İslam İle İlgili Anlamlı Kıssalar

0
40
İslam İle İlgili Anlamlı Kıssalar
İslam İle İlgili Anlamlı Kıssalar

Günah İşleyen, İbadet Eden

Hz. Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş­tur:

İsrail oğullarının içinde, biri hayra diğeri de şerre yö­nelmiş iki kişi vardı. Birisi günah işlemekle, diğeri de ibadetle meşguldü. İbadetle meşgul olan devamlı olarak diğerini günah işlerken görür ve her defasında da ona “Vazgeç” derdi. Yine bir gün onu böyle günah üze­rinde bulup ona “vazgeç” dedi. O da:

– Benim karşımdan çekil. Sen benim üzerime bir gözetleyici olarak mı gönderildin? diye cevap verdi.

Bunun üzerine;

– Allah’a yemin olsun ki böyle devam edersen Allah seni affetmez, yahut da seni cennete sokmaz, dedi. Bir süre sonra ikisi de vefat ettiler ve alemlerin Rabbi’nin huzuru­na geldiler.

Yüce Allah şu ibadete düşkün olana:


(Sen benim kullarıma nasıl muamele yapacağımı kesinlikle biliyor muydun, yahut benim elimde olan ta­sarruf imkanına sahip miydin de benim kulum hakkın­da benim adıma böyle kesin bir hüküm verebildin? dedi.)

Günahkar olana ise şöyle buyurdu:


( “Git rahmetimle cennete gir”. Diğeri için de “Bunu cehenneme götürün” emrini verdi.)

 

(Bu kıssa’dan çıkarmamız gereken bir ders var ki o da şudur. Başkalarının günahı sebebi ile onun ahireti ile ilgili kesin hüküm vermek, kendi ahirimizi yakacak derecede büyük bir yanlıştır. İnsanlar günah işlerler, hata yaparlar ve tevbe ederler. Yaptıkları günahı ve sevabı da sadece hesap vermesi gerekene verirler. Bizler sadece Allah’ın bileceği bir konuda böyle olacak, şöyle olacak diye bir hüküm koyarsak asıl hüküm sahibi konuşur. İbadetlerinizin çok oluşu sizi yanıltmasın, gözünüzde cenneti garantilemesin şayet ömrümüz boyunca ibadete kendimizi adasak dahi Allah’ın rahmeti olmasa sahip olduğumuz tek bir organın ne hakkını nede hesabını veremeyiz.) 

 


Ekşi Üzüm

Fakirin biri Peygamber Efendimize tabakta bir salkım üzüm getirdi.

Efendimiz (s.a.v.) bir tane aldı yedi. Tebessüm etti. Fakir sevindi.
Bir tane daha yedi ve yine tebessüm etti. Sahabeler ona bakıyordu. Tek tek yedi ve tebessüm etti.
Herkes ”Acaba bize neden buyur etmedi? ” diye düşünürken bütün salkımı tebessüm ile yedi ve bitirdi.
Fakir sevinerek kalkıp gitti.
Sordular Ey Allah Resulü, neden bize de ikram etmediniz o salkımdan?
Buyurdu ki : Üzümler çok ekşi idi. Ama ben o fakir üzülmesin diye tebessüm ederek yiyordum. Size versem yüzünüzü ekşiteceğinizden ve fakirin üzüleceğinden korktum.

 

(Peygamber efendimizi özel kılan nedenlerden biriside kırıcı değil yapıcı olmasıdır günümüzdeki ümmetinin aksine!

Efendimiz her daim cömertliği ile bilinirdi bu sebeple sahabe üzüm’den ikram etmeyişine şaşırmıştı fakat bu kadar ince bir düşüncede bulunacağını kim tahmin edebilirdi ki?. İslamiyet, başlı başına böyle ince bir yol ve böyle ince düşünce gerektiren bir dindir.) 

