İbn-i Battuta Kimdir ?

0

İBN-İ BATTUTA

Ondördüncü yüzyıl islam dünyası ile birlikte Türklük alemini canlı levhalar halinde aksettiren önemli kaynaklardan biri  de Şemseddin Ebu Abdullah b. Abdullah b. İbrahim et-Tanci el-Levati’nin Tuhfetu’n-nuzzar fi garaibi’l-emsal ve acaibi’l efsar adlı seyahatnamesidir ki, daha çok ‘Rıhlet İbn. Batuta’ adıyla tanınmış bulunmaktadır. [i]

İbn. Batuta lakabıyla şöhret olan bu gezgin Berber kabilelerinden Levata’lara mensup olup, 1304 yılında Tanca’da doğmuştur. Burada 22 yaşına kadar kalan İbn Batuta ilk defa yurdundan Hacca gitmek maksadıyla 1325 yılında memleketinden ayrılmıştır.

Çok maceraperest ve araştırıcı birisi olan bu gezgin Mısır,Suriye,Arap Yarımadası,Irak,İran,Doğu Afrika,Anadolu,Kuzey Türk illeri,Orta Asya,Hindistan,Endülüs ve Sudan gibi ülkeleri içine alan ve çeyrek yüzyılı aşan gezilerine sebep olmuştur. [ii]

Birçok yer gezip,gören bu seyyah gezidiği yerlerin örf,adet,görgü,siyasi yapısı,adet,hükümdarları gibi birçok özelliğini seyahantnamelerinde anlatmıştır.

i  İsmet Parmaksızoğlu, İbn Batuta Seyahatnamesinden Seçmeler, İSTANBUL 1971

ii Diyanet vakfı İslam ansiklopedisi

İbn Batuta’nın gezileri toplamda yirmi dokuz yıl sürmüştür. En uzun gezisi Mağrib’dir, bu ayrıca ilk gezisidir. En uzun süre gezi yaptığı yerler ise Hindistan ve Çin’dir. İbn Batuta Hindistan’da iki yıl Çinde ise bir buçuk yıl kalmıştır.

Onun adıyla anılan seyahatname, İbn. Batuta’nın kaleminden çıkmış değildir. Gezgin, 1349 Ekiminde yurduna döndükten sonra Beni Merin hükümdarlarından Ebu İnan Faris b. Ebi’l Hasen’e intisab etmiş ve bu emirin arzusu üzerine gezi hatıraları Muhammed b. Cücey el-Kelbi tarafından kaleme alınmıştır. [iii]

Bunun sebebi ise İbn. Batuta’nın Hindistan gezisi sırasında oradaki isyancıların İbn. Batuta ve arkadaşlarını soyması üzerine elindeki notlarını kaybetmişti. Aynı gezide bir camii ziyaretinde onları taşıyan üç gemiden ikisinin batması ve diğeriyle arkadaşlarının onu bırakıp gitmesiyle elindeki kalan notlar da yok olmuştur. Battuta seyahatnamesini birkaç not ve hatıralarıyla yazdırmıştır. Bu yüzden seyahatnamesi özellikle İsmet Parmaksızoğlu gibi bir çok yazar tarafından eleştirilmiştir. Bunun sebebi ise bir çok olayın abartılı olması ve gerçek dışı birkaç olayın gerçekleştiğini anlatmasındandır.
iii  İsmet Parmaksızoğlu, İbn Batuta Seyahatnamesinden Seçmeler, İSTANBUL 1971


İBN. BATUTA’NIN SEYAHATLERİ

[ii][ii] İbn. Batuta 25 yaşındayken memleketinden ayrılıp hac görevini yerine getirmek maksadıyla Mekke’ye doğru yola çıkmıştır. Önce Kahire’ye ulaşan İbn. Battuta daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz’i aşıp Mekke’ye varmak istese de yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin bu sırada isyan etmesiyle Kahire’ye geri dönmek zorunda kalmıştır.

Bu sırada karşılaştığı bir ermiş ona Suriye’yi görmeden Mekke’ye gidemeyeceğini söylemiştir. Bunun üzerine İbn. Batuta Şam’a doğru yola çıkmıştır. Hatta Ramazan ayına denk gelmiştir bu seyahat. İbn Batuta Ramazan Ayını burada geçirmiştir. Şam yolculuğu sırasında birçok kutsal yer gezmiştir. Bunlardan bir kaçı; Kudüs,Beytülahim, El Halil gibi yerlerdir. Sonunda Medine üzerinden Mekke’ye ulaşan İbn. Battuta Mekke’de hacılık vazifesini yerine getirmiştir.

