İlk Fitne Cemel Vakası 4

1
islamda ki ilk fitnenin sebepleri..
Hz. Osman’ın Şehit edilmesi ve Sonrasında Meydana Gelen Olayların Müsebbibi Olan Sebeiyye Taifesinin Bu Fitnenin Zuhurunda Oynadığı Rol..

Sulh Çalışmaları

islamda ki ilk fitnenin sebepleri..
Hz. Osman’ın Şehit edilmesi ve Sonrasında Meydana Gelen Olayların Müsebbibi Olan Sebeiyye Taifesinin Bu Fitnenin Zuhurunda Oynadığı Rol..

Hz. Ali Basra’ya hareket etmeden önce Zikar denilen yerde günlerce kaldı. Maksadı bu fitneyi barış yoluyla bitirmek ve Müslümanları savaşın kötülüklerinden korumaktı. Hz. Talha ve Hz. Zübeyr cihetinde de durum öyleydi. Sahabeden ve tabiinin ileri gelenlerinden çok sayıda kişi de barış için canla başla çalışmıştı. Onlardan bir kısmını arz edelim:

İmrân b. Husayn (ra): İmrân b. Husayn (ra) insanlara her iki guruba da katılmamaları yönünde haberler gönderiyordu. Hz. Zübeyr‘e iltihak etmiş olan Adiyoğullarına –ki onlar kalabalık bir guruptu– bir adam göndermişti. Adam onların mescidinde onlara hitap etti.

Şöyle dedi;

“Beni size Rasulullah (sav)’in ashabından İmrân b. Husayn gönderdi. Size nasihat ediyor ve kendisinden başka ilah olmayan Allah adına yemin ederek şöyle diyor;

Dağ başında keçi güden bir uzvu eksik Habeşli olmam benim için bu iki guruptan birine –isabet etse de etmese de– ok atmaktan daha sevimlidir. Anam babam size feda olsun, bu işe girmeyin.” Bunun üzerine oradakiler

“Bu işi bitirdik. Allah‘a and olsun ki Rasulullah (sav)’in ağırlığını asla hiçbir şeye değiştirmeyiz.” dediler.1

Ka’b b. Sûr; Ka’b tabiinin büyüklerindendir O bütün gayretini barış yolunda sarf etti. Bu uğurda takatinin üzerinde işlere girişti. Bir çok kişinin başaramayacağı roller üstlendi. istenmeyen hadiseler zuhur edinceye kadar barış çalışmalarına devam etti. Sonunda kendini bu uğurda feda etti. İki saf arasında durmuştu, insanları Allah‘ın kitabına ve silah bırakmaya davet ediyordu. Ortalık karışınca o da ölüler arasındaki yerini aldı.2

Ka’ka’ b. Amr et Temîmî: Mü’minlerin Emiri Ali (ra) Ka’ka’ b. Amr et Temîmî’yi barış görüşmelerini yapması için Hz. Talha ve Hz. Zübeyr‘e yolladı.

Ona;

“O ikisiyle görüş, onları barışa ve cemaate katılmaya davet et. Onlara ihtilaf ve ayrılığın büyüklüğünü zikret,” dedi. Ka’ka’ Basra’ya gidince önce Hz. Aişe‘nin huzuruna çıktı. Ona;

“Anneciğim, seni Basra’ya getiren sebep nedir?” diye sordu. Hz. Aişe;

“Oğlum, insanların ıslahı için geldim.” dedi. Bunun üzerine Ka’ka’ Hz. Aişe‘den Hz. Talha ve Hz. Zübeyr‘in de oraya gelmesini talep etti. Aralarında geçen konuşmalara Hz. Aişe‘nin de şahit olmasını istiyordu.

 

Ka’ka’ın Hz. Talha ve Hz. Zübeyr İle Konuşması

 

Hz. Talha ve Hz. Zübeyr gelince Ka’ka’ onlara da Basra’ya geliş sebeplerini sordu, Onlar da Hz. Aişe‘nin dediği gibi “insanların ıslahı için geldik” dediler.

Bunun üzerine Ka’ka’;

“Söyleyin bana bu ıslah nasıl olacak? Allah‘a and olsun ki bu bizim bildiğimiz bir şeyse buna biz de iştirak ederiz. Ama bildiğimiz bir şey değilse size iştirak edemeyiz.” dedi.

HzTalha ve Hz. Zübeyr;

Osman‘ın katillerinin cezalandırılmasını istiyoruz. Eğer onlara kısas tatbik edilmezse bu, Kur’an ve ahkamının terki demektir. Onlara kısasın tatbiki de Kur’an’ın ihyası demektir.” dediler.

Ka’ka’ ;

“Basra’da Hz. Osman‘ın katillerinden altı yüz kişi vardı. Onların tamamını öldürdünüz. Ancak biri kaldı. O da Hurkus b. Züheyr es Sa’dî. Sizden kaçıp kavmi Sa’doğullarına sığındı. Onu onlardan alıp öldürmek isterseniz kavmi buna mani olacak ve altı bin kişi bir bütün halinde sizin karşınızda duracak, şayet onu bırakıp öldürmezseniz dediğinizin zıddını yapmış ve Ali‘nin düştüğü duruma düşmüş olacaksınız. Hurkus sebebiyle Sa’doğullanna karşı savaş açsanız size galip gelirler ve sizi hezimete uğratırlar. O zaman da onlar hem daha çok güçlenirler ve hem de daha tehlikeli olurlar. Hurkus’u istemek suretiyle Rebîa ve Mudar kabilelerini de kızdırdınız. Size karşı Sa’doğullarına yardım için bir araya geldiler. İşte Ali‘nin ordusu içinde Osman‘ın katillerinin mevcudiyetinin sebebi de bu dedi.

Mü’minlerin anası Hz. Aişe ve oradakiler Ka’ka’ın bu konuşmasından oldukça etkilendiler.

