Hz. İsa Peygamber ve Hayatı

0
77
Hz. İsa Peygamber ve Hayatı
Hz. İsa Peygamber ve Hayatı

         HZ. İSA PEYGAMBER VE HAYATI

 

HZ. İSA KİMDİR?

Değerli okuyucularımız;

Öncelikle sizlere Meryem oğlu Hz. İsa Peygamberini anlatmadan önce Hz. Meryem, diğer tabiri ile Hz. Meryem Ana’nın kim olduğunu, hayatını ve eline beşer (insan,insanoğlu) eli bile değmemişken Rabbi tarafından sade, tertemiz bir oğlan olan Hz. İsa’ya hamile kalışını ve bu doğum-doğumdan sonraki sürecini ve bu süreç içerisinde ne kadar zorlandığını, kavmi tarafından nasıl dışlandığını anlatmak istiyorum. Faydalı olabilmek dileğiyle.

 

Hz.Meryem (Hz. Meryem Ana) Soyu Nedir? Kimdir? Hayatı?

Örnek Müslüman Kadın: Hz. Meryem

Hazreti Meryem, Hazreti İsa Peygamber’in annesidir. Hazreti Meryem, Hristiyanlık (Hristiyanlık, Orta Doğu kökenli, tek tanrılı, İsa’nın Yeni Ahit’teki öğretilerine dayanan İbrahimi din. Bu inanca sahip kişilere Hristiyan denir) ve İslam (İslâm, İslamiyet veya Müslümanlık, tek tanrı inancına dayalı en yaygın İbrahimî dinlerden biridir. İslâm Peygamber Muhammed aracılığıyla 7. yüzyılda ortaya çıkmış ve yayılmıştır) dinine göre önemli ve kutsal kişilerden biridir. Hazreti Meryem, Meryem Ana ve Bakire Meryem olarak da anılmaktadır. Hazreti Meryem Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen (doğrudan telaffuz edilen) tek kadındır. Kur’an-ı Kerim’in 19. suresinin adı Meryem suresidir ve Meryem’in babası olarak anılan İmran, bir başka surenin (Al-i İmran) isim kaynağıdır. 

Hz. Meryem’in Yaşadığı Toplumun Özellikleri;

Hz. Meryem, tarihi kaynaklara göre, o dönemde Roma İmparatorluğu’nun (Roma İmparatorluğu, Roma Cumhuriyeti’nin Augustus liderliğinde MÖ 1. yüzyılda yeniden örgütlenmesiyle kurulan Antik Roma devletidir) egemenliği altında bulunan Filistin (Filistin ya da resmi adıyla Filistin Devleti Orta Doğu’da, tarihi Filistin bölgesinde bir Arap devleti) topraklarında doğmuştur. Yahudi (Yahudilik ya da Musevilik, ilk olarak İbranilerin Kutsal Kitabı ile gelen, ardından da Talmud’da ve diğer kutsal metinlerde daha da kapsamlı bir şekilde incelenip yorumlanan inanç, felsefe ve yaşam biçiminine ait uygulamalar bütününe verilen ad) bir toplum içerisinde ve o soydan biri olarak dünyaya gelmiştir.

O dönemde Roma İmparatorluğu’nda yaygın olan din ise “Putperestlik”tir. (Putperestlik ya da Putataparlık, genel anlamda bir nesne, görüntü veya fikre tapım içeren bir dini uygulama, anlayış veya inançtır) Allah’ın Kuran’da bildirdiği gibi, bir zamanlar “alemlere üstün kılınmış” (Bakara Suresi, 47. Ayeti) bir topluluk olan Yahudiler ise, kendi çıkardıkları birtakım hurafelerle (dine sonradan girmiş olan, akla aykırı, uydurma ve garip şeyler, boş inanç) şekilciliğe sapmış, Allah’ın kendileri için seçip beğendiği dinlerini tahrif (değişikliğe uğratmak, bile bile bozmak) etmişlerdir. Allah’ın emirlerine isyan etmiş ve O’nun kendilerine verdiği nimetlere karşı şükredici olmamışlardır. Bazıları ise, nefislerinin (içimizdeki bütün kötü isteklerdir) hoşuna gitmeyen emirlerle geldikleri için, Allah’ın kendilerine bir rahmet olarak gönderdiği peygamberleri öldürecek kadar ileri gitmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de İsrailoğulları’nın (İsrailoğulları, İbrani din büyüğü ve atası Yakup’un 12 oğlunun soyundan gelenlere verilen isimdir) bu sapkın tavırları şöyle bildirilmektedir:

Kur’an-ı Kerim’de Maide Suresi, 70. Ayetin’de: “Andolsun, Biz İsrailoğulları’ndan kesin söz almış  ve onlara elçiler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler.”diye ifade edilmiştir.

Hz. Meryem’in babası İmrân b. Masan olup, Hub’um b. Süleyman’ın (a.s) soyundandı. Masan hanedanı da, İsrâiloğulları’nın başkanlarından, din bilginleri ve danışmanları’ndan biri idiler.

İşte Hz. Meryem, tüm bu karışıklıkların hüküm sürdüğü ve Yahudilerin tüm ümitlerini, bekledikleri Mesih (Kurtarıcı)’in gelişine bağladıkları bir dönemde dünyaya gelmiştir. Allah, İsrailoğulları’nın tüm beklentilerinin odak noktasını oluşturduğundan tamamen habersiz olan Hz. Meryem’i, bu kutlu görev için özel olarak seçmiş ve yetiştirmiştir.  Kur’an-ı Kerim’de Al-i İmran, 45-46. Ayeti’nde  “… Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardan’dır… Ve o salihlerden’dir.” sözleriyle övdüğü Hz. İsa (as)’ı dünyaya getirme görevini Allah Hz. Meryem’e vermiştir.

Hz. Meryem, Allah’ın seçtiği bir kimse olarak, bu insanların sapkın ve cahilce inanışları arasında güzel ahlakı, hak dini temsil etmiştir.

Allah, Kur’an-ı Kerim’de ailesinden, doğumuna, Hz. İsa (as)’ı dünyaya getirişinden, yaşadığı toplumun iftiralarına karşı koyuşuna ve gösterdiği üstün ahlak özelliklerine kadar, Hz. Meryem’in hayatına dair pek çok konuyu bizlere bildirmektedir.

 (Giovanni Bellini’nin Venedik’teki S. Zaccaria Kilisesi’nde  sergilenen, 1505 yılına ait “Hz. Meryem ve Azizler” adlı eseri. Ahşap üzerine yağlı boya ile yapılan 402 x 272cm  boyutlarındaki bu mimber resmi daha sonra tuvale aktarılmıştır)

 

Allah’ın Alemlere Üstün Kıldığı İmran Ailesi;

Kur’an-ı Kerim’de Al-i İmran Suresi: “Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir.” ayetleriyle, İmran ailesinin, Hz. Adem, Hz. Nuh ve İbrahim ailesi ile aynı soydan geldiklerini ve alemler üzerine seçilmiş kimseler olduklarını bildirmektedir. İşte Hz. Meryem de bu soydan, seçkin kılınmış İmran ailesinden gelmektedir.

İmran ailesi, Allah’a samimi bir kalple iman eden, her işlerinde O’na yönelip dönen ve Allah’ın sınırlarını koruyan bir aileydi.

 

Hz. Meryem’in Dünyaya Gelişi;

İman sahibi bir kimse olan İmran’ın Hanımı Hanne, Hz. Meryem’e hamile kaldığını öğrendiği zaman, hemen Allah’a yönelip dua etmiş, O’nun şanını yüceltmiş ve doğuracağı çocuğu Allah’a adadığını söylemiştir. Bir kız çocuğu doğurduğunu gördüğünde ise ona, ‘âbide’ yani, ‘Allah’a sürekli ibadet eden kimse’ anlamına gelen Meryem ismini koymuştur. Allah Kur’an-ı Kerim’de İmran’ın Hanımı’nın bu duasını bize şöyle haber vermektedir:

 İmran’ın karısı Hanne: “Rabbim karnımda olanı ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ Sana adadım benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sen’sin Sen” demişti. Fakat onu doğurduğunda Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken Kur’an Kerim’de Al-i İmran Suresin 35-36. ayetinde bahsedilen: “Rabbim doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım.” denilmektedir.

(Lorenzo Lotto’nun Hz. Meryem ve Azizleri tasvir eden 1505-6 yılına ait eseri Treviso yakınlarındaki Santa Christina al Tivarone Kilisesi’nde sergilenmektedir. 177 x 162 cm boyutlarındaki bu yağlıboya çalışması ahşap üzerine yapılmıştır.) 

 

Allah, Hz. Meryem’in annesinin onu ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak Allah’a adadığını’ bildirmektedir. Bu ifadenin Arapçası’nda geçen muharreren kelimesi, sadece ahiret işleriyle uğraşan, dünya ile ilgisi bulunmayan, Allah’a sürekli ibadet eden, Allah’ın mabedinin hizmetinde olan, ihlaslı bir şekilde ibadet eden, ibadetinde dünya amacı bulunmayan kişi anlamlarına gelmektedir.

Gerçek anlamda özgürlük, insanın yalnızca Allah’a kulluk edip, O’na teslim olması, varlıklara ya da birtakım değerlere kulluk etmekten tamamen kurtulmasıyla elde edilebilir. İşte İmran’ın Hanımı Hanne de, Hz. Meryem’i her türlü bağımlılıktan kopmuş olarak Allah’a adadığını söyleyerek Allah’a dua etmekle, onun yalnızca Allah’a kulluk eden, insanların rızasından tümüyle uzaklaşmış bir insan olmasını dilemiştir.

 

 (Meryem Suresi’nin 12’den 25’e kadar olan                     ayetlerini  gösteren Kuran sayfası.)