Mekke’de hacı olan İbn. Batuta dönüş yolunda seyahatlerini sürdürme kararı almıştır. Bir kervanla karşılaşan İbn. Batuta bu kervana katılarak Mezopotamya   sınırına doğru yola çıktı. Necef’e ulaşan İbn. Batuta burada Hz.Ali’nin mezarını ziyaret etti. Buradan Basra yoluyla İsfahan’a giden İbn Batuta daha sonra Şiraz’a ve Hülagü Han tarafından yağmalanmış olan Bağdat’a gitti. Burada ise en son İlhanlı Hükümdarı olan Ebu Said ile tanışan İbn Batuta onun kervanıyla yola devam etti.

[ii][ii] Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

Ebu Said ile Tebriz’e giden İbn Batuta burada fazla kalmamıştır. Çünkü bu sıralar da Tebriz Moğol saldırıları altında idi. Bu çalkantılarda kalmak istemeyen İbn Batuta ikinci kez hacı olmak amacıyla Mekke’ye gitmeye karar verdi. Mekke’de ikinci kez hacı olan İbn Batuta Mekke’de ancak bir yıl kalabildi. Bu arada ikinci büyük yolculuğuna çıkmaya hazırlandı. İbn Batuta yönünü Afrika’ya çevirdi. Bu arada  İlk durağı olan Aden’de Hint Okyanusu üzerinden Arap Yarımadası’na gelen mallarla ticarete atılmaya ve bir servet sahibi olmaya karar verdi. Ancak 1331 yılında son bir geziye çıkmaya karar verdi. Afrika güneyine inen İbn Batuta burada birkaç Afrika ülkesi gezmiştir. O sıralarda Afrika’da yaşanan Muson rüzgarlarının artmasıyla oradan ayrılmaya karar vermiştir. Buradan Arap Yarımadasına geri dönmeye karar vermiştir. Arap Yarımadasına dönüp burada yerleşik hayata geçmeye karar vermiştir. Ancak Oman ve Hürmüz Boğazını görmeden buradan gitmek istemeyen İbn Batuta buraya doğru yola çıktı. Mekke’ye giden İbn Batuta burada bir yıl kadar daha kaldı. Bu sıralarda yerleşik hayat geçme fikrini kafaya koyan İbn Batuta ayrıca zengin olmaya karar vermiştir. Bu amaçla Hindistan’da ki Delhi Sultanı’nın namını duyup onun emrine girmeye karar vermiştir. Hindistan’a gitmek için kendisine bir tercüman bulması gerekiyordu. Bu amaçla Anadolu’ya doğru yola çıktı. Şam üzerinden Alanya’ya gelen İbn Batuta Burdan da Konya yoluyla Sinop’a gitmiştir. Karadeniz’i geçerek Kırım’a ulaşan İbn Batuta Kefe Limanına gelmiştir. Bu aralarda da Kırım Altın Ordu devletine aittir. Seyahati sırasında Altın Ordu devleti hükümdarı Özbeg Kağan ile karşılaşan İbn Batuta Özbeg Kağan’ın kendisine olan sıcak tavrından etkilenip onunla birlikte yola devam etmiştir. Özbeg Kağan’ın kervanı ile yola devam eden İbn Batuta başkent olan Astrakhan’a doğru yola çıkmıştır.  Astrakhan’a vardıklarında Kağan’ın eşi hamile olmasından dolayı rahatsızlandı. Bunun üzerine doğum yapması için Özbeg Kağan eşini memleketi olan Konstantinopolis’e gönderdi.

