin, 1103 yılında Artuklu Beyliği’nin kanatları altına girmiştir. Ve daha sonra İlgazi Bey’in yönetiminde bulunan ve üç yüzyıl kadar hüküm süren Mardin Artukluları tarafından yönetildi. Bu dönemlerinde Mardin bir hayli gelişmiş olup en parlak dönemlerini yaşamıştır. 1183 yılında ise Selahaddin Eyyubi şehre ilerlemiş fakat ele geçirememiştir. Fakat daha sonra 1185 yılında Mardin Artuklu Beyliği; Eyyubi hakimiyetini tanımıştır. Bunun üzerinden daha birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Mardin; 1515 yılında Osmanlı’ya teslim olmuş fakat kalelerini vermemiştir. 1516 yılında ise kale yeniden kuşatılmış ve 1517 yılında ise Osmanlı tarafından ele geçirilmiştir.

Osmanlı döneminde en sakin zamanlarını yaşayan Mardin; 19. yüzyıldan sonra bir hayli karışıklıklara tanıklık etti. Osmanlı ile Mısır Hidivliği arasında yaşanan mücadele sırasında Mardin kısa bir süre için Milli aşiretine bağlı isyancıların denetimi altına girmiştir. Bununla birlikte 1847 ile 1865 yıllarından yaşanmış olan kolera salgınından dolayı toplu ölümler gerçekleşmiş ve nüfus azalmıştır. 1891 yılında da kapalı çarşısı yanan Mardin bu kötü olayların hepsine içi yanarak tanıklık etmiştir.

2012 yılında çıkarılmış olan 6360 sayılı kanun ile Mardin sınırları belirlenmiş ve 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesi çalışmalarına başlanmıştır.

Mardin Hakkında

 ∇ Akarsular; Mardin ilindeki başlıca akarsular; Buğur çayı, Çağçağ suyu, Savur çayı ve Zerkan deresidir. Buğur Çayı; 53,65 kilometre uzunluğunda ve tamamına yakını ile içinde yer alan bir akarsudur. Çağçağ Suyu ise; 103 kilometre uzunluğu ile tamamı ile içine akan bir akarsudur. Savur Çayı ise; Savur ilçesinden doğan ve 92 kilometre uzunluğu ile 60,5 kilometresi il içinde kalan bir akarsudur.

 ∇ İklim; genel olarak karasal iklim özellikleri gösteren Mardin ilinde, kış ayları soğuk ve yaz ayları çöl iklimi etkisi altında kaldığından dolayı kurak geçer. İlkbahar ve yaz aylarında çöllerden gelen toz taşımı etkisi altına giren Mardin’in, Nusaybin ve Savur ilçelerinde Akdeniz iklimi özellikleri de gözlemlenmiştir.

∇ Mardin Müzeleri; Şehirde mutlaka görülmesi gereken iki müze vardır. Bunlar; Mardin Müzesi ve Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi’dir.

∇ Cami ve Medreseler; Latifiye Camii, Melik Mahmut (Savurkapı) Camii, Eminüddin Medresesi, Harzem Medresesi, Hatuniye Medresesi, Sultan İsa Medresesi (Zinciriye Medresesi), Sultan Kasım Medresesi ve Kümbet, Şehidiye Medresesi, Ulu Camii, Zairi Camii, Zeynel Abidin Cami, Koçhisar Camii’dir. (Kızıltepe Ulu Camii)

∇ Manastırlar ve Kiliseler; Mardin’de bulunan manastır ve kiliseler;

ο Mor Behnam Kilisesi (Kırklar)

ο Meryemana Kilisesi

ο Mor Yusuf Kilisesi (Surp Hovsep)

ο Mardin’in merkezinde yer alan; Mor Efrem Manastırı

ο Mor Petrus – Mor Paulus Kilisesi

ο Mort Şmuni Kilisesi

ο Surp Kevork Kilisesi

ο Mor Hürmüzd Keldani Kilisesi

ο Mor Mihael Manastır

ο Şehir merkezine 5 kilometre mesefede olan Deyrüzzaferân Manastırı; milattan önceki dönemlere ait bölümleri içinde barındırır ve dördüncü yüzyılın sonlarında yapıldığı biliniyor.

