Kudüs Meselemiz ve Kardeşlik Sorunumuz

0

Meselemiz Kudüs! Ama sorunumuz bu değil. Sorunumuz iman, kardeşlik ve ümmet şuuruna sahip olamamaktır. İnsanlık karmaşasının yaşanmasıdır. Bu durumu da en güzel şu hadis açıklıyor;

Sevban (ra) rivayet edildiğine göre, Resulullah Aleyhisselam şöyle buyurdu;

“Yakında milletler, yemek yiyenlerin (başkalarını) çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi size karşı savaşmak için birbirlerini davet edecekler” buyurdu. (Orada bulunanlardan) biri;

“Bugün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” dedi.

Resulullah Aleyhisselam;

“Hayır aksine siz o gün kalabalık fakat selin önündeki çer çöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın gönlünden sizden korkma hissini soyup alacak, size de vehni musallat edecek” buyurdu.
Yine bir adam, ”Vehn nedir?” diye sorunca.
“Dünyayı sevmek, ölümü istememektir” buyurdu.

Burada da ifade edildiği gibi şu an çer çöp gibiyiz ve dünyalıklara bağlanmış ve dünya için çalışır haldeyiz.
Demek ki zaaflarımızın ve güçsüzlüğümüzün sebebi dünyayı sevmek ve ölümden nefret etmektir.
Bu ümmet içerisindekini değiştirirse yani, dünyayı en büyük derdi olmaktan çıkarıp, dünyalıklara tamah etmez ise ve ölüme aldırış etmeksizin hakikatin savunuculuğunu yaparsa Allah (cc) zayıflıktan, güçülülük ve izzet sahibi olmayı; hezimet yerine zafer ve otorite ihsan edecektir biiznillah.


