İlk Fitne Cemel Vakası 1

1
Tüm Yönleriyle Cemel Vakası
Hz. Osman’ın Şehit edilmesi ve Sonrasında Meydana Gelen Olayların Müsebbibi Olan Sebeiyye taifesinin Taifesinin Bu Fitnenin Zuhurunda Oynadığı Rol..

Cemel Vakası 1

islamda ki ilk fitnenin sebepleri..
Hz. Osman’ın Şehit edilmesi ve Sonrasında Meydana Gelen Olayların Müsebbibi Olan Sebeiyye Taifesinin Bu Fitnenin Zuhurunda Oynadığı Rol..

Hz. Osman‘ın şehit edilmesi çok sayıda fitnenin zuhuruna sebep oldu. Hz.Osman’ın şehit edilmesinde  de birden fazla faktör rol oynamıştır. İslam toplumunda zenginlik ve refahın yaygınlaşması, sosyal yapının değişmesi, Hz. Osman’ın Hz. Ömer’den sonra gelişi, önemli sahabelerin Medine’den ayrılışı, cahiliye asabiyetinin geri gelişi, fetihlerin durması, cehaletin yaygınlaşması, menfaat şebekelerinin oluşması, İslam düşmanlarının aleyhteki faaliyetleri, insanların Hz. Osman’a karşı entrikalara yönelmesi, insanların kışkırtılması için çeşitli yollar denenmesi ve Abdullah b. Sebe’nin faaliyetleri başlıca olanlardır.

 

İnsanlar Hz. Osman’ı çok seviyordu. İdareciliği güzeldi, Rasulullah (ﷺ )’e yakındı, Rasulullah (ﷺ ) ona iki kızını vermiş ve bu sebeple kendisine “Zinnûreyn” (iki Nur sahibi) lakabı verilmişti. Rasulullah (ﷺ ) onu müteaddit vesilelerle övmüştü. Cennetle müjdelenen kişilerden biriydi. Hayatının son demlerinde ayak takımı kişiler tarafından haksızlığa maruz kaldı. İsteseydi onları bertaraf edebilirdi. Ancak 0, Ümmeti Muhammed arasında ilk kan döken kişinin kendisi olmasını istemiyordu. Fitneye karşı hilm ile hareket etti. Ashabı Kiramı ayak takımı serseri kişilerle savaşmaktan menetti. Kendisi için müslüman kanı dökülmesini istemedi. Ne var ki O’nun şehit edilişi ardından çok sayıda fitnenin zuhuruna sebep oldu. O’nun şehadeti müslümanlara ağır geldi ve İslam toplumu bu sebeple parçalara bölündü. Hz. Osman’ın katillerinin cezalandırılması hususunda herkesin fikri aynıydı. Ancak bunun zâmanlamâsı hususunda fikirler farklılık arz ediyordu.

 

Hz. Osman’ın Şehit edilmesi ve Sonrasında Meydana Gelen Olayların Müsebbibi Olan Sebeiyye Taifesinin Bu Fitnenin Zuhurunda Oynadığı Rol:

 

Son dönem tarihçilerinin bir kısmı Abdullah b. Sebe diye biri var mı? yok mu? Diye bir tartışmayı başlatmış gerçekte öyle birinin olmadığını iddia etmişlerdir şimdi bu iddiayı incelemekle başlayalım.

