İran (Fars) Edebiyatı

0
94
Safevi Devleti, bir Kızılbaş devletiydi.

Kendi edebiyatımızın oluşmasında çok önemli iki başka edebiyat vardır. Bunlardan birisi Arap diğeri ise Fars edebiyatıdır. Türkler 1071 Malazgirt Savaşı ve ayrıca Moğol istilasından sonra Anadolu’ya gelmişlerdir. Anadolu’ya geldiklerinde henüz Türkçeyi sadece konuşma dili olarak kullanıyorlardı. Moğol istilası ve sonrasında Selçuklu Devleti’nin yıkılması ile birlikte Beylikler dönemi başlamıştı. Beyler de Türkçe’den başka bir dil bilmiyorlardı. Arapça ve Farsça yazı yazan şairlerin ya da yazarların ne dediklerini anlamıyorlardı. O yüzden Türkçe eserler yazmalarını istediler. Bu şekilde önce çeviriler, ya da bir mısra Türkçe bir mısra Farsça olan gazeller ile başlayan ve sonrasında şiirin bütününün Türkçe olmasıyla gelişen , en güzel eserlerin verildiği edebiyatımız oluşmuştur. Yani Farsça ve Arapçanın dilimizde etkili olmasındaki ilk sebep budur. Gel gelelim İran ya da daha çok bilinen adıyla Fars edebiyatına.

 

Bisütun Yazısı

İslâmiyet Öncesi:

 

İran Edebiyatının Fars edebiyatı adını almasının nedeni İran’ın Fars bölgesinde gelişmiş olmasıdır. Farsçanın oluşumu M.Ö 9.yüzyıla kadar uzanmaktadır. İlk eser nedir peki diye sorulduğunda yazılan ilk eserin 1.Dara tarafından M.Ö 516 yılında yazılmış olan Bisütun Yazısı olduğunu görüyoruz.

 

 

 

Yine başka bir önemli belge İran’ın İslamiyeti kabul etmeden önceki inancı olan iserdüştlük inancının kutsal eseri Avesta‘dır. Avesta’yı Bilge Tanrı Ahuramazda İran peygamberi Zerdüşte vahyetmiştir.Eser 12 bin öküz derisine yazılmıştır. Avestanın adı çeşitli kaynaklarda “Ebestâ” , “Vestâ”, “Est” , “Efestâ”, “Bestâk” şeklindedir. Bununla ilgili araştırmalar yapan K.F. Geldner ve diğer araştırmacılardan bazıları Avesta kelimesinin anlamının esas, temel, asıl metin anlamlarında kullanılan “upasta” kelimesinden türemiş olduğunu düşünmektedirler. Avestanın aslı imha edilmiştir. Bunun üzerine daha önceden kitabı okumuş olan kişiler tekrar yazmışlardır ve esere yorum girmiştir. Bu eserin adı Zend-Avestadır. Zend-Avesta Sasaniyan döneminde tekrar yazıya geçirilmiştir. İlk şiir peki diye sorduğumuzda kaynaklar bize İslamiyet öncesi ilk şiir yazarının Behram-ı Gur olduğunu söylüyor.

 

 

 

Zerdüşt Resmi

Zerdüştlük’ten biraz bahsedecek olursak;

Cennet-cehennem, kıyamet, ahiret inancı vardır.
Doalist bir yaklaşım vardır. İki tane tanrıları vardır. Birisi Hürmüz (İyilik) diğeri Ehrimen(Kötülük) Tanrısı’dır.
Hürmüz ile Ehrimen dünyada birbiri ile savaşmaktadır.
Kötüler cezalandırılacak fakat sonra cennete geleceklerdir.
Maniheizm, Hristiyanlık ve Yahudiliğin oluşmasında etkisi vardır.
Kutsal kitapları Avesta’dır ve Avesta Gatha denilen bölümlerden oluşur.

 

 

 

İslâmî Dönem:

İran’ı 641 yılında fetheden kişi Said Bin Ebu Vakkas’dır. Bu tarihten sonra İslamiyet yayılmaya başlamıştır. 651’li yıllardan sonra dil Arapçaya dönüşmüştür ve şiirde aruz ölçüsünü öğrenmişler konu olarak da İslam’la ilgili konuları yazmışlardır.  İslâmî Dönem Fars edebiyatını dönemlere ayırdığımızda şu 4 başlık karşımıza çıkar.
1.Yeni Fars Edebiyatının Kuruluş Dönemi: 

– Bu dönemde Arapça şiirler ile karşılaşılmıştır.

-Arap şiiri tanınmaya çalışılmıştır.