Akılları marifetle, kalpleri iman ile tazeleyecek erkek ve kadın ayırt edilmeksizin bu ümmetin genç, yiğit mücahid ve mücahidelerini gönüllerindeki imanın nuru ve teslimiyetin gücü ile aşamayacakları hiçbir engel kalmayacaktır. Fakat günümüz şartlarına bakarsak son zamanlarda meydana gelen dünya genelinde Müslüman halklara yapılan zulüm ve Müslümanların çaresizliğini toplarsak ortaya belli başlı sorular çıkıyor. Şimdi ise öncelikle bu soruların doğru olup olmadığını konusunu çözüme kavuşturmamız gerekir. Çünkü doğru soru sormadıkça cevaplarımız tatmin edici ve hareket ettirici güçte ve özellikte olamayacaktır.
Bu konuda akla gelen ilk sorulardan biri hatta belki birincisi bu sessizliğin ve ölüm uykusundan nasıl dirilineceğidir. Çünkü dünya geneli Müslümanlara bakıldığında bir çaresizlik ve ne yapacağını bilememe durumu mevcut. Öncelikli olarak bu sorunu ele almalıyız.
Benim çözüm önerim şudur;
Peygamberi bir mantıkla hareket ederek, ben Müslümanım diyen, ”la ilahe illallah” mantığına inanan her insanın öncelikli olarak yapması gereken şey: ”Gönlündeki imanı tazelemek.” Peki nasıl olacak bu tazeleme? Şöyle olacak, sanki ilk defa Müslüman olmuşcasına, İslam’ı ilk defa kabul etmişiz gibi Kur’an-ı Kerim ve sünnete dört elle sarılarak. Çünkü çölden bir gül yeşerten ve ölüyü dirilten, yoktan var eden Rabbimiz’in gösterdiği yoldan ilerlemektir. Zira ondan başka hiç kimseden medet beklenmez.
Geçmişten bu yana en büyük hatamız sürekli olarak olarak Batı Hegomonyası’nı taklit ederek bir yerlere çalışma arzumuz ve bunun getirdiği alışmış olmadığımız adeta buz bir zeminde ayakta durmaya çalışarak ve çoğu zaman yere çakıldığımız bir durum içerisindeyiz. Öyle ki Üstad Nuri Pakdil’in değişiyle, “Batıya bakıp durmaktan boynumuz tutuldu”
Asıl yapılması gereken kendi zeminimiz de bu tohumu ekmek ve köklerimizi bu zemine sabitleyerek her türlü fırtınaya ve güce karşı ayakta kalabilmektir.
Bu da ancak ve ancak evlerimizden dirilerek, bugün herkesin evinde bulunan ve bir köşede cuma akşamlarını, orucu ve kandilleri bekleyen Kur’anları ve de anlamlarını, asıl mahiyetini kavrayarak yani bir meali baştan sona okuyarak, nasıl bir Allah’a iman ettiğimize, nasıl bir topluluk olduğumuzu, tarihimizi ve bunun bize yüklediği sorumluluklarını dikkate alarak hayatımıza birebir uygulamalı ve sahabe mantığıyla, okuduğumuz ve anladığımız her ayetten sonra, hayatımızı ayetten önce ve sonra diye ikiye ayırarak adeta milat kabul ederek.
Ayrıca bu dinin yürüyen Kur’anı ve Kur’an ahlakıyla ahlaklanan, hem bir örnek hem bir önder hem bir öğretmen ve daha bir çok mahiyeti bulunun Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamı yakından ve kesin bilgilerle tanıyarak onun hayatından kendi hayatımıza aktarabileceklerimizi kavramaya başlarsak ve başlamışsa ilk adım başarıyla gerçekleşmiştir demektir.
Bu durum bizi kardeşliğe birliğe beraberliğe ve sorumluluk alarak, tarihi misyonumuzu yüklenerek hareket etmeye itecek ve bir canlanma söz konusu olacaktır.
İslam’a musallat edilen putlardan arındırmak için dinimizin ilk emri olan “ ikra “ düsturuyla ehl-i kitap ve Müslümanlık şuuruyla bize ufuk kazandıracak ve bakış açımızı değiştirecek çokça yardımcı kitaplar okuyarak âyetleri ve hadisleri kavrama özelliğimizi de geliştirebiliriz. Bu öncelikli olarak tarihimizi tanıma ile başlamalı.
İkinci sorunumuz, sorunumuz olmaktan çıkıp bir kriz haline dönen ayrışma, gruplaşma ve sertleşme ve markalaşma sorumludur bu sorunu üzerine ancak ve ancak birbirimizi dinleyerek, kendimizde de hata olduğunu, olabileceğini, herkesin %100 doğruyu veya yanlış olmayacağı bilinciyle özellikle ve öncelikli kimlik olarak Müslümanlığı benimseyerek, herhangi bir kuruluş adına değil, herhangi birini haklı çıkarmak adına değil, yalnızca ve yalnızca hakikati arama paydasında buluşarak ve Müslümana yakışır bir şekilde erdemli bir düsturla sorun arayarak değil sorunlara çözümleri tartışarak halledebiliriz ve özellikle ayrıştığımız konularda birbirimizden uzak durarak hareket edebilmeliyiz. ancak ortak sorunları ortak paydada beraberce halledebilecek kadar anlayış ve idrak sahibi olmalıyız.

Üçüncü sorumuz ise yanlış bir şekilde soru soruyor oluşunuzdur bunun ilk örneği “ Mescid-i Aksa elimizden giderse ne olur ?“ sorusudur böyle bir soruya ne kesin ne de doğru bir cevap vermek mümkün değildir çünkü en fazla vereceğimiz cevap ”kutlu bir mescidin elimizden gitmesi” olacaktır.