 


Kabağın Sahibi

Vaktiyle bir derviş berbere gider. Berberden saçını dibinden kazımasını, sakal ve bıyığını kısaltmasını ister. “Vur usturayı berber efendi!” der. Berber, dervişin saçlarını kazı maya başlar. Derviş de aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak “Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım!” diye söylenir. Dervişlik bu sövene dilsiz, vurana elsiz olmak gerek. Ses çıkarmaz usulca kalkar yerinden. Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı, tıraş esnasında da boş durmaz; sürekli aşağılar dervişi, alay eder. Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, bir at arabası, yokuştan aşağı hızla kabadayının üzerine doğru gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir, kabadayının karnına batıverir. Kaşla göz arasında kabadayı oracığa yığılır kalır, ölmüştür. Herkes bir anda olup biteni şaşkınlıkla izlerken Berber de şaşırmıştır dervişin beddua ettiğini düşünerek gayri ihtiyarî sorar: “Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?” Derviş cevap verir: “Vallâhi gücenmedim ona. Hakkımı da helâl etmiştim. Gel gör ki, kabağın bir de sâhibi var. O gücenmiş olmalı!

 

(Bazen birbirimiz ile şakalaşırken, bazen alay ederken Yüce Allah’ın yaratmış olduğu varlıkları öne süreriz çirkin bir şey gibi kullanırız bu varlıkları ve yine Allah’ın yaratmış olduğu kişi üzerinde üstelik. o Allah ki yaratmış olduğu her şeyi güzel yarattığını söylerken biz (haşa) beğenmiyor muyuz da onun söylediğinin aksine güzel olana çirkin diyoruz?) 

 


 

İki Meleğin Haline Gülüyorum

Bir gün Resulullah (s.a.v) gülümseyerek göğe bakıyordu, bir adam gülmesinin sebebini sorunca, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu “Evet göğe bakıyordum, iki meleğin hali beni güldürdü, onlar kendi yerinde ibadetle meşgul olan mümin bir kulun gece gündüz yaptığı ibadetlerinin mükafatını yazmaları için yeryüzüne indiler, fakat onu, hasta olduğundan dolayı ibadetgahında bulamayınca, Hak Teala’ya şöyle arz ettiler “Ey Rabbimiz! Biz o mümin kulun ibadetini yazmak için her zamanki gibi onun ibadetgahına gittik, fakat onu orada bulamadık, hastalanıp yatağına düşmüştü.”

Allah Teala, o meleklere cevabında şöyle buyurdu: “O mümin kul, hastalık yatağında olduğu sürece, her gün ibadetgahında olduğu zaman, ona yazdığınız her günün sevabı miktarınca ona sevap yazın. Hastalık yatağında olduğu müddetçe onun hayır amellerinin mükafatı bana aittir; onun mükafatını ben vereceğim.”

 

(Yüce Allah’ın merhametini bilmiş olsaydık, bizlerin günahlarını nasıl affettiğini görmüş olsaydık, bizim ondan af istediğimiz zaman nasıl sevindiğini bilmiş olsaydık gece gündüz secde başında ondan af dilerdik, tevbe ederdik.

Haddi aşmış biz günahkar kullar!! Rabbimiz bizi yinede terketmedi! Biz onun huzurundan yüz çevirdik, biz ona gitmedik ama o bizi terketmedi!. Onun merhametini anlatmaya benim dilim dönmez ne kalemim nede kağıdım yetmez ama sizin kalbiniz bunu hissedebilir.  Allah’ın rahmetini hissedin! Ve o rahmeti ondan isteyin!.) 

 


Şifa Hatun

Peygamber Efendimizin (s.a.v) zamanında Şifa hatun diye biri varmış bu hanım sahabe çok güzelmiş onunla evlenebilmek için birçok sahabe kese kese altın yollamış kimi develer hediye etmiş ama Şifa hatun hiç birini kabul etmemiş.