ο Deyrulumur Manastırı

ο Mor Yakup Manastırı

ο Meryemana Manastırı

ο Mor Dımet Manastırı

ο Mor Evgin Manastırı

∇ Mardin Kaleleri; Mardin Kalesi, Kız Kalesi, Erdemeşt Kalesi, Arur Kalesi, Dara Kalesi, Rabbat Kalesi, Dermetinan Kalesi, Zarzavan Kalesi, Savur Kalesi, Aznavur Kalesi, Rahabdium Kalesi (Hafemtay), Merdis Kalesi (Marin), Haytam Kalesi (Turbdin – Dimitriyus) El Nıhman Kalesi’dir

∇ Mardin El Sanatları; Mardin’de sıklıkla rastlayabileceğiniz el sanatı örnekleri ise, Telkari, Bakırcılık, Ahşap oymacılığı, Semercilik, Bitkisel Sabunculuk ve Ev şarapçılığıdır. (Bu arada şarap ve şarapla ilgili merak ettiğiniz her şeyi Yasak Aşk “Şarap” adlı yazımda bulabilirsiniz.)


Mardin’de Mutlaka Görülmesi Gereken 10 Yer

Tarihi, mimari yapısı ve masallardan çıkmış gibi görünen yapıları ile Mardin gezginlerin uğrak yerlerinden biridir. Bununla birlikte her köşesi tam bir fotoğraf karesi olan Mardin bakmakla hissedilemeyecek kadar özel bir şehir. Dilerseniz Mardin’de gezilip görülecek yerleri birlikte öğrenelim.

Dara Harabeleri

Mardin’in en çok turist ağırlayan yerlerinden biri olan Dara Harabeleri; Mardin’in Güneydoğusunda, Nusaybin’e yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta bulunan Nusaybin Karayolu üzerinde ki Oğuz Köyü’nde yer alır. Tarihin tozlu sayfaları ardına saklanmış olan bu harabeler, eşsiz bir yapı olmakla birlikte sizlere güzel bir anı vaat ediyor.

Altunboğa Medresesi

Bir gezginseniz ve yolunuz Mardin’e düştüyse mutlaka görmeniz gereken yerlerden birisidir Altunboğa Medresesi. Tarihi olarak bir Kitabesi olmadığı için ne zaman yapıldığı net olarak bilinmeyen medrese; bazı kaynaklara göre; Melik Mansur’un veziri olan Altunboğa tarafından inşa ettirilmiştir. Bu da yine tarihin eski yollarından başka bir medeniyete ulaşmak demek. Mardin’de misiniz? Haydi o zaman bu medreseyi ziyaret etmeye.

Deyrulzafaran Manastırı

Mardin’in en eski yapılarından biri olan Deyrulzafaran Manastırı’nın Mardin kuruluşuna kadar indiği düşünülüyor. Manastırda dikkatinizi çekecek ilk şey tavanında ki taşlar olur sanırım. Manastırın tavanında bulunan taşlar, sıra halinde dizilmiş lakin taşların aralarında harç olmadan birbirine kenetlenip geometrik şekil verilmiştir. Bu da demek oluyor ki özel bir mimari tasarım harikası olan manastır sizler için mükemmel bir deneyim olacak.

Savurkapı Medresesi

Yapılışı hakkında net bilgiler olmamasına rağmen Artukoğulları döneminde inşa edildiği düşünülen Savurkapı Medresesi; sizlere Mardin tarihi hakkında bilmediğiniz bilgileri verecek ve gizemlere ışık tutacaktır. Bununla birlikte Merkez ilçede bulunan Bab es Sur Cami’sinin yanında bulunması nedeni ile ulaşım çok kolaydır. Yani Mardin’e gittiğinizde ilk ziyaret edebileceğiniz yerlerden birisidir. Fakat medresenin kitabesi günümüze kadar ulaşmadığından yapılış tarihi hakkında net bilgiler yoktur.

