Hipnoz Nedir?

2
69

Hipnoz Nedir?

Hipnoz meraklıları burada mı? Hipnoz nedir sorunuza tam bir cevap mı arıyorsunuz? Filmlerden ve kitaplardan gördüğümüz, hatta bazılarımızın merak edip araştırdığı (belki denediği) bir uyku ve uyanıklık hali olan hipnoz. Peki ya hipnoza dair sorularınızın cevaplarını almak ister misiniz? Örneğin; hipnoz nedir? Nasıl hipnoz edilir? Hipnozun tarihçesi? Hipnoz ile ilgili ilginç bilgiler nelerdir? Hipnoz ile ilgili en iyi filmler hangileridir?

Evet bir sürü sorunuz var öyle değil mi? Elimizden geldiğince hepsini cevaplamaya çalışacağız. Öncelikle hipnoz nedir sorusunun cevabından başlayalım.

Hipnoz için genel bir tanımlama yaparsak eğer; psikolojiye göre, telkine yatkınlık gösteren bir çeşit yapay uyku ya da sizin deyiminizle uyku-uyanıklık halidir. Hipnoz adını, terimini ilk kullanan kişi ise; Bir yunan tanrısı olan Hypnos’tan esinlenen İskoç doktor S. James Braid’dir. Ortaya çıktığı ilk andan itibaren sihirbazlık veya büyücülüğün kirli oyunlarından biri olarak görülen hipnotizma; mermerist bir uygulama sanılarak aşağılanmıştır. 19. Yüzyılın sonlarında bazı psikoloji çevrelerinin (özellikle Salpetrier ve Nancy ekollerinin) reddetmek yerine incelemesi ve merak sarması üzerine hipnoz bilim dalında ki yerini edinmiştir. Bir başka tanım ise; ruh ve beden ilişkisinin gevşemesi sonucunda oluşan degajman haline verilen addır hipnoz.


Metapsişikte ve Spiritüalizmde Hipnoz

Konuya giriş yapmadan önce metapsişik kelimesinin anlamını vermek isterim. Metapsişik; “Ruh ötesi” anlamına gelen bir kelimedir. Spiritüalizm ise; diğer adı öte alemcilik olan ve Latince “Ruh” anlamına gelen “Spiritus” sözcüğünden türemiştir. Anlamı ise “Ruhçuluk”tur. Türkiye’de ise “Tinselcilik” olarak kullanılmaktadır. Kelimelerimizin anlamlarını açıkladığımıza göre konuya giriş yapabiliriz.

Hipnoz halini oluşturmanın iki yolu vardır. Bu iki yol ise; Manyetizma (manyetik uyku) yolu ile ve Hipnotizma (hipnotik uyku) yoludur. Manyetizma yöntemini tarihte ilk defa uygulayan isim ise; Franz Anton Mesmer’dir. Manyetizma yöntemini süjeler üzerinde bilinen anlamı ile ilk defa uygulayan ve bu etkiye “Hayvansal manyetizma” adını vermiştir. Ayrıca Mesmer; canlılar üzerine ki manyetizmanın kaşifi sayılmaktadır. Manyetik hipnoz ile hipnotik hipnozu karşılaştıracak olursak eğer; manyetik hipnoz, hipnotik hipnoza göre daha derin ve doğal bir degajman halidir. Bunun yanında ruhsal incelemeler için, daha yararlı, bol ve verimli olanaklar sunar. Tüm bunlar haricinde; manyetik hipnozda, hipnotik hipnozda görülen zararlar ve tehlike olasılıkları bulunmaz. Manyetik hipnoz hali telkinle oluşmadığı gibi telkinle de ortadan kalkmaz. Hipnoz altında olan kişi yalan söyleyemez. Bununla birlikte hipnoz altında ki kişiye vicdanına ya da vicdani iradesine uygun olmayan eylemler yaptırılmaz. Belirtmeden geçmeyelim; metapsişikçilerin bir uyarısı var. Yeterince bilgi, görgü ve deneyime sahip olunmadan hipnoz deneylerine kalkışmamalıyız. Eğer bu şartlara sahip değilsek ve hipnoz deneyi yapıyorsak; tehlikeli ve zararlı sonuçlarla karşılaşabiliriz.


Hipnozun 3 Temel Hali

Hipnoz halinin, derinlik derecelerine göre farklı çeşitleri olduğunu biliyor muydunuz? Başlıca üç hipnoz hali bulunur. Bunlar; Letarji (şarm, telkin, inangaçlık hali), Katalepsi (donma hali), Somnambülizm (uyurgezerlik hali). Dilerseniz şimdi bunları açıklayalım.