 

 

Hz. Meryem dünyaya geldiğinde, annesi’nin tavrı yine Allah’ı razı etmeye yönelik olmuştur. Hemen Allah’a yönelmiş, hem Hz. Meryem’i, hem de onun soyunu şeytan’ın şerrinden koruması için Allah’a içtenlikle dua etmiştir.

Allah İmran’ın Hanımı Hanne’nin bu samimi duasını kabul etmiş. Bu ifade Kur’an-ı Kerim’de Al-i İmran Suresi’nde şöyle ifade edilmektedir: “Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi…” ayeti ile bildirdiği gibi, Hz. Meryem’i en güzel şekilde yetiştirmiş, onu üstün bir ahlak ile ahlaklandırmıştır.

Hz. Meryem’in annesi Hanne’nin Allah’a olan bu samimi imanı, her işinde kendisine yalnızca Allah’ı vekil edinmiş olması, yardımı, nimeti daima Allah’tan istemesi, O’na ihlasla ve derin bir teslimiyet ile bağlanmış olması tüm iman edenler için çok önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir örnektir.

Allah, Hz. Meryem’i Tüm Alemlerin Kadınlarına Üstün Kılmıştır:

Hz. Meryem, hayatının her anında, yaptığı her işte Allah’a yönelen, Allah’ın ismini yücelten, Rabbimiz’e yürekten bağlı, samimi bir mümindir. (inançlı, inanan) Allah, İmran ailesini alemlere üstün kıldığı gibi, bu aileye mensup olan Hz. Meryem’i de seçmiş, onu en güzel şekilde yetiştirerek tüm kötülüklerden arındırmış ve onu alemlerin kadınlarına üstün kılmıştır. Allah Kur’an-ı Kerim’de Hz. Meryem’in bu üstünlüğünü şöyle bildirmektedir:

Hani melekler: “Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı,” demişti. Allah’da Kur’an-ı Kerim’de Al-i İmran Suresi, 42-43. Ayeti’nde: “Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et.” demiştir.

 

Allah’ın Hz. Zekeriya’yı, Hz. Meryem’i Yetiştirmekle Görevlendirmesi:

Hz. Zekeriya (as) Allah’ın hidayete (doğru yolu bulmak) eriştirdiğini, salihlerden (kişiye ahiret saadetini sağlamayı aşılamaktır) olduğunu, alemlere üstün kıldığını ve dosdoğru yola yöneltip ilettiğini bildirdiği peygamberlerdendir. Allah Kur’an-ı Kerim’de Hz. Zekeriya (as)’dan övgüyle bahsetmiş, onun Kendisi’ne olan bağlılığını, takvasını (günahtan kaçınma, sakınma) ve güzel ahlakını şöyle haber vermiştir:

Kur’an-ı Kerim’de Enam Suresi, 85-87. Ayetleri’nde: “Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir. İsmail’i, Elyasa’yı, Yunus’u ve Lut’u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.” denilmiştir.

 Allah, Al-i İmran Suresi 37. ayetiyle, Hz. Meryem’in yetiştirilmesinden Hz. Zekeriya (as)’ı sorumlu kıldığını bildirmiştir.

Hz. Zekeriya (as), Hz. Meryem ile yakından ilgilenmiş, onun hayatındaki mucizevi olaylara bizzat tanık olmuş ve onun diğer insanlardan üstün kılınmış bir kimse olduğunu fark etmiştir. Hz. Meryem’in başına gelen bazı olaylar ile, Allah’ın onu rahmetiyle desteklediğine ve çeşitli vesilelerle onu kendi fazlından nimetlendirdiğine şahit olmuştur. Allah, bu olaylardan birini Al-i İmran Suresi’nde bizlere şu şekilde bildirmiştir:

Kur’an-ı Kerim Al-i İmran Suresi, 37. Ayet: “Zekeriya’yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba  girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: “Meryem, bu sana nereden geldi?” deyince, “Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir.” dedi. 

Hz. Zekeriya (as)’ın bu sorusuna verdiği cevap ile, Hz. Meryem de, Allah’ın kendi üzerindeki rahmetini dile getirmiştir.

 

Allah Hz. Meryem’in İffetini Müslümanlara Örnek Göstermiştir:

Hz. Meryem de ailesi gibi, yaşadığı toplumda Allah’a olan bağlılığı, ihlası (ferdin, ibadet ve taatinde Cenab-ı Hakk’ı emir, istek ve ihsanlarının dışında her şeye karşı kapanmasıdır) ve samimiyeti ile tanınan bir kişidir. Allah, onun Kendisi’ne gönülden bağlı olanlardan olduğunu bildirmektedir.

Hz. Meryem’in çevresindeki insanlar arasında bilinen bir başka özelliği ise, ırzını korumuş olması yani iffetine olan düşkünlüğüdür. Allah, Hz. Meryem’in bu üstün ahlakını Kur’an-ı Kerim’de şöyle haber vermektedir:

Kur’an-ı Kerim Tahrim Suresi, 12. Ayet: “İmran’ın kızı Meryem’i de (Allah örnek verdi). Ki o kendi iffetini korumuştu. Böylece Biz ona Ruhumuz’dan üfledik. O da Rabbi’nin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.” diye ifade edilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de Enbiya Suresi, 91. Ayet: “İffetini koruyan (Meryem); Biz ona Kendi Ruhumuz’dan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık.” diye ifade edilmektedir.

 

Meryem’in babası Imran henüz Meryem ana karnında iken vefat ettiği için, anası Hanne, doğuracağı çocuğunu Beyt-i Makdis’e hizmetçi yapacağını nezretmişti. (adamak) Bu itibarla Meryem Beyt-i Makdis’in imâmı ve kendisi’nin en yakın akrabası olan Hazreti Zekeriyya’ya teslim edilmiş, o da Beyt-i Makdis’in âyette mihrâp olarak yâd edilen yüksekte bir hücresini Meryem’in ikâmetine, ayırmıştı, işte böyle kudsî bir makamda ve yüce bir peygamberin maiyyetinde feyizlenen Meryem’in mucizelerle dolu hayatını Allahü Teâlâ Kitabında meâlen şöyle bildiriyor:

“Habibim! Kur’ân’da, Meryem kıssasını ailesinden ayrılıp Beyt-i Makdis’in doğu tarafında bir yere çekildiği zamanı da an!”

O zaman Melekler şöyle demişlerdi:

— “Ey Meryem! Allah sana kendi tarafından bir kelime ile “Ol!” demesiyle vücud bulacak bir çocuk müjdeler!” İmran’ın hanımı Hanne:

— “Ey Rabbim! Ben karnımdaki yükü, kendimden alâkasını keserek Sana adadım. Hemen adağımı benden kabul et! Beyt-i Makdis’ine hizmet etsin. Sen Rabbim sözümü muhakkak iyi işitir, niyetimi çok iyi bilirsin!” demişti.

Hanne hamileliğini gerçekleştirdi:

— “Rabbim çocuğumu dişi doğurdum, bununla beraber Allahü Teâlâ onun ne doğduğunu ve erkeğin dişi gibi olmadığını daha iyi bilir. Rabbim! Ben ona Meryem diye de ad koydum. Şimdi ben, onu ve zürriyetini huzurundan kovulmuş şeytanın şerrinden Sana havale ediyorum!” dedi.

Bunun üzerine kadının bu dileğini Rabbi, güzel bir suretle kabul buyurdu. Ve Meryem’i güzel bir surette yetiştirdi. Zekeriyya’yı onu idare etme hususunda kefil kıldı. Zekeriyya mahfele (Camilerde etrafı parmaklıklarla çevrilmiş yahut yerden yüksek yapılmış olan yerin adı) Meryem’in yanına her girdiğinde onun yanında taze bir rızık, kâh yazın kış meyvesi, kâh kışın yaz meyvesi bulurdu. Ona:

— “Ey Meryem! Bu rızık sana nereden geldi?” diye sorardı. O da:

— “Allah tarafından!” diye cevap verirdi.

Şüphe yok ki, Allah dilediği kişiyi hesapsız rızıklandırır.

Habibim! Meleklerin, hususiyle Cibril’in:

— Ey Meryem! Allah senin hayatını, terbiyeni, rızkını kendi üzerine aldı, seni kadınları kirleten hallerden tamami ile temiz kıldı. Bu husus için seni zamanının bütün kadınları üzerine yükselterek seçti. Ey Meryem! Rabbine divan dur da secde ederek, rükû edenlerle beraber eğilerek cemaatle namaz kıl! dediği vakti an!, işte Habîbim! Bu Zekeriyya ve Meryem kıssası senin ve kavminin idrâkinden uzak olan haberlerdendir. Şimdi onu, tarihin bu uzak haberini biz sana vahyedip bildiriyoruz. Yoksa Habibim! İmran oğulları Meryem’i hangisi himâyesi altına alacak diye aralarında fal oklarıyla kur’a attıkları sırada sen yanlarında değildin!. Onlar Meryem’i himaye hususunda biribirlerine karşı gayret gösterirken de yanlarında bulunmadın.

Habibim! Kur’ân’da Meryem kıssasını da an! Hani Meryem ailesinden ayrılıp Beyt-i Makdis’in doğu tarafında bir yere ibâdet için çekilmişti ve onlardan beri bir yer de edinmişti, işte bu inziva halinde Meryem’e biz, Cibril’imizi gönderdik de Cibril ona düzgün bir insan suretine girerek göründü. Meryem iffetinden ona:

— “Ben bütün safvetimle senden Rahmân’a sığınırım!. Eğer sen Allah’dan korkar isen benden uzaklaşırsın!” dedi.

Cibril:

— “Emîn ol, ben sığındığın Rabbin elçisiyim. Ben sade sana tertemiz bir oğlan vermeye sebep olmak üzere gönderildim.” dedi. Meryem:

— “Benim için oğlan nasıl olabilir ki, hâla bana nikâh ile bir insan dokunmamıştır. Ben bir fahişe de değilim.” dedi. Cibril:

— “Hakikat dediğin gibidir. Fakat Rabbin: O, bana çok kolaydır. Bu çocuğu biz halka kudretimizden bir delil, tarafımızdan insanlara bir rahmet kılmak için vereceğiz. Artık o, ezelde kaza edilmiş bir emir bulunuyor, buyurdu.” dedi.

