İslam’da Cariyelik ve Cariye Evliliği

0
İslam'da Cariyelik ve Cariye Evliliği

İslam’da Cariyelik ve Cariye Evliliği

Cariye konusu da İslam’da sürekli birileri tarafından kurcalanıp çamura bulandırılmaya çalışılan bir karalama politikası aracıdır. Ne yazık ki müslüman kardeşlerimizde bilgisizliğin verdiği cahil cesaretiyle konu hakkında ileri geri konuşmaktadırlar. Esasen hiçte sanıldığı gibi cinsellik üzerine kurulmuş bir düzen değildir. Eğer birileri bu konuda eleştiri yapacak bir yerleri arıyorsa reklam filmlerinde cinsel meta olarak kullanılan kadın mankenlere ve  filmlere konu edilen, adeta bir sembole dönüştürülmüş hayat kadını sekreter algısını oluşturan medyaya ve aynı şekilde cinsel sömürü düzeninin bir başka oyunu olarak hizmetçi hayat kadınları son örnek olarakta kadın ticaretini yönetenler ile onları destekleyen ruhu diri tutan magazin programları, modacılar, neredeyse tamamının konusu genç ve güzel giyinimli kadınlar olan diziler/filmler … onların ilgi konusu olacak kimselerin sadece bazılarıdır. Bu konunun İslam hukuku açısından değerlendirmesi ise şu şekildedir.

Kur’an’da  iki tür evliliğin bahsi geçmektedir. Bunlar; Hür ve Cariye ile olan evliliktir.

“Onlar/ Müminler, mahrem yerlerini günahlardan korurlar. Yalnız eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri ile ilişki kurarlar.”(1).

“Eğer (birden çok evlilikte kadınlar arasında) adaleti gerçekleştirmekten endişe ederseniz, bir kadınla veya eliniz altında olan cariyelerle yetinin.”(2).
Cariyelerle ilgili olan evlilik, ayette: “eliniz altında bulunanlar” şeklinde ifade edilmiştir. Buna “milkü’l-yemin” veya “akdu’l-milk” da denilir.

Bilindiği gibi hür kadın ile evlilik nikah yoluyla gerçekleşir. Hür kadını ve Nikahı tarife gerek yoktur.

Cariyelik statüsüne gelince; iki tür cariyelik vardır , bunlardan birincisi “hizmetçi cariyelik” ikincisi ise, efendisiyle münasebeti cinsel ilişkiyi içeren cariyelerin konumunu ifade etmektedir. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz hocanın ifadesiyle “İslam Hukukundaki cariyelerin çoğunluğu asrımızdaki işçi kadınlar veya evlere gelen hizmetçi kadınlar gibidirler. Değişen sadece isimleridir. Yani her cariye ile illa da karı koca münasebeti akla gelmemelidir. Başkalarının hanımı bulunan veya sadece efendisinin evindeki hizmetleri görmekle mükellef olan cariyelerin sayısı, belli şartlar çerçevesinde karı koca hayatı yaşanılan cariyelere nisbetle en az on katıdır. Bugün hizmetli kadınlar ile işverenleri arasında hangi münasebet varsa, İslam hukukunda da cariye ile efendisi arasında o münasebet vardır. Kendisi ile efendinin karı koca hayatı yaşadığı cariyenin efendisi ile olan münasebeti ise, çok az hükümler dışında hür kadın ile kocası arasındaki münasebet gibidir.”(3)

Cariyelerle ilişki ise; Şunu hemen belirtelim ki, “cariye” dendiğinde, kaba tabiriyle “kapatma” anlaşılmamalıdır. Cariyenin, efendisiyle ya da bir başkasıyla rast gele ilişki kurması söz konusu değildir. Esasen cariye ile istifraş (cinsel ilişki bağı) için onun bekâr ve Ehl-i Kitap olması gerekir. Bunu yapmayan efendinin onu ya başkasıyla evlendirmesi veya azat etmesi gerekir. Onun bir hukukî statüsü ve belli hakları olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Efendisinden çocuk doğurduğunda özgürlüğüne kavuşur mesela. Yahut efendisiyle belli şartlar doğrultusunda azat edilme anlaşması yapar. Başka seçenekler de söz konusudur…(4)

Efendisinin nikâh akdiyle evlilik bağı kurduğu cariye  azat edilip “hür kadın” statüsüne kavuşturularak nikâhlanabileceği gibi, cariyelik statüsü devam ettirilerek de nikâhlanabilir. Kanuni Sultan Süleyman’ın cariyesi Hürrem Sultan, cariyelik statüsü devam ettiği halde nikâhlanılan bir cariyedir. Bu durumdaki cariyeler, efendilerinden çocuk doğurduklarında “ümmü’l-veled” adını alır ve efendilerinin ölmesiyle otomatik olarak hürriyetlerine kavuşurlar.

İslam fıkhında bu konuyla ilgili önemli bir kavram ise“Teserri” kavramıdır. Bunun anlamı; cariye olarak elde edilen bir köle kadını eş olarak almaya, onunla birlikte olmaya karar vermek demektir.“Nikah akdi olmadan birlikte olunabilmesi için teserri akdi” denen bir akit yapılmış olmalıdır. Zina, sifah gibi durumların söz konusu olmaması için savaş sonunda hangi cariyenin kime ait olduğunu gösteren bir akit olan teserri, cariyeyi diğer herhangi bir erkeğe haram kılar. İslam hukukuna göre, teserri olgusu, sadece cariyeye sahip olmakla gerçekleşmez. Nikah akdi dışında, normal kadınlarla evlilikte gereken bütün şartların hazırlanması gerekir.

Hanefî mezhebine göre teserrinin gerçekleşmesi için iki şart vardır: Birincisi: Normal hür kadınlardan olan eşlerine ayırdığı gibi, tesri(birlikte olmak) istediği cariyesi için de hususî bir mesken ayırması. İkincisi, diğer eşlerle birlikte olmak için ayırdığı zamanı ona da ayırması. Ebu Yusuf’a göre ondan bir çocuk edinme arzusu da şarttır.(5). Bu iki şart Şafii mezhebinde de geçerlidir.(6)

Neden cariye için nikah akdi gerekmez? Çünkü; milk akdi, nikah akdinden daha güçlüdür. Nikah akdi, bir menfaat akdidir. Milk akdi ise, önce ilgili şahsın kendisine sahip olmak vardır. Menfaat akdi ise buna bağlı olarak gerçekleşmiş olur.(7).

– Bu konuda söz sahibi, İslam âlimleri ve fıkıh kaynaklarıdır. Ümmetin asırlarca uyguladığı hükümler bu kaynaklara göre olmuştur.

– İslam alimlerine göre, bir kadınla birlikte olmak ancak iki şekilde helal olur; nikah akdi ve milkü’l-yemin (cariyenin mülkiyetini elinde tutma) akdi ile olur. (8)

 

 

 

Kaynakça:

1 Müminûn, 23/5-6

2 Nisa, 4/3

3  Cemaat Psikolojisi, Cariyeliğin Mahiyeti-3 (Ebubekir SifilMayıs 22, 2010)

4 Ebubekir Sifil (Kölelik ve Cariyelik/Eylül !3,2008/Gazete Yazıları)

5 bk. el-Bedai’, 8/344-45-şamile

6 bk. Muğni’l-Muhtac, 20/316; Nihayetu’l-muhtac, 29/343-şamile

7 bk. Mahmud Hamdi Zakzuk, et-Teserri adlı makalesi

8 bk. Reddu’l-Muhtar, III/163

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here