İstanbul’un Buzul Çağları

1

 İSTANBUL’UN BUZUL ÇAĞLARI

 

En Soğuk Kış : İstanbul Boğazı Dondu

 

İstanbul konumundan dolayı her zaman hava değişimi yaşayan bir bölgedir. Şimdilerde de olduğu gibi çok sert geçen kışları olmuş. İstanbul da bu sert kışlardan nasibini almış, o bakmalara doyamadığımız güzel boğazı tarihte 3 kez donmuştur. Avrupa ve Asya kıtası tek bir kara parçası haline gelmiş, ekonomik sorunlar baş göstermiştir.  

 

 

İstanbul ilk buzul çağını 401 yılında Bizans İmparatoru zamanında yaşamış. Denizin 20 gün boyunca buz tuttuğu söyleniliyor.

 

İkinci buzul çağını Genç Osman döneminde ( 1621 )  yaşayan İstanbul’a 16 gün boyunca aralıksız kar yağmış. Haliç tamamen donmuş, insanlar Üsküdar ile Galata arasını yürüyerek geçebilmişlerdir. Ekmeğin kilosu 60 akçeye çıkmış, deniz yolu ile yapılan sevkiyatları durduran buzlanma İstanbul halkını kıtlıkla baş etmek zorunda bırakmıştır.  Tarihçi Tuği Musibetname adlı eserinde bu vakayı şöyle anlatır;

‘1621 senesinde Boğaziçi dondu. Üsküdar ve Beşiktaş arası kara olup, üzerinde adamlar gezip, Üsküdar’dan İstanbul’a gidip gelirlerdi.’

 

 

Nazlı İstanbul’umuz 3. büyük kışını da 1954 yılında yaşamış. Şubat tarihinde başlayan şiddetli kar fırtınası nedeni ile Tuna Nehri donmuş, nehirden kopan kocaman buz parçaları Karadeniz’den boğaza gelmiş, boğazı tamamen kapatmıştır. Yüksek soğuğunda etkisiyle boğaz yine buz tutmuştur.. Hayat felç olmuş, ne vapur ne uçak hiçbir sefer yapılamamıştır. Anadolu yakasında Avrupa yakasına yürüyerek geçilebilmektedir. Buz akımının Mart’a kadar devam ettiği söyleniliyor. Meraklıları buz üstünde fotoğraflar çektirdi, bu kışta tarihe yazılmıştır. Bu tarihten sonra da böyle bir olay yaşanmamıştır.  “Ah ah nerede o eski İstanbul kışları 🙂 ”

 

 

Boğaz / Haber

 

İstanbul Boğazı Nedir? 

İstanbul Boğazı, Marmara’mızı ve Karadeniz’imizi birleştiren su yoluna verilen isimdir.

 

İstanbul Boğazı Coğrafi Özellikleri 

7 bin yıl önce oluştuğu varsayılan, boğazın uzunluğu 30 km. Derinliği 60 en derin yeri ise 100 – 120 metre , genişliği de 3500 metre olarak belirtilir. Karadenizi açık denizlere bağlayan ve Karadenize  kıyı olan ülkelerin Marmara, Ege, Akdeniz ve Okyanuslara açılmalarına giden tek kapı olması sebebi ile büyük bir jeopolitik ve ekonomik öneme sahiptir. Petrol, LPG gibi tehlikeli maddeler de dahil çeşitli taşımalar yapan ticari gemi ve tankerler boğazdan geçer. Deniz ulaşımının Uluslar arası kullanımını ise 20 Temmuz 1936’da imzalanan Montreux Boğazlar Sözleşmesi düzenler.

 

1973’te Boğaz köprüsünü kurmuş, Asya ve Avrupayı birleştirmişiz. 2. Köprümüz Fatih Sultan Mehmet 1988 yılında hizmete girmiş, 2. kez Asya ve Avrupa olarak birleşmişiz. 2017 yılında Boğaz’ın 3. köprümüz Yavuz Sultan Selim Köprüsü de hizmete girmiştir.