Bunun üzerine Cibril, Meryem’in gömleği içerisine bir hayat nefhası üfleyerek Meryem İsa’ya hamile oldu. Ve çocuğu  ile ailesinden uzak bir yere çekildi. Doğum başlayınca ağrı onu dayanmak için kuru bir hurma ağacına götürdü. Meryem haya ve teessür (üzülme, üzüntü) içerisinde:

— “Ah, keşke ben bundan önce öleydim, unutulmuş, adı anılmaz olaydım.” dedi.

Bunun üzerine Meryem’e onun altından yeni doğmuş yavru İsa:

— “Sakın mahzun olma!. Rabbin senin altında küçük bir ırmak yarattı. Şu canlanan hurma ağacının dalını da kendine doğru çekip silkele! Üzerine taze hurmalar dökülsün!. Artık ye, iç, gözün aydın!. Şimdi ey Meryem! Kavmine gideceksin, tabi onlardan birini görürsen: Ben Rahmân’a sükut orucu nezrettim. Bu adağımı bildirdikten sonra bugün hiç bir insana söz söylemeyeceğim!. dersin.” dedi.

Bunun üzerine Meryem çocuğunu yüklenerek onunla kavmine geldi. Onlar:

— “Ey Meryem! Sen çok acayip bir şey getirdin. Ey Harun’un hazır olan neslindeki hemşiresi! Senin baban kötü bir kişi değildi. Anan da bir fahişe değildi.” dediler.

Bunun üzerine Meryem, İsa’ya işaret etti, buna sorunuz demek istedi. Onlar:

— “Beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?” dediler. İsa onlara karşı dedi ki:

— “Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni Peygamber yaptı, insanlara hayırlı kıldı, ben hayatta olduğum sürece bana namaz ve zekât tavsiye ve emretti. Anama da hürmetkar kıldı. Beni bir kibirli, bir yaramaz kılmadı. Artık selam bana hem doğduğum gün, hem öleceğim gün, hem diri olarak ba’s (öldükten sonra tekrardan diriliş) olunacağım gün. İşte şu vasıfları sayılan Meryem oğlu İsa’dır. Hakkında Yahudilerin sihirbaz, Hristiyanların Allah’ın oğlu diye çekiştikleri Kelimetullah’dır, Oğul edinmek hiç bir zaman Allah’a gerekmez. Allah bu ithamlardan münezzehtir. O, bir şeyi murad edince ona yalnız “Ol!”der de o şey hemen vücud buluverir. Hem iyi biliniz ki, Allah benim Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. Şu halde yalnız O’na ibadet ediniz!. Bu yol doğru bir yoldur. Ancak mületler, fırkalar daha sonra kendi aralarında ihtilâfa düştüler. Şimdi artık büyük bir günün görülecek hesap ve dehşetinden azâb ve helak o küfredenlere. Onlar kıyamette bizim divanımıza gelecekleri gün neler işitecekler, neler görecekler? Ancak şaşılır ki kıyamette gören ve işiten o zâlimlerin bu hisleri bugün dünyada açık bir dalâlettir. Şimdi onlar gaflet içinde olup imân etmezlerken o hasret ve kıyamet gününün, cennetlik, cehennemlik emri hükme yaklaştığı saatin dehşeti ile o gaafilleri korkut habîbim!. Her halde şu arza ve üzerindeki her ferde biz vâris ve sahip olacağız. Zalimler ise hep bize geri döndürüleceklerdir.” demiştir. (Meryem ve Âl-i Imran Sûreleri)

 

(Allah, Hz. Meryem’e hurma yemesini vahyederek, hurmada bulunan faydalı vitamin ve minerallere dikkat çekmiş olabilir.)

 

Hz. Meryem’in Cebrail ile Görüşmesi;

Hz. Zekeriya (as)’ın da şahit olduğu gibi, Allah, Hz. Meryem’in hayatının çeşitli dönemlerinde pek çok mucizevi olay yaratmıştır. Bunlardan biri de, Hz. Meryem’in Cebrail ile görüşmesi olmuştur. Hz. Meryem, hayatının belirli bir dönemi’nden sonra yaşadığı toplumdan ve ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiştir. İşte Cebrail ile görüşmesi de bu dönemde burada gerçekleşmiştir. Allah Kuran’da Cebrail’in, Hz. Meryem’in karşısına düzgün bir insan görünümü içerisinde çıktığını bildirmiştir:

Kur’an-ı Kerim’de Meryem Suresi, 16-17. Ayetleri’nde şu şekilde belirtilmiştir: “Kitap’ta Meryem’i de zikret. Hani o ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti. Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona Ruhumuz (Cibril’i) göndermiştik, o da düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.” denilmektedir.

Hz. Meryem, karşısındaki kişinin Cebrail olduğunu bilmediği için, yabancı biriyle karşılaşmasından dolayı hemen Allah’a sığınmış ve Kur’an-ı Kerimde de geçen Meryem Suresi, 18. Ayetinde de bahsedildiği gibi: “Gerçekten ben senden Rahman (olan Allah)’a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma).” sözleriyle, kendisinin Allah’tan korkan, iman eden bir mümin olduğunu ifade etmiştir. Söylemiş olduğu bu sözler, Hz. Meryem’in güçlü Allah korkusunu, iffetine olan düşkünlüğünü ve ne kadar takva sahibi bir insan olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Hz. Meryem bu konuşmasıyla, sadece kendisinin Allah’tan sakınan bir kimse olduğunu ifade etmekle kalmamış, ‘eğer takva sahibiysen bana yaklaşma’ sözleriyle, aynı zamanda karşısındaki kişiyi de Allah’tan korkup sakınmaya davet etmiştir.

Cebrail ise onun bu sözleri üzerine, Kur’an- Kerim’de Meryem Suresi, 19. Ayeti’nde bulunan şu sözleri söylemiştir: “… Ben yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).” diyerek Hz. Meryem’e kendisini tanıtmıştır. Kendisinin Allah’ın bir elçisi olduğunu ve ona Allah’tan bir müjde ile geldiğini bildirmiş ve şöyle demiştir:

Hani Melekler, Kur’an-ı Kerimde Al-i İmran Suresinde de bahsedildiği gibi, dediler ki: “Meryem, doğrusu Allah Kendisi’nden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardan’dır.” demiştir.

Hz. Meryem ise, Kur’an-ı Kerimde Meryem Suresi, 20. Ayeti’nde de bahsedildiği gibi:“Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken.” sözleriyle Cebrail’e kendisine bir insan dokunmadan nasıl çocuğu olabileceğini sormuştur. Cebrail, Allah’ın gücünün her şeye yeteceğini, bir şeye sadece ‘Ol’ demesiyle onun hemen oluvereceğini bildirmiştir:

“Rabbim bana bir beşer dokunmamışken nasıl bir çocuğum olabilir?” dedi. (Fakat) “Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse yalnızca ona “Ol” der o da hemen oluverir.” (Al-i İmran Suresi, 47)

“İşte böyle” dedi. “Rabbin dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Biz’den bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır).” Ve iş de olup bitmişti. Böylelikle ona gebe kaldı sonra onunla ıssız bir yere çekildi. (Meryem Suresi, 21-22)

Hz. Meryem, kendisine hiçbir insan eli değmeden, Allah’ın dilemesiyle Hz. İsa (as)’a hamile kalmıştır. Onun hamileliği dünyadaki sebeplerden bağımsız olarak gerçekleşmiştir. Bu hamile kalış şekli, Hz. İsa (as)’ın mucizelerinden biri olmuştur.

 

Hz. Meryem’in Issız Bir Yere Çekilmesi:

Allah Kur’an-ı Kerim’de Meryem Suresi, 22. Ayeti’nde: “Böylelikle ona gebe kaldı sonra onunla ıssız bir yere çekildi.”  Ayetiyle, Hz. Meryem’in Allah’ın dilemesiyle hamile kalması’nın ardından ıssız bir yere çekildiğini bildirmektedir.

Allah, hayatı’nın her anında olduğu gibi, bu dönemde de Hz. Meryem’i rahmeti ve korumasıyla desteklemiş, Hz. Meryem’e hamilelik dönemi boyunca psikolojik ve fiziksel açıdan ihtiyacı olabilecek her türlü imkanı yaratmıştır.

Kuşkusuz Hz. Meryem’in hamileliği’nin gerçekleştiği bu dönemi ıssız bir yerde geçirmiş olması’nın pek çok hikmeti vardır. Allah bu şekilde Hz. Meryem’i, içerisinde bulunduğu mucizevi durumu kavrayamayacak insanların rahatsız edici tavırlarından uzak tutmuştur. Onun bu dönemi en rahat ve en huzurlu şekilde geçirmesini sağlamış, sonrasında ise onun bu durumunu insanlara bir başka mucizevi olayla açıklayarak, Hz. Meryem’in kendisine yöneltilecek tüm iftiralardan en güzel şekilde temize çıkmasını sağlamıştır.

