İmanı İklim Değişikliğine Uğrayan Rahibe…

0
13
Her insanın yardımseverliği içinde oluşu gibiydi hayatı ama daha sonra imanı iklim değişikliğine uğrayarak çok konuşuldu bir ara dua ettiğini bıraktığını söyleyerekte çok dikkat çekmiştir ve bu kişi ünlü Rahibe Terasa'dır..
Her insanın yardımseverliği içinde oluşu gibiydi hayatı ama daha sonra imanı iklim değişikliğine uğrayarak çok konuşuldu bir ara dua ettiğini bıraktığını söyleyerekte çok dikkat çekmiştir ve bu kişi ünlü Rahibe Terasa'dır..

Her insanın yardımseverliği içinde oluşu gibiydi hayatı ama daha sonra imanı iklim değişikliğine uğrayarak çok konuşuldu bir ara dua ettiğini bıraktığını söyleyerekte çok dikkat çekmiştir ve bu kişi ünlü Rahibe Terasa’dır..

Rahibe Teresa olarak tanınan Agnes Gonca Boyacı 1910 yılında Makedonya’nın Üsküp kentinde doğar. Üç kardeşin en küçüğüydü. Annesi ve babası Makedonyalı Katolik Arnavut’tur. Gonca, gençlik yıllarında, Kardeşlik adlı yerel bir gençlik grubuna katılır. 17 yaşındayken, Tanrı tarafından Katolik bir misyoner rahibe olarak görevlendirildiğine ilişkin ilahi bir mesaj aldığını söyler. İrlandalı bir örgüt olan ve Hindistan’daki misyonerlik çalışmalarıyla tanınan Loretto Hemşireleri’ne katılmıştır. Bu dönemde Teresa adını alır. 18 yaşında rahibe olduktan sonra öğretmenlik ve okul müdürlüğü yapar. Kalküta’da lise öğretmenliği ve yöneticiliğinide yapar. Vereme yakalanınca iyileşmesi için Darjeeling’e gönderilir. Darjeeling treninde yoksullarla çalışmalı, onlarla yaşamalısın emrini içeren ikinci ilahi mesajı duyduğunu söyleyerek bu mesaja tıp dünyası karşı çıksada , 1950 yılında 12 kişiyle kurduğu Hayırsever Misyonerler Cemaati, dünyanın 450 noktasında 4 bin rahibenin görev aldığı bir topluluk haline gelir. Cemaatin halen fakirler için aşevleri, yetimhaneleri, ücretsiz AIDS tedavisi yapılan hastaneleri kurmuştur. Yoksul ailelerin çocuklarına ders vermeye başlar. Hastaların evlerine giderek tedavilerine yardımcı olur. 1950’de, kilisenin de desteğiyle Kalküta Hayırsever Misyonerler Cemaati’ni kurar. 1952’de ilk ‘Ölü Evi’ açar.. Rahibe Teresa’nın kurduğu bu cemaat yıllar içinde, binlerce gönüllüsüyle, dünyanın 450 noktasında misyonerlik çalışmaları yanında yoksullara hizmeti amaçlayan bir topluluk haline gelir..Rahibe Teresa, dünya barışına katkıları gerekçe gösterilerek çeşitli ödüllerde almıştır. Bunlar arasında, Papa XXIII. John Barış Ödülü ve 1979 Nobel Barış Ödülü ve ABD’nin en önemli sivil ödülü olan Özgürlük Madalyası da bulunur..

1980 yılında Üsküp şehrine yaptığı bir ziyareti sırasında bir Arnavut, bir Makedon ya da bir Sırp olup olmadığı sorusu üzerine Rahibe Teresa; “Doğduğum şehir Üsküp, Kendimi buralı hissediyorum. Arnavut soyundan geliyorum, Hint vatandaşıyım, Katolik Kilisesi’ne bağlıyım ve bana gelen ilahi çağrıda istendiği gibi dünyaya aitim” demiş olsa da, ölümünden sonra ona sahip çıkma çabaları devam etmiştir.. 2010 yılında, doğduğu ve büyüdüğü yer olan Üsküp’de rahibe Teresa’nın doğduğu evin modern bir biçimde yenilenmiş olarak Anı evi olarak yenilenerek tekrardan açılmıştır..

YAŞADIĞI İNANÇ KARMAŞASI VE SIRLARI

Teresa’nın “azize” ilan edilmesi sürecinde, ölmeden önce üstlerine ve papazlara gönderdiği 40 yıla yayılan mektuplarını inceleyen yakın arkadaşı Rahip Brian Kolodiejchuk (Mother Teresa Merkezi’nin direktörüdür), bu mektuplardan oluşan ‘Rahibe Teresa: Gel Işığım Ol’ adlı kitabında, 20. yüzyılın en önemli ruhani simgelerinden Rahibe Teresa’nın hiç bilinmeyen bir yönünü ortaya koymuştu. 2007 yılında Vatikan’ın onayı ile yayımlanan kitapta yeralan Mektuplara göre, Rahibe Teresa 1949 yılından 1997 yılına, ölümüne kadar ruhunda büyük bir boşluk ve acılar içinde yaşadı. Kalbini “tamamen Hz. İsa’ya ait” olarak tanımlasa da, Eylül 1979 tarihinde Rahip Michael Van Der Peet’e yazdığı bir mektupta şu ifadeleri kullanıyordu:

“Hz. İsa sizin için çok büyük bir aşk anlamına geliyor. Benim içinse sessizlik ve boşluk. O denli büyük bakıyor ama göremiyorum; dinliyor duyamıyorum. Dua ederken dilim hareket ediyor ama konuşamıyorum.”