Hz. Aişe;

“Sen ne diyorsun ey Ka’ka’?” diye sordu,

 

Ka’ka’;

“Bu işin çaresi sükunet ve Osman‘ın katillerinin cezalandırılmasında teenni yolunu tutmaktır, ihtilaf biter, ümmet Osman‘ın katilleri meselesini halifeye bırakırsa, siz de bu hususta onunla ittifak içinde olursanız bu hâyır alameti, rahmet müjdesi ve Osman’ın intikamının alınmasında güç kuvvet demektir. Eğer kaçınırsanız, savaş hususunda ısrar ederseniz bu da şer alameti mülkün gidişi demektir. Dolayısıyla afiyetti tercih edin ki ona nail olasınız. Daha önce olduğu gibi hayır anahtarları olun, bizi belaya sevk etmeyin. Eğer bu işe teşebbüs ederseniz Allah sizi de bizi de mahveder. Allah‘a and olsun ki diyeceğim şey bu ve sizi buna davet ediyorum. Ben bu işin devam edip gitmesinden ve ümmetin başına art arda büyük felaketler gelmesinden korkuyorum. Bu da ne birinin diğerini öldürmesi gibi, ne bir gurubun bir adamı öldürmesi gibi, ne de bir kabilenin diğer bir kabileyle savaşması gibi olur.”‘ dedi.

Ka’ka’ın ikna edici, doğru ve samimi sözleri onları ikna etmişti. Barış çağrısına icabet ettiler ve;

“İyi iş yaptın, doğru söyledin. Eğer Ali senin bu görüşün üzere gelirse Allah‘ın izniyle bu iş salaha erer.” dediler. Ka’ka’ Zîkara, Hz Ali‘nin yanına döndü. Kendisine verilen görevi başarıyla tamamlamıştı. Bu, Hz. Ali‘nin çok hoşuna gitti. Barış yapılmak üzereydi. Ne var ki bu, bazılarının hoşuna gitti, bazılarının hoşuna gitmedi. 3

 

İki Taraf Arasında İttifak Müjdeleri

Ka’ka’ geri döndüğünde hadiseyi olduğu gibi İlk Ali‘ye anlattı. Bunun üzerine Hz. Ali, Hz. Aişe ve taraftarlarına iki elçi gönderdi4 ve onlar vasıtasıyla Ka ka’ b. Amr’ın söylediklerinin arkasında olduğunu beyan etti. Elçiler geri dödüklerinde; “Ka’ka’ya söylediğimiz söz üzerindeyiz. Gel görüşelim.” Haberini getirdiler. Hz. Ali de harekete geçti ve onların karşısında konakladı. Aynı kabilelerin adamları birbirlerinin yanına geldiler. Mudar kabilesinin mensupları Mudar mensuplarının yanına, Rebîa kabilesinin mensupları Rebîa kabilesınin mensuplarının yanına; Yemenliler Yemenlilerin yanına gelmişti. Barış olacağından kimsenin şüphesi yoktu. Birbirlerinin yanına gidiyorlar, barıştan söz ediyorlardı.5 Müminlerin Emiri Hz. Ali Basra’ya hareket edeceği zaman tehlikeli kararını açıkladı;

“Yarın yola çıkıyorum, siz de çıkıyorsunuz. Ancak Osman‘ın öldürülmesi işinde ufak bir yardımla da olsa katkıda bulunan hiç kimse bu yolculuğa katılmasın.” dedi.6

 

Harbin Çıkışında Sebeiyye Taifesinin Rolü

Hz. Ali‘nin askeri içinde Hz. Osman‘ın katillerinden olanlar vardı. Kimse onları tanımıyordu. Kendilerini iyi gizlemişlerdi, aleyhlerine herhangi bir delil de yoktu. Kalbinde nifak olanların izharı mümkün olmuyordu.7 Abdullah b. Sebe’nin etbaı kısastan kurtulmak için fitne ateşini körüklemeye devam ettiler.8 Her iki taraf da yerini almıştı. Herkes durumdan memnundu. Hz. Ali, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr görüştüler. İhtilaf edilen hususlan müzakere ettiler. Barıştan başka yol yoktu. Durum açık ve netti. Bu minval üzere birbirlerinden ayrıldılar. Hz. Ali kendi karargahına, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr de kendi karargahlarına gittiler. Her iki taraf da kendi komutanlarını bilgilendirdi. Taraflar barış ve huzura ermenin sevinciyle gecelediler. Barıştan kimsenin şüphesi yoktu. iç içe, karşı karşıya duruyorlardı. Barıştan başka niyet ve söz yoktu. Fitne ateşini tutuşturanlar kötü bir gece geçiriyorlardı. Zira helake doğru sürükleniyorlardı. Geceyi istişare ederek geçirdiler.

Bazıları; “Talha ve Zübeyr‘in durumunu biliyorduk, ancak bu güne kadar Ali‘nin durumunu bilmiyorduk. “Osman‘ın öldürülmesine az da olsa yardım edenler yarın bizden ayrılsın, bizimle gelmesin” demesi onun da bize bakışını ortaya koydu. İnsanların da bize bakışı –vallahi aynı–  barış Olursa bu bizim ölümümüz demektir.” Dediler. 9

İbnu’s Sevda Abdullah b, Sebe onların yol göstericisiydi, şöyle dedi;

“Arkadaşlar, sizin izzetiniz insanların birbirine girmesindedir. Dolayısıyla bunu yapmalısınız, Yarın insanlar karşı karşıya geldiğinde savaşı başlatın. Onlara düşünme fırsatı vermeyin. Yanında bulunduğunuz kişiler sakınamasınlar. Allah; Ali‘ye de, Talha‘ya da, Zübeyr‘e de diğerlerine de meşguliyet verir. Bu arada kendi görüşlerinizi onlara söyleyin, ancak dikkat edin insanlar kim olduğunuzu anlamasınlar. “10 Gizlice savaş çıkarmak üzere karar aldılar. Sabahın alaca karanlığında kimse anlamadan insanlara saldırdılar. Mudarlılar Mudarlılara, Rebîalılar Rebîalılara, Yemenliler Yemenlilere saldırdı. Her iki taraf da karşı tarafa karşı harekete geçti. Hz. Zübeyr ve Hz. Talha sağ ve sol cenaha –neler oluyor diye– adamlar gönderdiler. Sağ cenahta Abdurrahman b. el Hâris b. Hişam komutasında Rebia kabilesi vardı. Sol cenaha da Abdurrahman b. Attâb b, Esîd komuta ediyordu. Onlar da merkezdeydiler.