Sabancı Kent Müzesi

Yine Mardin’in Merkez ilçesinde bulunan ve ünlü iş adamı Sakıp Sabancı’nın adını taşıyan Sabancı Kent müzesi; 2009 yılında hizmete girmiştir. Müze içerisinde Dilek Sabancı Sanat Galerisi bulunmaktadır. Sabancı Kent Müzesi; Mardin’in kentsel oluşumunu ve kültürünü anlatan bir yapıdır. Bununla birlikte yine ulaşımı kolaydır. Bu yüzden şehri gezmeden önce buraya uğramanızı tavsiye ederiz.

Mardin Kalesi

Şarkılara ve efsanelere konu olan Mardin Kalesi, Mardin’e gittiğinizde görmeden dönmemeniz gereken yerlerden biridir. Buram buram tarih kokan ve her taşından değer akan bu kale; şehrin tarihi için çok önemlidir. Sizlere eşsiz bir manzara ve bilgi dolu bir tarih turu sunacak olan Mardin Kalesinde vakit geçirmeye doyamayacaksınız.

Mardin Ulu Cami

Aslına bakılırsa ne zaman ve kim tarafından inşa edildiği bilinmeyen bu Ulu Cami, kapısında ki tarihe göre 1190 yılında inşa edilmiştir. Tarihin en eski sayfalarını oluşturan bu cami, görselliği ve mimarisi ile bir eşi daha bulunmayan bir yapıdır. Fakat dikkat çeken yanlarından birisi tek minareli olmasıdır. Bunun sebebinin ise bir yıldırım düşmesi sonucunda diğer minarenin yıkılmasına yormuşlardır. Bazıları ise minarenin bir depren sonucunda yıkıldığını savunmaktadır. Mardin’in en önemli yapılarından biri olan Mardin Ulu Cami; dört büyük mezhebe de hitap eder. Caminin kalan minaresinde ise on sahabenin isimleri yazar. Dini açıdan da tarihi açıdan da büyük bir önem taşır.

Mor Gabriel Manastırı 

Mardin’in Midyat ilçesine 23 kilometre uzaklıkla bulunan Süryani Cemaati’ne ait olan Manastır; Deyrulumur Manastırı olarak da bilinir.

Gelüşke Hanı

Geçmişle iç içe olan bu hanın tarihi dokusu, mimari yapısı ve işlemeli yapısı ile baş başa kalmak mükemmel bir his olacaktır. Her köşesinde gizlenmiş tarih kırıntıları ve her karış toprağında gizemleri ile Mardin’in en güzel yerlerinden biridir Gelüşke Hanı.

Kasımiye Medresesi

Türkiye’nin tarihi hazinesi olan Mardin’e yolunuz düştüğünde gezilecek o kadar çok yer var ki… Kasımiye Medresesi ise sadece bunlardan bir tanesi. Medrese yapısında en çok dikkat çeken şeylerden birisi; havuzlu bir avluya sahip olması. Bu havuzun simgelediği şey ise; hayat. Suyun ilk aktığı havuz bebekliği, ikincisi çocukluğu, üçüncüsü ve uzun ince olanı gençliği, dördüncü kısa havuz yaşlılığı ve suyun döküldüğü havuz ise mahşeri simgeliyor. Oldukça derin anlamlı bir mimariye sahip. Buraya yolunuz düştüğünde ilginç efsanelere ve hikayelere tanık olup, orada ki baş rollerin yerinde kendinizi hayal edebilirsiniz.


Midyat

Mardin ilinin saklı hazinesi olan Midyat. Midyat Mardin ilinin bir ilçesidir. Yüz ölçümü 1.394 kilometre olan Midyat’ın nüfusu 60.152’dir. Yüzeyi hafif dalgalı olan Midyat; az engebeli ve yer yer meşeliklerle kaplanmış geniş platolarla ve vadilerle bezelidir. Dilerseniz adına şiirler yazılan, efsanelere konu olan Midyat ilçesinin tarihini öğrenerek başlayalım.