– İlk olarak her yerde olduğu gibi ilk olarak kelimeler ile olan tercümeler yoluyla Fars şiiri oluşturulmuştur.

– Bu dönemde şiir kaside ağırlıklı olarak yazılmıştır.

– Yazılan şiirlerde soyutluk yoktur. Yapılan gözlemin aynısı şiirlere yansıtılmıştır. Buna gözleme dayalı gerçeklik anlayışı denir.

– Ön plana çıkan şairler , Rudeki, Firdevsi, Muniçihri , Ömer bin Hayyam’dır.

2.Selçuklular Dönemi: 

-Bu dönemde şiirin içine tasavvuf da girmiştir. Konularda değişiklik olması anlayışı da değiştirmiştir. Şiirde daha önce kullanılan gözleme dayalı olan anlayışın yerine soyut olan düşünceye dayalı anlayış almıştır.

-Baba Tahir Üryan, Hâfız, Türk asıllı Genceli Nizami, Mevlana ön plandadır.

-Bu dönemde kasidenin yanı sıra gazel ve mesnevi de önem kazanmıştır.

 

Safevi Devleti, bir Kızılbaş devletiydi.

3.Safeviler Dönemi: 

-Bu dönemde kaside eski önemini kaybetmiş, gazel ise içki meclislerinde kullanılmıştır.

-Safeviler dönemi aslında ağır bir baskının olduğu ve şairlerin Hindistan’a kadar kaçtığı bir dönemdir.

– Sâib-i Tebrizi, Urfi-i Şirazi, Tâlib-i Amûli ön plana çıkan şairlerlerdir.

– Bu dönemde Ehl-i Beyt ve Kerbela olayı ile ilgili yazılan yazılar ön plandadır.

– Şairlerin Hindistan’a sığınması şiirde Hint üslubunun ortaya çıkmasını sağlamıştır.

✓Sebk-i Hindi:

Sebk-i Hindi, edebiyatta (özellikle divan edebiyatında) Hint tarzı, Hint biçemi demektir. Bu üslupta hayal , anlam derinliği, kapalı anlaşılmaz tamlamalar ön plandadır.

4. Kaçarlar Dönemi: Safeviler Dönemi’nden sonraki dönemdir. Bu dönemde insanlar daha rahat şiirlerini yazmışlardır ve üzerlerindeki baskı etkisini yitirmiştir.

5.Modern Dönem: Kaçarlar döneminin son kısımlarında batılı türler edebiyata girmiştir. 

 

Geldik şimdi bu Fars edebiyatının en önemli şairlerine ve yazarlarına. Peki sizin aklınıza kim geliyor ?

Benim aklıma hiç şüphesiz ilk olarak Firdevsi, Feridüddin Attar, Ömer Hayyam, Mevlânâ, Şems-i Tebrizi, Hafız, Safi, Senaî-yi Gaznevi, Sadık Hidayet ve Füruğ Ferruhzad geliyor. En güzel şiir ve yazı örneklerini veren bu kişiler yeni Farsçanın ilk oluşumundan günümüze kadar olan kişilerdir.

Firdevsi: 

 

* Asıl adı Ebu Kasım Mansur’dur. 934 yılında Tus’ta doğmuştur.

*Şehname adlı eseriyle tanınmıştır.  Şehname’de İran’ın Araplar tarafından feth edilmesine kadar olan zamanı anlatılmaktadır.

* Firdevsi  İslamiyet  sonrası destan türünün kurucusudur. 

* Tus’da doğan şairin eserine baktığımızda çok iyi bir eğitim aldığını görüyoruz. Eserini Sultan Mahmud’a sunmuştur ve Sultan bu eseri çok beğenmiştir. Eser mesnevi nazım şekliyle 60.000 beyit olarak yazılmıştır.

* Şairin hayatı hakkında aslında pek detaylı bilgiye sahip değiliz. Şehname’yi yazdıktan sonraki hayatının Herat’ta geçtiği söylenmektedir.

* 1020 yılında Tus’ta kalp krizi geçirerek vefat etmiştir.

 

Dünyadaki vaktini boş işlerle geçirme; iyi insanların izinden ayrılma.

Ham düşünceleri, ancak akıl pişirir.

Gençlik ilkbahar gibidir, yaşlılık ise kışa benzer, öyle bir kış ki, arkasından bahar gelmez.

 

 

Feridüddin Attar:

* 12.yüzyılda Nişabur’da doğmuştur.

* Asıl ismi Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu Bekr İbrahim Nişaburî’dir.

