Korkunç İdam Makinası: Giyotin

Giyotin Nedir?

Ölüm cezası verilen mahkumların kafasını bedeninden ayırmak suretiyle korkutucu bir idam mekanizmasıdır. Mahkum kafasını düzeneğe yerleştirdikten sonra düzeneğin üstünde yer alan büyük, eğik uçlu satırın mahkumun boynuna inmesi şeklinde çalışır. Asıl  amacı daha insani bir ölüm şekli olan aletin, görünüşü “insani ölüm” tabirine malesef pek uymamaktadır. İdamların, giyotinden önceki  idam şekillerine kıyasla daha modern ve daha hızlı olması amacıyla yapılmıştır.

Giyotinin Gelişimi

Suçluların kabusu, pek çok insanın hatta kralların bile kafasını almış bu düzeneğin geçmişi oldukça eskidir. Fransız doktor Joseph-Ignace ’in geliştirerek kullanımını Fransız Milli Meclisi’ne önerdiği giyotin, Fransa’nın resmi idam aracı olmuştur. Giyotinin, “giyotin” olmadan önce farklı gelişim süreçleri olmuştur. Ortaçağa kadar uzanan bir serüvene sahiptir. Bu tarihlerde “planke” adıyla Almanya ve yakın şehirlerde giyotinin atası sayılabilecek araçlar kullanılırdı. İngilterede de “halifax gibbet” olarak adlandırılan sürgülü baltaya sahip aygıt, giyotin fikrinin esinlenildiği bir diğer araçtır.

Giyotin; Fransa

“Madam Giyotin” veya “ulusal jilet” adlarıyla da anılan giyotin, adını Joseph-Ignace Guillotin’den almıştır. İlk kullanımı 1792’de bir soyguncu olan Nicholas Jacques Pelletier üzerinde gerçekleştirildi. Devlet adamlarının idamında da kullanılmış olan giyotin, Fransa kralı 16. Louis ve eşinini de idamında kullanıldı.

Giyotin denildiğinde akıllara aynı zamanda Fransız devrimi de gelmelidir. Fransız devrimiyle ortaya çıkan “adalet”, “eşitlik” isyanları özellikle soyluların aleyhine gerçekleşen olaylar zincirini de beraberinde getirmiştir.

Uzun süren savaşlar ve sarayın harcamaları, Fransız yönetimi mali yönden zorlamaktaydı. 16. Louis döneminde din adamları, soylular ve halktan temsilcilerin de katılımıyla bir parlemento düzenlendi. Kralın sahip olunan mülklerden vergi almak istemesi üzerine soyluların isteğiyle toplanan parlemento, patlak verecek karışıklıkların başlangıcı olacaktı.

18. yüzyıl Fransa’sında halk, soylular ve din adamları dışında burjuvalar, zanaatçılar, köylüler gibi farklı sınıflardan oluşuyordu. Nüfusun büyük bir bölümünü köylüler oluşturuyordu. Köylülerin arasında çiftçilikle iyi gelir elde edenler olsa da büyük bir kısmı ellerinde ya çok az ya da hiçbir şeyleri olmayan insanlardı. Burjuvalar ise dış ticaretten iyi bir gelire sahipti.

Toplanan parlementoda çeşitli istekler dile getirildi. Burjuvalar dış ticaretteki başarılarını bir konum elde ederek ödüllendirilmesini istemekteydi. Bunun yanında halk, vergilerin daha insaflı olmasını, yönetimde söz hakkı ve iç ticaretteki iç gümrük engelinin kaldırılması gibi isteklerde bulundu. Bu istekleri Kral Louis 16.’nın kabul etmemesi; soyluların, devlet adamlarının, kral ve kraliçenin de giyotinle buluşacağı, etkisi ülke içini hatta ülke topraklarını aşan etkide bir isyanı başlatacaktı.

Giyotinin Sonu

Giyotin, korkunç ve dehşet verici olsa da giyotinden önce daha kötü ve acı verici idam şekilleri vardı; kılıçla kafa kesme, yakılma, dört farklı ata kol ve bacak bağlama hatta kaynatma…

Fransa’da giyotinli idamların sonuncusu, 1977’de Tunuslu Hamida Djandoubi’nin bir kadını işkenceyle öldürme suçundan idam edilmesiydi. Almanya Federal Cumhiriyeti’nde 1949, Doğu Almanya’da 1987, Avusturya’da 1968, İsveç’te 1910 yılında son bulmuştur.

Giyotinin Fransa Dışındaki Kullanımı

İskoçya, Almanya, Avusturya, İngiltere, İtalya gibi ülkelerde ağır suçlu olarak nitelendirilen mahkumlar, Fransa devrimiyle özdeşleşmiş giyotin ve benzeri aletler ile cezalandırılmıştır. Ayrıca Nazi Almanyası’nın da “Fallbeil” adını verdikleri bir çeşit giyotini infazlarda kullandığı bilinmektedir.

Giyotin ve Mitler

Fransa’da giyotinli idamlar, aralarında çocukların da bulunduğu halk önünde, meydanlarda yapılırdı. Üstelik ilk zamanlarda halk için bir eğlence havasına sahip bu idamlar, sıklığı sebebiyle sonradan sıradan bir hal almıştı.

İdam edilenlerin kafaları, bilinçli olup olmadığı o dönemde sıkça tartışılan bir konuydu. Charlotte Corday adındaki kadın gazetecinin idamından sonra cellat başına tokat atması üzerine, başın yüz ifadesinin sinirli bir hal aldığını  hatta cellada bakışını gördüklerini iddia edenler olmuştur. “Canlı kafalar” tartışması bilim adamlarının deney konusuna dönüşmüş ve bu deneyler ölmüş başa kan pompalamaya kadar varan tuhaf haller almıştır.

Deneylerin en ünlüsüne konu olan adam, aslında bir avukat olan Antoine Lavoiser adındaki kimyacıydı. Kimya bilimine gereken önemi vermeyenlere “Bu kafalar işe yaramaz” dediği için idama mahkum edilmiştir. Asistanlarından birine idamdan sonra gözlerine bakmasını söylemiştir. Eğer iki kez göz kırparsa, beynin giyotinden sonra da bilincini koruduğu iddiası doğrulanacaktı. Söyleneni yapan asistan, Lavoiser’in iki sefer gözlerini kırptığına şahit olmuştur.

Bu hadisenin doğruluğundan kimse emin olmasa da hala giyotinle ilgili popüler bir konudur.

Joseph-Ignace Guillotin ?

1738 yılında doğmuş, Joseph-Ignace Guillotin’in mesleği doktorluktur. Meclise mahkumlar için eşitlik sağlayacak standart bir idam şekli önerdi. Öneri ilk olarak reddedilse de Dr Antoine Lors tarafından geliştirilmiş ve böylece meclisten geçmiştir. Fakat giyotin tarihe Guillotin’in soyadıyla geçmiştir.

Giyotinle idam edildiği söylenen Joseph-Ignace Guillotin, aksine 1814’te bir hastalık sonucu ölmüştür. Hayattayken soyadının giyotinle anılmasından rahatsız olup değiştirdiği söylenir.

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up