Kabe’nin Tarihi ve Gizemi

0

Kabenin Önemi

~ MUSLIMS ONLY ~
Kabeye ulaşmadan önce Mekke şehrinin girişinde göreceğiniz bu uyarıdan sonra, bütün dünya müslümanlarının bir arada, bedenen ve kalben dünyadan sıyrılmış bir halde tavaf ettiklerini görürsünüz.
Kabe’yi anlamak ve yaşamak için ben müslümanım demek yetmez, tam bir tevekkül ve inanç içinde olmak gerekir.

Kabe kelimesinin sözlük anlamı küp şeklinde olan demektir. Bunun dışında Kuran’da Kabe’den söz edilirken Beyt, Beytullah, Mescid-i Haram da denmiştir. Bir de El Beyt’il Atik ismi vardır ki o da; yeryüzünün ilk mescidi olduğuna dikkat çekmek içindir.

Kabe’nin Tevhid inancında çok önemli bir unsur oluşu ona bir takım anlamlar yükler. Bunlardan bir tanesi Hacer’ül Esved’in, Kabe’nin kalbi, Kabe’nin de dünyanın kalbi olduğu inancıyla kalp kırmanın Kabe’yi yıkmak anlamında olduğu vurgulanmıştır. Etrafında dönmek ise dünyanın kendi etrafında dönüp durduğunu sembolize eder. İnsanlar ihram ismi verilen beyaz dikişsiz örtülerle sarınarak etrafında dönerken, Allah’ın huzurunda eşit olduklarını kabul etmişlerdir.
Kabe, müslümanların kıblesi ve İslam’ın şartlarından olan hac görevinin yapıldığı yerdir.

Kabe’nin Tarihi

Kabe’nin tarihini anlamak için Mekke tarihini de anlamak gerekir, ikisini birbirinden ayırt etmek mümkün değildir. Kabe’nin yeryüzünde, Allah ile maddi anlamda beraberliğe geçmek için özel bir yer olarak gösterilmesi, Mekke şehrine de bir özellik katıyor. Bu yüzden ikisinin tarihi birbiriyle bağlantılıdır.
Herkesin ortak olarak bildiği Hz. Adem’in etrafında dönerek Rabbine şükrettiği yerde, bugünkü şekliyle duran Kabe’nin, ilk yapımına dair bilgiler sadece mitolojik anlatımlardır. Yani rivayetlere dayanır. Çünkü Kuran’da Kabe’nin ilk olarak Hz. İbrahim tarafından yapıldığı net olarak ayetlerle anlatılmıştır.
Ben her yerde bulabileceğiniz bu rivayetleri burada anlatmak istemiyorum, asıl olan Kuran’a göre Kabe’nin tarihini anlamaya çalışalım.

Kuran’da Hz. İbrahim’in Kabe’nin duvarlarını yükseltmesinden bahsederken, anlıyoruz ki Kabe, Hz. İbrahim’den önce de vardı ve o, olan bir yerin duvarlarını yükseltti. Tarih boyunca Kabe pek çok kereler yıkılmış, ancak yeniden inşa edilmiştir. Hatta bazı dönemlerde içini putlarla doldurmuşlar, orada tapınıyorlardı.

Kabe’nin Hz  İbrahim tarafından inşa edildiği Kuran ayetleriyle sabittir. Ancak daha öncesi için kesin bilgiler yoktur, bilinenler rivayetlerden oluşur.
Bu rivayetlere göre Hz Adem, Hz Şit, Cürhüm Kabilesi, Kusay Bin Kilab ve Kureyş kabilelerinin Kabe’yi inşa ettikleri ileri sürülür. Hatta ilk kez hurma ağacından tavanı Kusay Bin Kilab yaptırmıştır.
Hz. İbrahim’in oğlu Hz ismaille birlikte taşlardan duvar örerek inşa ettikleri Kabe’nin olduğu yerde Hz. İsmail’in soyu türemiş ve Mekke şehrinin de tarihi böylelikle başlamış oldu. O günden sonra Kabe her devirde kutsal sayıldı.