 

İstanbul Boğazı Adının Kökeni ve Tarihçesi

İstanbula ilk yerleşenler Bizanslılardı. Bizanslılar Yunanca Bosporos diyordu. Kelime anlamı Bous : Öküz/İnek ve Poros : Yol/Geçit kelimelerini birleşmesinden oluşmuş. Bu ismi seçmelerindeki neden ise mitolojik bir efsaneymiş.

Tanrıların Tanrısı Zeus evlidir, bir gün İo adında güzel mi güzel bir kıza aşık olur. İo ise nehirler tanrısı İnahos’un kızıdır. Zeus ilk görüşte aşık olup kapıldığı bu kızla karısından habersiz gizli gizli beraber olur.  Bir gün Zeus Kendini buluta, İo’yu da ineğe dönüştürür. Zeus’un karısı Hera durumu çakmış fakat haberi yokmuş gibi yapıp Zeus’un ineği kendisine hediye etmesini ister. Zeus ineği yani İo’yu mecbur verir. Hera kızın başına Argos Panopis adlı canavarı koyar.  Zeus bunu duyunca Hermes’e gider ve canavarı öldürtür.  Bunu duyan Hera durur mu, inek olan İO’nun başına sinek gönderiri. Sinek öyle rahatsız eder ki inek olan İo koşup kaçmaya başlar. Ve kendini boğazda bulur.  Yüzerek karşıya geçer. Kıyıya çıkınca İo’nun bir kızı olur. Adını Keroessa koyar.  Keroessa’nın önemi ise ileride Poseidon ile evlenip Byzas adında bir erkek doğuracak olmasıdır. Öyle ki, Byzas’ın büyüdüğünde kendi ismini taşıyan Byzantion şehrini kurduğu söylenir. Yani aslında bu hikaye hem  İstanbul’un hem de boğazsın isimlerine dair emareler taşıması dolayısıyla oldukça önemlidir.

İstanbul Boğazı birçok dilde Bosporos kökeniyle isimlendirilmesine rağmen eski Türk kaynaklarında İstanbul Boğazı’na Halîc-i bahr-i rûm (Marmara Denizi Boğazı) , Halîc-i bahr-i siyâh (Karadeniz Boğazı), Halîc-i konstantiniyye (Konstantiniye Boğazı), Merecü’l bahreyn / Mecma’ül bahreyn (İki denizin birleştiği yer) ve İslâmbol Boğazı gibi isimler de geçmektedir.

 

İstanbul Boğazı Oluşumu

200 milyon yıl kadar önceye gidiyoruz. Buzul devrinin sonlarına doğru, buzullar erimeye başlamış, İlk önce Akdeniz de su seviyesi 150 metreye kadar çıkdı, ordan Ege’ye  sonra da Marmara’ya su dolmaya başladı. Tüm kıtalar birbirine yapışıktı. Fay hatlarındaki değişmeler ve titreşimler meydana gelmeye başladı ve kıtalar birbirinden ayrılarak bu günkü halini aldı. Günümüzde fay hatlarında hala değişimler ve titreşimler devam etmektedir.  

 

Ya ben İstanbul’u fethederim, ya da İstanbul beni. ( Fatih Sultan Mehmet)

 

İlçeleri

 Toplam 15.029,231 nüfusa sahiptir. İstanbul’un 25’i Avrupa 14’ü Asya yakasında toplam 39 ilçesi vardır. Adalar, Arnavutköy, Ataşehir, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Başakşehir, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beylikdüzü, Beyoğlu, Büyükçekmece, Beykoz, Çatalca, Çekmeköy, Esenler, Esenyurt, Eyüp, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy, Kağıthane, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sarıyer, Silivri, Sultanbeyli, Sultangazi, Şile, Şişli, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu.