“Kûfeliler gece vakti bize saldırdı.” dediler. Bunun üzerine Hz. Talha ve Hz. Zübeyr;

“Demek ki Ali kan akıtmadan ve haramı çiğnemeden bu işe bir son vermeyecek ve bize muvafakat etmeyecek.” dediler. Sonra da Basra halkına döndüler. Basralılar kendilerine saldıranları geri püskürtmüştü. Bu arada Hz. Ali ve Kûfeliler de bir ses işittiler. Sebeiyye taifesi kendi isteklerini haber versin diye Hz. Ali‘nin yakınına birini yerleştirmişlerdi.

Hz. Ali;

“Ne oluyor?” dediğinde o adam;

“Onlardan bazıları bize saldırdı, onları geri püskürttük.” dedi.

Bunun üzerine Hz. Ali sağ cenah komutanını sağ cenaha, sol cenah komutanını sol cenaha gönderdi. Sebeiyye taifesi entrikaya devam ediyordu.11 Böyle bir başlangıca rağmen her iki taraf da soğukkanlı davrandı ve işin hakikatini öğreninceye kadar beklemeye karar verdi. Hz Ali ‘Ve yanındakiler karşı tarafa saldırmama fikrindeydiler. Zaten onlar ne kaçanı takip ediyorlar, ne de yaralıyı öldürüyorlardı. Ama Sebeiyye taifesi boş durmuyordu.12 Karşı tarafta Hz. Talha binit üzerinde nida ediyordu. Etrafında insanlar vardı onlara;

“Ey insanlar, dinliyor musunuz?” diyordu. Ancak dinleyen yoktu.

Onlara;

Öf, öf, ateşten yatak için, tamahın daimi şerri için öf” diyordu.13 Ateşten yatak ve tamahın daimî şerri Sebeiyye ‘taifesinden başkası için olur mu? Zira son ana kadar barış müzakereleri en iyi şekilde yürütülmüştü. Bu rivayetlere baktığımızda Sebeiyye taifesinin savaşın çıkmasındaki etkin rolünü ve Ashabı Kiramın ıslaha ve birlik ve beraberliğe çalışmasını şüphe kabul etmez bir şekilde görmekteyiz. Delillerin gösterdiği ve kanaatlerin üzerinde yoğunlaştığı gerçek budur.14

 

Cemel harbine dair bilgilere geçmeden önce Sebeiyye taifesinin bu harpteki etkisinden bahsedelim.

Alimlerin neredeyse tamamı bu etkileri ifade etmiş ve bu taifeyi her biri başka isimlerle ifade etmiştir. Kimileri bozguncular, kimileri iki tarafın serserileri, kimileri Osman‘ın katilleri, kimileri sefihler, kimileri ayak takımı derken, kimileri de açıkça Sebeiyye taifesi demiştir. 15 Bu hususta bazı delilleri arz edelim;

 

Ömer b. Şebbe’nin “Ahbâru’l Basra” adlı eserinde şöyle geçmektedir.

Osman‘ın katilleri iki tarafın kendilerine karşı birleşmesinden korktular. Bu sebeple harbi başlattılar ve olanlar oldu. “16

 

İmam Tahavî şöyle diyor:

“Cemel harbi ne Hz. Ali‘nin nede Talha‘nın ihtiyarıyla vuku buldu Onların ihtiyarı olmadan bozguncular onu başlattılar “17

 

Bakıllânî şöyle diyor.

“İki taraf kendi rızalarıyla anlaştılar ve kendi bölgelerine çekildiler. Osman‘ın katilleri işin kendi aleyhlerine döndüğünü görüp korktular. Bir araya gelip istişare ettiler ve fikir ayrılığına düştüler, Ancak daha sonra şöyle bir karar aldılar. Her iki taraf içinde birer gurup olarak bulunulacak, bu guruplar gece vakti savaş başlatarak karışıklık çıkaracak ve Ali tarafındaki grup;

Talha ve Zübeyr ihanet etti diye bağıracak Talha ve Zübeyr‘in tarafındaki grup da;

Ali ihanet etti” diye bağıracak.

Planlarını istedikleri gibi yürüttüler. Harp patlak verdi. Her iki taraf da kendini müdafaa için savaştı. Her iki tarafın niyeti de doğruydu Her iki taraf da Allah rızası için harekete geçmişti. Dolayısıyla her iki taraf da Allahu Teala’dan ecrini alacaktır. Zira tarafların kendilerini müdafaa etmekten başka çaresi yoktu.. Doğru olan görüş budur. Biz de buna meylediyoruz ve bunu söylüyoruz. 18

 

Kadı Abdülcebbar Alimlerin görüşlerini naklediyor:

Ali, Zübeyr, Talha ve Aişe -radıyallahu anhum- barış yaptılar, harbi bıraktılar. Ordu içindeki Osman’ın düşmanları bunu çirkin gördü.

Hep birlikte kendi üzerlerine gelmelerinden korktular. Malum planı uyguladılar ve bu plan tuttu. 19

 

Kadı Ebubekir b. el Arabî şöyle diyor:

Ali Basra’ya gitti. Taraflar birbirini görmek üzere yakın yakına geldiler. Ancak heva ehli onları rahat bırakmadı. Kan akıttılar, harp başladı. Ayak takımı olanlar diğerlerini ardından sürükledi. Bunu kolayca başardılar. Gizliliğe de riayet ettiler. Bir kişi bile yaptığı işi gizleyebilirken binleri bulan kişiler bunu nasıl yapmasın.20

 

İbni Hazm şöyle diyor.