Kabe’ye Allah’ın evi denmesinin sebebi aslında Kabe’nin kamuya ait olduğunu belirtmek içindir. Çünkü Allah’a ait denilen her şey, ne bir kişinin ne bir devletin ne bir kabilenin olamaz. Sadece insanlığındır.

Hz. Muhammed’in (s.a.s) peygamberliğinden 5 yıl önce, Kabe bir sel baskınında yıkıldı. Sonrasında yeniden inşası birden fazla kabilenin ortak girişimiyle başladı. Peygamberimizin hakemliğinde Hacerül Esved taşı, peygamberimiz tarafından yerine kondu.
Yezid Bin Muaviye zamanına kadar o şeklini koruyan Kabe, o zamanlarda meydana gelen savaşlardan çok hasar gördü.
Pek çok yeri yanmış olan Kabe, Yezid’in ölümünden sonra İbni Zübeyr tarafından yeniden inşa edildi. Hicri 64 yılındaki bu onarımdan sonra uzun yıllar ayakta kaldı.
Kabe Osmanlı İmparatorluğu döneminde de pek çok onarım gördü. Kanuni Sultan Süleyman zamanında çatısı değiştirilen Kabe’nin duvarları da, 1.Ahmet tahttayken yeniden yapıldı. 4.Murat zamanında da bugünkü haline getirilmiştir.
19 Şaban 1039 H. Çarşamba günü Mekke’de büyük bir yağmur yağmış ve oluşan seller sonucu Mescid-i Haram’ın içi sularla dolmuştu. Perşembe günü Şam yakasına bakan duvarı tamamıyla, doğu ve batıya bakan duvarların bir kısmı yıkılmıştı. Yağmur devam etmiş ve oradaki insanlar büyük bir panik yaşamışlardı.
Müslümanlar, Sultan 4. Murat ‘ın emriyle Kabeyi önceki hali üzere inşa etmeye başlamış ve 2 Zilhicce 1040’da, altı buçuk ay gibi kısa bir zamanda inşasını bitirmeye muvaffak olmuşlardır.
Kâbe’nin son inşası bu olmuş ve günümüze kadar aynı şekliyle kalmıştır. Suud ailesi döneminde de bazı genişletme faaliyetleri gerçekleştirilmiştir.

Hadimul Haremeyn Kral Faht b. Abdulaziz göreve gelir gelmez Kabe’ye büyük önem vermiş ve Haremeyn tarihindeki en büyük genişletme projesini başlatmıştır. Bu sayede Kabe normal günlerde yaklaşık 730 bin, hac mevsiminde ise bir milyondan fazla kişinin namaz kılmasına uygun hale gelmesi hedeflenmiştir. Bu projenin şu ana kadarki toplam maliyeti yirmi dokuz milyar Suud riyalidir.
Kabe’nin bakım ve genişletilmesi projesi için Hicri 1409 yılı Safer ayında temel atılmış çalışmalara ise Hicri 08.06.1409 tarihinde başlanmıştır. Kabe de yapılan genişletmeler, Harem’in batı cihetinde Umre ve Melik kapıları arasında kalan bölüme ilave edildi. Yapılan genişletmeler 190 bin kişinin namaz kılabileceği 76 bin metre karelik bir alanı kapsamaktadır. Bu alanın 130 bin kişinin namaz kılmasına elverişli 59 bin metre kare bölümü Harem’in dış alanıdır.
Böylece Harem’in içinde ve dışında genişletmeler sonundaki toplam alanı, normal zamanlarda 730 bin, hac mevsiminde ise bir milyondan fazla kişinin namaz kılabilceği şekilde 361 bin metre kareye ulaşmıştır.