Soracağınız soru “ Kudüs ve Mescid-i Aksa elimize geçerse ne olur ? “ sorusudur. Çünkü bu soruyla gereken ve tatmin edici cevabı alabiliriz. Ve önceki sorumuz korku dolu bir sözden başka bir şey değildir. Aksine güç dolu bir soru sorarak haklı cevaplar alınabilir.
Gelelim sorunun cevabını; “ Mescid-i Aksâ’yınalırsak ne olur? “ Mescid-i Aksa bu ümmetin hatta bütün dinlerin ortak paydası ve mirasıdır. Bu mirası ancak ve ancak Allah’ın hakkı ile korduğu bir din vârisi kılınabilir. Her dini hoşgörü ile bakan ve kabul eden bir din.
Biliyoruz ki İsrail’in amacı orayı ele geçirmek ve büyük Ortadoğu tahtını kurarak dünyaya hüküm vermek. Yani Yahudilik dışında herhangi bir dini kabul etmeme mantığıdır.
Bu durum bunun önü alınmazsa İsrail Ortadoğu’da büyük bir fitne hatta daha da ileri giderek şunu diyebilirim ki Ortadoğu’nun da charli konumuna gelecektir. Sadece Müslümanlar için değil bütün dünya için bir tehdit unsuru oluşturacaktır. Siyonist hareket dünyanın sesine kulak çıkacak zaten sürekli atmakta olan zulmüyle bir kan emici canavar niteliğine dönüşecektir.
Bunun önüne almak için yapılması gereken düşmanı çok iyi tanımak ve ona göre hareket etmektir çünkü hepimiz biliyoruz ki İsrail ne ve bütün küresel güçler bizi yani Müslümanları Müslümanlardan bile daha iyi tanımaktadır. Bu bağlamda İsrail’i tarihi açısından değerlendirme almamız gerekir

1897- İsviçre Basel’de Theodor Herzl’in liderliğinde birinci Siyonist kongre toplandı. Bu kongrede dünya Siyonist teşkilatı kuruldu.

1917- Ekiminde Filistinde yahudilere milli yurt kurma imkanı veren Balfour deklarasyonunın yapıldı yapıldı.

1947- Birleşmiş Milletler Filistin’i bölme kararı aldı.

1948- İsrail kuruldu.

➡ 1967-  (5 Haziran) “ altı gün savaşında “ Kudüs-Batı Şeria-Gazze, İsrail tarafından işgal edildi.

Bugün bu acı olayları meyveleri topluyoruz. Bu meyvelerin en acı olanı ise İsrail’in 250 milyonun üzerinde Arabın ve 1 milyarı aşkın İslam aleminin gözü önünde Birleşmiş Milletler ve ona bağlı Güvenlik Konseyi kararlarını hiçe sayarak, günümüze kendisini yegane güç ve ilah olarak gören ABD’nin de desteğini alarak belirleyip plan veya yöntemlerle Kudüs’ü Yahudi’leştirme çabalarındadır.
Dünya satrraç tahtasında Amerika’nın oynadığı taşlara dönüştü. Büyük-küçük taş demeden umursamaz bir tavırla istediğini sağa bırakmakta istediğini öldürmektedir.
İsrail “turistik tünel” inşa etmek için Mescid-i Aksa’nın altını kazamaya devam ediyor. Bu da Mescid-i Aksa’nın yıkılması için büyük risk oluşturuyor.
Yakın bir zamanda da yıkılacağı tahmin ediliyor. Bu zaman İsrail tarafından biliniyor ve aslen İsrail tarafından tayin edilmektedir.
Bunun için uygun zaman kollayan İsrail bu zamanı da, Arapların Müslümanların bu işle ilgilenmeyi bırakıp kendi işlerini yönelecekleri zaman gerçekleşecektir.
Bu da İsrail tarafından belirlenen bir gündemle sağlanacaktır.
Amaç Mescid-i Aksa’yı ortadan kaldırıp yerine iddia edilen heykeli inşa etmektir.
Tüm bu olaylar olurken bizler hala Filistin’i, devletini, mültecilerini, başkentini iade edemeyecek boş bir barışı gerçekleştirmek için koşuşturup duruyoruz. Müslümanların maruz kaldığı büyük zulme ve haksızlığa rağmen, İsrail ve Netenyahu, daha önce bize dayattıklarınızı sözde barışı reddediyorlar.