Bunun delilide şu; Onlar birbirileriyle savaşmayacaklarına dair ittifak etmişlerdi. Akşam olunca Hz. Osman‘ın katilleri işin kendi aleyhlerine döndüğünü gördüler. HzTalha ve Hz. Zübeyr‘in askerlerine saldırdılar. Onlara kılıç çektiler. Onlar da kendilerini müdafaa ederek kendilerine saldıranlara saldırdılar. Hz. Ali‘nin -hiçbir şeyden habersiz– askeri de kendini müdâfaa için harekete geçti. Her iki taraf da savaşı diğer tarafın başlattığına inanıyordu, İşler birbirine karışmıştı. Kimsenin kendi, müdafaadan başka yaptığı bir şey yoktu.  Hz. Osman‘ın katilleri harbi tutuşturmak için habire gayret sarf ediyorlardı. Her iki tarafın niyetleri düzgündü. Her iki taraf da kendini müdafaa ediyordu. Daha sonra HzZübeyr harp alanını bırakıp gitti, Hz. Talha‘ya da nereden geldiği bilinmeyen bir ok isabet etti. Ayağından yaralandı; Uhud günü de Rasulullah (sav)’i müdafaa ederken yaralanmıştı. Geri döndü ve çok geçmeden vefat etti. Hz. Zübeyr de, harp alanını terk ettikten sonra -Basra’ya bir günden daha az bir mesafede olan- Sibâ vadisinde şehit edildi; Hadisenin tamamı bu idi. 21

 

Zehebî şöyle diyor

“Cemel vakası her iki taraftaki sefih kişiler yüzünden meydana geldi.22

 

Yine şöyle diyor:

“İki taraf anlaşmıştı. Ne Hz. Ali ne de Hz. Talha savaş taraftarı değildi. Bilakis birleşme kararı almışlardı. Ancak iki tarafın ayak takımı karşı tarafa ok attılar ve harp patlak verdi.23

Düvelü’l İslam adlı kitapta şöyle diyor:

Savaş tohumlarını ayak takımı kişiler attı. Ve iş Hz. Ali‘nin, Hz. Talha‘nın ve Hz. Zübeyr‘in hakimiyetinden çıktı.24

 

Dr. Süleyman el Avde şöyle diyor:

Bundan sonra bize şöyle demek gerekir. Cemel vakasında Sebeiyye taifesinin rolünü açıkça ifade eden, genellemeyi ortadan kaldıran ve Alimlerin nakillerinde farklı isimlerle zikredilen taifeyi belirleyen Taberî’nin rivayetini almaya mani olan nedir ki? Hatta bu serseri ayak takımı güruhun İbni Sebe ve taraftarlarıyla birebir ilişkisi olmasaydı ya da onlar gibi bir hedefleri olmasa bile çıkardıkları karmaşanın İbni Sebe ve taraftarları tarafından planlandığını söylemeye ne mani var? Biz, çıkan çatışmaların ve ayaklanmaların çoğu zaman başka bozguncular tarafından planlandığını bilmiyor muyuz? 25

 

Yine fitne ve fitne ortamının bu tip hadiselerin çıkmasındaki payı unutulmamalı. Şüphesiz ki fitneyi yaşayan kişiler diğerlerinin gördüklerini göremeyebilirler. Diğerleri olayları onlardan daha net görebilir. Gözleri kör etme hususunda fitne başlı başına yeter. Kişiyi düşünmekten de görmekten de alıkoyar. 26 Çok uzaklara gitmeye gerek yok. İşte Ahnef b. Kays -ki o, Cemel hadisesini yaşayanlardan biridir- Hz. Ali‘ye yardım etmek üzere yola çıkmıştı. Yolda Ebu Bekre ile karşılaştı. 27

Ebu Bekre;

“Ey Ahnef, geri dön. Zira ben Rasulullah (sav)’in “İki müslüman kılıçlarıyla karşı karşıya geldiklerinde öldüren de öldürülende cehennemdedir.” buyurduğunu işittim. Ben (ya da başkaları);

“Ya Rasulullah öldürenin durumunu anladık, ya öldürülen niçin cehenneme giriyor?” diye sordum. Rasulullah (sav);

O da arkadaşını öldürmek istiyordu.” buyurdu.28

Hz. Ali ve taraftarları hak yoldaydı. Onunla birlikte savaşıp öldürülen şehitti. Ve onun için iki ecir vardı. Ebu Bekre (ra) hadisi söyleniş maksadının dışında bir yerde kullandı. Çünkü Hz. Ali devlet reisiydi ve kendisine karşı savaşanlarla savaşıyordu. Bu rivayetten anlıyoruz ki Hz. Ali yaptığı savaşlar sebebiyle bu gibi çok sayıda farklı yorumlarla karşılaştı, Hatta buna göre isabetli olmayan bu yorumların isabetli olan yorumlardan daha tesirli olduğunu da söyleyebiliriz.29 İşte Ahnef b. Kays örneği ortada. Hz. Ali‘ye katılmak üzere yola çıkmıştı. Ama geri döndü ve Cemel harbine katılmadı.30 Biraz daha yaklaşalım. Savaşta ana taraf olanlardan Hz. Zübeyr‘i dinleyelim İşin aslını bize haber veriyor ve;

“Kendisinden bahsettiğimiz fitne işte bu” diyor. Bunun üzerine azatlısı ona,

“Hem fitne olduğunu söylüyorsun, hem de savaşıyorsun? (bu nasıl şey?)” dedi.

O da ona;

Yazıklar olsun sana! Bizim (işin hakikatini) gördüğümüz de olur, görmediğimiz de. Bu işin dışında başıma gelen hiçbir şey yok ki: ondaki durumumu bilmiş olmayayım. Bu işte ileri mi, geri mi gideceğimi bilemiyorum.” dedi.31 Hz. Talha da buna işaret ediyor ve şöyle diyordu;

“Başkalarına karşı tek bir yumruk gibiydik. Şimdi ise birbirimize karşı iki demir dağ gibiyiz. “32 Hz. Ali‘nin yanında olanlardan Ammar b. Yasir de küfede bunu teyit ediyor ve şöyle diyordu,

Aişe peygamberinizin dünya ve ahiret hanımıdır. Ancak o imtihanın bir parçasıdır,”33

 

Cemel Savaşında ilk Merhale

Sebeiyye taifesi savaşın çıkışı ve iki tarafın birbirine girmesi için gayretlerini artırdılar. Her iki tarafı da birbirlerine karşı kışkırttılar. iki taraf arsasında şiddetli çatışmalar oldu. Bu savaşa Cemel savaşı denilmesinin sebebi şu idi: Mü’minlerin annesi Hz. Aişe savaşın ikinci merhalesinde Basra ordusunun ortasındaydı ve bir deve üzerindeydi. Bu deveyi Yâlâ b. Ümeyye Yemenden satınalmış  Mekke’ye getirmiş, orada onu Hz. Aişe‘ye hediye etmiş, o da ona binerek Mekke’den Basra’ya gelmiş, sonra da onun üzerinde olduğu halde bu savaşa katılmıştı. Cumade’s Saniyenin on altıncı günü idi ve günlerden de Cumaydı. Savaş Basra yakınlarında Dâbûka denilen yerde vuku buldu. Savaşın başlamasına Hz. Ali çok üzüldü ve;

