Kavga

0
29

Daima bir mücadele içerisindeyiz. Birilerini geçmek, daha mükemmel olmak, saygı kazanmak istiyoruz. Bunun için kimseyi suçlamaya gerek yok. Gayet doğal bir his olduğunu düşünüyorum. Fakat mücadelelerimizde kazanmak için uğraştıklarımızın hayaline kapılmışken kaybettiklerimizi ne kadar hatırlıyoruz?

Mücadelelerimizde başarısızlığa uğramak, mücadeleyi kazanmak istememiz kadar doğaldır. Peki, bir mağlubiyet sonucu kendimize ne derecede dürüst bir hesap verebiliyoruz? Sorunun cevabı çok değişken. “Eğer şu notları daha düzgün birinden alsaydım sınavı kesin geçerdim!” , “İşe yaramazın teki olduğu için yine takımı batırdı! O kadar da oynamıştım üstelik!”. Etrafımızın kusurlarını görmek her zaman kolay olmuştur. Ve bu işte ustalaşmak için fazla çaba sarf etmeye de gerek yok. Daha farklı bir boyut olarak ise, “Yine çuvalladım…” , “Off… Bir türlü beceremiyorum!” diyerek aynayı yumruklayanımızda olmuştur.

Bu gibi durumlarda kendimizi sorgulamayı ve etrafımızın analizini yapmayı öğreniriz. Daha başarılı olmak için hırslanırız, pes etmeyiz. Gelişmedir bu. Ancak başkalarını ve kendimizi analiz ederken acımasız olmak, bir başka deyişle aşağılamak da yeni bir huyumuz olur. Mükemmelliği ararken yalnızca kusurları görmeye başlar, geriye düştüğümüz her adım için kendimizi veya başkalarını suçlarız. Netice olarak ise, çevremizle ve kendimizle bir kavgaya girişmiş oluruz. Her şeyden, herkesten, en önemlisi ise kendimizden uzaklaşmak bu şekilde başlar. Kusursuzluğu isteyen acımasızlığımız bizi kazananı olmayacak olan bir kavgaya sürükler.

Başkalarının suçu kesinleştiğinde yollarımızı ayırabilir, konuşmayı bırakabiliriz. Ama ya suçun bizde olduğuna karar kıldığımızda? Kendi kendimizi terk edemeyiz neticede. O halde aklımıza her cereyan edişinde kendimizi yargılamamız çok mu adilce olur? “Kabahat bendeydi, cezamı çekmeliyim.” Kendimize karşı dürüst olabilmenin önemi kabul etmek erdemli bir davranıştır ama kendimizi sonsuza dek yargılayabilir miyiz? Kabuğumuza çekilmek ve iletişim kanallarını kapatmak olan biteni düzeltecek midir?

 

Kesinlikle hayır.

 

Gelişmek ve daha iyi şeyler başarmak için dürüstlük ile acımasızlık arasındaki çizgiyi çok iyi takip etmek gerekir. “Bu kez dördüncü kulvarda düşmemeliyim. Düşmezsem kazanacağım.” ile “Her seferinde dördüncü kulvarda düşüp duruyorum! Bu kez de düşersem yine kaybedeceğim!” arasındaki farktan bahsediyorum. Kendimizle çatışma halinde olduğumuz müddetçe, kulvarda düşmek için sebep arar hale geleceğiz. Ve bir gün kendimize aynada bile bakamayacağız belkide.

 

İşte bu sebeplerden dolayı “İnsanın kendinden öte rakibi yoktur.”  cümlesi daha da gerçeklik kazanıyor kanımca. Önümüzdeki her engeli her şeyden evvel biz koyuyoruz. Ve bu işin neticesinde de kendimizle savaşır hale geliyoruz. Ancak yinelemek lazım, bu kavganın bir kazananı olmayacaktır. Genel inanışın aksine insan kendini kandıramaz, kendimizle verdiğimiz kavganın adına “dürüstlük, adil olmak, mükemmeliyetçilik…” gibi isimler versekte bu sadece ve sadece kavgadır. Mağrifet ise bu kavgayı sonlandırabilmektedir. Bunun için ayrı ayrı tavsiyeler vermek mümkün değil. Her insanın yaratılışı farklıdır ve herkes hiç kimseyi kendisinden daha iyi tanıyamaz. Ancak yinede herkesten önce kendimiz ile şöyle oturup bir konuşmak çok iyi bir başlangıç olacaktır. Acımasızlığa kaymayan bir dürüstlük ile. Zira kendimize karşı dürüst olduğumuz zaman, barışma yolundaki ilk faslı imzalamış oluruz. Kendimize olan sevgi ve güvenimizi kazanmanın yolu da buradan geçmektedir. Güvenin bana, sevgiyi kendinize aşılamak, kendinizi acımasızca yargılamaktan daha kolay olacaktır. Kendi kendimizi kazanmamız, başka kimseleri de kazanabilmemiz demektir. Bunun ardından gelecek başarılarda cabasıdır.

 

 

 

 

 

 

Aynanın karşısına geçmek, bir manzaraya karşı oturmak veya kendinizi sevindirebileceğiniz ne varsa, bir saniye bile kaybetmeden yapın derim. Zira fark etmeden bile kendi kendinizi çok bekletmiş olabilirsiniz.

 

 

 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here