İbn Batuta’ya olan güveni nedeniyle onu da eşinin yanında göndermiştir. Kağan’ın eşiyle birlikte 1332 yılında Konstantinopolis’e ulaştı. O zamanın imparatoru 3.Andronikos ile görüşme fırsatı bulmuştur. Hatta bu gezide Ayasofya’yı görme fırsatı görmüştür. Konstantinopolis’te ancak bir ay kadar kalabilen İbn Battuta Hindistan’a doğru yola çıktı. 1332 yılında Hazar Denizinden Afganistan’a ulaşan İbn Batutta dağ geçitlerini aşarak Hindistan’a ulaşmıştı. Bu arada Hindistan’da Müslümanlık yeni yeni rayına oturuyordu. Ve bu yüzden Hindistan’da işler yolunda gitmiyordu. İç sorunlarla uğraşılıyordu,isyanlar çıkıyordu. Delhi  Sultanı ise bu problemi çözmek için çeşitli planlar kuruyordu. Bu yüzden gücünü sağlamlaştırmak amacıyla mümkün olduğunca çok bilgin ve memuru ülkesinde görevlendirmek istiyordu. İbn Batuta’nın namını duyan Delhi Sultanı onun Arabistan’da aldığı eğtimden dolayı ona güvenmiş ve onu kadı olarak görevlendirmiştir. Ancak bu sultan o günün şartlarına göre çok dengesiz biriydi. İbn Batuta rahat yaşamasına rağmen güvensizlik içinde yaşamını sürdürüyordu. Bu durumdan dolayı tekrar hacı olmak bahanesiyle Sultanın karşısına çıkan İbn Batuta Sultan buna izin vermedi. Bunun yerine kendisine alternatif olarak Çin’e elçi olarak gitmesini önerdi. Buradan kurtulmak isteyen İbn Batuta bu öneriyi kabul edip Çin’e gitmeyi kabul etmiştir. Bu sayede hem yeni ülkeler görücek hem de içerisinde bulunduğu durumdan kurtulacaktı. Bu fırsatı böylece değerlendirdi. Çin’e doğru yola çıkan İbn Batuta daha Hindistan’dan çıkamadan o sırada çıkan isyanlardan çok zarar görmüştür. Bu sırada Hintli isyancıların saldırısına uğramıştır. İbn Batuta ve yoldaşları bu saldırılardan çok zarar görmüş hayatları tehlikeye girmiş,paraları çalınmış ve en önemlisi ise İbn Batuta’nın seyahatlerinden çıkardığı kısa notları da harap etmişlerdir. Seyahatnamesindeki en önemli eksiklikler ise bu notlarda saklıdır. Çünkü İbn Batuta bu notların kaybolmasıyla seyahatnamesini birkaç kısa not ve hatıralarıyla yazdırmıştır. Bu saldırılar sonrasında yoldaşlarını kaybeden Batuta iki gün yürümüş ve yoldaşlarına ancak iki gün sonra ulaşmıştır. Hindistan’daki Kalküta şehrine ulaşan İbn Batuta buradaki bir cami gezisinde Hindistna’da çıkan bir rüzgarda onları taşıyan gemilerden üçünden ikisi batınca yoldaşları bunu bırakarak kalan bir gemiyle kaçmıştır. Delhi Sultanı’nın yanına gitmekten çekinen İbn Batuta Cemaleddin adlı dotuna sığınmıştır. Burada da bir süre kalmıştır. En sonunda Çin’e gitmek için yola çıkmaya karar vermiştir. Çin’e gitmeden önce Maldiv adalarına uğramıştır. Burada onun bilgilerinden faydalanmak isteyen Sultan onu yargıç olarak atamıştır. Bu da halkın işine gelmekteydi çünkü onu istedikleri gibi kullanıyorlardı. Ona rüşvet vermeye çalışıyorlar, tehditlerle işlerini hallettiriyorlar sürekli İbn Batuta’yı zan altında bırakıyorlardı. İbn Batuta bu durumdan çok rahatsızdı. Bu arada kraliyet ailesinden bir kızla evlenmek sebebiyle kraliyet ailesiyle akrabalık ilişkisine girmiştir. Bu sebeple kendisi en yüksek sıfatıyla göreve getirilmiştir. Bu yeni yetkileriyle daha sert kurallar ve uygulamalar yapan İbn Batuta halkın tepkisiyle karşılaşınca artık orada kalamayacağını anlayınca oradan ayrılmak istemiştir. Seylan Adasına varan İbn Batuta buradan  ayrılmak için bindiği geminin fırtınada tam batacakken başka bir gemi tarafından kurtarılması sonucu hayatını devam ettirmiştir. Ancak bu sefer de korsanların eline esir düşen İbn Batuta korsanlar tarafından saldırıya uğramış sonrasında ise sahile geri bırakılmıştır. Bunun üzerine tekrar Kaliküt’e döndü. Buradan da tekrar Maldiv adalarına gitti. Çin’e gitmek için yola çıkan İbn Batuta bu sefer çıktı ve amacına ulaştı.