“Ey insanlar, savaştan el çekin,” diye nida etti.. Ama onun nidasını kimseler işitmedi. Herkes savaşmakla meşguldü. 34

Cemel harbi iki merhaleden oluşmuştu. Birinci merhalede Basra ordusuna Hz .Talha ve HzZübeyr komuta ediyordu. Savaş sabahtan itibaren öğleden az önceye kadar devam etti. 35 Hz. Ali de, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr ‘de desteklerine;

“Kaçanı ve yaralıyı öldürmeyin. Savaş alanından kaçan takip etmeyin” diyorlardı.36 Hz. Zübeyr, oğlu Abdullaha borcunu ödemesi için vasiyet etti;

“Bu gün haklı da haksız da ölecek. Bu gün mazlum olarak öldürüleceğimi sanıyorum. En büyük düşüncem de borçlarım: dedi. Bu arada Hz. Zübeyr‘e bir adam geldi, Hz. Ali‘yi öldürmek istediğini söyledi, Ona aniden saldıracağını söyledi, Ancak Hz. Zübeyr bunu kabul etmedi,

“Hayır! Mü’min müimine ani saldırışlar yapmaz” dedi;37 Hz. Zübeyr‘in hedefi Hz. Ali‘yi ya da Hz. Osman‘ın kanna karışmamış kişileri öldürmek değildi.

Mü’minlerin Emiri Hz. Ali, Hz. Zübeyr‘i tekrar davet etti ve onunla en güzel şekilde konuştu. Denildi ki ona Rasulullah (sav)’in ona söylediği;

“Sen onunla (Ali ile) haksız olarak savaşacaksın. “38 Hadisini hatırlattı. Bu hadisin sahih bir isnadı yoktur. 39 Bazı rivayetler HzZübeyr‘in savaşı bırakıp gitme sebebi olarak Hz. Ammar b. Yasir’in karşı tarafta olmasını göstermektedirler. Zira o Rasulullah (sav)’in meşhur,

Ammar’ı asi bir topluluk öldüreçek.” 40 hadisini duymuştu. 41

Bazı rivayetler hasıl olan fitne içindeki durumundan şüphe etmesini göstemektedirler. 42 Bazı rivayetler de İbni Abbas’ın sözünün onu bu işten vaz geçirdiğini göstermektedir. ibni Abbas ona Hz. Ali ile aşın yakınlığını göstermek üzere;

“Kılıcınla Ali b. Ebî TAlib b. AbdülmuttAlib ile savaşıyorsun, Safiyye binti AbdülmuttAlib’e ne cevap vereceksin?” demişti.43 Hz. Zübeyr savaş alanını terk ettikten sonra İbni Cürmüz ile karşılaştı. Ve ibni Cürmüz onu şehit etti.44

Hz. Zübeyr hedefini çok iyi biliyordu, O da ıslahtıı, ıslahın yerini silahların aldığını görünce yaptığı işten döndü ve savaşı bıraktı, Abdullah b. Abbas’ın;

“Kılıcınla Ali b, Ebî Talib b, Abdulmuttalib ile savaşıyorsun,” sözünde gizli bir mana var. O da “‘Sen Ali ile savaşmaya mı geldin, yoksa ıslah etmeye ve müslümanların birlik beraberliğini sağlamaya; mı geldin?” sözüdür.45

Bu sözün söylenmesinin akabinde Hz. Zübeyr savaş alanını terk etmiş, çekip gitmiştir; Hz. Zübeyr‘in savaş alanını terk etmesinde birkaç sebep iç içe olabilir. Basra ordusunun ikinci komutanı Hz. Talha b. Ubeydullah ise savaşın başında isabet almıştı, kimin attığı belli olmayan bir ok ona İsabet etmiş ve kanı boşalmaya başlamıştı. Ona;

“Ey Muhammedin babası, isabet aldın, git evlerden birinde tedavi ol” dediler. O da oğluna,

“Beni götür, uygun bir yer bul” dedi. O da onu Basra’ya götürdü ve bir evde tedavi etmeye başladı. Ancak kan akmaya devam etti ve Hz. Talha o evde vefat etti ve sonra da Basra’ya defnedildi. 46 Hz. Zübeyr ve Hz. Talha‘nın insanları savaşa teşvik ettiğini ve hezimeti görünce de Hz. Zübeyr‘in savaştan kaçtığını söyleyen rivayet sahih değildir. 47 Bu haber sahabenin adaleti hakkında sabit olan rivayetlere ters düşmektedir. Sahih rivayetler cemel ashabının Islah maksadıyla yola çıktıklarını bildirilmektedir. Sadece ıslah maksadıyla. Hz. Zübeyr son ana kadar bu durumunu muhafaza etti. Hakim, Ebu Harb b. Ebü’l Esved ed Düelî yoluyla şu haberi nakletmektedir:

Zübeyr insanların ıslahı için uğraştı, Ancak savaş başladı ve insanlar birbirlerine düştü. Zübeyr de savaş alanını terk edip gitti. “48 Hz. Talha da kan akıtmak için değil, ıslah için gelmişti. Ahnef b. Kays’ın açıkça ifade ettiği gibi onun öldürülmesi de savaşın ilk anlarında oldu.49

Hz. Zübeyr savaş alanını terk ediyor, Hz. Talha da vefat ediyor. Her iki taraftan da öldürülenler ve yaralananlar var. Cemel harbinin birinci merhalesi bu şekilde sona eriyor. Galibiyet Hz. Ali‘nin ordusunda. Hz. Ali savaş alanını geziyor, içi yanıyor ve hüzünleniyor. Hz. Hasan’a yöneliyor ve ona sarılıyor, sonra da ağlamaya başlıyor;

“Oğlum, keşke baban yirmi yıl önce ölseydi ” diyor. Hz. Hasan;

“Babacığım seni bundan sakındırmıştım.” diyor. Hz. Ali;

“İşin bu noktaya geleceğini zannetmemiştim. Bundan sonra hayatın tadı mı olur. Bundan sonra ne hayır umulur?” diyor. 50