* Sufilik geleneğinin öncülerindendir ve Mevlana’nın fikir babasıdır.

* Hallac-ı Mansur, Yunus Emre, Feridüddin Attar vahdet-i vücud görüşünü savunurlar.

✓Vahdet-i Vücud:

Tasavvuf inancında, yaratan Allah(bir) ile yaratılanın tek kaynaktan geldiğini ve “bir” olduğunu savunan mistik görüştür.

* Feridüddin Attar’ın en önemli ve onu tanınmış kişi yapan eseri Mantıku’t Tayr(Kuşların Dili)‘dır.

* Attar ismini almasının sebebi hekim ve eczacı olmasından dolayıdır.

*Eserleri Divân, Mantıku’t-Tayr, Tezküretü’l Evliya, Cevahirname, Musibetname’dir.

 

Bir bülbülün simurga gücü yetmez, o zavallıya bir gül sevdası yeter.

Yüreği bozuk kişilerde aşk olmaz ki.

 

 

Mevlânâ: 

* 1207 yılında Belh’de doğmuştur.

* Babası “Bilginlerin Sultanı” adını alan Bahaddin Veled’dir.

* Küçük yaşında babasının sayesinde İslam bilginleri ile tanışmıştır ve babasının öğrencisi Burhanettin Tirmizi’nin eğitiminden geçmiştir.

* Alaeddin Keykubat’un ısrarı ile önce Karaman sonra Konya’ya gelmişlerdir ve babası Konya’da vefat etmiştir.

*Şems-i Tebrizi ile tanıştıktan sonra hayatının büyük bir kısmı değişmiştir.

* Divan-ı Kebir’ i ve Mesnevi adlı eserini Tebrizi ile tanıştıktan sonra yazmıştır.

* 17 Aralık 1273 günü vefat etmiştir. Ölümünün ardından kimsenin ağlamaması için vasiyet etmiştir. Çünkü Mevlânâ için ölüm bir ayrılık ve bitiş değil , Şeb-i Aruz yani Düğün Gecesi‘dir.

*Eserlerinden Divân-ı Kebir, Mesnevî, Mecalis-i Seb’a , Fihi Ma Fih önemlidir.

 

Kısmet ederse Mevlâ; el getirir, yel getirir, sel getirir… Kısmet etmezse Mevlâ; el götürür, yel götürür, sel götürür..

İnsanlar ağaçlardan ders almalıdırlar. Onlar; ne üzerlerinde barınan kuşların ne gölgelerinde yatan insanların ne de verdikleri yemişlerin hesabını tutarlar.

 

 

Sadık Hidayet:

* 17 Şubat 1903 yılında doğmuş, 9 Nisan 1951 yılında vefat etmiştir.

* Modern İran edebiyatının kurucularındandır.

* Nesir(düzyazı) ve hikaye yazarıdır.

* Yazar olmasının yanı sıra aynı zamanda ressamdır.

* En tanınmış eseri 1937 yılında yazdığı Kör Baykuş’tur.

* Eserleri Diri Gömülen, Üç Damla Kan, Alacakaranlık, Aleviye Hanım, Bay Hav Hav, Islak Yol vb.dir.

 

Ölüm ona göre son derece kolay ve doğal geliyordu bu sırada. Yaşam denilen şey alaycı bir aldatmadan başka bir şey değildi.

 

“Tutsağı olduğum sefaletten kaçıyordum.
Sokaklarda belli bir amacım olmaksızın, rasgele yürüyor; para ve şehvet peşinde koşan, o tamahkâr suratlı ayaktakımını arasından rahat, umarsız geçiyordum.
Onları görmeye ihtiyacım yoktu, biri ötekinin kopyasıydı.
Hepsi bir ağız, ağza asılı bir avuç bağırsaktan oluşuyor, cinsel organlarında bitiyorlardı.”

 

 

Füruğ Ferruhzad: 

* 5 Ocak 1935’te Tahran’da doğmuş, 13  Şubat 1967’de vefat etmiştir.

* 20. yüzyıl kadın şairlerindendir.

* Şiirlerinde yalnızlığı işlemekte, kadınların sorunlarını ele almakta ve İran’da kadınlara karşı uygulanan ayrımcılığı eleştirmektedir.

* Eserlerinden bazıları Yeniden Doğuş, İsyan, Duvar , Esir’dir.

 

Ben yüreğini yitirmiş bu zamandan korkuyorum..

Kuş ölür, sen uçuşu hatırla…

Ve bak nasıl
Şiirlerimin beşiğine
Sen doğuyorsun, güneş doğuyor!

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here