Midyat Tarihçesi

Mardin’in bir ilçesi olan Midyat, farklılıkların bir arada kalarak oluşturduğu bir bütünün en güzel resmidir. Faklı dillerin ve dinlerin bir arada kaldığı yerdir Midyat. İslam’ın, Hristiyanlığın, Ezidiliğin… Türkçe’nin, Kürtçe’nin, Arapça ve Süryanice’nin bir arada konuşulduğu, diller ve dinler farklı olsa da saygı ve sevginin hep bir arada durduğu yerdir Midyat. Midyat Mardin’in içinde bulunan fakat Mardin’den bağımsız gibi olan bir ilçedir. Tarih boyunca birçok kez kuşatılıp talan edilen fakat her seferinde ayağa kalkıp tekrar toparlanan Midyat. Her zaman kendine ve içinde ki insanlarına tutulmuş silahlara göz yuman, nice ölümlerin intikam hırsı ile yanıp tutuşan Midyat. Açık pencerelerinden içeriye giren rüzgarın, törelerin aldığı canın hesabını yapan Midyat. Ey İnsanoğlu! diye seslenmek isteyen, her seferinde bu canilerin insan olamayacağını hatırlayan Midyat.

Tarihin hemen hemen her sayfasında başka başka medeniyetlerin egemenliği altına girip, çıkan Midyat; son olarak I. Dünya Savaşı döneminde “Ferman” yılında kasabanın üçte ikisinin hayatını kaybettiği dönemde karanlığı yaşamıştır. Daha sonraları is kendini toparlamış ve yaralarını sarmıştır. 1930 yılından sonra Midyat göz yaşlarını silip, başını kaldırmıştır ve kiliseler, evler, mekanlar onarılmıştır. Midyat’ın kalbi yeniden atmaya başlamıştır. Zaten kalbi atan bir Midyat’ta yerleşim düzeni de zamanla oturmuştur.

Mardin’in saklı hazinesi Midyat; ilin en geniş ve en kalabalık ilçelerinden biri olup, denizden yüksekliği 1070 metredir. İlçeye bağlı olan 43 köy ve mezraa bulunmaktadır. Midyat’ta yaşayan halkı anlatmak gerekirse; Müslüman olarak, Türkler, Kürtler ve Araplar yaşamaktadır. Hristiyan olarak ise; Süryaniler, Ermeniler ve Keldaniler bulunmaktadır. Bu grup ise kendi arasında Katolik, Ortodoks ve Protestan olarak üçe ayrılır. Bunların yanında sayıca az olan Ezidiler de Midyat’ı evleri olarak görüyorlar. Tüm bunlara bağlı olarak Midyat’ın diğer adı; Diller ve Dinler Şehri’dir.

Midyat’ın bir üyesi olan Süryanilerin milattan önce ki tarihleri eski Mezopotamya’da yaşayan uluslara dayanmaktadır. Kökleri ise Mezopotamya’nın köklerine kadar inmektedir. Yukarı Mezopotamya’nın yazılı tarih evresi ise Asurlar ile başlar. MÖ 3000 yıllarında Sümer’in kuzeyinde yer alan Asurlar ve Akadlar, Fırat’ın orta bölgesinde birçok bağımsız site devleti kurmuşlardır.

Kısacası Midyat ilk yerleşim biriminden oluşmuş ve dillerin, dinlerin birleşme noktası olmuştur. Güneydoğu Anadolu bölgesinin en gelişmiş ilçelerinden biri olan Midyat, 1990’lı yılların başından itibaren okur yazarlık oranında büyük bir ilerleme kaydetmiş olup; geçim kaynağını tarım ve hayvancılıktan karşılamaktadır. 2000’li yılların başından itibaren ise Telkari (Gümüş İşleme Sanatı) yeniden canlanmış ve endüstri haline getirilmeye çalışılmıştır. Tüm bu çalışmalarda iç ve dış turizmin gelişimine ışık tutmuştur. Midyat’ın kendine has mimarisi ile inşa edilmiş olan Midyat Evleri ise bambaşka bir konudur. Sadece bununla da kalmayıp, Taş İşleme Sanatı (Nahid)’de Midyat için başka bir önem taşımaktadır.