Bir gün Şifa Hatun Peygamber Efendimize gelerek; “Ey Allahın Resulü bana öyle bir ibadet buyurun ki Allah’ın rızasını kazanayım” demiş. Şifa Hatun Peygamber Efendimizden namaz veya oruç gibi şeyler beklerken Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Ey Şifa! Bekâr insanın imanı yarımdır sen evlen ki imanın tamam olsun”. Şifa Hatun; “Ey Allah’ın resulü ben yalnız Allah rızası için evlenirim o zaman evleneceğim kişiyi de siz belirleyin” der. Onunla evlenmek isteyenler Peygamber Efendimize merakla bakıp acaba kimi seçecek diye meraklı bir şekilde beklerler. Peygamber Efendimiz (s.a.v)! “Yarın sabah namazına ilk gelenle Şifa Hatunu evlendireceğim der”. Onunla evlenmek isteyenler sabah ilk ben mescide gideceğim. Hatta bazıları acaba uyumasam da sabah ilk ben mi gitsem diye içlerinden geçirirler.

Öte yandan Adı Suheyf Olan Bir Sahabe varmış bu sahabe ise parası olmadığı hatta başını sokacak bir evi bile olmadığı için hiç böyle bir niyete dâhil olmamış. Suheyf nerede yemek bulursa orada yemek yer, nerede uykusu gelirse orada uyurmuş. Allah Teâlâ’nın takdirine bakın ki Şifa Hatunla evlenmek için niyetlenen her sahabenin uykusu gelir ve hepsi uykuda kalır. Mescide ilk giden ise Hz. Suheyf olur namaz kılındıktan sonra Efendimiz (s.a.v) Şifa Hatunu çağırtıp Seni Suheyf İle evlendirmek istiyorum. Suheyf’e dönerek sen eşine mehir olarak ne verebilirsin buyurmuş. Hz. Suheyf her iki elini açıp Ey Allahın Resulü benim bir şeyim yok ki diyecekken Şifa Hatun Hz. Suheyf Diğer sahabelerin içinde mahcup olmasın diye bir kese içerisinde ona altın vererek bunun Mehir’i olmasını kabul eder. Evlendikleri ilk gün Hz. Suheyf hanımı Şifa Hatuna der ki;” Ey Şifa! Sen benimle sadece Allah rızası için evlendin. Bu nedenle sen sabretmek bende senin gibi Müslüman ve dinine sadık biri ile evlendiğim için şükretmek zorundayız. Gel iyisi mi biz seninle bu ilk gecemizi ibadetle geçirelim.” Sabaha kadar ibadet ederler. Her secde de gözyaşı dökerler. Sabah olunca Hz. Suheyf Mescide gider namazdan sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ey Suheyf gece ne yaptığınızı sen mi anlatırsın yoksa ben mi anlatayım buyurur. Bunun üzerine Hz. Suheyf ,”Allah Resulü daha iyi bilirler.” der. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ”Sizin gece ki halinizden dolayı Allah sizin tüm günahlarınızı affetti.” Bunun üzerine ise Hz. Suheyf ”Ey Allah Resulü (s.a.v) ne olur bana dua edin de o halde ben bir daha günah işlemeden Allah benim ruhumu alsın der ve oracıkta ruhunu Rahman’a teslim eder.”

Bu olay üzerine sahabeler Ey Allah’ın Resulü gece onların hali nasıldı diye merakla sorarlar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyururlar ki; ”Onlar bütün gecelerini Allah için ibadetle geçirdiler.” Orada bulunanlar şaşırırlar. Efendimiz (s.a.v.). ”Size şaşıracağınız bir haber daha vereyim mi? Az önce Şifa Hatun da evde vefat etti.”

 

(Bu kıssa bizlere birçok şey anlatıyor. Ama en çok da yaptığımız her işi Allah rızası için yapmanın önemini anlatıyor, Allah rızası için yapılan işlerin  bize Allah tarafından bir mükafat ile geri döneceğini anlatıyor, maddi değerlerin Allah katında ki değersizliğini anlatıyor.) 