Letarji (Şarm, Telkin, İnangaçlık Hali): Neo-spiritüalizm hipnozun bu derinliğini “kendiliğinden imajinasyon” aşaması olarak görür. Bu halinin en belirgin özelliği ise; süjenin telkine şuursuzca yatkın olması özelliğidir. Bu halde bulunan süjede telkin yolu ile, beş duyuyu da ilgilendiren hipnotik halüsinasyonlar yaratılabilir.

Katalepsi (Donma Hali): Bu derinlikte süjenin gözleri açık olup, kasları donma adı verilen derecede uzun bir süre sabit kalır. Organlarını bırakıldığı konumda tutar. Bu halde olan bir süjenin çevrede ki gürültüleri duymadığı fakat müzikten etkilendiği tespit edilmiştir. Donma halinde telkin alma yeteneği azaldığından dolayı verilen emirler sonuçsuz kalır. Hipnozda en tehlikeli safha diyebiliriz. Bu evrede ki hastanın uyandırılamaması söz konusudur. Hipnotizör, hipnozun bu aşamaya geçmesine izin vermez.

Somnambülizm (Uyurgezerlik Hali): bir diğer ve son aşama olan uyurgezerlik halinde süje; kendisi üzerinde ki kontrol yeteneklerini daha bilinçli ve kapsamlı olarak kullanmaya başlar. Telkin doğrudan doğruya mümkün değildir, lakin ikna yolu ile olabilir. Bu halde bulunan süjede; normal halinde görülmeyen bir zeka ve muhakeme yeteneği belirir. Bu şuur haline verilen ad ise; ‘superconscience’dir. Uyurgezerlik hali de kendi içinde belirtilerine ve derinlik derecelerine göre sınıflara ayrılır. Hipnozdaki bu yapay somnambülizm hali “doğal uyurgezerler” adı verilen insanlarda kendiliğinden oluşmaktadır. Bununla birlikte doğal uyurgezerler bu durumdayken; zeka gerektiren karmaşık hallerde bulunabilirler. Fakat uyandıktan sonra yapmış oldukları davranışların hiçbirini hatırlamazlar. Gördüğünüz gibi üç evreninde kendilerine göre tehlikeleri vardır. Gelelim hipnozun kullanım alanlarına.


Hipnozun Kullanım Alanları

Hipnozun kullanım alanlarını sıralayacak olsak bitmesi uzun zaman alır. Zira hemen hemen her alanda kullanılan hipnoz, artık hayatımıza tamamen yerleşmiştir. Günümüz dünyasında spiritüalizmde ve parapsikolojide kullanılan hipnoz aynı zamanda; psikoterapide, kriminolojide ve sancısız doğum, sancısız diş çekme (ki bunu ABD’de ki dişçilerin yaklaşık dörtte birinin uyguladığı belirlenmiştir.), yabancı dili çabuk öğrenme gibi birçok alanda kullanılır. Manyetik hipnozla yapılan tedavi sistemine ve uzmanlık alanına kimi ülkelerde “biyoterapi” adı verilmektedir. Bunlar haricinde; ders çalışma becerilerinin kazanımı, özgüven kazanma (Ben hipnoz yöntemini kullanmak istemiyorum diyenler için; 10 Adımda Özgüven Kazanma adlı yazımızı tavsiye ederim.), sınav kaygısı, öfke kontrol eğitimi, sigara bırakma, kekeleme, uyku sorunları, altını ıslatma, kardeş kıskançlığı, tırnak yeme, sosyal fobi, stres ve bununla başa çıkabilme, depresyon, panik atak, günlük hayatınızı etkileyen fobiler, dikkati yoğunlaştırma çabaları, belleğin güçlendirilmesi, beslenme alışkanlıklarını düzenleme, migren, uyku düzensizlikleri, sporda performans artışı gibi alanlarda da kullanılır.


Hipnotize Edilebilirliği Kolaylaştıran Etkenler

Hipnozun ne olduğunu, nerelerde kullanıldığını, aşamalarını öğrendiğimize göre; birde hipnotize edilebilirliği kolaylaştıran etkenleri öğrenelim. 1859-1947 yılları arasında yaptığı deneyler sonucunda bu etkenleri belirleyen isim; Pierre Janet’tir.

İlk olarak geçmişte ruhsal çöküntüler yaşamış ve kriz geçirmiş olma hipnotize edilmeyi kolaylaştırıyor.

Doğal uyurgezer olma ise bu aşamaya geçişi kolaylaştırdığı gibi, uyurgezerler zaten doğal olarak hipnozda gibi oluyorlar.