Midyat’ta Görülmesi Gereken 5 Yer

Mardin’e bağlı olan ve en gelişmiş ilçelerden biri olan Midyat’a yolunuz düşerse, rehberinizin biz olması dileği ile. Mardin Midyat’ta mutlaka görülmesi gereken 5 yeri sizlerle buluşturduk.

Cevat Paşa Camisi

Midyat’ın kalbine yapılan bu caminin inşa tarihi 1915 yılıdır. Cami adını aldığı Cevat Paşa Tarafından inşa edilmiştir. Mimarisi ve tarih kokan duvarları ile dikkat çeken caminin yapımında Midyat Taşı kullanılmıştır. Cami Kalın duvarlıdır ve avlusu bulunmaktadır. Bitkisel motifler ile süslenen duvarları ise oldukça dikkat çekicidir. Midyat’a gelenlerin mutlaka görmesi gereken bir yerdir.

Mor Gabriel Manastırı

Midyat ilçe merkezine 18 kilometre uzaklıkta bulunan Mor Gabriel Manastırı; dünya üzerinde ayakta durmayı başarabilen en eski Süryani, Ortodoks Manastırıdır. Mor Gabriel Manastırı; 397 yılında Mor Şmuel (Samuel) ve onun öğrencisi Mor Şemun (Simon) tarafından, bir Zerdüşt tapınağının kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. Bir diğer ismi ise; Deyrulumur Manastırı’dır. Manastırın asıl amacı eğitim vermektir ve burada birçok rahip ile eğitmen yetiştirilmiştir. Eski doğallığını koruyup yapısından bir şey kaybetmeyen Manastır, ziyaretçilerine açıktır. Turistlerin ve yerlilerin uğrak yerlerinden biri olan Manastıra mutlaka uğramalısınız.

Meryem Ana Kilisesi

Midyat ilçesinin merkezine bağlı olan Anıtlı Köyünde bulunan Kilise; 1860 yılında Patrik Antuan Semheri tarafından inşa edilmiştir. Meryem Ana Kilisesi 21 sütun üzerine oturtulan bir yapıdır. Günümüze kadar fazla hasar almadan gelen kilisenin mimarisi ise kendine hastır. Dünyada bir eşi daha olmayan Meryem Ana Kilisesi yapısı bakımından özeldir. Hikayelerinin ve mimarisinin üzerinizde bırakacak etki uzun süre kalıcı olacaktır.

Midyat Kent Müzesi

Midyat ilçesinin merkezinde bulunan kent müzesinde aklınıza gelebilecek ve Midyat tarihinde büyük öneme sahip olan medeniyetlere ait eserler bulunmaktadır. Bu yapılar ve eserler ise sırası ile; Sümer, Akad, Mittani, Hitit, Asur, İskit, Babil, Pers, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemine aittir. Bununla birlikte müzede günlük yaşama ait eserler de vardır. Midyat ilçesine ait olan halı, kilim ve el dokumalar ile yapılan ürünler de bulunmaktadır. Midyat ilçesine düşen yerli ya da yabancı tüm turistlerin ilgisini çeken bir müzedir.

Midyat Beyazsu

Beyazsu Midyat ilçesinin ortalama 15-20 kilometre güneyinde ve Nusaybin ilçesinin yaklaşık olarak 20-25 kilometre kuzeyinde iki ilçeyi birbirine bağlayan kara yolu üzerinde yer almaktadır. Midyat’tan kaynağını alan Beyazsu Nusaybin’e doğru bir yol çizmiştir kendine. Mardin’in kurak ve ağaçsız olduğunu hepimiz biliyoruz sanırım. Beyazsu deresinin serin ve berrak suyu ise bu çöl serabının içinde bir vaha gibi kalıyor. Mardin ilinin su gereksinimi de Beyazsu’dan karşılanıyor. Bununla birlikte yaz aylarında; yeme-içme, dinlenme, piknik ve bir gezi alanı da oluyor.