 

Hz. İsa’nın Doğumu ve Allah’ın Hz. Meryem’e Olan Yardımı:

Allah, hamileliği sırasında Hz Meryem’i her açıdan en güzel şekilde desteklemiştir. Çok iyi bakım gerektiren ve hayati riskler içeren bir olay olan doğum esnasında, tıbbi malzemeleri, tecrübeli bir yardımcısı olmayan bir kişinin, yalnız başına bu işin üstesinden gelebilmesi çok zordur. Buna rağmen bu konuda hiçbir tecrübesi olmayan Hz. Meryem, Allah’a olan bağlılığı ve güveni ile bu zor işi tek başına başarabilmiştir. Şiddetli doğum sancıları içerisinde bir hurma dalına doğru ilerlediği sırada Allah vahiy ile ona yardımını iletmiştir. Allah ona hüzne kapılmamasını, alt yanında onun için bir su arkı kıldığını bildirmiştir. Allah, henüz oluşmuş taze hurmaların dökülmesi için, hurma dalını kendine doğru sallamasını, yiyip içmesini ve gözünün aydın olmasını buyurmuştur. Görüldüğü gibi Allah, ihtiyaç duyduğu her konuda yapması gereken herşeyi bildirerek Hz. Meryem’e yardım etmiş ve bu zor şartlar altında doğumunu en iyi şekilde gerçekleştirmesini sağlamıştır. Allah Kur’an-ı Kerim’de Hz. Meryem’in bu durumunu bize şöyle bildirmektedir:

Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Kur’an-ı Kerim’de Meryem Suresi, 23-26. Ayeti’nde de bahsedildiği gibi: “Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim.” Altından (bir ses) ona seslendi: “Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır.” Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin.” Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: “Ben Rahman (olan Allah)a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.” demiştir.

Allah’ın Hz. Meryem üzerindeki rahmeti ve koruması, hayatının her safhasında olduğu gibi, bu olayda da açıkça görülmektedir. Bunun yanı sıra Allah’ın, Hz. Meryem’e ‘hüzne kapılmamasını’, ‘hurma yemesini’ bildirmesinin ve onun yanı başında ‘bir su arkı yaratmış olmasının’ pek çok hikmeti vardır. Tüm bu ayetler, doğumu kolaylaştıran pek çok işaret içermektedir. Nitekim Allah’ın Hz. Meryem’in doğumunu kolaylaştırmak için sunduğu bu nimetlerin, özellikle hamile ve doğum yapan kadınlar için önemi ve faydaları, bugün bilimsel olarak da bilinmektedir. Bunlardan bazısı da şudur:

Doğum sırasında oluşan kan kaybı vücut şekerinin düşmesine sebep olur. İçerdiği %50’den fazla şeker ile çok besleyici olan hurma vücudun bu ihtiyacını fazlasıyla karşılar.

 

Allah’ın Hz. Meryem’e Hüzne Kapılmamasını Bildirmesi

Önceki satırlarda değindiğimiz gibi Hz. Meryem hamileliği sırası’nda ailesinden ve yaşadığı toplumdan ayrılarak doğu tarafında ıssız bir bölgeye yerleşmiş ve doğum gerçekleşene kadar da burada kalmıştır. Hz. Meryem, bu şekilde hamilelik dönemini Allah’ın yarattığı bu mucizeyi anlayamayacak insanların yanlış tavırlarından uzaklaşarak psikolojik açıdan rahat bir ortamda geçirmiştir.

Allah, bu dönemde de Hz. Meryem’i desteklemiş, yardımı ve rahmetiyle müjdelemiş ve ona hüzne kapılmamasını bildirmiştir. Kuşkusuz Hz. Meryem’in ıssız bir yere çekilmesinde olduğu gibi, Allah’ın bu emrinin de pek çok hikmeti vardır. Hüzne kapılmamak her şeyden önce mümin ahlakının bir gereğidir. İman sahibi bir insan nasıl bir zorluk içerisinde olursa olsun Allah’a güvenmeli ve O’nun kendisine kesin olarak yardım edeceğini bilmenin rahatlığını yaşamalıdır.

Bu, tüm müminlerin göstermesi gereken bir ahlaktır ancak bunun yanı sıra günümüzde modern tıbbın elde ettiği bilgilere bakıldığında, hamile olan ya da doğum yapmakta olan bir kadının hüzne kapılmaması’nın, stresten uzak bir ruh hali içerisinde olmasının son derece önemli olduğu görülmektedir.

Allah Kuran’da, Hz. Meryem’e yiyip içmesini ve artık gözünün aydın olmasını haber vermiştir. Ayrıca, ayetlerde hüzne kapılmaktan sakınıp kendisine müjdelediği nimetin sevincini yaşamasını da bildirmiştir.

 

Allah’ın Hz. Meryem’e Hurma Yemesini Bildirmesi

Allah, Hz. Meryem’e hurma dalını sallayarak, ‘henüz olgunlaşmış taze hurmalardan yemesini’ bildirmiştir. Hurma, günümüzde hem gıda hem de bir ilaç olduğu düşünülen bir besindir. Günümüzde elde edilen bilgiler, hurmanın insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati önem taşıyan 10’dan fazla element içerdiğini ortaya koymaktadır.

Hurmada insan vücuduna bol miktarda hareket ve ısı enerjisi kazandıran, özümlemesi kolay olan şeker bulunmaktadır. Üstelik bu şeker kan şekerini hızla yükselten glikoz değil, meyve şekeri (frukoz) ‘dir. Hurma hem enerji verir hem de kasların ve sinirlerin gelişmesini sağlar. Kalori değerinin çok yüksek olması sebebiyle hastalıktan güçsüz düşmüş ya da yorgun olan kimselere çok fayda verir. Hurmanın 100 gramında, 1.5 gram protein, 50 gram karbonhidrat bulunmaktadır. Kalori değeri ise 225 kcal.’dir. Taze hurmalarda %60-65 oranında şeker ve %2 oranında da protein vardır.

Yine modern tıbbın bulgularına göre, hurma özellikle de doğum yapan kadınlar için de son derece faydalı görülmektedir. Doktorlar, hamile kadınlara doğum yaptıkları gün meyve şekerli yiyecek verilmesi gerektiğini belirtmektedirler. Bunun amacı, annenin zayıf düşen vücuduna enerji ve canlılık kazandırmak, aynı zamanda da yeni doğan bebeğe gerekli olan sütü oluşturabilmesi için, süt hormonlarını harekete geçirmek, anne sütünü çoğaltmaktır.

Bu bilgiler, Allah’ın Hz. Meryem’e, hem kendisine enerji ve canlılık verecek hem de bebeğin tek gıdası olan sütün meydana gelmesini sağlayacak hurma’dan yemesini bildirmesindeki bazı hikmetleri ortaya koymaktadır.  Günümüzde bilim adamları, bir insanın ihtiyaç duyabileceği tüm elementleri içerdiği için, hurmanın önemli bir besin kaynağı olduğunu belirtmektedirler.

Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.

Hurma içerik olarak çok çeşitli vitamin ve minerallere sahiptir. Lif, yağ ve proteinler açısından da çok zengindir. Hurmada sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fiber, demir, kükürt, fosfor ve klor da bulunmaktadır. Hurma ayrıca A vitamini, betakaroten, B1, B2, B3 ve B6 vitaminlerini de içerir. Bu kadar hurmadan bahsettik o halde hurmada bulunan vitamin ve minerallerin hamilelikteki faydalarından bazılarından da bahsedelim:

Hurmanın besleyici oranının gücü, içerdiği uygun mineral dengesinden kaynaklanmaktadır. Hamilelikte meydana gelen uzun süreli bulantı ve fiziksel tepkimeler nedeniyle potasyum eksikliği açığa çıkar ve bu durumda da potasyum takviyesi yapılması gerekir. Hurmada bol miktarda bulunan potasyum bu açıdan büyük önem taşıdığı gibi, vücuttaki su dengesinin korunmasında da son derece etkilidir.

İçerdiği demir, kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobin sentezini kontrol eder ve bu da hamilelikte kansızlığın engellemesini ve bebeğin gelişimi için hayati önem taşıyan kandaki RBC dengesinin uygun hale gelmesini sağlar. Çok fazla demir içermesi sebebiyle, bir insan günde 15 tane hurma yiyerek vücudunun demir ihtiyacını karşılayabilir ve demir eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlıklardan kurtulmuş olur.

Hurmada bulunan kalsiyum ve fosfat ise, iskelet oluşumu ve vücudun kemik yapısının dengelenmesi için çok önemli elementlerdir. Hurma içerdiği bol fosfor, kalsiyum, demir ve gıda maddeleri ile kansızlığa ve kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur ve bu hastalıkların azaltılmasına yardım eder.

Bilim adamları hurmanın stres ve gerginliği giderici etkisine de dikkat çekmektedirler. Berkeley Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar, sinirleri güçlendiren B6 vitamininin ve magnezyum mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya koymuştur. Sinir vitamini olarak adlandırılan B6 ile kasların çalışmasında önemli rol oynayan magnezyum hurmada bol miktarda mevcuttur. Hurma ayrıca içerdiği magnezyum ile de, böbrekler için son derece önemlidir. Bir insan günde 2-3 tane hurma yiyerek vücudunun magnezyum ihtiyacını karşılayabilir.

Bunların yanı sıra, hurmada hamilelikte kadınların alması gereken bir B vitamini olan folik asit de bulunmaktadır. Folik asit (B9), vücutta yeni kan hücresi yapımında, aminoasit yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz olduğunda yapısal olarak normalden büyük, ancak işlevleri düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri ortaya çıkar.

Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynayan folik asit, hamilelik sırasında gereksinimi iki katına çıkan tek maddedir. Hurma da, folik asit açısından çok zengin bir besin türüdür.

Hamilelikte A vitaminine olan ihtiyaç ise, günlük olarak 800’e kadar yükselmektedir. Hurma da, A vitaminin öncüsü olan betakaroten açısından son derece zengindir.

Ayrıca diğer meyveler genellikle protein açısından yetersizdir, ancak hurma proteinleri de içermektedir.

Yine hurmada bulunan oksitosin maddesi de, modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı bir ilaç olarak kullanılmaktadır. Oksitosin, doğumu kolaylaştırıcı etkisi nedeniyle pek çok kaynakta “rapid birth” yani “hızlı doğum” sözleriyle tanımlanmaktadır. Doğum sonrasında ise anne sütünü artırıcı etkisiyle bilinmektedir.