Fuijan eyaletindeki Quanzhou şehrine ulaştı. Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou’ya ulaştı. Seyahatnamesinde daha da kuzeye hatta Pekin’e kadar gittiğini söylese de bu pek inandırıcı bulunmaz. Quanzhou’da da kısa bir süre elçilik yapan İbn Batuta burada da fazla kalamayacağını anlayınca artık evine dönme ihtiyacında bulundu. Nereye döneceğini tam bilememekle beraber Mekke’ye doğru yola çıktı. Yolu İlhanlı topraklarından geçti. Şam üzerinden Mekke’ye gitme amacındaydı fakat Şam’da babasının ölüm haberini aldı. Bu yıl ise onun için kara bir yıl olarak geçti. Bu sırada Arabistan,Suriye ve Filistin gibi topraklarda yayılan kara veba hastalığına tanık oldu. Mekke’ye ukaştığında  yirmi beş yıldır gidemediği memleketi Mağrib’e gitmeye karar verdi. Son olarak Tanca’ya varan İbn Batuta burada da annesinin öldüğünü öğrendi. Bu üzüntüyle Tanca’da fazla kalamayan İbn Batuta  Castilla Kralı XI.Alfonso Cebelitarık’ı ele geçirmek için sefere çıkmıştı, İbn Battuta da şehri korumak için gönüllü olan bir grup Müslümanla birlikte Endülüs’e gitti. Ancak buraya vardıklarında XI. Alfonso’nun vebadan öldüğünü ve artık bir tehlike kalmadığını öğrendiler. İbn Battuta yolculuğuna zevk için devam etti.Valencia’dan geçerek Granada’ya gitti. islam dünyasında en az araştırdığı yer kendi ülkesi Mağrib’di. Bu yüzden Endülüs’ten dönüşünde bir süre Marakeş’te kaldı. Bu sırada Marakeş veba ve başkentin Fes’e taşınması nedenleriyle harap durumdaydı. Tekrar Tanca’ya döndükten sonra da yolculuklarını bitirmedi. İlk yola çıkışından iki yıl önce Mali hükümdarı Mansa Musa hacca giderken Tanca’dan geçmiş ve zenginliği ile nam salmıştı. Bu sıralarda dünyada çıkarılan altının yarısı Batı Afrika’dan geliyordu. Bu konuda pek fazla bir şey anlatmasa da duydukları ilgisini çekmiş olacak ki Sahra Çölü’nün öbür tarafındaki bu islam ülkesini ziyaret etmek için yola çıktı. 1351 sonbaharında Fes’den ayrıldı ve bir hafta sonra yolu üzerindeki son Fas şehri olan Sijilmasa’ya vardı. İlk kış karavanlarından birine yazılarak bir ay sonra Sahra’nın ortasındaki Taghaza şehrine geldi. Taghaza tuz üretiminin getirdiği zenglikle ve Mali altınlarıyla dolu da olsa İbn Battuta’nın üzerinde pek iyi bir etki bırakmadı. Çölün en zor 500 kilometresini geçerek Mali’deki Walata şehrine ulaştı. Daha da güneybatıya ilerledi. Burada kendisinin Nil nehri olduğunu sandığı Nijer nehri kıyılarından geçerek Mali’nin başkentine vardı. Burada 1341’den beri kral olan Mansa Musa tarafından ona gösterilen misafirperverlikten şüphe duysa da yine de 8 ay kaldı. daha sonra Nijer nehrini yukarıya doğru çıkarak Timbuktu’ya geldi. Bu sıralarda Timbuktu sonraki iki yüzyılda ulaşacağı zenginliğe ve büyüklüğe henüz sahip olmadığından gözüne küçük ve önemsiz göründü ve bu yüzden fazla kalmayarak Fas’a doğru eve dönüş yoluna geçti. Yarı yolda da zaten Mağrib Sultanı’nın onu saraya çağırdığı haberini aldı. 1353 aralığında Fez’e kesin olarak döndü.