Zihinsel yorgunluk hali. Devamlı dikkatten oluşan bir yorgunluk hali.

Aşırı heyecan hallerinde kendini kolayca kaybediyor olma. Kontrolü elinde tutamama.

Hipnotizöre bağlılık duyma hali.

Yönlendirilmeye ve yönetilmeye eğilimli olma hali.


Hipnozun Tarihçesi

Gelelim hipnozun tarihçesine. Hipnoz; bilim tarihi boyunca ortaya çıktığı günden itibaren büyücülüğün bir dalı olarak, sihirbazlıkla ilgili bir terim olarak görülmüş ve yok sayılmaya (red edilmeye) çalışılmıştır. Lakin meraklılarının ve bazı bilim insanlarının araştırmaları ile geri gelebilmiştir. Birçok kez isim ve şekil değiştirerek günümüze kadar gelebilmiş olan hipnozun tarihçesini öğrenelim.

   Δ Antik Çağ

Antik Çağ döneminde bir tedavi olarak kullanılan hipnoz; Çinliler, Mısırlılar, İbraniler, Hindular, İranlılar, Romalılar ve birçok medeniyet tarafından kullanılmıştır. Hatta Wang Tai adında ki bir Çinli 4000 yıl önce hastaların vücutları geçirdiği paslar ve simültane sözlerle tedaviler uygulamıştır. İki yüz yıl sonrasında da Hinsitan’da buna benzer durumlar gözlemlenmiştir.

Antik Yunanistan’da Aesculapios elleri ile hastalarında uykuya benzer bir hal meydana getirip onları tedavi etmiştir. Aesculapios uyguladığı bu tedavide kendisine güveninin ve inancının tam olduğunu biliyordu. Bu kural ise hipnozun temek taşlarından biridir. Hipnoz; güven ve inançla başlar. Bundan yola çıkarak söyleyebiliriz ki; Antik Çağ insanları hipnoz hakkında çok fazla bilgiye sahip olmasalar da, hipnozu bir tedavi yöntemi olarak kullanmışlardır. Günümüzde de hipnoz mekanizmasının tam anlamı ile çözüldüğünü söyleyemeyiz.

   Δ Mesmer Öncesi Dönem

Yapılan araştırmalara göre; 1500’lü yılların sonlarına doğru zihinsel güçlerin sağlık üzerinde oldukça kuvvetli etkileri olduğu bazı bilim adamlarınca anlaşıldı. Heronymous Nyman; imajinasyonun gücü ve insan sağlığı üzerinde ki etkileri hakkında yazılar hazırladı. Bu yazıların anlattığı şey ise; hastalara uygulanan tedavilerde, ilaçların kalitesinden çok imajinasyonun etkili olduğudur.

Yine 15. yüzyılda Petrus Pomponatus; magnetik etkiler ile birlikte kullanılan imajinasyonun ve hastanın iyileşme isteğinin, kanı ve ruhunu etkileyeceği süşüncesini savundu. Aynı çağda yaşamış olan Paracelsus da Hipokratın düşüncelerine katılarak inançların sağlık ve hastalıklar üzerinde kuvvetli ve kritik etkilere sahip olduğunu belirtti.

Mermer’in çalışmaları bir çok bilim adamı ve insan tarafından dinamik psikiyatrinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Bu yüzden hipnozun tarihçesi de Mesmer ile başlar. Fakat hipnozun 5000 yıllık bir tarihi vardır. Bu cümle akıllara; “O halde neden o dönem başlangıç olarak alınmıyor?” sorusunu getiriyor. Cevap ise bir hayli basit; o dönemde henüz psikoloji ve bilim doğmamıştı ve hipnoz hakkında araştırılma yapılmıyordu. Peki ya kimdir bu Mesmer?

Franz Anton Mesmer; 1734 ve 1815 yılları arasında yaşamış olup, Cristopher Colombus ile sık sık kıyaslanmıştır. Bunun sebebi ise; her ikisinin de yeni dünyaların kaşifi olması, ikisinin de yaşantılarının ayrıntıları ile çok fazla bilgi bulunmaması, keşfettikleri şeylerin yanlış yollarda kullanıldığını bilmemeleri ve hayal kırıklığı içinde ölmüş olmalarıdır.