 

ikinci Merhale

Savaş hakkında bilgiler Hz. Aişe‘ye ulaştırıldı. Devesinin üzerindeydi. Ezdî kabilesi mensupları onu korumaya almışlardı, HzAişe Ka’b b. Sûr’a mushafı verdi ve onunla insanları savaşı kesmeye davet etti; Hz. Aişe‘nin manevi konumu sebebiyle savaş kesilebilirdi. Yanıp tutuşan harp ateşi onun manevi konumu sebebiyle sönebilirdi. 51 Ka’b b. Sûr Mushafı aldı ve Basra ordusunun önünde ilerledi: Hz. Ali‘nin ordusuna doğru nida etti;

“Ey millet, ben Basra kadısı Ka’b b. Sûr’um, Sizi Allah‘ın kitabına, içindekilerle amel etmeye ve onun yasaklarına göre barış yapmaya davet ediyorum.” dedi, HzAli‘nin ordusunda olup da ön saflarda bulunan Sebeiler Ka’b’ın bu gayretinin başarıya ulaşmasından korktular ve hep birikte ona ok atmaya başladılar. O da elinde mushaf olduğu halde Hakkın rahmetine kavuştu.52 Sebeilerin okları Hz. Aişe‘nin devesine ve hevdecine de isabet ediyor. Hz. Aişe de;

“Oğullarım, Allah‘tan korkun, Allah‘tan korkun. Allah‘ı ve hesap gününü hatırlayın ve savaş yapmaktan el çekin’? diyordu.

Ancak Sebeiler onun davetine icabet etmiyorlar, Basra ordusuna saldırıyorlardı. Hz. Ali gerilerdeydi. O da savaştan el çekilmesini ve Basralılara hücum edilmemesini emrediyordu. Ancak ordunun ön saflarında bulunan Sebeiler ona icabet etmiyordu. Hücum etmeye, saldırmaya ve savaşmaya devam ediyorlardı, Hz. Aişe davete icabet edilmediğini ve Ka’b b. Sûr’un öldürüldüğünü görünce;

“Ey insanlar, Osman‘ın katillerine ve taraftarlarına lanet edin.” demeye başladı, Kendisi de Hz. Osman‘ın katillerine ve taraftarlarına lanet ediyordu. Hz. Ali Basra ordusunun yüksek sesle lanet okuduğunu işitince;

“Bu da ne?” diye sordu, Adamları;

Hz. Aişe Osman‘ın katillerine lanet ediyor, İnsanlar da onunla birlikte lanet ediyorlar.” dediler, Bunun üzerine Hz. Ali;

“Siz de benimle birlikte Osman‘ı katillerine ve taraftarlarına lanet edin.” dedi. Hz. Ali‘ni ordusu yüksek sesle Hz. Osman‘ın katillerine lanet etmeye başladı.53 Hz. Ali;

Allah‘ım, ovada ve dağda Osman‘ın katillerine lanet et” diye dua etti. 54 Daha sonra harp kızıştı. İnsanlar birbirlerine girdiler. Mızraklar atıldı, kılıçlar çekildi, kılıçlar kırılıncaya kadar vuruşuldu.55 insanlar boğaz boğaza geldiler.56 Sebeiler deveyi kesmeye ve mü’minlerin annesi Hz. Aişe‘yi katletmeye çalışıyorlardı. Basra ordusu ise Hz. Aişe‘yi ve deveyi korumaya çalışıyordu. Devenin önünde savaşıyorlardı. Devenin yularını tutan katlediliyordu. Savaşın şiddeti devenin etrafında yoğunlaşmıştı. Hevdeç atılan oklar sebebiyle kirpiye dönmüş;57 Ezd, Dâbbe ve Kureyş kabilesine mensup çok sayıda müslüman genç misli görülmemiş kahramanlıklar sergiledikten sonra devenin etrafında öldürülmüştü.58

 

Hz. Aişe hem şaşkın, hem de sıkıntı da idi. Savaşı istemediği halde savaşın ortasına düşmüştü. Savaşın durdurulmasını istiyordu, ancak onu kimse dinlemiyordu. Devenin yularını tutanların tamamı öldürülmüştü. Bu esnada Muhammed b. Talha (es Seccâd) geldi ve devenin yularını tuttu. Mü’minlerin annesi Hz. Aişe‘ye;

“Anneciğim ne emrediyorsun?” diye sordu. Hz. Aişe ona;

“Ademin en hayırlı oğlu gibi ol, savaştan el çek.” dedi. O da kılıcını kınına soktu, ancak –Allah‘ın rahmeti üzerine olsun– derhal öldürüldü.59 Abdurrahman b. Attâb b. Esîd de öldürülmüştü. Abdurrahman, Eşteri öldürmeye çok uğraştı. Hatta onunla birlikte öldürülmeyi bile istedi. Bu da şöyle oldu. Eşter’le mücadele ederlerken birlikte yere düştüler. Attâb etrafındakilere;

‘Beni ve Maliki öldürün.” diye bağırdı.60 Hz. Osman‘ın katledilmesi hadisesinde insanları tahrik ettiği için ona çok kızgındı. Ne var ki insanlar Eşter’i Malik olarak tanımıyorlardı. Demek ki henüz eceli gelmemişti. Eğer Eşter deseydi çok sayıda kılıç başına inecekti. 61 Abdullah b. Zübeyr’e gelince o da benzeri görülmemiş bir şekilde savaştı, Kendini kılıçların önüne attı. Ölüler arasından çıkarıldığında kırk küsur yara aldığı görülmüştü. En ağır darbeyi de Eşter’den almıştı. Eşter’in ona karşı nefreti o kadar şiddetliydi ki atının üzerinde oturarak ona vurmayı istemedi, üzenginin üzerinde ayağa kalktı ve onun başına öyle vurdu. Onu öldürdüğünü sanıyordu. 62

Harp, Adiyogulları, Dâbbeoğulları ve Ezd kabilesi arasında da şiddetini sürdürüyordu. Dâbbeoğulları mü’minlerin anasını müdafaa için nice cesaret ve kahramanlık örnekleri sergiliyorlardı. Onların reislerinden olan Ömer b. Yesribî ed Dabbe şöyle diyordu:

 

Dâbbeoğullarıyız biz, Cemel ashabıyız biz,

Meydana çıktığında ölüm biz de çıkarız,

Nezdimizde ölüm baldan da tatlı

Keskin sivri şeylerle Osman’a ağıt yakarız. 63

 

