İslamda Ölüler Neden Yakılmaz?

1

İslamda Ölüler Neden Yakılmaz?

Hepimizin bildiği gibi ölüm, hayatımızda kaçamayacağımız bir gerçektir. İnsanlarda böyle olduğu gibi bütün doğa canlıları için de durum böyledir. İster doğal ölüm olsun, ister başka bir sebep; hayatımızın reddedemeyeceğimiz bir olgusudur. Hal böyle olunca farklı toplum ve inançlarda ölen kişiler için yapılan özel ritüeller, ayinler veya törenler vardır. “Ölü yakma” durumu da değişik inanç ve geleneklerin bir yansımasıdır.

Yeryüzünde çeşitli din ve inanç sistemleri vardır. Bu dinlere bakacak olursak karşımıza bir ayırım çıkar. Bunlar ilahi ve ilahi olmayanlar, başka bir deyişle semavi ve semavi olmayanlar olarak ayrılır. İlahi dinlerin ortak özelliği; kutsal kitabının olması ve bu kutsal kitabın vahiy yoluyla Allah (c.c.) tarafından gönderildiği bir peygamberinin olmasıdır. Buradan hareketle İslam, semavi bir dindir.

Ölülerini yakma ayinleri, semavi olmayan dinlerde yaygındır.Örneğin; Hindu inancına mensup insanlar, ölülerini yakıp küllerinin Ganj nehrine karışmasını isterler. Ritüeller farklılık gösterse de Budizm’de de ölü yakma durumu gözlenir. Semavi dinlerde böyle bir durum yoktur. Ölen kişi eğer vasiyet ederse İslam haricindeki dinler vasiyeti yerine getirmek için yakma işlemini uygulayabilirler. Fakat İslam’da vasiyet olsa dahi böyle bir uygulama bulunmamaktadır.

İslam’da ölülerin yakılmasına yaklaşım nasıldır?

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Maide suresinin 27. ayetinden başlayarak 31. ayeti de dahil olmak üzere Habil ve Kabil kıssası anlatılır. 31. ayet şu şekildedir;

“Derken Allah, bir karga gönderdi, yeri deşiyordu ki ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstersin. Eyvah dedi; şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtemedim ha! Artık pişmanlığa düşenlerden olmuştu.”

Bu ayette Kabil’in işlediği günah ve kötü durumunun yanı sıra bize dolaylı olarak ölmüş birinin gömülmesi gerektiği anlatılmaktadır. Buradan hareketle ölüleri gömmenin Adem Peygamber zamanından beri uygulandığını söyleyebiliriz.

İslam insana eziyet ve sıkıntı veren yükümlülükleri yüklemez. Allah (c.c.), Kur’an aracılığı ile kullarına ruhun ve bedenin eziyet çekeceği bir duruma düşmeleri konusunda sakınmaları gerektiğini  pek çok ayette buyurmuştur. Örnek olarak yer verecek olursak;

“Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez”(Bakara suresi, 185. ayet)

“Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez”(Maide suresi, 6.ayet)

Bu ayetlerden anlaşılacağı üzere, Allah kullarının zorlanacağı ya da eziyet göreceği herhangi bir durumu istememektedir. Bu ayetler, ibadetler ile ilgili ayetler olsa da İslamın temelinde eziyet veya zorluk olmadığını anlatmaktadır. Bu durum bedenimize eziyette de geçerlidir. İslam alimleri ölü yakma hususunda ilk belirtilen ayetin (Maide 31. ayet) yanında, ” Ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibidir” hadisini de dayanak gösterirler. Buradan da anlayacağımız üzere ölü bir bedene verilen zarar, tıpkı diri bir bedene yapılan zarar gibi muamele görmektedir.

Cahiliye döneminde savaşlarda yapılan “müsle” adı verilen bir uygulama, düşman ölülerinin kulak ve burunlarını kesmek veya çeşitli uzuvlarına zarar vermekti. İslamdan sonra bu uygulama terk edilmiştir. Bu da gösteriyor ki ölünün bedenine herhangi bir zarar vermek dinimizde caiz olmamakla birlikte, dinimizin böyle bir duruma müsaade etmesi mümkün değildir.

Son olarak; bedenin yanması da dinimizde bedene yapılan bir eziyet olarak görülmekte ve bedenin öldükten sonra dahi yakılması bunun eziyet olduğunu değiştirmemektedir. Sağlık, tıbbi vb. çok önemli bir gerekçe olmadığı taktirde islam dinine mensup birinin öldükten sonra, cenaze işlemleri toprağa gömülmek suretiyle sonlandırılır.

Bunun yanında çevre temizliği, insan olmanın verdiği saygınlık açısından da ölülerin yakılması dinimizce hoş karşılanmamaktadır.

Share

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here