Küllerin Serüveni: Kremasyon

1

Ölüm; insanoğlunun gücünün yetmediği tek gerçektir. Soğuk bir mezar taşına dokununca anlıyorsunuz bu gerçeğin, hayatın boyunu aştığını. Kimilerini ayırırken, kimilerini buluşturur, kimilerine göre sonsuz bir başlangıç iken, kimilerine göre ise karanlık bir sondur. Bu başı sonu belli olmayan olguya, büyük bir saygıyla yaklaşmayı da ihmal etmez insanoğlu. Ölülerini ya toprak ananın bağrına bırakırlar ya bir odanın içine saklarlar ya da ateşin onlara bıraktığı küllerini evlerinin baş köşesine koyarlar. Tabii külleri savuranlar da var bir uçurumdan. Şimdi gelin size havada uçuşan bu küllerin serüvenini anlatayım.

Bu serüvene kremasyon adını veriyoruz. Latince “cremare” kökünden türeyen kremasyon, dilimize ölü yakma olarak çevrilmiştir. Ölen kişiden geriye sadece küller kalana kadar yanmasını amaçlayan bir uygulamadır. Tarih öncesi dönemlerde, kremasyon çok tercih ediliyordu. Türkler de dahil olmak üzere birçok ırk benimsemişti kremasyonu. Ceset ateşler içinde yanarken ruhunun göğe yükseldiğine ya da günahlarının affedildiğine inanılıyordu. Dinlerin kabulüyle bu uygulama zamanla etkisini kaybetti. 1800’lerde Batı Kültürünün kremasyonu yeniden benimsemesi gündeme geldi. 1873 yılında Prof. Bruno Brunetti, kremasyon fırını olan krematoryumu geliştirerek Viyana’da sergiledi.
1896 yılında yapılan tıp konferanslarında ise kremasyonun dünyanın ve insanların geleceği için daha uygun olabileceği düşünüldü. Bu açıklamadan sonra Avrupa, Amerika ve Avustralya’da hızla yayıldı.

Kremasyon Öncesi ve Sonrası

Kremasyon öncesi ceset, gerekli izinler alınana kadar morgta bekletilmelidir. Ülkelere göre bu izin süresi değişkenlik gösterebilir ama ortalama süre 48 saattir. Bu süreçte DNA örneği ve kimlik bilgileri alınarak kayıtlara geçirilir. Varsa kişinin vasiyetine göre organları alınabilir. Ceset vücudundaki protezlerden ve metallerden temizlendikten sonra krematoryuma uygun tabuta konulur. 3 şahit ve ailenin izniyle cesedin yakılma işlemine başlanır. Yaklaşık 80-120 dakika boyunca ceset 1090 derece sıcaklıkta yanar. Bu süreçte herhangi bir yanık kokusu duyulmaz. Yanma işlemi bittikten sonra soğuması için beklenir. Elbette kemiklerin tamamen yanması söz konusu değildir. Özel mekanik aletlerle öğütülen kemikler toz haline getirilir. Santrifüj, adı verilen özel bir aletle ise tabutun ve cesedin külleri ayrıştırılır. Urne adı verilen kaplara konulan bu külleri, kişinin yakınları ya toprağa gömerler ya saklamayı tercih ederler ya da savururlar. Küllerden ve yanmayan kemiklerden takı yapmayı ya da külleri küçük bir şişenin içinde koyup boyunlarında taşımayı tercih edenler de yok değil.

Kremasyon ve Dinler

Kremasyonu, gelenek haline getiren dinler günümüzde mevcuttur. Bunlara örnek olarak Hinduzm ve Budizm gösterilebilir.
Hinduzm’de yeniden doğuş yani reenkarnasyon inancı vardır. Eğer kişi iyilik ve güzellikle yaşamını süslerse iyi talihle, eğer kötülükle süslerse daha kötü bir talihle devam edecektir ikinci hayatına. Mesela fakir biri hayatını iyilik yaparak geçirmişse, diğer yaşamında daha zengin biri olarak hayata gelecektir. Bunun için kişinin külleri Ganj nehrine dökülmeli ve Tanrısı Şiva’ya ulaşmalı… Hinduizm’de ceset yakma süreci törenle yapıldığı için uzun sürer. Ceset önce bir beze sarılır ve çiçeklerle süslenir. Ganj nehrinin kenarına getirilen cesedin bezi açılır ve kişinin başına nehirden biraz su döküldükten sonra tekrar bez kapatılır. Nehrin kenarında basamaklar vardır. Bu basamaklar kast sistemine göre oluşturulmuştur. Toplumda yüksek bir statüye sahip olanların basamağı en üst basamaktır. Başına su dökme uygulamasından sonra kişinin statüsüne uygun basamağa odunlar yerleştirilir ve ceset bu odunların üzerine konulur. Ölünün üzerine özel bir yağ dökülür. Eğer ölen kişi kadınsa evin küçük erkek çocuğu, eğer erkekse evin büyük erkek çocuğu binlerce yıllık yanan ateşten bir parça alır ve onu cesetle buluşturur. Ceset yanana kadar yakınları başında bekler, kokuyu ciğerlerine hapsederler. Bu uygulamaya sadece bebekler dahil edilmez. Çünkü onların cesetleri direkt olarak Ganj nehrine bırakılır.