Hurma ile ilgili tüm bu bilgiler, Allah’ın sonsuz ilmini ve Hz. Meryem üzerindeki rahmetini ortaya koymaktadır. Hz. Meryem, Allah’ın ilhamıyla yediği hurma sayesinde, belki de o sırada ihtiyaç duyduğu her türlü besini karşılama imkanı bulmuş, doğumunu kolaylaştıracak bir imkan elde etmiştir. (Doğrusunu Allah bilir)

Peygamber Efendimiz (sav) de “İçinde hurma bulunan evin halkı aç kalmaz” hadis-i şerifiyle, modern tıbbın ancak günümüzde tespit edebildiği hurmanın faydalarına dikkat çekerek, hikmetli bir tavsiyede bulunmuştur.

 

Allah’ın Hz. Meryem’in Yanında Bir Su Arkı Kılması

Burada üzerinde düşünülmesi gereken hikmetlerden bir diğeri ise, Allah’ın Hz. Meryem’e hurma ile birlikte bir su arkı kılması ve ona yiyip içmesini bildirmiş olmasıdır. Allah, Hz. Meryem’e, ‘onun hemen alt yanında bir su arkı kıldığını, artık yiyip içmesini ve gözünün aydın olmasını’ bildirmiştir.

Suyun da aynı hurma gibi, kas hareketlerini düzenleyerek doğum sancısını hafifletici özellikleri bulunmaktadır. Öncelikle suyun sadece görülmesi veya sesinin işitilmesi bile otonom olarak kasların hareketini düzenlemektedir. Nitekim modern doğum klinikleri doğum işlemini havuz içerisinde gerçekleştirerek bu durumdan faydalanmaktadırlar.

Bunun yanı sıra bilindiği gibi su, yaşamın devamı ve sağlığın korunabilmesi için mutlaka gerekli olan hayati bir maddedir. İnsan vücudunda gerekleşen hemen hemen her fonksiyonda; vücut sıcaklığının ayarlanması, besin maddelerinin ve oksijenin taşınması, atık maddelerin hücrelerden uzaklaştırılması, eklemlerin düzgün işlev görmesinin sağlanması, cildin nem ve elastikiyetinin sağlanması, sindirimin kolaylaştırılması, organ ve dokuların korunmasının sağlanmasında su büyük önem taşımaktadır. Günümüzde suyun tedavi amaçlı kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Suya dokunmak, su ile temas halinde olmak bağışıklık sistemini uyarmakta, stres karşıtı hormonların üretimini hızlandırmakta, kan dolaşımını ve metabolizmayı canlandırmakta, ağrıları hafifletmektedir.

Hamilelikte ise, suyun çok fazla açıdan önemi vardır. Hamilelik sırasında, hem artan kan miktarı hem de gelişmekte olan bebek nedeniyle, süt veren kadınlarda ise süt üretimi nedeniyle suya özellikle ihtiyaç vardır. Anne sütünün %87’sinin sudan oluştuğu göz önünde bulundurulacak olunursa, suyun doğum sonrasında da oldukça önemli olduğu anlaşılmaktadır.

Bunların yanı sıra, hem annenin hem de bebeğin kanındaki elektrolit dengesinin sağlanabilmesi için de suya ihtiyaç vardır. Hamilelikte salgılanan hormonlar vücudun sıvıları kullanım şeklini değiştirir. Hamileliğin sonlarına doğru annenin kanının hacmi yaklaşık 1,5 katına çıkar. Hamilelik döneminde kadının solunum yolu ile kaybettiği su miktarı da hamilelik öncesine göre çok daha fazlalaşır. Bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısı her üç saatte bir kendini yenilemektedir. Yetersiz su alımına bağlı dehidrasyon durumunda amniyon sıvısının miktarı da azalabilmektedir.

Hamilelikte dehidrasyon’un bir başka olumsuz etkisi de erken doğum ağrılarıdır. Dehidrasyon durumunda salgılanan bazı hormonlar doğum kasılmalarını başlatan hormonu taklit ederek erken doğum kasılmalarına neden olabilirler. Erken doğum tehdidine karşı uygulanan tedavi işlemi, damar yolunun açılarak sıvı verilmesidir. Bu ise sıvı alımının önemini belirtmek açısından dikkat çekicidir. Çoğu zaman hafif kasılmalar sadece sıvı verilmesi ile kaybolur gider.

Su ayrıca vücudun taşıma sistemidir. Besin maddelerini ve oksijeni kan yolu ile bebeğe taşıyan da yine sudur. Su aynı zamanda hamilelikte sık görülen ve erken doğum ya da düşüklere neden olabilen bazı enfeksiyonların önlenmesinde de aktif rol alır. Yeteri kadar su içildiğinde, enfeksiyon riski azalır.

Doktorlar hamile kadınların, su ihtiyaçlarının hamile olmadıkları döneme oranla en az %50 miktarında artış gösterdiğini, bu nedenle de yeterli su içilmemesi durumunda vücudun harcadığı sıvılardan tasarruf yoluna giderek çeşitli rahatsızlıklara yol açacağını belirtmektedirler.

Bilimin ortaya koyduğu tüm bu gerçekler Allah’ın Hz. Meryem için bir su arkı kılmasının ve yiyip içmesini bildirmesinin ne kadar hikmetli olduğunu bir kez daha gözler önüne sermekte ve Allah’ın sonsuz ilminin delillerini oluşturmaktadır.

 

Hz. Meryem’in Hurma Dalını Kendisine Doğru Sallaması

Allah, doğum sancısı içerisinde bir hurma dalına ilerlediği sırada Hz. Meryem’e ‘hurma dalını kendisine doğru sallamasını’ Kua’an-ı Kerim’de Meryem Suresi, 25. Ayeti’nde bildirmiştir.

Günümüzde doktorlar doğum sırasında insanın bir şeyi tutup kendisine doğru çekmesinin kaslar üzerinde faydalı etkileri olabileceğini ifade etmektedirler. Bu amaçla doğum sırasında kadınlara, sancıyı giderebilmek ya da çocuğun rahatlıkla doğa bilmesini sağlamak için çeşitli hareketler yaptırırlar. Bu hareketlerin vücutta oluşan baskı hissinin ve doğum sırasında ortaya çıkabilecek sorunların azalmasını ve doğumun daha kısa sürmesini sağlayacağı düşünülmektedir.

Doktorlar, doğumun, ilk sancılarından hemen sonra gerçekleşen ikinci evresinde, kadının başının hafif yukarıda olmasının yer çekimi gücünden de faydalanmak açısından oldukça önemli olduğunu belirtmektedirler. Bunun yanı sıra hastanelerde bulunan doğum masalarına, kadınların rahat doğum yapabilmeleri amacıyla güç almalarını sağlayan tutacak saplar ya da ayak pedalları yerleştirilmektedir.

Bazı hekimler ise bu evrede hastanın doğum masasında yatması yerine çömelmesini veya özel sandalyelere oturmasını tercih ederler. Günümüzdeki teknolojik gelişmelerden kısa bir süre öncesine kadar ise, çoğu sağlık merkezinde bu amaçla kullanılan bir başka yöntem de, annenin tavandan sarkıtılan bir ipe asılarak kendisini yukarı doğru çekmeye çalışmasıdır. Bütün bu tekniklerin teorik olarak doğru ve mantıklı olduğu bilinmektedir.

Günümüzde yapılan tüm bu tıbbi uygulamalar, Allah’ın Hz. Meryem’e hurma dalını kendisine doğru çekip sallamasını ilham etmesinin bu yönde de hikmetleri olabileceğini ortaya koymaktadır .(Doğrusunu Allah bilir)

 

Hz. Meryem’in Hz. İsa ile Birlikte Kavmine Geri Dönmesi

Hz. Meryem ailesi’nden uzaklaşıp çekildiği ıssız bölgeden Hz. İsa (as) ile birlikte geri döndüğünde, kavmindeki insanlar bu durumun Allah’ın yarattığı bir mucize olduğunu kavrayamamış ve Hz. Meryem’e yönelik birtakım çirkin iftiralarda bulunmuşlardır. Hem İmran ailesi’nin, hem de Hz. Meryem’in Allah’tan korkan dindar kimseler olduklarını, güzel ahlaklarını ve iffetlerine olan düşkünlüklerini bildikleri halde, ona birtakım iftiralar atmışlardır. Allah Kuran’da kavminin Hz. Meryem’e yönelik bu iftiralarını şöyle bildirmiştir:

Kur’an-ı Kerim’de Meryem Suresi, 27-28. Ayetleri’nde: “Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: “Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi.” denilmektedir.

Kuşkusuz bu durum Hz. Meryem için Allah’tan gelen bir denemedir. İffetini koruyan, Allah’tan korkup sakınan bir kimse olmasına rağmen, kavminin bu yöndeki iftiralarına maruz kalmıştır. Bu kimseler aslında onun üstün ahlakına ve şerefli yaşantısına çok yakından şahit oldukları halde, yine de bu durumu görmezlikten gelmişlerdir. Hz. Meryem ise, üstün ahlakıyla yine Allah’a sığınmış ve onların bu iftiralarına karşı Allah’ın en güzel karşılığı vereceğini bilerek tevekkül etmiştir.

 

Hz. Meryem’in Konuşma Orucu Tutması

Hz. Meryem, başına gelen her olayda Allah’a yönelip dönmüş, yardımı, desteği yalnızca Allah’tan beklemiş ve her defasında da Allah’ın geniş  rahmetiyle karşılık görmüştür. Kavminin kendisine yönelttiği iftiralarda da, yine Rabbimiz’in kendisini onların tüm iftiralarından en güzel şekilde temize çıkaracağını bilmenin güvenini yaşamıştır. Nitekim Allah Hz. Meryem’e Kur’an-ı Kerimde Meryem Suresi, 26. Ayeti’nde de bahsedildiği gibi: “… Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: “Ben Rahman (olan Allah)a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.” şeklinde bildirerek, kavminin karşısına çıktığında onlara ‘Allah’a konuşma orucu adadığını’ söylemesini vahiy etmiştir.