Mardin ve Midyat Mutfağı

Bir yeri tanıtırken en önemli maddelerden birisi de yemek kültürüdür. Yazımızın bu bölümünde de Mardin ve Midyat mutfak kültüründen bahsedeceğiz. Mardin gezisinde uğrayacağınız ilçelerden biri olan Midyat’ta aç kalmamak ve yeni lezzetler keşfetmek için ne yenir? sorusunun cevabını veriyorum.

Türk mutfağında önemli bir yer tutan Güneydoğu Anadolu mutfak kültürü ile damak tadınız benzeşiyor ise kesinlikle aç kalmayacaksınız!

İşkembe Dolması: Kibbe

Mardin’in en meşhur yemeklerinden biri olan Kibbe ya da bazılarına göre Kibe olarak bilinen bu yemek; bir çeşit işkembe dolmasıdır. Mardin’e uğradığınız zaman mutlaka tadına bakmanız gerektiğini düşünüyorum. Dilerseniz evlerinizde de yapabilirsiniz. Yapımı biraz zahmetli fakat yemesi zevkli olan bir yemektir.

İçine konulan malzemeler ve dikkat edilmesi gereken noktalar; kuzu ya da oğlak işkembesi kullanılarak yapılan ve fazlaca özen isteyen bir dolmadır Kibbe. İşkembenin et, pirinç, nane, yeni bahar ve arzuya bağlı olarak nohut ile doldurulması sonucunda oluşan bir lezzet. Doyuruculuk ve tat konusunda Mardin’de çok seviliyor ve tercih ediliyor.

Mardin Usulü İçli Köfte: İrok

Birçoğumuzun tadına doyamadığı, yemekten hiç bıkmayacağı bir lezzettir içli köfte. Türkiye’nin hemen hemen her yerinde yapılan ve sevilen içli köftenin güzelliğinin baharatlar ile taçlandırıldığı ve lezzetinin doruklara ulaştığı bir çeşididir İrok. Yapması bir hayli zahmetli fakat yemesi bir o kadar güzel olan içli köfte Mardin’in de baş tacı. Eğer gezi rehberinizin bir köşesinde Mardin bulunuyorsa, kesinlikle içli köfte yemeden dönmeyin.

İçli Köftenin Haşlaması: İkbebet

Biraz önce bahsettiğimiz içli köfte çeşidi olan İrok’un haşlamasının daha sağlıklı ve lezzetli olacağını düşünenlerin bir yemeğidir İkbebet. Kızarma sevmeyenlere ve sağlıklı beslenmek isteyenler için İkbebet ideal bir yemektir. Mardin’in göz bebeklerinden biri olan İkbebet, haşlama içli köfte olarak geçer.

Bu lezzeti her yerde yiyebilirsiniz fakat ana vatanı Mardin’dir ve öğle yemeği için birebirdir.

Soğan Kebabı

Bu pek benim damak zevkime uymasa da çok lezzetli bir görüntüye sahip. Mardin’de bir akşam yemeği için ideal olan soğan kebabı; soğan, baharatlı özenle hazırlanmış olan kıymalı harç ve salçalı suyun birleşiminin dikkatlice pişirilmesi sonucunda ortaya çıkıyor.

Yapılan harcın ceviz büyüklüğünde yuvarlanması ve yarım soğanların içine doldurulup salçalı su ile bulanmasının ardından fırınla olan randevusu ve işte hazır. Keyifli ve lezzetli bir yemek zamanı.