Mü’minlerin Emiri Hz. Ali engin zekası ve askeri dehası ile anladı ki deve harp mahallinde durduğu müddetçe bu savaş devam edecek ve insanlar art arda ölecek, Mü’minlerin anası meydanda olduğu müddetçe cemel ashabı savaştan el çekmeyecek. Aynı zamanda bu, mü’minlerin anasının hayatı için de bir tehlike idi. Zira onun içinde bulunduğu Hevdeç atılan oklar sebebiyle kirpiye dönmüştü. 64 Hz. Ali mü’minlerin anasının kardeşi Muhammed b Ebubekir’e ve Abdullah Bedîl’e bir gurupla birlikte gidip deveyi öldürmelerini ve Hz. Aişe‘yi oradan kurtarıp dışarı çıkarmalarını emretti. Onlar da deveyi öldürdüler. 65 ve hevdeci alıp Hz. Ali‘nin yanına getirdiler. Hz. Ali Hz. Aişe‘nin Abdullah b, Bedîl’in evine yerleştirilmesini emretti. 66

Hz. Ali‘nin tahmin ettiği gibi olmuştu, Basralıları meydana sevk eden sebep var olduğu müddetçe onlar ölümüne saldırıyorlar ve ölümüne mücadele ediyorlardı. O sebep ortadan kalkınca, mü’minlerin anası meydandan çıkarılınca savaşı bırakıp kaçmaya başladılar. Eğer bu yapılmasaydı Basra ordusu tamamen yok oluncaya kadar ya da karşı taraf hezimete uğrayıncaya kadar savaşacaktı, Basralılar çözülmeye başlayınca Hz. Ali kaçanların takip edilmemesi, yaralıların öldürülmemesi ve savaş meydanına getirilen silah ve yiyecek dışında hiçbir “ganimet mal” alınmaması emrini verdi. Evlere girilmesini de yasakladı. Dahası da vardı. Basralı olup da kendilerine karşı savaşanlara nida edildi;

“Askerlerimizin yanında malı olan varsa gelsin, malını alsın?’ denildi. Daha sonra Basralılardan biri geldi, Hz. Ali’nin adamlarının kendisine ait bir tencerede et pişirdiklerini gördü ve tencereyi onlardan aldı. 67

 

Harpten Sonra Mü’minlerin Emirinin Nidası, Hayatını Kaybedenlerin Arasında Dolaşması ve Onlar için Dua Etmesi

Harp biter bitmez Hz. Ali‘nin münadileri nida etmeye başladı.

“Hiçbir yaralı öldürülmeyecek, kaçanlar takip edilmeyecek, evlere girilmeyecek silahını atan emindir, kapısını kapatan emindir, harp alanına getirilen silah ve yiyecek dışında hiçbir ganimet alınmayacak.” denildi. Yine münadiler savaşan Basralılar arasında nida ettiler;

“Askerlerimizin yanında malı olan varsa gelsin alsın.” denildi.68

 

Hz. Ali‘nin ordusunda bulunan bazı kişiler Hz. Ali‘nin karşı tarafta savaşan Basralıların eşlerini ve çocuklarını kendilerine taksim edeceğini sandılar ve bunu insanlar arasında yaydılar; ama Hz: Ali derhal bu şayiaya son verdi ve;

“Sizin için ümmü veled yok, Allah‘ın takdir ettiği miras dışında miras yok, kocası öldürülen kadın kim olursa olsun dört ay on gün iddet beklesin.” dedi. Onun bu sözleri bazılarının hoşuna gitmemişti, şöyle bir soru sordular:

“Ey Mü’minlerin Emiri, onların kanları bize helal oluyor da eşleri niçin helal olmuyor?” dediler. Hz. Ali;

“Kıble ehli hakkındaki uygulama budur.” dedi. Daha sonra da;

“Haydi öyleyse, bu işin başı ve onların reisi olan Aişe kimin payına düşecek?” dedi. Derhal dağıldılar ve;

Allah‘a istiğfar ederiz” dediler. Görüşlerinin hatalı olduğunu anlamışlardı, ancak Hz. Ali askerlerine Beytülmalden beşer yüz dirhem pay verdi.69

 

Harbin bitiminin akabinde bir gurupla birlikte ölüler arasında dolaşmaya başladı. Muhammed b. Talha‘yı (es Seccâdı) gördü.

inna lillahi ve inna ileyhi râciûn. Allah‘a and olsun ki salihbir genç idi.” dedi. Sonra da hüzünlü bir şekilde oturdu ve öldürülenlerin mağfiret edilmesi için dua etti, rahmet okudu. Bazılarını zikrederek hayır ve salah ehli olduklarını söyledi ve onları övdü.70 Eve döndüğünde gördü ki hanımı iki kızı Hz. Osman, Hz. Zübeyr, Hz. Talha ve diğerleri için ağlıyorlar onlara; Allahu Teala’nın kendileri hakkında;

“Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.”71 buyurduğu kişiler gibi olmayı temenni ediyorum.” dedi, Sonra da;

“Biz olmasak onlar kim ki? Biz olmasak onlar kim ki?” dedi, Bunu o kadar söyledi ki orada olanlar;

“Keşke sussa” dediler. 72

 

İslam ordularının birbiri karşısında kılıç çektiği Cemel Vak’ası meydana geldiği günden bu yana sürekli fitne odakları tarafından didiklenip harlanan bir ateş olarak kalmıştır. Yukarıda anlattıklarımızı okuyan vicdan sahibi biri olayın keyfiyetini anlayacak; aslında Sahabenin savaşmak niyetinde olmadığı her daim sulhtan, barıştan yana olduğunu fehmedecektir. Ancak unutulmaması gereken bir konu vardır ki Sahabe hatasız olmadığı gibi hataları onların derecelerine, kıymetine bir zarar vermez zira onların hataları içtihadi bir hata, diğer bir deyişle Sünnet ve Kuran’dan sahip oldukları tüm bilgiyi kullanarak doğruyu arama yolunda hakikati eksik görmedir. Bu vakada niyetlerinde kötülük bulunmadan  ölenlerin inşaAllah cennet ehli oldukları konusunda icma vardır..bizde cenab ı erhamürrahimin’den bunu niyaz ediyoruz..

