Korkusuz Gazeteci Bedii Faik’i Tanıyın..

0
Babıali'de bir dönem yazdığı hicivlerle ünlenmiş, çok sert bir üsluba sahip olan Bedii Faik (Akın) 1921 yılında Bandırma'da doğmuştur. İstanbul'da Kabataş Erkek Lisesi'nde okur. Lise eğitiminin ardından İstanbul Tıp Fakültesi'ne girdi ama tıp mesleğini sevemediği için okulu bitirmeden ayrılır
Babıali'de bir dönem yazdığı hicivlerle ünlenmiş, çok sert bir üsluba sahip olan Bedii Faik (Akın) 1921 yılında Bandırma'da doğmuştur. İstanbul'da Kabataş Erkek Lisesi'nde okur. Lise eğitiminin ardından İstanbul Tıp Fakültesi'ne girdi ama tıp mesleğini sevemediği için okulu bitirmeden ayrılır

 

Gazeteci vardır korkmadan kalemine güvenir yazar. Gazeteci vardır etrafım neder durumum ne olur diye düşünüp kalemine yumuşatıcı koymuş misali yazısını yazar..Bedii bey ise aldığı bilgi net ve doğruysa patronum veya o kişi bana ne eder düşüncesinde olmayan mert birisidir..Korkmadan da cevap verendir..Mesela kendisine bir gün Anadolu’daki bir meslek grubundan bir telgraf alır. Telgrafta, “Sizden nefret ediyoruz. Yazılarınızı artık okumuyoruz. Gazetenizi gene almaya devam edeceğiz ama tuvalet kağıdı olarak kullanmak için” yazıyordu. Ertesi gün Bedii Faik, bu telgrafı köşesine taşıdı ve bugüne kadar gelen şu ünlü cevabı verir:

‘Devam edin, devam edin, gün gelir kıçınız başınızdan akıllı olur.’

Denizdeki dalgalar gemiyi tehdit eder gibi olsada kendisine has bir savunma mekanizması vardı..

Peki kimdir bu  Bedii Faik …?

Babıali’de bir dönem yazdığı hicivlerle ünlenmiş, çok sert bir üsluba sahip olan Bedii Faik (Akın) 1921 yılında Bandırma’da doğmuştur. İstanbul’da Kabataş Erkek Lisesi’nde okur. Lise eğitiminin ardından İstanbul Tıp Fakültesi’ne girdi ama tıp mesleğini sevemediği için okulu bitirmeden ayrılır. Ve bir süre ticaretle meşgul olmuştur.

Ama gönül verdiği meslek gazetecilikti. Tasvir Gazetesi’nde başladığı fıkra yazarlığını, Tan, Milliyet, Yeni İstanbul ve Ulus gazetelerinde sürdürmüştür. Dili sert olduğu gibi Dp’ye karşı sert kaleminden dolayı 16 gün hapis cezası bile alarak gazeteside 15 gün kapatılmıştır.. Çeşitli gazetelerde uzun yıllar yazarlık yaparak, 1952’de Falih Rıfkı Atay’la birlikte Dünya Gazetesi’ni kurmuştur. 

Önceleri desteklediği Demokrat Parti iktidarına karşı sürdürdüğü sert muhalefetiyle adından çok söz ettirmiştir. 1965 seçimlerinin ardından Adalet Partisi’ni destekleyen bir çizgi izledi. 1975 yılında Dünya Gazetesi’ni sattı ancak fıkra yazarlığını sürdürdü. Yazdığı kitaplarda vardır;Tanya Dudu’, ‘Katalonya Ülkesi’, ‘ Matbuat, Basın derkeeen Medya’ adlı kitapları bulunuyor. Hürriyet ve Son Havadis gazetelerinde yazdı.  Gazeteciliği bıraktıktan sonra bir süre yurtdışında yaşayıp 16 Haziran 2015 te İstanbul’da vefat etmiştir..

Günümüzde gazeteciliğe nasıl bakardı düşüncesi neydi dersek..

Gazeteciliğimizi bence evvela ikiye ayırmalıyız. Yani gazete sahiplerinin yazar veyahut başyazar oldukları devre, ondan sonra gazete sahiplerinin tüccar oldukları devre. Yani şimdi; sizin devreniz, öteki de bizim devremizdi diyerek farkı ortaya koymuştur.. Gazetecilik devresi 1945 senesinde başlar. Ama benim patronluğum, zamanımdaki patronlardan farklıydı. Mesleğe gazete çalışanı olarak başladım, sonradan patron oldum. Diğerlerinden farkım budur. Yani ‘benim sermayem var arkadaş, Bab-ı Ali’ye gelip de Hür Gazete’yi çıkarıyorum’ demedim. Ben başka gazetelerde çalışa çalışa geldim, sonra Falih Rıfkı (Atay) Bey’le beraber olma bahtiyarlığına erdim. diyerek kendiside belli bir miktar para karşılığında ortak gazete kurarlar..