Şüphesiz İsrail’in amacı, Nil’den Fırat’a, Lübnan’dan Hicaz’a kadar büyük İsrail hedefi ile; menfaatleri yayılmacı stratejisi ve bölgedeki çıkarlarıyla bağdaşan bir barışın peşindedir.
Dünya üzerindeki bazı durumlar ise bu yapıya olanak sağlamaktadır. Bütün bu olanları toplarsak sorunlar şu şekildedir;
⇒ Filistinlilerin teslimiyeti
⇒ Arapların acizliği
⇒ Müslümanların zaafı,güçsüzlüğü,
⇒ Genel bağlamda bütün Müslümanlar’da ayrışma, bölükleşme ve birbirinden uzaklaşma
⇒ Mutlak desteği
⇒ Dünyanın sessizliği(fiili işler yapmaması) neden oluşturmaktadır.

Bu durumun nedenlerine bakıldığında, Amerika’nın kendini ilah olarak görmesi, Araplar’ın Mısır’la olan sorunu, Filistinlileri içinde bulunduğu güçsüzlük durumu onları bir teslimiyete ve karşılıklı verememeye itmektedir. Aynı şekilde dünya sessizliğinin nedeni de onu canlı tutacak, hak söz söyleyecek, kınayıcının kınamasından ve zalimlerin zulmünden çekinmeyecek güçlü önderlerin bulunamayışıdır.
İsrail kendisi ile yapılan antlaşmaları her defasında ihlal ederek binlerce cana kıymış ve bir çok toprağı zulümle işgal altına almıştır.
İsrail mantının gücüne değil gücün mantığına inanan bir toplumdur.