Misafir mi Geliyor? Kaburga Dolması

Uzaktan gelen misafiri en iyi şekilde ağırlamak Türk kültürünün değişmez bir parçasıdır. Bunu biliyoruz. Peki ya bu misafire ne yemek yapılmalı ki; “Ooo çok zahmet etmişsiniz! Ellerinize sağlık, pekte güzel olmuş!” gibi cümleler duyulsun. Tabi ki kaburga dolması! Dev gibi bir kaburga içine; kuşbaşı doğranmış dana eti, pirinç ve adını bile bilmediğimiz baharatlar giriyor. Sadece bu kadarla da kalmıyor! Yanına yapılan ve içinde maydanozdan dolmalık fıstığa, bademden kuş üzümüne kadar birçok malzemenin bulunduğu pilav ile servis ediliyor. Dört ya da beş, hatta belki  on kişilik bir sofra. Gelsin misafir gelebildiği kadar.

Bol Etli: Dobo

Mardin ve Midyat mutfak kültüründe bolca et yemekleri ile karşılaşacağınızı söyleyebiliriz. Türkiye’nin en ünlü mutfaklarından biridir. Dobo ise; Mardin ve Midyat’ın en ünlü yemeklerinden biri olup, lezzeti dillerden dillere dolaşan bir yemektir. Kuzu kol ile yapılan bu yemek misafirlerin ve turistlerin oldukça dikkatini çekiyor. Unutmadan bir kişi için hayli doyurucu olduğunu da söyleyebiliriz.

Bu Nasıl Ad Demeyin! Fikriye

Adı gibi kendisi de bir hayli özel olan bu yemek, Mardin’in en önemli yemeklerinden biridir. Geleneksel bir yemek olan Fikriye; içinde kuş başı doğranmış kuzu eti ve çağla bulunan eşsiz bir lezzet. Genellikle üzerine limon sıkılıp ve ince kıyılmış maydanozların serpilmesinden sonra servis edilen bu yemeğin kokusu da çok özel. Ekşili ve lezzetli. (Ağzınızın suyunun aktığını biliyorum, zira yemekler çok lezzetli gözüküyor!)

Bir Mardin Klasiği: Kiliçe

Mardin şehrinin özel olduğu kadar mutfak kültürünün de özel olduğunu da fark etmişsinizdir. Kiliçe, kliçe ya da Mardin çöreği de denilen bu lezzet hemen hemen her sofrada görebileceğiniz bir çörek. Farklı isimleri olsa da kiliçe özünde un, şeker, süt gibi temel malzemelerin; mahlep, anason ve rezene gibi alışılmışın dışında tatlarla olan randevusundan ortaya çıkıyor. Siz yesem mi? Yemesem mi? diye düşünürken bir bakmışsınız, ikinciyi yiyorsunuz.

Yine Farklı Bir Tat: Sembusek

Adının alışılmışın dışında olduğunun farkındayım. Fakat Sembusek; kapalı bir lahmacun ya da pide olarak düşünebileceğimiz, et ve hamurun bir araya geldiği lezzetlerden biri. Genellikle sac üzerinde yapılan bu lezzet, evlerde ya da fırınlara verilerek teslim alınabiliyor. Gezerken karnınız çok acıktıysa eğer bir yere girip bunlardan yiyebilirsiniz. Tadı da görüntüsü gibi enfes olan bu pideyi bir kez daha isteyeceksiniz.

En Farklı Yahni Çeşidi: Alluciye

Erikten yahni mi olurmuş diyenler için çok güzel bir tarif! Yemeğin ana malzemesi, Mardin’in vazgeçilmezi kuş başı kuzu eti ve yanında ise sevilen eşi erik. Bir yere oturduğunuzda sofranıza gelen bu yahninin şekli o kadar dikkatinizi çekecek ki tadına bakmaktan kendinizi alı koyamayacaksınız. Bir çatal aldıktan sonra ise bu lezzetin hepsini bitirmek isteyeceksiniz. Mardin’in en sevilen yemeklerinden birisi olan Alluciyi her yerde yemek mümkün.

Farklı Bir Tat Daha: Accin

Türkiye’nin en zengin mutfaklarından biri olan Mardin mutfağını ne tatması ne anlatması biter. Fakat buna da değinmeden geçemeyeceğiz. İçinde dana eti, bulgur, salça, baharatlar ve üzerinde yumurtası ile Accin, hafif bir yemek olarak sizleri bekliyor. Akşam yemekleri için en çok tercih edilen lezzetlerden birisi olduğunu da söylemeden edemeyeceğim.