Kabe’nin Bilinmeyenleri 

Çatı ve kubbesi olmayan, son derece sade bir şekilde inşa edilmiş dünyanın en eski yapısı Kabe, bildiğiniz üzere küp şeklindedir. 200 metrekarelik değerli ipek örtüsü her yıl hac mevsiminde değiştirilmektedir.
Kabeyi ilk gördükten sonra yapılan duanın kabul olacağına dair yerleşmiş bir inanç bulunmakta.
Şimdi Kabe’nin bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçeğinden bahsedelim.
Altın Oran… Doğadaki canlı ve cansız oluşumlarda bulunan özel bir orandır. Piramitlerin tasarımında dahi bu oranın kullanıldığından bahsedilmektedir. Sanat ve mimaride yüzyıllardır örnekleri görülmektedir.  Pi (π) gibi irrasyonel bir sayıdır ve değeri şudur: 1.618033988749894. Mevcut harita incelemelerindeki bir kaç km’lik ufak farklara rağmen Altın Oran noktası Mekke’den asla dışarı çıkmaz ve Kabe’yi içine alan kutsal daire içinde kalmaktadır.
Mekke’nin kuzey kutup ile güney kutup noktasına olan uzaklığının oranı tam olarak 1,618 yani altın orandır. Ayrıca Mekke şehrinin güney kutup noktasına olan uzaklığı ile iki kutup arasındaki uzaklığın birbirine oranı yine 1,618 dir.
Ali İmran Suresi 96. ayetinde Mekke ile Altın oran ilişkisi Yaratıcımız tarafından da belirtilmiş. Ayetin tüm harf sayısı 47 dir. Harf sayılarının altın oranını aldığımızda Mekke kelimesinin işaret edildiğini görürüz. 47 / 1,618=29, 0. Ayet başından Mekke kelimesine kadar tam 29 harf vardır. Aynı dünya haritasındaki gibi. Eğer bir harf fazla yada eksik olsa idi bu oran asla oluşmayacaktı.

Bir başka bilimsel gerçeğe bakalım şimdi.

Kabe eski dünyanın yani Avrupa, Asya ve Afrika’nın merkezinde bir konumda yer alır ve bu üç kıtaya hemen hemen aynı uzaklıkta bulunur. Elinize bir Dünya haritası alıp, Kuzey Amerika’dan Avustralya’ya, Kuzeydoğu Asya’dan Güney Amerika’ya doğru birer çizgi çekiniz ve bu çizgilerin kesiştiği yere bakınız. Kabe’nin Dünya karalarının merkezinde kalan bir konumda yer aldığını görürsünüz.

Kabe çevresinde kılınan namaz için Peygamberimiz (s a s) şöyle buyurmuştur:

“Kâbe’de kılınan iki rekât namaz, dünyanın başka mescîtlerinde kılınan namazdan 100.000 defa daha sevaplıdır!..”

Çünkü Kabe çevresinde yapılan her ibadet sırasında, yeraltından yayılan “celâl nurları” yani çok yüksek frekanslı dalgalar dolayısıyla, beyin kat rekât güçlü dalga üretimi yapmakta; hem bunu ruha güçlü olarak yüklenmemekte; hem de dışa dönük bir biçimde yayınlamaktadır.

Yine başka bir hadiste Peygamberimiz ; “Başka yerlerde sadece fiillerinizden sorumlusunuz, Kabe’de ise düşüncelerinizden de sorumlu olursunuz .” buyurmuştur.

Kabenin 30-40 metrelik bir çapı işte insan beynini etkileyen alandır, bunun dışındaki yerler, “Kabe’deyiz” ifadesini içine almaz. Buraya gelen insanlarda gözlenen bir şey vardır. Bu manyetik alan insanın içindeki ikinci benliği ortaya çıkarır.

Şöyle izah edersek; insan hac görevini yaptıktan sonra muhakkak bir değişiklik yaşar. Bu kişinin ikinci benliği ne şekildeyse o yönde bir değişiklik yaşar. Yani ya olduğundan çok daha iyi olur ya da bastırdığı kötü yöndeki duyguları dışa çıkar daha kötü yönde değişiklik gösterir. Bu da Kabe’nin gizemli yanlarından biridir.

Burada Kabe’nin tarihinden, gizemlerinden biraz olsun bahsettik ama Kabe; hac, zemzem, arafat konularını da içine alan bir mevzu.
Bu nedenle kapsamlı bir araştırma yapılacaksa mutlaka bu konulara da değinmekte yarar vardır.

Allah herkese Kabe’de 2 rekat namaz kılmayı nasip etsin inşallah efendim…

Özge Güneş

Yazmak zamanı durdurmaktır ....
Özge Güneş

En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here