Evvela belirtelim ki önceki alimlerin tamamı Abdullah b. Sebe diye birinin varlığını kabul etmektedir. Ancak son zamanlarda çoğunluğu şii olan az sayıda kişi bunu kabul etmemiş ve onu Ömer b. Seyf et Temimî’nin uydurması olarak kabul etmişlerdir. Delil olarak da cerh ve tadil alimlerinin onu hadis rivayetine ehil görmediklerini söylemişlerdir. Halbuki onu hadis rivayetine ehil görmeyen kişiler haber rivayetine ehil görmüşlerdir. Ayrıca İbni Asâkir, Abdullah b. Sebe hakkında ravileri arasında Ömer b. Seyf olmayan çok sayıda rivayet nakletmektedir. Elbânî de bu rivayetlerin bir kısmının senet cihetiyle sahih olduğuna hükmetmiştir.¹ Ayrıca Abdullah b. Sebe hakkında şii kitaplarında çok sayıda nakil bulunmaktadır ki onların ravileri arasında bu Ömer yoktur. Abdullah b. Sebe diye birinin olmadığını iddia edenlerin asıl gayesi; müslümanlar arasına kin ve nefret tohumlarını zerk eden Yahudi unsurunun rolünü yok saymak, bir de müslümanlar nezdinde üstün örnek konumuna sahip Ashabı Kiramı örnek konumundan aşağı düşürmektir. Abdullah b. Sebe diye birinin varlığını inkar edenler kervanına baktığımızda aralarında Ehli Sünnete mensubuz diyenleri de görüyoruz. Müsteşriklerin talebeliğini yapan ve onların etkisinde kalan bu kişilerin hayasızlığı ve cehaleti bakın nerelere ulaşmıştır. Tarih, hadis, edebiyat, tabakat, ensap ve sair kitaplar ondan bahsetmekte, onun yaptığı işleri nakletmekte ve onunla ilgili rivayetler ufukları doldurmuşken bu cehalet neyin nesi?

Tarihçiler, muhaddisler ve sair alimler Sebeiyye taifesine karşı taraf olmuşlar ve cevaplar yazmışlar. Binaenaleyh Abdullah b, Sebe ile ilgili rivayetler sadece Taberî’ye ve sadece Ömer b. Seyf’in rivayetlerine dayanmamaktadır. Bu hususla ilgili rivayetler eski eserlerin çoğunda bulunmaktadır. Taberî’deki rivayetleden farkı, olayları daha tafsilatlı şekilde nakletmesidir. Delilsiz bir şekilde Ömer b. Seyf’ten başkası Abdullah b. Sebe adını zikretmemiş, dolayısıyla böyle biri yok, demek ne kadar ilmî? Senedinde Ömer b. Seyf‘in olmadığı rivayetler kendilerine zikredildiği halde gerçekleri bu kadar saptırmaya çalışanlar bunu ne ile yapmaya çalışıyorlar? Kendi kanaatlerini rivayetlerin önüne geçirmeye mi çalışıyorlar?

 

Çok sayıda Ehli Sünnet kitabı Abdullah b. Sebe’den bahsetmektedir. Onlardan bir kısmını arz edelim:

Hicrî 83 yılında vefat eden A’şâ Hemdân, Kûfe kabile başkanlarıyla birlikte Basra’ya kaçtıktan sonra Muhtar b. Ebî Ubeyd es Sakafî ve adamlannı eleştirdiği bir şiirinde Sebeiyye taifesini zikrediyor, şöyle diyor:

Sebeiyye olduğunuza şehadet ederim

Ey küfür askerleri sizi iyi tanıyorum. ²

Hicrî 103 yılında vefat eden Şâbî de Abdullah b. Sebe’nin yalancılığmdan bahsetmiştir.³ Hicrî 245 yılında vefat eden İbni Habîb de Abdullah b. Sebe’nin Habeşilerden olduğunu söylemiştir.4

Hicrî 253 yılında vefat eden Huşeyş b. Arsam da istikamet adlı eserinde Hz. Ali’nin;

İbni Sebe taraftarlanndan bir gurubu yaktığı haberini zikretmiştir.5

Hicrî 255 yılında vefat eden Câhiz Abdullah b. Sebe’ye işaret eden ilk kişilerden biridir.6 Ancak Dr. Cevad Ali’nin de zikrettiği gibi ondan bahseden ilk kişi o değildir.7

Ali b. Ebî Talib (ra)’ın zındıklar taifesinden bir gurubu yaktığı sahih, sünen ve müsned hadis kitaplarında geç mektedir.8 Zındık kelimesinin onlar için kullanıldığı bilinen bir şeydir.