Sultan Ebu İnan Faris’in isteği ile şair Muhammed Ibn Cüzac’a anılarını dikte ettirmeye başladı. Böylece ortaya çıkan Rıhle’sindeki bazı yerler hayal ürünü olsa da dünyanın birçok yöresinin 14. Yüzyıldaki halini en doğru ve açık şekilde anlatan elimize kalmış en önemli kitaptır. Rıhle’nin yayınlanmasından sonra İbn Battuta Fas’ta 22 yıl daha büyük saygı görerek yaşadı.

İBN BATUTA’NIN HADİS İLMİYLE MEŞGULİYETİ
İlk tahsilinin detayları hakkında yeterli bilgi bulunmayan İbn Batuta’nın seyahate başladığı 22 yaşına kadar memleketi Tanca’da dini ilimlerde tahsil gördüğü, ancak herhangi bir ilim dalında henüz temayüz etmediği anlaşılmaktadır. Onun ilmi gelişimini seyahati sırasında görüştüğü hocalardan aldığı derslerle tamamladığı, bizzat kendisi tarafından nakledilmiştir. Buna göre o dokuz ramazan 726\10 Ağustos 1326’da Dımeşk’a varmış, Ramazanı burada geçirmiş; başta Şihabeddin İbnü’ş-Şıhna olmak üzere aralarında iki kadın muhaddisin de bulunduğu 14 alimden icazet almıştır. O, Şam’da aldığı bir icazet olayını seyahatnamesinde şöyle nakleder; ‘Beni Ümeyye Camisinde dünyanın her ülkesinden dersine koşulan ve büyük küçük birçok öğrencisi bulunan İbnü’ş-Şıhna el-Haccar adıyla da bilinen Şehabeddin Ahmed b. Ebu Talib 15-28 Ramazan 726 tarihleri arasında olmak üzere toplam 14 derste Kitab-ı Salih’i baştan sona dinledim. [ii]

[ii] Pamaksızoğlu, 1971; şeker, 1993; Kafesoğlu, 1977; Aykut, 1999; Eğri, 2004; Birol, 1991; Cârim,1996

SEYAHATNAMESİNE YÖNELİK ELEŞTİRİLER
Onun adıyla şöhret yapmış seyahatname İbn Batuta’nın kaleminden çıkmış değildir. Gezgin,1349 Ekiminde yurduna döndükten sonra Beni Merin hükümdarlarından Ebu İnan Faria b. Ebi’l Hasen’e intisab etmiş ve bu emirin arzusu üzerine gezi hatıraları Muhammed b. Cücey el-Kelbi tarafından kaleme alınmıştır. İbn. Batuta, aslında büyük bir bilgin ve iyi bir yazar olmadığı gibi, gezileri sırasında tutmuş olduğu notların bir kısmı, bir kere Hindistan’da, Kul’de soyguna uğraması, bir kere de yine bu ülkede Kalikut limanında binmiş olduğu geminin batması üzerine epeyce hasara uğramış, eserin yazılması bazı hususlarda gezginin sadece hafıza ve hatıralarına inhisar etmiştir ki bu durum eseri inceleyenler tarafından tereddüt ve güvensizlikle karşılanmıştır. Bu güvensizliği seyahatnameyi yazan Cücey’in de kendi fikir ve görüşlerini seyahatnameye ekleyebileceği düşüncesi de eklenmiştir. Gezginin anlattığı olayları Cücey’in belli eklentiler yaptığı ön görülmüştür. Gerçeğe uymayan sözler ve mübalağalı cümlelere çok rastlanmıştır. Zira bilmediği dillerdeki cümleleri bile aylarca hafızasında tutabilen İbn. Batuta’nın bunları başarması imkansızdır. Bu yüzden seyahatnamesindeki her bölüm inandırıcı bulunmamıştır.

KAYNAKÇALAR
1 – İsmet Parmaksızoğlu, İbn Batuta Seyahatnamesinden Seçmeler
2- Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
3- MEB ansiklopedisi
4- Hayat Ansiklopedisi
5 – İbrahim Kafesoğlu, 1977
6 – Cevdet Çakamakçı, İbn Battûta Seyâhatnâmesi’nde

Türkçe Kelimeler, PDF
7- Tahsin Koçyiğit, İbn Batuta’nın Karadeniz Seyahati Üzerine Bazı Mülahazalar
8- Wikipedia, PDF
9- M.Said Polat Osmanlı Öncesi Türkiye’nin İktisat Tarihine

İlişkin Sorunlar
10- İbn Battuta Seyahatnamesi, Çev. A.Sait Aykut

 

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here