İçimizdeki Şeytan

0
22

“Yine kırmızı yandı…” “Bu televizyon niye çalışmıyor?..” “Bırak şu telefonu elinden!”. Hayat şartlarımıza göre şekillenen sayısız cümleden en çok hangisi bizi kızdırır? Sabırsız mıyız yoksa hata kabul etmeyen biri mi? Veya hepi topu çabuk mu sinirleniyoruz?

 

Sinirlenmemize sebep olan pek çok etken sıralayabiliriz. Ancak dikkat çekmek lazım ki, bu etkenler yangını başlatacak olan küçük kıvılcımlardır. Bir misal ile açıklamak gerekirse, televizyonumuzun aylar süresince çalışıp daha sonra bir anda çalışmaması durumunda sinir küpüne dönmektense öncelikle prize bağlı olup olmadığını kontrol etmemiz en azından akıl sağlığımızı korumamız açısından daha iyi olacaktır. Yangını başlatacak olan kıvılcımı söndürmektir bu. Öfke halinin pek çok kişiyi kötü etkilediğini de unutmamak lazım, bunların da başında kendimiz varız. Yoğun bir stres ve sinir durumunda doğrudan şunlar olur diyemeyeceğim ama baş ve midesi ağrısı, mevcut bir hastalığınız varsa ve bu hayati bir hastalıksa bu hastalığın daha da kötüleşmesi söz konusu. Bunun dışında çevremizle de ilişkilerimizin, istemeyeceğimiz bir boyuta taşınması durumu var. Yani bir nevi başlayacak olan yangın başta kendimizi, sonra başkalarını ancak en çok kendimizi yakacaktır.

 

Haksızlıkla karşılaştığımızda zaman zaman bu kıvılcımların yanmasına izin veririz. Kimileri tarafından bu durum haklı intikam olarak tanımlanır. “Kopya çekerek geçiyor millet. Ben ahmak mıyım da çekmeyeyim?”. Temelde daima bir öfke yatıyor değil mi? Kimi zaman hazırcılara, kimi zaman asalaklara, kimi zaman cansız ve de akılsız varlıklara… Hele ki bizim için yeterli bir gerekçemiz varsa, tamam o zaman. Muhtemelen benden ona kadar sayma, derin derin nefes alma veya bu tip tavsiyeler bekliyorsunuz. Bunlara işe yaramaz demiyorum. Etkili olabilecek yöntemler bunlar. Fakat olayı daha derin düşünmek lazım bence, öfkemiz bizi aklımızı kullanamayacağımız kadar ele geçirmiş ise o zaman hala insan olarak mı kalırız, yoksa bir şeytanın silüetine mi bürünmüş oluruz? Bana kalırsa ikinci olasılık daha muhtemel. Öfkenin vücudumuzda geldiği bu noktayı bir zehre benzetirim. Her insanın kanında bu zehir vardır. Fiziksel ve ruhsal bir şekilde ele geçirir bizi. Netice olarak ise daha evvel bahsettiğim gibi, bambaşka birisi haline gelmiş oluruz. Sonrasında olacaklar değişir ancak bu sonuçların en büyük ortak yanı, kaybetmektir. Kimimiz işini, kimimiz işine yarar bir eşyayı ama ilk başta kendimizi kaybederiz. Tamamıyla bir kayıp zinciri anlayacağınız. 

 

“Öfke gelir göz kararır, öfke gider yüz kızarır.”. Eskilerin sözlerinde çoğu zaman anlam bulmuşumdur. Buradaki anlamı da doğrulayabilmek çok kolay. Eğer ona kadar sayacaksak, bu kısacık süre içerisinde öfkemizin bizi ele geçirmesi durumunda ne hale gelebileceğimizi bir düşünelim. Çok küçük bir anda, kıvılcımlar yangına dönüştüğü anda, sahip olduğumuz şeyleri on saniyeden daha kısa bir sürede kaybedebiliriz. Bu kıvılcımları söndürmek çok kolay iken, devasa yangınları söndürmek bazen mümkün bile olmayabilir.

 

 

 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here