Nitekim İbni Teymiyye;

“Rafiziliğin temeli zındık Abdullah ‘b. Sebe tarafından atılmıştır.” demektedir.9

Zehebî;

“Abdullah b. Sebe aşırı zındıklardandır. Yoldan sapmış ve saptırmış

biridir.” demektedir.10

İbni Hacer;

“Abdullah b. Sebe aşın zındıklardandır. Sebeiyye adı ile bilinen tâbileri vardır. Ali b. Ebî Talib (ra)‘a uluhiyyet isnadında bulunuyorlardı. O da hilafeti döneminde onları ateşte yaktı.” demektedir.11

Cerh ve Tadil kitaplarında da Abdullah b. Sebe’nin ismi geçmektedir. Hicrî 354 yılında vefat eden İbni Hibban şöyle diyor:

“Kelbî -ki Muhammed b. şâib el Ihbârîdir- sebeî idi. Abdullah b. Sebe’nin arkadaşlarındandı. O, “Ali ölmedi, kıyametten önce tekrar dünyaya gelecek.” diyen ve bir bulut gördüklerinde de “Mü’minlerin Emiri onun içinde?’ diyenlerdendir .12

Ensab kitapları da Sebeiyye taifesini Abdullah b. Sebe’ye nispet etmektedirler. Abdullah b. Sebe’nin Yemen asıllı bir Yahudi olduğunu ve kendini müslüman olarak gösterdiğini zikretmektedirler. 13 Demek ki Abdullah b. Sebe ile ilgili rivayetler sadece Ömer b. Seyfe dayanmıyormuş ibni Asâkir, tarihinde Abdullah b. Sebe hakkında senedinde Ömer b. Seyf’in olmadığı çok sayıda rivayet nakletmektedir; O rivayetleri ibni Sebe’nin varlığını ve onunla ilgili rivayetleri doğrulamaktadır.14

Hicrî 728 yılında vefat eden Şeyhül İslam İbni Teymiyye Rafiziliğin temellerini atan kişinin zındık Abdullah b. Sebe olduğunu zikretmiş, sonra da onun, Hz. Ali hakkında aşırılıkları izhar ettiğini, “İmametin onun hakkı olduğunu ve bu hususta nas olduğunu ve Hz. Ali’nin masum olduğunu” şöylediğini ifade etmiştir. 15 Hicrî 790 yılında vefat eden Beşir Şatıbî de Sebeiyye mezhebinin İtikadi bir mezhep olduğunu ve Allah’a şirk koştuklanı ifade etmektedir. 16 Hicrî 845 yılında vefat eden Markizî de Hutat adlı eserinde Abdullah b. Sebe’nin vasiyet, ricat ve tenasüh ile ilgili fikirlerini daha Hz. Ali döneminde iken yaymaya başladığını zikretmektedir 17

 

İbni Sebe‘den bahseden şii kaynaklar

Keşşî’nin Muhammed b. Kuluye’den rivayetine göre o şöyle demiştir:

“Sa’d b. Abdullah bana rivayet etti, ona Yakup b. Yezid, ona Muhammed b. İsa, ona Ali b. Mehziyar, ona Fudâle b, Eyüp el Ezdi, Ona da Eban b. Osman rivayet etti, şöyle dedi:

“Ebu Abdullah’ın şöyle dediğini İşittim :

Allah, Abdullah b. Sebe’ye lanet etsin O, Mü’minlerin Emiri için rububiyet iddiasında bulunmaktadir. Allah’a and olsun ki Mü’minlerin

Emiri itaatkâr bir kul idi. Bize yalan isnadında bulunanlara yazıklar olsun. Bizim hakkımızda demediğimiz şeyleri uyduranlardan beriyiz. Onları Allah’a havale ediyoruz.”18 Bu rivayetin senedi Şiiler nezdinde sahihtir.19 Kummî de Hisal adlı eserinde aynı haberi başka bir senetle nakletmektedir. Revdatü’l Cennat adlı eserin sahibi de Abdullah b. Sebe’yi yalancı olması sebebiyle Sadık el Masdûk’un lanetlediğini zikretmiştir. 20  Dr. Süleyman Avde’nin kitabı Abdullah b. Sebe hakkında Şiilerin rivayet ettikleriyle doludur.