Hz. Meryem, kavminin yanına gittiğinde, kendisiyle konuşmak isteyen ve suçlamalarda bulunan kimselere, Allah’ın daha önce kendisine Cebrail ile “Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerden’dir.” (Al-i İmran Suresi, 46) şeklinde müjdelediği, Hz. İsa (as)’ı işaret etmiştir.

Bu işaretle Allah büyük bir mucize gerçekleştirmiş ve Hz. İsa (as)’ı henüz beşikte olduğu halde konuşturarak Hz. Meryem’e çok büyük bir yardımda bulunmuştur. Allah, kavminin Hz. Meryem’den beklediği açıklamayı, Hz. İsa (as)’a söyletmiş, hem onu atılan iftiralardan temize çıkarmış, hem de bir mucize ile Hz. İsa (as)’ın elçiliğini İsrailoğulları’na müjdelemiştir:

Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: “Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?” (İsa) Dedi ki: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de. İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri “Hak Söz”. (Meryem Suresi, 29-34)

Allah’ın Hz. İsa (as)’a beşikte iken nutuk verip konuşturmuş olması, Hz. Meryem’e karşı çirkin iftiralarda bulunan kavminde büyük bir şaşkınlığa neden olmuştur. Bu olayla birlikte, Allah’ın “Irzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi Ruhumuz’dan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık.” (Enbiya Suresi, 91) ayetiyle bildirdiği gibi, her ikisinin de Allah’ın insanlar üzerine üstün kıldığı kimseler olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Meryem’in ne kadar üstün ahlaka sahip bir insan olduğu, onurlu ve temiz kişiliği bu konuşmayla ortaya çıkmış ve inkarcı kavmin tuzakları en güzel şekilde bozulmuştur.

Allah “Biz, Meryem’in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akarsuyu olan bir tepede yerleştirdik.” (Mümin Suresi, 50) ayetiyle, bu olayların ardından Hz. Meryem ve Hz. İsa (as)’ın hayatlarını yine Allah’ın rahmeti altında devam ettirdiklerini bildirmiştir.

Gentile da Fabriano'nun Gotik stilinde yapmış olduğu Hz. Meryem'i tasvir eden tablosu. Tablo, Strazzi ailesi tarafından Santa Trinata Kilisesi için yaptırılmıştır
         Gentile da Fabriano’nun Gotik stilinde yapmış olduğu Hz. Meryem’i tasvir eden tablosu. Tablo, Strazzi ailesi tarafından Santa Trinata Kilisesi için yaptırılmıştır.

 

Allah’ın Hz. Meryem Aleyhinde Konuşanlara Verdiği Karşılık

İsrailoğulları, Allah’ın göstermiş olduğu bu mucizelerle Hz. Meryem’in ve Hz. İsa (as)’ın Allah’ın üstün kıldığı kimseler olduklarına açıkça şahit olmuşlardır. Allah, kendilerine gösterilen bu mucizevi olaya rağmen, hala Hz. Meryem’e iftirada bulunmayı sürdüren kimseler için büyük bir azap olduğunu şöyle bildirmiştir:

Kur’an-ı Kerim’de Nisa Suresi, 156-157. Ayetleri’nde: “(Bir de) İnkara sapmaları ve Meryem’in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri ve: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.)” denilmektedir.

 

Hz. Meryem’in Üstün Ahlakı

Hz. Meryem hayatı boyunca gösterdiği üstün ahlak ile tüm Müslüman kadınlar için önemli bir örnek olmuştur. Allah Hz. Meryem’e dünyada önemli bir sorumluluk yüklemiş ve bu şerefli görev için onu Kuran’ın ifadesiyle ‘güzel bir bitki gibi’ yetiştirmiştir.

Allah, onu İmran ailesi gibi seçkin, güçlü ve samimi iman sahibi kimselerin soyundan kılarak, onun bu üstün ahlaklı insanlar tarafından yetiştirilmesini sağlamıştır. Bunun yanı sıra Allah, Hz. Zekeriya (as)’ın eğitimiyle, Hz. Meryem’i üstün ve seçkin bir peygamberin ahlakıyla ahlaklandırmıştır.

Allah’ın rahmeti sayesinde, doğduğu andan itibaren bu kutlu insanların eğitimiyle şereflenen Hz. Meryem, güçlü bir iman ve üstün bir ahlak seviyesine ulaşmıştır. Bu olgunluğa eriştikten sonra ise Allah mucizelerini göstererek, Hz. Meryem’in üzerindeki rahmetini, korumasını ve merhametini yakinen görmesini sağlamıştır. Hz. Meryem’in ibadet ederken mihrapta sürekli olarak yiyecek bulması, Allah’ın ona olan desteğinin ve rahmetinin açık bir göstergesidir. Allah daha sonra Hz. Meryem’i Cebrail ile görüştürerek, ona olan bu rahmetini Cebrail’in sözleriyle de bildirmiştir.

Hz. Meryem hayatının her anında Allah’a karşı göstermiş olduğu güzel ahlakıyla, Allah’a olan içten bağlılığını ve sadakatini en güzel şekilde ortaya koymuştur. Allah’ın kendisini denediği tüm zorlu olaylardaki kararlılığı, tevekkülü, kayıtsız şartsız teslimiyetiyle de, Allah’a ne kadar gönülden ve samimiyetle bağlı olduğunu en güzel şekilde ifade etmiştir.

Hz. Meryem’in yaşadığı tüm zorlu anlarda tek başına olması, onun için başlı başına önemli bir deneme konusu olmuştur. Zira insanlar zorluk anlarında daima kendilerine yardım edecek, destek olacak yol gösterecek birilerine ihtiyaç duyar ve olmadığında da kimileri yalnızlıklarından dolayı bir zayıflık ve üzüntü hissine kapılırlar. Hz. Meryem’de ise asla böyle bir durum söz konusu olmamıştır. O, herşeyi yalnızca Allah’tan beklemiş, yalnızca Allah’a güvenmiştir.

Desteği, yardımı ancak Allah’tan istemiş ve O’nun göstereceği yola uymanın, O’nun sözüne itaat etmenin kendisine yeteceğini bilmiştir. En zor anında bile ümitsizliğe, karamsarlığa kapılmamış, Allah’ın tüm yaşadıklarını mutlaka hayra dönüştüreceğini, zorlukların her birini en güzel şekilde gidereceğini bilerek Allah’a gönülden teslim olmuştur. Nitekim Allah, yaşadığı her zorlukla beraber, onun için bir kolaylık kılmış, onu daima yardımı ve rahmetiyle desteklemiş ve karşılaştığı zorlukları çok büyük hayırlara ve güzelliklere dönüştürmüştür.

Bunun yanı sıra karşı karşıya kaldığı olayları nasıl çözebileceği konusunda hiçbir tecrübesinin olmaması da Hz. Meryem için önemli bir imtihan sebebi olmuştur. Hamile kalmış ve tek başına bir çocuk dünyaya getirmek durumunda kalmıştır. Bu konuda hiçbir tecrübesi yoktur. Ancak hayatının her safhasında olduğu gibi, bu olayda da hiçbir şekilde bir yılgınlığa kapılmamıştır. Çok güçlü, iradeli ve kararlı bir kişilik sergilemiş ve Allah’ın yardımıyla tüm bunların en güzel şekilde üstesinden gelebileceğini bilmenin huzurunu ve güvenini yaşamıştır. Nitekim bu konuda da Allah onu olabilecek en mükemmel nimetlerle desteklemiş, işini kolaylaştırmış ve gösterdiği güçlü karakterden dolayı onu başarılı kılmıştır.

Hz. Meryem’in ahlakındaki üstünlüğün bir başka göstergesi ise onun üstlendiği zor sorumluluğu yerine getirirken yaşadığı sıkıntılar karşısında güzel bir sabır gösterebilmiş olmasıdır. Hz. Meryem çok önemli ve şerefli bir görev üstlenmiştir. Ancak bu üstün ve şerefli durumun, kavmi tarafından gereği gibi anlaşılamaması, inkar içerisinde olan halkının kendisine haksız bir bakış açısıyla yaklaşıp iftiralarda bulunması, Hz. Meryem için önemli bir sabır ve deneme konusu olmuştur. Bu aşamada da Allah’a olan güveninde sabır ve kararlılık göstermiştir. Güçlü, iradeli ve dirayetli kişiliğinden hiçbir şekilde taviz vermemiştir. Her olayın Allah’ın kontrolünde olduğunu ve Allah’ın kendisini tüm bu iftiralardan en güzel şekilde temize çıkaracağını bilerek, bu olaylara ve insanların cahilce tavırlarına karşı güzel bir sabır ile sabretmiştir.

Hz. Meryem’in bu olaylar sırasında dikkat çeken bir başka özelliği ise, insanların rızasından tamamen sıyrılmış olmasıdır. Allah’a katıksız bir iman ile teslim olmuştur. Bu nedenle de insanların yorumlarından, kınamalarından hiçbir şekilde etkilenmemiştir. Samimi imanı ve ihlasından dolayı onun için asıl önemli olan Allah’ın rızasına uygun hareket edebilmiş olmaktır.

Görüldüğü gibi Hz. Meryem her işinde daima katıksız olarak Allah’a yönelmiş, imanındaki ve Allah’a olan teslimiyetindeki bu samimiyet sonucunda da, her zaman için Allah’ın rahmetiyle karşılık görmüştür.