 

 

Kaynakça:

 

1- Tabakât, İbni Sa’d 4/87; Hilafetü Ali, Abdülhamid 148

2-  A.g.e. 7/92; A.g.e. 149

3- El Bidâye Ve’n Nihâye 7/739; ,Tarih-i Taberî 5/521

4- Tarih-i Taberî 5/525

5-  A.g.e. 5/539

6-  Tarih-i Taberî 5/525

7-  Tarih-i Taberî 5/526

8  A,g,e. 5/527; Tahkîku Mevâkıfı’s Sahabe 2/120

9-  Tarih-i Taberî 5/526

10- A.g,e. 5/527

11-  A,g,e. 5/541

12- A,g,e. 5/541

13- Tarih-i Halife 182

14-  Abdullah b. Sebe Ve Eseruhu 192,193

15- A,g,e 194

16- Fethu’l Bârî 13/56

17- Serhu’l Akîdeti’t Tahaviyye 546

18- Et Temhîd 233

19- Tesbîtü Delâili’n Nübüvve, Hemedânî 299

20- El Avâsım Mine’l Kavâsım 156,157

21- El Fasl 4/157,158

22- El Iber 1/37; Abdullah b. Sebe, Avde 195

23- Tarihu’l İslam 1/15; Abdullah b. Sebe 195
24- A,g,e 1/15
25- Abdullah b. Sebe 195
26- A,g,e 196
27- Ebu Bekre; Nefi’ B. Hâris b. Kelde es Sakafîdir. İmam Ahmed ve çokları böyle demiştir. Nefi’ b. Mesrûh olduğunu söyleyenler de olmuş. İbni Sa’d da aynı şeyi söylemiştir. “Adı Mesrûhtur” Diyenler de oldu. İbni İshak da onlardandır. İsmi her ne olursa olsun o, Ebu Bekre künyesiyle meşhurdur. Sahabenin faziletlilerindendir. Taiflidir. Cemel ve Sıffîn savaşlanna katılmamıştır. Hicrî 52 yılında Basrada vefat etmiştir.
28- Müslim, Fiten 2213
29- El Esas Fi’s Sunne 4/1711
30- Sahih-i Muslim, Șerh-i Nevevî 10/18
21- Tarih-i Taberî 5/506
22- A.g.e. 5/506

23- A.g.e. 5/516

24- A.g.e. 5/541

25- A.g.e. 5/541-543

26- A.g.e. 5/543

27- Müsned-i Ahmed 3/19 isnadı sahihtir.

28- İstişhâdu Osman 201

29- El Medinetü’n Nebeviyye 2/324; El Metâlibu’l Aliyye 4468

30- Müsned-i Ahmed 1/47-49 isnadı sahihtir.

31- Hilafetü Ali 154

32- A.g.e. 154; Tarih-i Taberî 5/506

33- Tabakât 3/110 isnadı sahihtir.; Hilafetü Ali 155

34- A,g,e. 3/110; Tarih-i Halife 186

35- El Medinetü’n Nebeviyye 2/248

36- El Bidâye Ve’n Nihâye 7/253

37- Tarih-i Taberî 5/540

38- El Müstedrek 3/366; istişhadu Osman 200

39- Tarih-i Halife 185; 202

40- El Bidâye Ve’n Nihâye 7/521

41- Musannef, Abdurrezzak 5/456 Sahih bir senetle.

42- El Bidâye Ve’n Nihâye 7/253

43- A.g.e. 7/253

44- Musannef, İbni Ebî Şeybe 15/268 sahih bir senetle; Sünen-i Saîd b. Mansûr 2/23 Sahih bir senetle.

45- A,g,e. 15/258 Ricali sikadır.

46- Tabakât 5/92 Hasen bir senetle.

47- El Bidâye Ve’n Nihâye 7/253; Tarih-i Halife 190 Hasen bir senetle.

48- A.g.e. 7/254

49- Neseb-i Kureyş 281, Et Tarihu’s Sağîr, Buhârî 1/110 Sahih bır senetle.

50- Musannef, İbni Ebî Şeybe 15/228; Merviyyât-ı Ebu Muhnif 268 isnadı sahihtir.

51- Hilafetü Ali, Abdülhamid 159

52- Musannef, İbni Ebî Şeybe 15/228; El Feth, İbni Hacer 13/57,58 İbni Hacer senedi için “sahihtir” demiştir,

53- Tarih-i Halife 190 Hasen bir senetle. Hilafetü Ali, Abdülhamid 159

54- Ensâbü’l Esrâf„ Belâzurî 2/43 Muttasll bir senetle

55- A’lâmu’l Hadîs, Hattâbî 3/1611

56- Musannef, Ibni Ebî Seybe 15/286 Ceyyid bir senetle; El Feth 13/57

57- A,g,e. 15/286,287 Ceyyid bir senetle; El Feth 13/57

58- Murûcu’z Zeheb 2/367

59- A.g.e. 2/367

60- Tarih-i Halife 186 Mürsel bir senetle.

61- Tarih-i Taberî 5/542-555

62- Tarih-i Halife 186 isnadı munkatıdır.

63- Musannef, İbni Ebî Şeybe 7/546; Fethu’l Bârî 13/62

64- El İnsaf 455

65- Musannef, İbni Ebî Şeybe 7/546; Fethu’l Bârî 13/62

66- Tarih-i Halife 187,190

67- istişhadu Osman 215

68- Hilafetü Ali 168; Musannef, Ibni Ebi Şeybe 15/286 Sahih bir senetle.

69- Musannef, Ibni Ebi Seybe; 15/286; Fethu’l Bari 13/57 Sahih bir senetle.

70- Musannef, Ibni Ebi Seybe 15/261; EI Müstedrek 3/103,1041375 İsnadı hasen ligayrihidir.; Hilafetü Ali 169

71- Hicr 47

72- Musannef, Ibni Ebi Seybe 15/268-269; Hilafetü Ali, Abdulhamid 169

 

*Not: Çalışma Ali Muhammed  Sallabi’nin “4. Halife Hz. Ali (ra) Hayatı, Şahsiyeti ve Dönemi” (Ravza Yayınları) adlı eseri temel alınarak hazırlanmıştır, konuyla ilgili daha fazla detay için kitaba başvurulabilir.

Share

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here