Bizler için ufak gözüken işler, Allah katında büyük bir değere sahip olabilir niyetimiz sadece Allah rızası oldukça yaptığımız ufak iş bile bize büyük kazançlar olarak geri dönebiliyor evvela Allah’ın rızasını kazanmak gibi.) 

 


Bereketli Süt

Hz. Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre. Kendisinden, başka ilah bulunmayan Allah’a yemin ederim ki, ben bazen açlıktan karnımı yere dayar bazen de karnıma taş bağlardım. Bir gün sahabilerin geçtikleri yol üzerine oturmuştum. Resulullah(s.a.v.) benim yanımdan geçti ve beni görünce gülümse­di. Kalbimden geçeni yüzümden anladı ve:

-“Ebu Hureyre” dedi. Ben:
-”Buyurunuz, yâ Resulallah!” dedim.
-“Beni takip et” buyurdu. Ben de peşinden yürüdüm. Hz. Peygamber evine girdi; bir kap içinde süt buldu ve:
-“Bu süt nereden geldi? diye sordu.
-Falan erkek veya falanca kadın onu size hediye etti, dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:
-“Ebu Hureyre!” diye seslendi. Ben: Buyurunuz ya Resulullah! dedim. Suffe ehline git, onları bana çağır” buyurdu. Ebu Hureyre der ki:
Suffe ehli İslam konuklarıydı. Onların ne sığınacak aileleri, ne malları, ne de bir kimseleri vardı. Hz. Peygamberin Suffe ehlini davet etmesi hoşuma gitmedi. Kendi kendime,” Bu süt, Suffe ehli ara­sında kime yetecek ki! O sütü içmek suretiyle kuvvet­lenmeye ben daha çok hak sahibiyim. Oysa onlar geldi­ğinde Resulullah bana emreder, ben de onlara veririm; belki de o sütten bana kalmaz. Fakat Allah’ın ve Resulullah’ın (s.a.v) emrine itaat etmemek de olmaz.” dedim. Neticede onlara gittim ve kendilerini davet ettim. Onlar bu daveti kabul ettiler. Hz. Peygamber;
-“Ebu Hureyre!” diye seslendi. Ben:
-”Buyurunuz yâ Resulullah!” dedim.
-“Al, onlara ver!” buyurdu. Ben de süt kabını aldım, herkese vermeye başladım. Verdiğim kişi kanıncaya ka­dar içiyor sonra geri veriyordu. En sonunda kabı eline aldı. Topluluğun hepsi süte kanmışlardı. Resulullah kabı alıp elinde tuttu ve bana kalkıp gülümsedi. Sonra:
-“Ebu Hureyre” dedi.
-Buyurunuz yâ Resulullah, dedim.
-“Bir ben kaldım, bir de sen” buyurdu. Ben:
-Doğru söylediniz, yâ Resulullah, dedim.
-“Otur da iç” buyurdu. Ben de oturdum ve içtim. Son­ra yine:
-“Otur iç” buyurdular. Yine oturdum ve içtim. Resûl-i Ekrem durmadan:
-“İç, iç” buyuruyordu. Sonunda ben:
-Hayır. Seni Hak Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, artık içecek yerim kalmadı, dedim.
-“Bana ver” buyurdu. Kabı Resul-i Ekrem’e verdim, Allah Teala’ya hamdetti, besmele çekti ve kalan sütü kendisi içti.

 

(Cömertliğin rızıktan eksiltmediğini aksine arttırdığını Efendimiz sayesinde bir kez daha anlamış olduk. Bu durum günümüzde de böyledir belki bir peygamber mucizesi veya bereketi ile karşılaşamayabiliriz veya bunu gözümüzle göremeyebiliriz ama bizler cömertlik ettikçe, samimi bir şekilde paylaşmayı diledikçe paylaştığımız her şey bize karşılığında güzel bir şekilde dönüş yapacaktır. Doymak istiyorsak eğer ki doyurmayı öncelik bilmeliyiz. Eksilir korkusu ile esirgediğimiz her malımız bilin ki zaten eksiktir.)

 


 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here