Abdullah b. Sebe tarihte yaşamış bir şahsiyettir. Şii ve Sünni kaynaklar onun varlığında İttifak halindedir. Müsteşriklerin çoğunun görüşü de bu yöndedir.

Sünnilere ya da Şiilere ait eski Ve yeni kaynakları okuyanlar Abdullah b. Sebe diye birinin var olduğuna yakinen inanacaklardır- Zira tarih; hadis, akait, rical, ensab, edebiyat ve lügat kitapları ondan bahsetmektedir, Görünen o ki Abdullahib. Sebe hakkında ilk şüphe uyandıran kişiler müsteşriklerdir, Daha sonra onlara bazı muasır şiiler koşulmuş ve onun mevcudiyetini inkâr etmişlerdir. İşin, acayip tarafı bazı muasır Arap araştırmacılar da onların eserlerinden etkilenerek bu kervana katılmışlardır. Ne var ki bunların tamamının şüphe inkârı herhangi bir delile dayanmamakta, sadece ve sadece zanna dayanmakta.21 Bu hususta da ha geniş malumatalmak ve Sünnişii ve müsteşrik kaynaklarına ulaşmak isteyenler Dr. Muhammed Amhazûn Tahkîku Mevâkıfı’s Sahabe Fi’l Fitne adlı eserine ve Dr. Süleyman Avde’nin Abdullah b. Sebe adli eserine müracaat edebilirler.

 

Abdullah b. Sebe’nin gerçekte var olduğu ve onun olmadığını iddia edenlerin delillerinin batıl olduğu ispat ettikten sonra bu fitnenin çıkarılmasında ki rolü üzerinde duralım.

Hilafetinin son zamanlarında zikrettiğimiz faktörler sebebiyle İslam toplumunda bazı sıkıntılar yaşanmaya başladı. Bazı Yahudiler bu fırsatı kaçırmadılar ve takiyye yaparak, Müslümanların içine sızdılar. İbni Sevda lakaplı Abdullah b. Sebe de onlardan biri idi. Onun bu fitnede oynadığı rolü bazı aşırıların yaptığı gibi aşırı derecede büyütmek nasıl uygun değilse onu inkâr etmek ve bu fitnede oynadığı rolü hafife almak da aynı şekilde uygun değildir. Onun oynadığı, rol faktörlerden biri olsa da onların en tehlikelisi idi. Zira fitne için uygun bir ortamın hazırlanması gerekiyordu. Diğer faktörler kullanılarak bu ortam hazırlandı. Ayrıca İbni Sebe bir kısmını Yahudilikten aldığı ve bir kısmını kendi hevasından uydurduğu itikadi esaslar ortaya koydu. Hedefini gerçekleştirmek için adım adım ilerlemeye başladı. İslam toplumunu parçalamak için fitne ateşini tutuşturdu ve fertler arasına da kin ve nefret tohumlarını saçtı. Onun çalışmaları diğer faktörlerle birlikte netice verdi ve Mü’minlerin Emiri Osman b. Affan şehit edildi, ümmeti Muhammed bölük pörçük hale geldi. 22 Önce düzgün bir giriş yaptı, sonra fasit fikirlerini onlar üzerine bina etti. Daha sonra bu fikirler aşınlar ve heva ehli nezdinde revaç buldu. Etrafına toplanan kişilere indi yorumlar yapmaya başladı. Hatta Kur’an’ı bile kendine göre fasit bir şekilde yorumlamaya başladı. “İsa’nın geleceğine inandığı halde Muhammed’in geleceğine inanmayan kişiye taaccüp edilir. Halbuki Allah Kur’an’da “Kuran’a uymayı sana farz kılan Allah, seni döneceğin yere döndürecektir “23 buyurmaktadır. Buna göre Muhammed bu işe İsa’dan daha çok hak sahibidir.” diyordu. Yine o, Hz. Ali’nin vasi olduğunu ispat için fasit kıyasa başvuruyor ve şöyle diyordu:

“Bin peygamber var. Her peygamberin bir vasisi var. Ali de Muhammed’in (ﷺ ) vasisidir.” Sonra da şöyle diyordu:

Muhammed (ﷺ ) peygamberlerin sonuncusudur. Ali de vasilerin sonuncusudur. “24 Bu çalışma tabilerinin kalbine yerleşince asıl hedefe geçti. O da; insanları Hz. Osman’a karşı ayaklanmaya teşvikti. İşlediği kişilere “Rasulullah (ﷺ )’in vasiyetini yerine getirmeyen ve onun vasisinin hakkını yiyenden daha zalim kim olabilir?” diyordu. Daha sonra da “Onun hakkını Osman haksız yere yedi. Rasulullah (ﷺ )’in vasisi için haydi harekete geçin. Başınızdaki idarecilere karşı çıkın. Emri bil maruf nehyi ani’l münker yapın. İnsanları da bu davete çağırın.” diyordu.25 Davetçilerini şehirlere yaydı. Bazı kişilere mektuplar göndererek onları gizlice bu faaliyete katılmaya davet etti. Emri bil maruf nehyi ani’l münker yapıyor gibi bir görüntü veriyorlardı. Diğer şehirlere mektuplar yazıyorlar ve o mektuplarda içinde bulundukları şehirdeki idarecilerin kötülüğünden dem vuruyorlardı. Şehirlere yayılan bütün elemanlar aynı faaliyeti yapıyordu. Hedefleri başkaydı. Mektupları alan diğer kişiler diğer şehirlerde durumun vahim olduğunu zannediyorlar ve “Bizim durumumuz onlara göre çok iyi” diyorlardı. 26

İbni Sebe’nin planı şu idi; Ashabı Kiramın ileri gelenlerinden olan iki kişiden birinin diğerinin hakkını yediği fikrini insanların beynine kazımak. Hakkı yenen Ali’ydi, yiyen de Osman idi; Daha sonra -Hassaten Kûfe’de- iyiliği emretme ve kötülükten nehy etme adı altında halkı idarecilere karşı ayaklanmaya teşvik etti. Bu teşvik sonucunda  küçük küçük bahanelerle ayaklandılar. Bu ayaklanmalarda bedevileri iyi kullandı- akrabalarına yakınlık gösteriyor ve beytülmalden onlara bol keseden veriyor gibi iftiralarla serseri ayak takımını harekete geçirdi. Daha sonra şehirlere yaydığı propagandacılar diğer şehirlere mektuplar yazmaya ve içinde bulundukları şehri kötülemeye teşvik etti. Mektupların gönderilmesinden sonra şehirlerde yaşayanlar ülkenin içinde bulunduğu durumun çok vahim olduğu zannına kapıldılar. Sebeiyye taifesi bu durumdan istifade etti ve İslam toplumunda fitne ateşini tutuşturdu 27

Hz. Osman şehirlerde bir şeyler döndüğünü ve ümmeti Muhammed için hayırlı şeyler olmayacağını hissetti ve;

“Vallahi fitne değirmeni dönmeye başladı. Eğer Osman ona su taşımadan ölürse ne mutlu ona,” dedi.28 Abdullah b. Sebe Mısır’daydı. Hz. Osman’a karşı yapılacak hamleyi oradan planlıyordu. insanları Medine’ye doğru harekete geçmeye çağırdı. Onlara “Osman hilafeti haksız olarak ele geçirdi ve Rasulullah (ﷺ )’in vasisinin hakkını yedi” diyordu. Vasi ile Hz. Ali’yi kastediyordu.29 Kendisine sahabenin ileri gelenlerinden mektuplar geldiğini söylüyor ve insanlara bazı mektuplar gösteriyordu, Onun kışkırtmasıyla harekete geçen bedeviler Medine’ye geldiklerinde sahabenin etrafında toplanıyorlardı. Ancak sahabenin ileri gelenleri onlara Hz. Osman aleyhine mektup yazmadıklarını ve böyle bir şeyden beri olduklarını söylüyorlardı. 30

Hz. Osman’ı da hak ve hukuka riayet eder biri olarak gördüler. Hatta Hz. Osman onlarla bu hususta görüştü, iftiralara cevap verdi ve yaptığı işlerin iç yüzünü onlara açıkladı. Onların liderlerinden biri olan Malik Eşter Nehâî “Herhalde ona ve bize bir oyun oynandı.” dedi.31 Zehebî “Mısır’daki fitnenin provokatörü Abdullah b. Sebe’dir, İnsanları önce valilere karşı sonra da Hz. Osman’a karşı tahrik etmiş ve onların kalplerine kin ve nefret tohumlan ekmiştir.”32 demektedir.