Tıpkı Hindular gibi reenkarnasyon inancını benimseyen Budistlerde ise bu süreç daha farklıdır. Ölen kişiye en güzel kıyafetleri giydirilir. Sadece sağ eli dışarıda kalır ve yüzü açık bir şekilde sırt üstü yatırılır. Rahipler ve ölen kişinin yakınları, sağ ele su dökerek dua ederler. Bu, kişinin günahlarının bağışlanması için yapılır. Eğer kişi varlıklı biriyse evinde 7 gün bekletilir, fakir biriyse 7 gün beklemesine gerek yoktur. Üçüncü günün sonunda yakılabilir.

7 günün sonunda ölü, rahipler eşliğinde tapınağa götürülür. Yüksek bir alana konulduktan sonra dualara ve ayinlere burada da devam edilir. Ölen kişinin ailesine, ziyaretçiler tarafından para ve hediyeler verilir. Cenaze töreninde aile üyeleri ve ziyaretçiler kesinlikle ağlamazlar. Çünkü reenkarnasyon inancına göre ölüm bir son değil, geçiş sürecidir.

Bu son törenin ardından ceset, rahipler eşliğinde krematoryuma götürülür ve yakılır. Külleri bir kaba konularak ailesine verilir. Aile külleri belli bir süre sakladıktan sonra nehire, göle, denize ya da istedikleri bir yere savurabilirler.

Görüldüğü gibi kremasyon işte bu iki dinle iç içedir. Hristiyan olanlar arasında da kremasyon uygulamasını yaptıranlar vardır ama büyük çoğunluğu gömülme taraftarıdır.

Kremasyona karşı buzlarını eritmeyen iki din ise Islamiyet ve Yahudiliktir. Yahudiler, II. Dünya savaşı sıralarında yaşadıkları holokostun etkisiyle doğal olarak kremasyona karşı pek sıcak bakmazlar. İslamiyet’te ise ölüyü yakma caiz değildir. Her iki dinde, ölülerini gömmeyi tercih ederler.

Müslüman birine kremasyon yapılsa dinden çıkar mı?

İslam dinine göre ölülerin kefenlenip toprağa gömülmesi daha uygundur. Kuran-ı Kerimde de dolaylı olarak değinilmiştir buna.

“Derken Allah, ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi; karganın yaptığını görünce, “Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim ben?” dedi ve pişman olanlardan oldu!”
Maide suresi 31. Ayet

Ama Müslüman olduğu halde kremasyon isteyen birinin, gerekli izinleri aldıktan sonra yaptırması kişiyi dinden çıkarmaz. Çünkü Müslümanlık, doğum ile ölümü kapsayan bir süreçtir. Ölüm geldikten sonra, geriye kalan cansız bir bedenin yakılması bu süreci etkilemez.

Türkiye’de Kremasyon

Ülkemizde kremasyona karşı bir engel yoktur.
Bu uygulama hakkında 1930 yılında Umumi Hıfzısıhha Kanunu altında bizzat değinilmişti. Kişinin küllerinin özel bir odada saklanması şartıyla izin için gerekli üç şey vardı:
1-) Kişinin yakılmasında bir sakınca olmadığına yönelik doktor raporu
2-) Bu vasiyeti onaylayacak 3 kişinin şahitliği
3-) Kişinin cinai bir olayının olmadığına dair polis raporu.

O zamanlar Mustafa Kemal’in de izniyle Zincirlikuyu Mezarlığına ilk krematoryum yapılmıştı. Ama kimseden talep gelmeyince kapatıldı ve otoparka dönüştürüldü. Günümüzdeyse Sivas’ta krematoryum üretimine başlayan ve bunu ticarete döken bir firma vardır. Bu sayede Türkiye, dünyada krematoryum üretiminde beşinci sırada yer almayı başardı. Böylece artık kişinin talebi üzerine bu işlem kolaylıkla yapılabilir. Anayasasının 2. maddesine (laiklik) ve 24. maddesine (din ve inanç özgürlüğü) göre bu alenen ortadadır. Hatta 2008 yılında ölen ünlü opera sanatçısı Leyla Gencer, İtalya’da yakıldıktan sonra külleri İstanbul’a getirilmiştir. Yapılan cenaze töreninin ardından vasiyeti üzerine külleri boğazın sularına karışmıştır.

İşte savrulan küllerin serüveni böyledir. Sahi size hiç kül ulaştı mı?

Share

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here