 

 

Sahilleri

Şiirler yazılan, besteler yapılan, şarkılar söylenen İstanbul denizle iç içe olan bir şehirdir. İstanbul ve deniz ayrılmaz bir ikili. Gezilebilecek ve o mis kokulu deniz havasını alabileceğiniz çok güzel eşsiz sahillerine sahip.

 

 

Caddebostan Sahili : Özellikle yaz aylarında hafta sonları yer  bulamayacağınız ama sahili çok güzel olan Caddebostan da yürüyüş, koşu, bisiklet sürmek haricinde basket ve futbol da oynayabilirsiniz.  Piknikçisi bol olan bir sahilimiz.

 

 

 

 

Moda Sahili Kadıköy’den Kalamış’a kadar uzanan Moda sahili Kadıköyün kalabalığından nefes almak isteyenlerin kaçış yeri. Çay bahçeleri olması burada ki yapılan uzun uzun çay sohbetlerinin daha da uzamasını sağlıyor. Kadıköydeki okullara da yakın olması sebebi ile hafta içi sabahları daha çok yaşlıları görürken akşama doğru gençlerin eğlenip, şarkılar söylediği bir yer oluyor.

 

 

 

Maltepe/Pendik Sahili : Küçükyalı’dan başlayan ve Dragos Sahili’ne kadar devam eden Maltepe sahili uzun binalar, gökdelenler, iş merkezleri arasında kalmış. Durup kendinizi ve denizi dinleyebileceğiniz yer. Hafta sonu piknikleri de cabası.

 

 

 

 

 

 

Kuzguncuk Sahili : Ah o güzelim aşk kokan Üsküdar’dan sahile indiğinizde sakin ve tarihten fırlamış bir semt bulacaksınız. Hem Musevilere hem de Rumlara ev sahipliği yapmış olan Kuzguncuk sahili eski İstanbul havası veriyor. Nostaljik bir sahile sahip.  En popüler sahillerimizden biri olmasında tabiî ki Perihan Abla, Ekmek Teknesi ve Hayat Bilgisi setlerine ev sahipliği yapıp arka planı oluşturmasının etkisi var.

 

 

 

Florya Sahili Avrupa yakası denilince akla gelen ilk sahil Florya Sahilidir. Sefaköy, Yeşilköy ve Küçükçekmece arasında bulunuyor. Şehrin çok eski semtlerinden biridir Florya. İstanbul’un kuruluş yıllarına ait olan plajları günümüzde hala kullanılmaktadır. Yaz ayların da Florya halk plajına uğramayan yok denecek kadar azdır.

 

 

 

 

 

Fındıklı Sahili : Tophane ve Kabataş arasında sahil boyunca bulunan o güzel semt Fındıklı. İstanbul’un en iyi manzaralına sahip olan Fındıklı sahili küçük ve mütevazi. Buradan en güzel boğaz manzarasını sonbaharda ve ilkbaharda yakalarsınız. Fındıklı sahilinden bu mevsimler de bakmalara doyamazsınız.

 

Ah İstanbul! Beni büyüleyen isimlerden en çok büyüleyeni yine sensin. (Pierre Loti)

 

 

 

Bakırköy Sahili : Eskiden rum köyü olan Bakırköy’ün eski ismi ‘Makriköy ( uzak köy) ‘ müş. Zamanla Türkçeleşmiş Bakırköy olmuş. Etnik yapısı, kültürlü sakinleri ile hemen dikkatinizi çekiyor. Yeşilköy, Yeşilyurt, Ataköy ve Floryaya komşu olduğu için oradan kaçanlar kendini Bakırköy sahiline atarlar. Deniz oradan bambaşka seyredilir.