İbni Sebe yalnız değildi. Kendisiyle birlikte bir ahtapot gibi etrafı sarmış güçlü bir entrika şebekesi vardı. Yalan, hile ve aldatma ile işlerini yürütüyorlardı.

İbni Kesir de, insanların Hz. Osman’a karşı birleşmesinin sebebi olarak ibni Sebe’nin zuhurunu, Mısır’a gidişini, uydurduğu yalanlarla insanları aldatışını ve peşine takışını göstermektedir. 33

Ümmetin önceki ve Sonraki Âlimleri Abdullah b. Sebe’nin Müslümanları dinlerinden ve imamlarına itaatten uzaklaştırmak, birlik ve beraberliklerini bozmak maksadıyla sebeî fikirlerle planlarla ortaya çıktığı hususunda ittifak etmiştir: Ayak takımı serseri kişiler onun etrafında toplandılar ve önce Hz. Osman’ın şehadetine; sonrada Cemel ve Sıffîn gibi savaşların zuhuruna sebep olan büyük fitnelerin; çıkışına sebep oldular. Anlaşılan o ki sebeî planlar çok iyi planlanmıştı. Davetçilerin harlanması, şehirlere gönderilmesi, onlar vasıtasıyla fikirlerin yayılması, ayak takımı kişilerin etki altına alınması, Basra, Kûfe ve Mısır’da belirli gurupların oluşturulması, kabile taassubunun hortlatılması, bedevi, köle ve Arap olmayan gibi toplumun belirli kesimlerin tahrike Yönelik propagandalar yapılması sebeî planların son derece iyi planlandığını göstermektedir. 34

 

Hz. Osman’ın Katillerinin Cezalandırılması Hususunda Ashabın ihtilafı

 Mü’minlerin Emiri Hz. Ali ile diğerleri arasında meydan gelen ihtilafı sebebi onun halifeliği ile ilgili değildir. Onun halifeliği hususumda herkes hemfikirdir,

İbni Hazm şöyle diyor:

Muaviye, Ali’nin faziletini ve hilafete liyakatini asla inkâr etmiş değildir. Ancak onun içtihadına göre biatten önce Osman (ra)’ın katillerinin cezalandırılması gerekiyordu. Ayrıca o kendisini Hz. Osman’ın kanı talep etmeye hak sahibi görüyordu.35

İbni Teymiyye şöyle diyor:

Muaviye hilafet iddiasında bulunmadı. Ali’ye karşı savaştığında da böyle bir biat almamıştı. Halife olduğu ya da hilafete layık olduğu iddiasıyla da savaşmadı. Muaviye bunu kendisine söyleyenler de açıkça söylüyordu. Muaviye ve taraftarları Ali ve taraftarlarına karşı savaş açmayı düşünmüyorlardı. Nitekim öyle de oldu. .”36 Yine o şöyle diyor:

“Her iki taraf hilafet meselesinde Muaviye’nin Ali’nin dengi olmadığını ve Ali varken onun halife olmayacağım söylüyordu. Yine herkes Hz. Ali’nin faziletini, dindeki önceliğini, ilmini, dindarlığım, cesaretini ve sair hasletlerini Hz. Ebubekir’in, Hz. Ömer’in ve Hz, Osman’ın hasletlerini bildikleri gibi biliyordu.37

Hz. Ali’nin hilafeti hiçbir zaman tartışma konusu olmadı. ihtilaf Hz. Osman’ın katillerinin cezalandırılması hususunda idi. Hz. Osman’ın katillerinin cezalandırılmasını herkes istiyordu. Bunda bir ihtilaf yoktu. İhtilaf bunun zamanlamasında idi, Hz. Ali’nin görüşü ortalık yatışıncaya ve ülke istikrara kavuşuncaya kadar bunun ertelenmesi yönünde idi. 38