Pekmezi Hiç Böyle Tatmadınız: Harire Tatlısı

Hep akşam yemeklerinin ve öğle yemeklerinin baş taçlarından bahsettik. Birde tatlılardan bahsedelim. Pekmez, un, toz şeker ve tarçın gibi basit, temel ve birbirine çok yakışan malzemelerin birbirlerine olan aşkı ile hazırlanan harire tatlısı akşam yemeklerinin son sahnesinde ortaya çıkıyor. Üzerine serpilen bol cevizle bir kase yemeniz ertesi günün enerjisini depoluyor. Tadı da normal tatlılardan daha hafif ve bir hayli lezzetlidir.

Basit Bir Tatlı Kelimesi Onu Tanımlayamaz! Zingil

Türkiye’nin en zengin mutfaklarından biri olan Mardin mutfağının en beğenilen tatlılarından birisi olan Zingil, lokma tatlısına benzerliği ile bulunur. Malzemeleri içine katıldıktan sonra hazırlanan hamurun, kızgın yağda kızartıldıktan sonra şerbet ile buluşması sonucunda hazır olan hamur tatlısı. Mardin’in en sevilen lezzetlerinden biri olup oraya giden birinin mutlaka yemesi gereken bir tatlı.

Yemekten Sonra Bir Kahve Olmaz mı? Tabi ki: Mırra

Yemekleri ve tatlıları yedik peki ya bunu güzel bir kahve ile taçlandırsak! diyenler için; Mardin’in gözdesi mırra. Şekersiz ve sert kahve sevenlerin damak tadı ile aşk yaşayacak bir kahve olan mırra, Mardin’de sık sık yapılır. Peki ya mırra nasıl hazırlanır derseniz; kahvenin bir kaç kez demlenmesi ile hazırlanır. Fakat mırra diğer kahvelerden o kadar serttir ki, Türk kahvesi fincanından küçük kulpsuz bardaklarda az bir şekilde servis ediliyor. Çok az bir şekilde servis edilen kahveden bir yudum aldığınızda kendinizde ki değişime tanık olacaksınız. Bu arada burada içtiğiniz kahve ile Mardin’de içtiğiniz bir olmaz! Afiyet olsun.


Buraya bir de şiir bırakıyorum okumak isteyenlere!

MAR ŞABİL ÖNÜNDE DURAN KADINA ŞİİR

O kadın niye durur Mar Şabil kilisesi önünde
Mar Şabil’in Midyat içinde durduğu gibi…

Şair, sen niye durursun, zaman niye durur
Kalbin yarası, ki candandır bir de hicrandan
Eser hüzün rüzgarı, ne can kalır ne hicran
Mardin’im Ben…
Taşın ve İnancın Şiiri

Sokaklarımın labirentlerinde
günün ve gecenin kanaviçesi
kiminde ezan sesleriyle dokunur
kimi zaman çan…

Ses bende bulur akustiğini,
benim dar ve ince sokaklarımda…
Abbarada.

O tünellerin, o sokakların taşları…
o taşların özel bir dili vardır: O dil
Süryani kiliselerinin çan seslerindedir,
camilerin minarelerinde,
tavus kuşunu, daireyi kutsayan
Yezidilerin inancında…

O dili konuşan ve anlayanım ben
Mardin’im ben…
Taşın ve İnancın Şiiri

Yüzümün bir yanı Deyrulzafaran’dır
Bir yanı Ulu Cami
ayaklarımın altında uzanır
Mezopotamya.

Doğu’nun ve Batı’nın kervanları
benim beşiğimde açarlar ipeğin ve
hayatın,
baharatın ve ölümün, ketenin ve tütünün
sırrının kundağını…

Ben, bedenini kaleler üzere inşa etmiş
Mardin kenti…

Ben taşın ve inancın şiiriyim…
Ben Mardin’im çünkü!

Bir sonra ki şehir yolculuğumuzda görüşmek üzere!

You may also like

Share

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here