 

 

 

 

 

 

 

 Bebek / Arnavutköy Sahili : Boğaz’ın en derin yeri Bebek’le Kandilli  arasında 120 metredir. Yürürken bir tarafınızda yalılar diğer tarafınızda boğaz, tekne manzarası dikkatiniz çeker. Balıkçıları çok iyidir. Üst kesimin ikamet ettiği yerdir. Burada güzel ve fit ünlülerimize koşarken karşılaşabiliriz.  Boğaziçi kampüsü de burada olduğu için öğrencileri buralarda bulabilirsiniz. Sıkılmadan burada günlerinizi geçirebilirsiniz.

 

 

 

 

İstinye / Sarıyer Sahili : İstinye İstanbul da deizcilikte çok önemli bir yere sahipti.  Eskiden tersaneleriyle anılıyormuş. İlk tersane 1912 yılında açılmış. 1991’de kapatılıp bölge turizme açılmış. İstinye sahilinden başlayarak Sarıyer’e uzanan sahil hattında gördüğümüz evler, yalılar İstanbul’un eski İstanbul dokusunu hissetiriyor. Yeşilin daha yoğun olduğu bu bölgede hem gözümüz hem ruhumuz şenleniyor. Sarıyer sahilinde bir banka oturup aylar geçirebilirim. Burası İstanbul’a ait değil  de başka bir şehir gibi.

 

 

 

Kısaca adalarından da bahsedeyim size. Büyük ada, Heybeli ada, Burgaz ada, Kınalı ada, Sedef adası, Sivri ada, Yassı ada, Kaşık adası, tavşan adası.

Kendilerine has bir ambiyansları vardır. Sahilleri her mevsim dolu olur. Özellikle yaz aylarında dolup taşar. Hem yerli hem yabancı herkesi adalarda görmek mümkün.

Özellikle Adaların merkezi olan Büyükada denizi için en çok gidilen plajlara sahiptir. Büyük adada yürürken birine çarpmamanınız imkansız. O kalabalığına rağmen insan oraya gitmeden duramıyor. Gezmek, yürümek, bisiklet sürmek, piknik yapmak çok keyifli geliyor. 

Heybeliada en yeşil adadır.

Burgaz adası kızılçam ormanlarıyla kaplıdır.

Sedef adasının ismi üzerindeki bitki örtüsü sedefi andırdığı için verilmiştir. Eskiden sürgün adası olarak kullanılmıştır.

Kınalı ada İstanbul’a en yakın adadır.

Tavşan adasına tavşanı çok olduğu için tavşan adası denmiş. Tavşan adasında hem küçük hem de çorak olduğu için yerleşim yeri bulunmamaktadır.

Son olarak İstanbul’un en sevdiğim yerinden bahsetmek istiyorum. ÇAMLICA…

 

“Dünyaya son kere bakasaksın deseler bu bakışı İstanbul’un Çamlıca’sından isterdim. (Lamartine)” diye boşuna dememiş.  Büyük Çamlıca, Küçük Çamlıca olarak 2’ye ayrılır. İstanbul’un en yüksek yerlerinden olan Büyük çamlıca 265 metre yükseklikte ve daha popülerdir. Küçük Çamlıca’da yeşilliklerle doludur.  Çamlıca tepesine çıktığınızda Osmanlı tarzında mekanları mevcuttur. Zaten manzarayı görünce başka bir şey aramıyorsunuz. Gözünüz de, gönlünüz de doyuyor. Boğaz manzarası eşliğinde yemeğinizi yiyip sonrasında kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz.  Sonbahar zamanında ziyaret ettiyseniz doyumsuz manzarasına birde göçmen kuşlar eklenir ki buda manzaranızı perçinler. Şairlere, müzisyenlere, ressamlara, yazarlara ilham olması boşuna değil. Burada dil susar, duygu konuşur. Şiddetle gidilmesini tavsiye ederim. Duyguların dilden daha fazla konuşmaya ihtiyacı vardır. Burda huzuru dinleyebilirsiniz.

 

İstanbul’a sahip olan bütün dünyaya hükmeder. Dünya tek bir devlet olsa isi, taht şehrinin İstanbul olması gerekirdi. (Napolyon Bonapart)

Share

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here