Unutulmamalıdır ki, güzel ahlakı başkalarına da anlatmanın iki yolu vardır. İnsan kimi zaman güzel ahlakı sözleriyle, kimi zaman da tüm bunları insanlar için güzel bir örnek oluşturarak davranışlarıyla anlatır. Bu iki yol arasında, en makbul ve aslında en etkili olanı, insanın tavırlarıyla yaptığı tebliğdir. Çünkü bu en samimi olandır. Taklit edilmesi mümkün değildir. Ancak imanın kalpte samimi olarak yaşanmasıyla, insanın inandıklarını en samimi şekilde hayata geçirip tavırlarına yansıtmasıyla gerçekleşebilir.

Hz. Meryem bu üstün ahlakı gösterebilmiş, imanıyla, tavırlarıyla ve ahlakıyla tüm insanlık için önemli bir örnek ve tebliğ vesilesi olmuştur. Onun insanlara olan bu samimi tebliği, Allah’ın dilemesiyle en güzel şekilde karşılık görmekte, iman edenlerin imanda derinleşip, Hz. Meryem’in örnek ahlakını yaşamaları ve Hz. Meryem karakterini kazanmaları için önemli bir vesile olmaktadır.

 

Allah bizlere Hz. Meryem gibi haya ve edep sahibi olabilmeyi nasip etsin İnşaAllah.

 

 

Hz. İsa;

Değerli okuyucularımız;

Hz. İsa (as), Kur’an-ı Kerim’de adı geçen ve İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerdendir. Hz. İsa (as), Batılı tarihçilere göre miladı yıldan dört veya beş sene kadar önce doğmuştur. 

Yine Batılı tarihçilere göre Hz. İsa (as) Romalılar’ın elinde bulunan Yahudiye’de Romalılar’dan Tiberius iktidarı döneminde otuz yaşlarına doğru peygamberliğini insanlara bildirdi. Önce Celile’de sonra Kudüs’te insanları hak dine davet etti. Yahudilerin dinini ikmal, onların dine kattıklarını düzeltmek için gönderilen Hz. İsa (as) kendisine indirilen İncil adlı kutsal kitapta bunu şöyle anlatmaktadır:

“Ben yok etmeğe değil, tamamlamaya geldim.” demektedir.

Hz. İsa (as), Yahudilerin tahrif ettiği Eski Ahid’i onların anlayışından kurtarmaya, Hz. Musa (as)’ın getirdiği akideyi yerleştirmeye ve Yahudilere daha önce bildirilen zahmetli bazı ilahi kanunları hafifletmeye çalıştı. Memleketi Celile’de Genserat gölü kıyısında ilk vaaz ve tebliğleri bildiren Hz. İsa (as) daha sonra Kudüs’e gitti. Yahudiler Hz. İsa (as)’ı, dönemin Romalı Kudüs valisi Pontus Pilatus’a şikayet ettiler. Havarilerin içinde Yahuda isimli birisi Hz. İsa (as)’a  ihanet etti ve Hristiyanların inancına göre Hz. İsa (as) çarmıha gerilerek öldürüldü. Kur’an-ı Kerim’de ise bu hadise şu şekilde anlatılmaktadır:

“Halbuki onlar İsa’yı öldürmediler ve asmadılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı.” (Nisa Suresi, 4/156 Ayetleri)

 

Rivayete göre Hz. İsa (as)’a  ihanet eden Yahuda, Romalılar tarafından İsa (as) zannedilerek asılmıştır.

Hz. İsa (as); orta boylu , kırmızıya çalan beyaz benizli, dağınık düz saçlı idi. Saçını uzatır, omuzları arasında salardı. Geniş göğüslü, küçük yüzlü çok benli imiş: Sırtına yün elbise, ayağına ağaç kabuğundan yapılmış sandal giyer, çoğu zamanda yalın ayak yürürmüş.

 Kendisi’nin geceleri varıp barınacağı bir evi, ev eşyası yoktu. Hiçbir şeyi yarın için biriktirip saklamazdı. Hz. İsa (as) dünyadan yüz çevirir, ahireti özler , Alllah’a ibadete koyulurdu. Yeryüzünde nerede güneş batarsa orada konaklar, iki ayağının üzerinde namaza duru; gece namaz gündüz de oruç tutardı. İsa (as) göğe kaldırıldığı zaman, yün bir kaftan, bir çift mesti, bir de deri dağarcıktan başka bir şey bırakmamıştı.

Kur’an-ı Kerîm’e göre Hz. İsa (a.s)’ın annesi Hz. Meryem’dir. Meryem, yine Kur’an’da ismi geçen dört seçkin aileden biri olan İmrân ailesinden idi. Hz. Meryem, Zekeriya (a.s)’ın koruması ve gözetim altındaydı. Meryem, Beyrü’l Makdis’te, doğu tarafta özel bir bölmeye yerleştirilmişti. Zekeriya (a.s), Meryem’in yanına geldikçe orada, rızkını ve yiyeceğini hazır görürdü. Hz. Meryem, Beytü’l Makdis’te zikirle, ibadetle hayatını geçiriyordu. İşte bu sırada Allah, ona bir beşer suretiyle Cebrail (as)’i gönderdi. bu durum, Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde anlatılır:

Kur’an-ı Kerim’de Meryem Suresi, 19/18-23 Ayetleri’nde: “Meryem dedi ki; ben senden Rahman’a sığınırım. Eğer O’ndan korkuyorsan bana dokunma! O da ben, temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim, dedi. Meryem; bana bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın olmadığım halde nasıl oğlum olabilir, dedi. Cebrail, bu böyledir; çünkü Rabbin, ‘Bu bana kolaydır, onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız.’ diyor, dedi. İş olup bitti. Böylece Meryem, İsa’ya gebe kalarak bir köşeye çekildi. Doğum sancıları başladı ve başına gelen bu hadiseden dolayı çok üzülerek, keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim, dedi.” denilmektedir.

Cebrail, Meryem’e, babasız doğuracağı çocuğun özelliklerini ve mücadelesini haber vermiş, Meryem’i teselli etmiş ve ayrılıp gitmişti. Hz. Meryem’in kendisini Allah’a ibadete verdiğini ve onun tertemiz bir kadın olduğunu bilenler de bilmeyenler de bu duruma hayret etmiş ve doğumun bu şekilde nasıl olabileceği tartışmasına girmişlerdi. Hz. Meryem ise olayı, çocuğa sormalarını işaret etmişti:

Kur’an-ı Kerim’de Meryem Suresi, 19/29-33. Ayetleri’nde: “…Onlar, biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz, dediler. Çocuk, ben şüphesiz Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım sürece namaz kılmamı ve zekât vermemi, anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum gün de öleceğim gün de dirileceğim gün de bana selâm olsun, dedi.” denilmektedir.

İsa (a.s)’ın babasız olarak mucizevî bir şekilde doğuşu, Allah’ın dilemesinden ibaretti. Hatta Allah katında, oluş itibariyle Adem (a.s) ile İsa (a.s) arasında fark yoktu. Nitekim ayet-i kerimede, durum şu şekilde izah edilir:

Kur’an-ı Kerim’de Al-i İmran Suresi, 3/59. Ayetleri’nde: “Gerçekten İsa’nın babasız dünyaya geliş hâli de Allah katında Âdem’in hâli gibidir. Allah, Âdem’i topraktan yarattı, sonra da ona ol dedi; o da hemen (insan) oluverdi.” denilmektedir.

İsa (a.s) otuz yaşında iken peygamberlik görevi aldığında, hemen İsrailoğullarına durumu bildirdi. İsa (a.s)’nın çağrısına kulak tıkayan ve ellerindeki Tevrat’ı tahrif edip pek çok değişiklikler yapan İsrailoğulları, Hz. İsa (a.s)’a inanmadılar. Ayrıca Allah, Hz. İsa’nın risâletini destekleyen mucizelerde gösteriyordu. Kur’an-ı Kerim’de zikri geçen mucizeleri şunlardır:

İsa (a.s)’nın, çamurdan kuş biçiminde bir heykel yapması ve onu üfleyince kuş olup uçması, ölüleri diriltmesi; anadan doğma körleri ve alaca hastalığına tutulmuş olanları tedavi etmesi; gökten sofra indirmesi (Mâide, 5/110-115); Havarîlerin ve diğer arkadaşlarının evlerinde ne yediklerini ve neler sakladıklarını söyleyerek gaybdan haber vermesi (Âl-i İmrân, 3/49).

İsrailoğulları, İsa (a.s.)’ı ve ona tâbi olanları durdurmak için pek çok yol denediler; sonunda Hz. İsa’yı öldürmeğe karar verdiler. Ancak Allah, onların planlarını etkisiz hâle getirdi. Yahudiler, İsa (a.s.)’a benzeyen birini yakalayıp astılar ve “Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük.” dediler (Nisâ, 4/157). Öte yandan Kur’an-ı Kerîm, asıl durumu şu şekilde açıklar:

Kur’an-ı Kerim’de Nisa Suresi, 4/157-158. Ayetlerinde: “Halbuki onlar İsa’yı öldürmediler ve asmadılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı. Ayrılığa düştükleri şeyde, doğrusu şüphededirler. Onların bu öldürme olayına ait bir bilgileri yoktur. Ancak kuru bir zan peşindedirler. Kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah, onu kendi katına yükseltti. Allah güçlüdür, hâkimdir.”denilmektedir.

İsa (a.s) ayette de belirtildiği gibi, öldürülmeden göğe yükseltilmiştir. Mezarı dünyada değildir. Ayrıca Mi’rac’da, Peygamberimiz (asm) kendisini görmüştür. Hz. İsa (as), göğe yükselmeden önce, havârîlerine ve tüm insanlığa şu müjdeyi vermişti:

Kur’an-ı Kerim’de Saf Suresi, 61/66. Ayetleri’nde:”Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan, Tevrat’ı doğrulayan ve benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim.” denilmektedir. 