Genelde, çektiği “acı, “işkence” ve “karanlık”tan söz eden mektuplarının birinde rahibe, inancıyla ilgili kaygı ve Tanrı ile cennetin varlığına ilişkin şüphelerini de dile getirmişti.

Mektuplarda Teresa’nın Tanrı ve Hz. İsa’ya inancını kaybettiğini gösteren pek çok satır bulunmakta. Rahibenin, 1959’da Hindistan’ın Kalküta kentindeki yoksul ve ölmekte olan çocuklarla ilgilenmeye başladıktan sonra Hıristiyanlık ve Tanrı inancını sorgulamaya başladığı düşüncesi ağırlık kazandı.

Teresa, hissettikleriyle yansıttıkları arasındaki çelişkinin de farkındaydı. Bir mektupta ‘gülümseme’yi ‘Her şeyi örten bir maske, bir pelerin’ diye tanımlıyor. Bir danışmanaysa, “Tanrı’ya kişisel, özel bir sevgi besliyormuşum gibi konuştum. Orada olsaydın, ‘Bu ne ikiyüzlülük’ derdin” diye yazıyor. Ölümünden altı yıl sonra “Kutsal Kişi” olarak ilan edilen Rahibe Teresa “Ölümümden sonra mektuplarımın hepsini imha edin” şeklinde vasiyette bulunmuştu. Kilise’nin bugüne kadar sakladığı gizli mektupları yayımlayan Peder Brian Kolodiejchuk mektuplardaki sözler için,” Rahibe’nin yaşadığı ruhsal işkenceyi gösteriyor. Acı çekmesi onu daha da kahramanlaştırıyor, tanrıya daha da yaklaştırıyor” dese de, dünya medyasında durum daha farklı algılıyordu.

Rahibe Teresa, yaşamının sonlarına doğru Batı medyasında olumsuz eleştiriler almaya başladı. Kendisi de Kalküta doğumlu olan doktor Aroup Chatterjee ve Gazeteci yazar Christopher Hitchens onu en sert eleştirenlerin başını çekiyordu. Mother Theresa kitabının yazarı olan Chatterjee kitabında Rahibe Teresa’nın yoksullar ve hastalar için yaptıklarının son derece abartıldığını ve bu amaçla toplanan bağışların bu amaca uygun biçimde kullanılmadığını iddia etmiştir.Rahibe Teresa’nın henüz hayatta olduğu bu dönemde ‘The Guardian’ gazetesinde yer verilen bir araştırmada yetim çocukların nasıl bakımsız bırakıldıkları, fiziksel ve ruhsal taciz gördüklerini örnek göstererek, bu iddiaların araştırılmasını talep ettiğini ve bizzat Teresa ve yakın çevresince reddedildiği söylenir. Bu iddialar birçok Avrupa ülkesinde gösterilen; ‘Rahibe Teresa: Değişim Zamanı mı?’ adlı belgeselinde de yer almıştır..

YOKSULLUĞUN KAYNAĞINI ÇARPTIRMA VE ZENGİNLERİN İŞBİRLİKÇİSİ SUÇLAMASI 

Kilise adına topladığı paralarla 150 ülkede manastırlar açacağına, sözgelimi yerel halka sağlık hizmeti verecek eğitim hastaneleri kurması daha doğru olmaz mıydı ? Diye sormasıyla üzerinde kara bulutlar dolaşma durumu yaşamıştır..Yoksulluğu sona erdirecek özellikle kadının konumunu iyileştirecek yapısal önlemlere karşıydı. ‘Barışın en büyük düşmanı kürtajdır’ diyerek yoksulluğu besleyen nüfus artışına dolaylı destek veriyordu. Katolik Kilisesi’nin siyasi ve dinsel hedeflerinin etkin bir aracıydı ve kazandığı ünü politikacıların, bankerlerin (Örneğin, Charles Keating) ve diktatörlerin (Örneğin, Haiti Diktatörü Jean-Claude Duvalier) yararına sunmuştu.

Eğitim yönteminin çocuklarda itaatsizlik ve saygısızlığı özendirdiği gerekçesiyle uyarıldı. Uyarılara aldırmadı ve Piskopos Shief tarafından afaroz edildi. Kısa süre sonra yeniden kabul edildi. Katolik Kilisesi’nde katı hiyerarşi yerine eşitliği savundu. Bu kez Piskopos Reynolds tarafından bir başka bölgeye, Sydney’e sürüldü. Pedofil bir rahibi ifşa etmesi sebebiyle diğer din adamlarına ters düşerek ve beraberinde 47 rahibeyle Katolik Romen Kilisesi’nden istifa yoluna dahi başvurdu. 1907 yılında burada yaşama veda etti. Papa II. Jean Paul tarafından 1995’te kutsandı ve 2010 yılında Avustralya’nın ilk azizesi olarak kabul edildi).

Herşeye karşın, Rahibe Teresa’nın olağanüstü kararlı bir köylü kızıyken, dünyanın bir diğer ucuna giderek, her ne kadar gerçekten istediği özgürlüğü elde ettiğinde inanç ve onun getirdiği avuntu ondan çalınsa da, konumunu yitirmekten, dışlanmaktan ya da tanrı gerçekten varsa düşüncesiyle korktuğundan olacak duygularını açığa vurmasa da, bütün acıları, bilinmezlikleri din yoluyla ortadan kaldırmayı denese de ilginç ve etkili bir yaşam sürdüğü bir gerçektir..

 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here