Nasıl bir patrondu diye sorarsak;

Şöyle söyleyeyim size; ben gazetemin sahibi Bedii Faik olarak en çok kazığı yazar Bedii Faik’ten yemişimdir. Çünkü ne bir işadamı dinlerdim, ne de bir banka… Nerede ters ya da katakullili bir iş görürsem hemen yazardım, anında ilan kesilirdi. O dönemde gazetelere en büyük baskı ve tavır alma sadece verilmeyen ilanlarla kendini gösterirdi. Başka türlü bir baskı asla kabul edilemezdi. Diyerek yeniden günümüz gazeteciliğini eleştirmektedir aslında …Böyle kalemi güçlü dili sivri yazara hiç teklif gelmedi mi tabii ki de gelmiştir ..Bakın ne cevap vermiştir : Biri bana ‘Efendim, tekrar  yazmayı düşünmez misiniz’ dedi. Ben de ‘Bir yazarın yazamamayı düşünmesi mümkün mü? Hiç aklından çıkmaz, daima aklındadır yazmak’ dedim. O da, ‘Bizi düşünmez misiniz ya da başka bir gazeteyi düşünmez misiniz yazmak için’ deyince, ben de ‘Bana teklif mi yapıyorsunuz’ dedim. O da, ‘Neden olmasın, farzedin ki teklif yaptım’ dedi. Ben de kendisine ‘Bakın, ben yüzme biliyorum diye beni davet edebilirsiniz’ dedim ve devam ettim ‘Nereye mi?  Plaja, denize, havuza davet edebilirsiniz. Niyahet bir nehire davet edebilirsiniz ama bir foseptiğe davet edemezsiniz’ dedim. Konuşma böyle sonlandı ve hemen kalktılar. Asansöre doğru ilerlerken, uzun boylu kameraman bana üstü kapalı teklif yapan kişiye ‘Adam size nasıl geçirdi’ diyerek güldü. Ben de hemen kapıyı kapatıp, içeri girdim. Sakın yanlış anlamayın, hakir görmek anlamında almayın. Ben bugünkü gazete ve televizyonların çalışma şartlarını asla gözardı etmiyorum ama onların arasında da olmak istemiyorum. Bu yaşıma gelmişim artık, oturup da ömrümün son deminde ıstırap çekmek istemiyorum. Çünkü bugün gazete ve televizyonlarda çalışanların büyük bir kısmının ıstırap çektiğini kabul ediyorum.

Eskiden gazeteci iktidar devirirdi ;

Şimdi ‘Biz devirirdik’ derken, övünmek için söylemiyorum. Devirirdik de ama şantajla devirmezdik, bir açığını, açmazını, yolsuzluğunu yakaladığımızda; vurur, vururduk. Kimi zaman biraz haysiyetine dokunur ya da etrafındakilerin tazyiki nedeniyle istifa ederdi bakan…

Toplumda iktidar ve muhalef ilişkisi hakkındaki fikirleri ise..

Demokrasi evvela çok kuvvetli bir muhalefet ister. Bizde ne anası çok kuvvetli ne de yavrusu. Yok!.. Muhalefet kuvvetli olmayınca iktidar da çok zayıf olur. Zayıf bir iktidar da çok saldırgan olur. Kuvvetli iktidar olsa elini bile kaldırmaz. Bİzde olup biten de bugün maalesef bundan ibarettir. Diyerek açıklamıştır..

Kendisi birçok kişiye değer vererek yıldızının parlamasına vesile olmuştur..Bu kişiler hepimizin bildiği Orhan Kemal’dir, yaşamasına neden olmuştur. İkincisi ise Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’inin müsebbibi de onundur.. Ona kalsa müstear isimle yayınlayacaktı ve bugünkü Yaşar Kemal olamayacaktı.

Son olarak inanç meselesi hakkında fikirleri ise;

Artık inanç yeterli değildir. O peygamber efendimizin çağlarında kalan bir şey. Menfaatin tatlı şeyleri inançları yer, yok eder. Sonuç olarak inanç, yaşamak için değil artık kandırmak için var. 

 

Hayatı fikirleri düşünceleri ile içimizden mert bir gazeteci geçmiştir..Herkese örnek olması gereken yaşamı olduğunu görüp başka gazetecilerde de görmek isteriz..Mekanı cennet olsun..Dürüstlük ve mert ateş kıvılcımlarının etrafımızı ısıtması dileğiyle..

 

 

 

 

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here