Hz. İsa (a.s) göğe çekildiği sıralarda kendisine inananların sayısı çok azdı. Daha sonra bir ara Hz. İsa (as)’ın getirdiği inancı kabul edenler çoğaldı ise de, sonunda Hristiyanlar da İsrailoğulları gibi yoldan çıktı ve pek çok yanlışlıklara saptılar. Bugün, Hristiyanların sahip oldukları teslis inancı, İsa (a.s)’nın göğe yükseltilmesinden hemen sonra ortaya çıkmıştır.

İsa (a.s)’ın annesi Hz. Meryem Hz. İsa’nın göğe çekilmesinden sonra altı sene kadar daha yaşamış ve ölmüştür. 

Hz. İsa (a.s)’a dört büyük ilâhi kitaptan biri olan İncil verilmiştir. Kur’an-ı Kerîm’de İncil’in Hz. İsa’ya verilişi ile ilgili şu bilgiler vardı:

Kur’an-ı Kerim’de Maide Suresi. 5/11. Ayetleri’nde: “Arkalarından da izlerince Meryem oğlu İsa’yı Tevrat’ın bir tasdikçisi olarak gönderdik; ona da bir hidâyet, bir nur bulunan İncil’i, ondan evvelki Tevrat’ın bir tasdikçisi ve sakınanlara bir hidâyet ve öğüt olmak üzere verdik.” denilmektedir.

Ancak bu İncil de Tevrat gibi tahrifata uğramıştır. Bununla birlikte Allah Teâlâ tarafından son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s)’e indirilen Kur’an-ı Kerîm, Zebur, Tevrat ve İncil’in hükümlerini ve geçerliliklerini ortadan kaldırmıştır. Hz. İsâ (as) İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre cisim ve ruhuyla göğe yükseltilmiştir. Kıyamet vaktine yakın yeryüzüne inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve İslâm şeriatıyla hükmedecektir.

Hz. İsa (as) bedeniyle göğe yükseltildiğinden, Kur’an-ı Kerim’de bildirilen”ölümden evvel” (Nisa, 4/159) ve “öleceğim güne ve diri olarak ba’s edileceğim güne” (Tevbe, 9/34) mealindeki ayetler Hz. İsa (as)’ın nüzulünden sonraki ölümünü anlatır

Meryem Oğlu Hz. İsa 

Hz. İsa (as) diğer tüm peygamberler gibi Allah’ın insanları doğru yola çağırmakla görevlendirdiği, dünyada ve ahirette seçkin kıldığı elçilerinden’dir. Allah, Kuran’da Hz. İsa (as)’ın doğumundan Allah’ın Katına yükselişine kadar her konuda, diğer insanlardan büyük farklılıklar gösterdiğine dikkat çekmiştir. Her şeyden önce Hz. İsa (as), bilinen sebeplerin dışında bir yaratılışla doğmuş ve babasız olarak dünyaya gelmiştir. Allah, Hz. İsa (as) doğmadan önce, birçok özelliğini ve insanlar için bir Mesih olarak gönderildiğini melekleri aracılığıyla annesi Hz. Meryem’e bildirmiştir. Hz. İsa (as)’ın Kuran’da haber verilen bu seçkin özelliklerinden biri “Allah’ın bir kelimesi” olmasıdır:

Kur’an-ı Kerim’de Nisa Suresi, 171. Ayeti’nde: “Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah’ın elçisi ve kelimesidir. Onu (‘OL’ kelimesini) Meryem’e yöneltmiştir ve O’ndan bir ruhtur…” denilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de Al-i İmran Suresi, 45. Ayeti’nde: “Hani Melekler, dediler ki: “Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardan’dır.” denilmektedir.

Kuran’da “Allah’ın kelimesi” ifadesi yalnızca Hz. İsa (as) için kullanılmıştır. Allah, Hz. İsa (as) henüz dünyaya gelmeden onun ismini bildirmiştir. Bu, Hz. İsa (as)’ın diğer insanlardan daha farklı bir yaratılışla yaratıldığını gösteren ifadelerden biridir.

Hz. İsa (as) hakkında doğruluğu kesin olan bilgiye ulaşabileceğimiz kaynak, Allah’ın kıyamete kadar koruyacağını vaat ettiği Kuran-ı Kerim’dir. Allah Kuran’da, Hz. İsa (as)’ın ölmediğini, göğe yükseltildiğini haber vermiştir. Hz. İsa (as) ‘ahir zaman’ adı verilen kıyamet öncesinde yaşanacak olan dönemde ikinci kez dünyaya gelecektir. Ayrıca Peygamberimiz (sav) de Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne geri geleceğini pek çok hadis-i şerifinde bildirmiştir. Bu konuya ilişkin bilgiler Kuran’da şöyle yer almaktadır:

Kur’an-ı Kerim Ankebut Suresi, 57. Ayet: “Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra Bize döndürüleceksiniz.” denilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de Secde Suresi, 6. Ayeti’nde: “İşte gaybı da, müşahede edilebileni de bilen, üstün ve güçlü olan, esirgeyen O’dur.” denilmektedir.

Hz. İsa Öldürülmemiş, Allah Katına Yükseltilmiştir

Hz. İsa (as)’ı tutuklayan Romalılar ve Yahudi din adamları onu çarmıha gerdiklerini ve böylelikle onu öldürdüklerini iddia etmişlerdir. Nitekim, tüm Hıristiyan alemi de olayı bu şekilde kabul etmekte, fakat Hz. İsa (as)’ın öldükten sonra dirilerek göğe yükseldiğine inanmaktadır. Ancak Kuran’a baktığımızda olayın aslının böyle olmadığını görürüz:

Ve Kur’an-ı Kerim’de Nisa Suresi, 157. Ayeti’nde: “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” (katelna) demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar (ma salebehu). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe). Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu)” denilmektedir.

 

Hz. İsa’nın Yeryüzüne Dönüşü

Bu bölüme kadar anlatılanlardan Hz. İsa (as)’ın ölmediği ve Allah Katına yükseltildiği açıkça anlaşılmaktadır. Kuran’da dikkat çekilen bir başka konu ise Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne yeniden döneceğidir.

Kuran’ın pek çok ayetinde Hz. İsa (as)’ın ikinci kez yeryüzüne döneceğine ilişkin kesin ifadeler bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

  • Kur’an-ı Kerim’de Al-i İmran Suresi, 55. Ayeti’nde: “Hani Allah, İsa’ya demişti ki: “Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim ve seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Bana’dır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.”

Yukarıdaki ayette kıyamete kadar inkar edenlere üstün gelen ve Hz. İsa (as)’a gerçekten tabi olan bir insan topluluğundan söz edilmektedir. Bu ifadeye göre ‘Hz. İsa (as)’a tabi olan’ ve ‘kıyamete kadar yaşayacak’ olan bir topluluk olması gerekmektedir. Şu anda yaşayan Hristiyanlara baktığımızda, Hristiyanlığın özünün bozulduğunu, Hz. İsa (as)’ın anlattığı hak dinden farklı bir din oluştuğunu görürüz. Hz. İsa (as)’ın (haşa) Allah’ın oğlu olduğu şeklindeki sapkın inanç benimsenmiş ve teslis inancı (üçleme; Baba, oğul, kutsal Ruh) kabul edilmiştir. Bu durumda, dinin aslından iyice uzaklaşmış olan günümüz Hristiyanlarını Hz. İsa (as)’a uyanlar olarak kabul edemeyiz; çünkü Allah, Kuran’ın birçok ayetinde “üçleme”ye inananların inkar içerisinde olduklarını bildirmiştir.

 

  • Kur’an-ı Kerim’de Maide Suresi, 73. Ayeti’nde: “Andolsun, ‘Allah üçün üçüncüsüdür’ diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir İlah’tan başka İlah yoktur… 

Hz. İsa (as)’ın ilk dünyaya gelişinde de kendisine inananlar çok az sayıda olmuş, ayette haber verilen “sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim” vaadi o dönemde gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla Hz. İsa (as)’a tabi olan böyle bir topluluk kuşkusuz ki, onun kıyamet yakın bir dönemde tekrar yeryüzüne gelişiyle ortaya çıkacaktır. Ve bu kimseler kıyamete kadar inkar edenlere üstün kılınacaklardır.

 

Hz. İsa (as)’ın yeniden yeryüzüne döneceği ile ilgili bir başka ayet de Zuhruf Suresi’nin 61. ayetidir. Bu surenin 57. ayetinden itibaren Hz. İsa (as)’dan bahsedilir:

 

  • Kur’an-ı Kerim’de Zuhruf Suresi, 57-60. Ayetlerin’de: “Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar.Dediler ki: “Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?” Onu yalnızca bir tartışma-konusu olsun diye (örnek) verdiler. Hayır, onlar ‘tartışmacı ve düşman’ bir kavimdir. O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğulları’na bir örnek kıldık. Eğer Biz dilemiş olsaydık, elbette sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef (yerinize geçenler) olurlardı.” 

Bu ayetlerin hemen arkasından gelen 61. ayette Hz. İsa (as)’ın kıyamet saati için bir ilim, bir işaret olduğu belirtilmektedir:

  • Kur’an-ı Kerim’de Zuhruf Suresi, 61. Ayeti’nde: “Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.”

Bu ayet Hz. İsa (as)’ın ahir zamanda yeryüzüne dönüşüne açık bir işaret içermektedir. Çünkü Hz. İsa (as), Kuran’ın indirilişinden yaklaşık altı asır önce yaşamıştır. Dolayısıyla bu ilk hayatını “kıyamet saati için bir bilgi” yani bir kıyamet alameti olarak anlayamayız. Ayetin işaret ettiği anlam, Hz. İsa (as)’ın, ahir zamanda, yani kıyametten önceki son zaman diliminde yeniden yeryüzüne döneceği ve bunun da bir kıyamet alameti olacağıdır. (Doğrusunu Allah bilir.)

 Bunun gibi daha birçok örneklere Kur’an-ı Kerimler’den ulaşabilirsiniz.

SELAM VE DUA İLE.

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here