Nevevî diyor ki:

“Bu harplerin sebebi, meselenin karmakarışık olmasıydı. Mesele karışlık olunca İçtihatlar da farklılık arz etti ve insanlar üç kısma ayrıldı, Bir gurup içtihat etti ve “Haklı olan bu gruptur, ona muhalif olanlar isyancılardır. Dolayısıyla bu gruba yardım etmek ve isyancılara karşı savaşmak vaciptir. Bu hususta adil imama yardım etmemek de helal değildir.” dedi. Diğer gurup bunların tam zıddına kail oldu. Onlar da içtihat etti ve haklı tarafın diğer taraf olduğuna inandı, “Onlara yardım etmenin ve onlara karşı savaşanlara karşı Savaşmanın vacip olduğunu” söyledi. Üçüncü kısmin kafası bu işte tamamen karıştı, Kimin haklı kimin haksız olduğunu anlayamadılar. Bu sebeple her iki taraftan da uzak durup Bu uzak duruş onlar hakkında vacip idi. Çünkü şer’an delil yoksa kimseye karşı savaşılamaz. Eğer bu kişiler iki taraftan birinin haklı olduğunu görselerdi karşı tarafa karşı onlarla birlikte savaşmaktan uzak durmak onlara helal olmazdı. 39

 

Devamı bir sonraki yazıda..

İlk Fitne Cemel Vakası 2

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynakça:

 

1 Deâve’l İnkaz 1/70
2 Divanı A’şa Hemdan 148
3 Tarihi Dimaşk, İbn Asakir 9/331
4 Abdullah b. Sebe, Avde 53; Mihber, İbni Habib 308
5 Tezkiretü’l Huffaz 2/551; Şezeratü’z Zeheb 2/129
6 El Beyan Ve’t Teybir 3/81
7 Tahkiku Mevakıfı’s Sahabe 8/290
8 Abdullah b. Sebe, Avde 53
9 Mecmûu’l Feteva 28/483
10 Mizanü’l İ’tidal, Zehebi 2/426
11 Lisanü’l Mizan, İbn Hacer 3/360
12 El Mecrûhin Mine’l Muhaddisin, Ebu Hatem 2/253
13 El Ensâb 7/24
14 Tahkiku Mevakıfı’s Sahabe 1/298; Abdullah b. Sebe 54
15 Mecmûu’l Feteva 4/435
16 El İ’tisam 2/197
17 El Mevâiz 2/256,257
18 Abdullah b. Sebe , Süleyman Avde 62
19 A.g.e 62
20 A.g.e 62
21 Tahkiku Mevâkıfı’s Sahabe 1/312
22 A.g.e. 1/327
23 Kasas 85
24 Tarih-i Taberi 5/347
25 A.g.e. 5/348
26 A.g.e. 5/348
27 Ed Devletü’l Emeviyye, Yusuf el Aşâ 168; Mevakıfı’s Sahabe 1/330
28 Tarih-i Taberi 5/250
29 A.g.e. 5/348; Tahkiku Mevâkıfı’s Sahabe 1/330
30 A.g.e. 5/348
31 Tahkiku Mevâkıfı’s Sahabe 1/331
32 A.g.e. 1/338
33 El Bidâye Ve’n Nihâye 7/167,168
34 Tahkiku Mevâkıfı’s Sahabe 1/339
35 El Fasl 4/160
36 Mecmûu’l Fetava 35/72
37 A.g.e. 35/72
38 Ehdâs Ve Ehâdis 158
39 Şerhi Müslim, Nevevi 15/149

Deâve’l İnkaz 1/70 

*Not: Çalışma Ali Muhammed  Sallabi’nin “4. Halife Hz. Ali (ra) Hayatı, Şahsiyeti ve Dönemi” (Ravza Yayınları) adlı eseri temel alınarak hazırlanmıştır, konuyla ilgili daha fazla detay için kitaba başvurulabilir.

Share

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here