Kelimelerin Gücü Adına…

 

KELİMELERİN GÜCÜ ADINA

İnsanoğlu, kitap gibidir. Bir sözlük, bir ansiklopedi, bir roman, bir dergi… İçinde farklı farklı hazineleri barındırır. Kullanır bir makineyi, demiri ortaya koyar. Tokmaklar demiri, bir bıçak  yaratır. Alır o bıçağı, bir elmayı can yerinden vurur. Ve avuçlar yaralı elmayı atar kazana, bir reçele dönüştürür. Hani şu nenemizin küçükken anlattığı masalların tadındaki elma reçeline… Peki nedir insana bu tadı veren? Kaşık kaşık ağzına doldurduğu bu tat ya da ağzında bir dansöz edasıyla eriyen bu elmalar, kelimelerin ta kendisi.

Nerede ağlayan birini görsek yanına otururuz mesela. Sarılma zahmetinde bulunmayız. Çünkü biliriz ki kelimelerimiz sarar o insanı, kanına girer yumuşatır ortamı. Her gün acıyla yoğrulmuş konuşmalar yapan kişiler bile kelimelerine biraz umut serper ağlayan kişiye karşı. “Her şey güzel olacak.” der mesela. Ama asla diyemez “Her şey güzel ve dahada güzel olacak.” diye. Çünkü kelimelerini her gün bir korkuya bulamıştır. Bilemez en ufak bir umut ışığının bir kelimeye yansımasını. Yani bilemez insanlar aslında kelimelerin onları çırılçıplak bıraktığını. Hemen kişiyi ele verirler, çünkü insanların özünden geçerken bir veya birden fazla duyguya dokunup atılırlar meydana.

Annenizin “Odanı topla” deyişindeki sinirini, bakkalın siz çıkarken “Yine bekleriz” deyişindeki sevecenliğini, küçük bir çocuğun çikolata isterken kelimelerine yansıyan sabırsızlığını, eşinizin kulağınıza fısıldadığı kelimelerin altına döşenen sevgiyi ve daha binlercesini görmezden gelmemelisiniz. Basitçe söylenmiş bir kelime bile sağlam bir duygu altyapısına sahiptir. Ama bazı insanlar bunu göremeyecek kadar körler. Gördükleri tek şey kelimelerin sahipleri, kelimelerin kendisi değil. Hele üzerinde yüksek bir statüyü taşıyorsa bu sahip, ağzından çıkan her kelimesi alkış alır. Örnegin Hitler. Kelimeleriyle on binlerce insanı bir meydana toplayıp, istediği her şeyi yaptırmadı mı? Birde mahallenizdeki o saçma sapan konuşan deliyi düşünün. Yırtık pantolonu, kirli gömleği ile ağzındaki kelimeleri geveler durur. Peki kim el pençe divan durur o kelimeler karşısında? Hiç kimse. Bu konuda Konfüçyüs şöyle demiş: Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.”

Evet, dünya güçlü kelimelere sahip, güçsüz insanlarla dolu. Ama bu insanlara sırf dünyevi yoksunluklardan ötürü güçsüz demek haksızlık olur. Çünkü kelimelerin, bir savaş meydanı etkisi yarattığının farkında olmalıyız. Bazen kılıç olur canımızı yakarlar, bazen merhem olup yaramıza iyi gelirler, bazen de kokusu ciğerlerimizi panayıra çeviren bir gül olurlar. Şairleri ve yazarları düşünün. Yıldızlı bir gecenin altında dans eden iki sevgili gibi olurlar kelimelerle. Önce çekingen bir tavırla yaklaşıp kelimeleri dansa davet ederler. Bu süredeki bekleyiş onları sabırsız kılar. Davet cevabı gecikmez elbette. Bir el uzanır kelimelerden. Ve gecenin ilk dansı başlar. Şair ya da kelimeleri döndürür kendi etrafında. Ama kelimelerin değil, bizim başımız döner. Çünkü onlar bize ceplerinden çıkardıkları kelimelerini verirler. Görüntülerini bir kenara koyarız. Avucumuza çiğdem edasıyla koyulan kelimelerin bağımlısı oluveririz. Altlarındaki yüzlerce duygudan birini alıp benimseriz. Aramızda bir duygu bağı oluştururuz. Ama söz konusu konuşma olduğunda çoğu insan, partnerlerinin kelimelerini görmezden gelme kabalığını gösterir. Bunu yaptıkları içindir doyumsuzlukları, sevgisizlikleri, nefretleri ve anlayışsızlıkları… Aslında yapılması gereken basittir. Önce kelimeyle selamlaşmak, daha sonra kelimenin bize getirdiği duyguyu kucaklamak ve son olarakta yönümüzü insana dönmek.

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

Gülizar Şimşek

English language and literature

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up