İsrail’in Filistin üzerindeki zulmüne destek sağlamak amacıyla kuranı dahi tanık olarak göstermekten çekinmemişlerdir.
“ Ey kavmim! Allah’ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes topraklara gidin ve arkanızı dönmeyin, yoksa hüsrana uğramış olarak dönersiniz.“
(Maide 5/21)
Doğrusu şudur ki bu ayetin manası Filistin’e girmeleri gereğidir ve girdikleri anlamına gelmektedir bu ayı Hazreti Musa’nın onları zulümden kurtarıp isyankar tavırlar sergilediği ve kendilerini ;
“Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve Rabbim gidin savaşın biz burada oturacağız “ dediler ve ceza olarak 40 yıl çölde dolaştıktan sonra Filistin’e girmişlerdir.
Ancak bundan Allah’ın emriyle ebedi olarak orada kalmaları çıkartılamaz çünkü Yahudiler bu topraklardan 1000 yıl önce çekilmiştir.
Tarihi deneme bakınca bu Müslümanların çaresizliğin giderilmesi konusunda, Ümmet her zaman battı, ve bitti denildiği zamanlarda işin içinden daha güçlü parlak bir şekilde çıkmayı başarmıştır. Örneğin ümmetin, bölünmeler yaşadı ve gaflette olduğu bir dönemde batıda haçlı Seferleri doğuda tatar savaşlarına maruz kalmışlardır. Müslümanlar bir bir kalelerinden düşmüştür.
Fakat Allah daha sonra aslı Arap olmayan fakat Arap kültürünü İslamla tanıyan bazı kimseler ortaya çıkardı.
Bunlar biri Türk olan; İmadüddin Zengi ve oğlu Nureddin Mahmut, biri Kürt olan; Selahattin Eyyübi, Memluk sultanlarından; Seyfettin Kutuz ve Zahir Baybarstır. Paragraf başı sonunda haçlılar geri çekildi (hayal kırıklığıyla) tatarlar ise bölükler halinde Allah’ın dinine girdiler.
Tarih gösteriyor ki bu iş imkansız değildir ve Müslümanlar her zaman en düşük dönemlerinde bir uyanış yaşayarak yükseliş dönemine geçmişlerdir.
İsrail’in de en büyük korkusu Allah yoluna baş koymuş ve Şahadet’i arzulayan gençlerdir bu sebeple bir çok kişiyi de öldürdü. Örneğin Dr. Fethi Şikayetçi, Yahya Ayyaş, Halit Meşal. .Çünkü ayette de söylendiği gibi,“ Onlar Allah yoluna başlarına gelenlerden dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne de boyun eğdiler. Allah sabredenleri sever. Onların tek söyledikleri şey şuydu: Ey Rabbimiz günahlarımızı ve içimizdeki aşırıklarımızı bağışla ayaklarımıza sabit kıl kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et “
İsrail sözünde durmayan bir topluluktur ve onlarla anlaşma yapışmaz. Ayette de belirtildiği gibi “Onlar kendilerini anlaşma yaptığın halde hiç çekinmeden her defasında anlaşmayı bozdun kimselerdir. “ (Enfal 18 / 56)
İsrail geçmiş peygamberlerini ortaya koyarak Filistin’in ve belirttikleri alanların kendilerine ait olduğu iddiasıyla işgal hareketini sürdürmektedir. Ancak tarihe bakıldığı zaman belirtilen toprakların hiçbirinde o peygamberlerin toprak sahibi olmadığı görülmektedir.
Tüm bu olaylar ışığında İsrail’in sonradan Tevrat’a ekleme yaparak elde etmeye çalıştı Ortadoğu Müslümanların da dirilişi ile tekrar barış burada olmaya devam edecektir.
Öyleyse bizim yapmamız gereken onlar Tevrat ile bizle savaşıyorlarsa biz de Kuran’la onlarla savaşmalıyız.
Unutmayalım ki yarın bekleyin için oldukça yakındır Allah kimi zaman güçlü güçlendirir, kimi zaman güçlünün gücünü alır ve bu döngü böyle devam eder ki zulüm devamlı kalmasın.
Kudüs’ü veremeyiz çünkü İsrail bu topraklardan miladi beşinci yüzyılda Rumlar tarafından tamamen çıkartılmıştır. Bu yüzden İsrail’in bu konuda herhangi bir hak iddia etme talebinde bulunması doğru değildir.
Tüm bu olanlara rağmen biz umudumuzu korumaya devam edeceğiz çünkü eskilerden beri söylenilen haklı bir söz durumu şöyle ifade eder;
“Bir durumun, aynı hal üzere kalması muhâldir “
Kuran’da da şöyle geçer;
“O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz “
(Ali İmran 5 / 140)
Biz boş yere oturduğu yerden ümit edenlerden olamayız çünkü boş yere ümit ahmakların işidir. Müslümanlar sorumluluklarının gereklerini yerine getirerek ümidini korumaya Allah’ın kendilerine müjde dedikleri gücü elde edecekleri günü beklemektedirler.
Ayette buyuruyor ki “ Zalimler, nasıl bir inkılâbına evde öleceklerini pek yakında bileceklerdir. “
(Şu’ara 107/227)
Demokrasi artık insanların beklentilerini karşılayamaz bir hal aldı, artık yapılması gereken kendi zeminimiz de yani İslami bir zeminde mücadele etmektir.
Bu yüzden Müslümanlar ortak davası olan Kudüs ve diğer durumlar için için tamamen islami bir zemin içersin de yönetimlerini inşa ederek ve de İslam ümmetinin her bir ferdini koruyacak şekilde İslam devletlerinin çıkarlarını koruyacak şekilde bir ordu kurarak gerekli gücü elde edeceklerdir.
Müslümanlar diğer devletlerden korkmayı bırakıp Allah’tan korkma ya başlamadı sürece her zaman yer yüzüne ve yeryüzündekilere mahkum kalacaklardır ben söyledim sen şahit ol Yarabbi.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here