Mesmer’in ilham kaynağı ve aynı zamanda öğretmeni olan Peder Gassner (1727-1779), Avusturya’da doğmuştur. 1750 Yılında papaz olan Gassner, 1758’den itibaren İsviçre Klösterle bölgesinde rahiplik yapmaya başlamıştır. Bu süre içerinde şiddetli baş ağrıları ve baş dönmeleri onun kabusu haline gelmiştir. Bunları dikkate almayarak, içinde ki şeytanın ona oyun oynadığını düşünmüştür. Kilisede işini yapmaya; halkı toplumsal dua okumaya ve günah çıkarmaya davet etmiştir. Çok kısa bir süre içerinde kendi problemleri yok olan papaz, başkalarının problemlerini de çözmeye başlamıştır. Bu isimlerden bazıları da ünlü insanlardır. Bu insanlar onu şöhrete kavuşturan en büyük unsurlardan biridir. Aynı yıl içerisinde bir kitapçık yayınlayan Gassner; kendisinin tedavi yöntemleri bu kitap sayesinde açıklamıştır.

Gassner tedavi ettiği her vakada; Hz. İsa’ya olan inancın hastanın tedavisinde belirleyici unsur olacağını söyler ve telkin vermek için hastanın iznini isterdi. Daha sonra Peder Gassner; “Eğer bu hastalıkta doğa ötesinde bir nitelik varsa, Hz. İsa namına, onun kendini göstermesini emrediyorum!” diyerek şeytanın hastalığın belirtilerini göstermeye devam etmesini sağlardı. Bu sayede hastalar çeşitli konvülziyonlar göstermeye başlardı. Eğer semptomlar ortaya çıkarsa bu hasta tedavi edilmiş sayılırdı, fakat çıkmazsa; Gassner o hastaları “Organik” tedavi için doktorlara yönlendirirdi.

   Δ Mesmer Dönemi

Mesmer Dönemi ise; Mesmer’in Gassner’e yaptığı bir ziyaret sonucunda kendi tedavi yöntemini oluşturması ile başlamıştır. Gassner’den etkilenen Mesmer; kendi tedavi yöntemini oluşturmuş ve onu geliştirmiştir. Mesmer’in tedavi yöntemi ise 4 ilke altında incelenebilir.

∇ Narin ve fiziksel bir sıvı tüm evreni doldurmuştur. Bu sıvı insanoğlu ve dünya arasında, birde insan ve insan arasında iletişimci bir role sahiptir.

Hastalık ise; bu sıvının insan vücudunda ki eşit olmayan dağılımı sonucunda oluşmuştur. Şifa, bu dengenin sağlanması ile elde edilir.

Bazı teknik yöntemler sayesinde bu sıvı, diğer insanlara yönlendirilebilir ve bununla da kalmayıp onlarda da depo edilebilir.

Tüm bu ilkelere bağlı kalmak durumunda hastalarda ve şifa bulmuş kişilerde krizler de oluşturulabilir. Yani çift taraflı bir kullanım söz konusudur.

Araştırmalara göre; Mesmer, epilepsi rahatsızlığı bulunan bir hastasının vücudunun alt kısmına bir mıktanıs koymuştur. Bu işlemin hemen ardından hasta, esrarlı bir sıvının vücudundan aşağıya akımını hissetmiş ve sonucunda da şifa bulmuştur. Aylarca sürmüş olan bir tedaviden sonra ise tamamen sağlığına kavuşmuştur.

Bunun dışında Mesmer; hastanın önünde diz çöker ve dizleri hastaların dizleri ile temas ederken, hastanın avuçları içine aldığı baş parmağını bastırır ve gözlerini hastanın gözlerine sabitlemiştir. Daha sonra ise hastanın el ve ayaklarına, elleri ile dokunmuştur. Bu durum ise birçok hasta da tuhaf hislere ve krizlere yol açmıştır.

Tüm bunlar dışında grup tedavileri de uygulayan Mesmer’in; tedavi salonunda 48 cm yüksekliğinde olan ve baquet adı verilen bir aletin varlığı söz konusudur. Alet etrafına 25 kişinin oturabileceği şekilde tasarlanmıştır. Kişilerin oturduğu yerin hizasında ise delikler bulunur ve demir çubuklar bu deliklerden çıkarak insanlara temas edermiş. Fakat en etkili sonuçlar sadece Mesmer yaklaştığı takdirde ortaya çıkarmış. Anlatılana göre; Mesmer kimseye dokunmadan ellerinin ve gözlerinin hareketleri ile sıvıyı gereken kimselere yönlendirip konvülziyonların ortaya çıkmalarına veya ortadan kalkabilmelerine neden oluyormuş”.

Mesmerizm Almanya’da Fransa’da olduğundan daha iyi tepkiler alarak daha geniş çaplı bir gelişim göstermiştir. Mesmer’in prensipleri; başta animal magnetizm; Romanist’ler ve Doğa Filozofları tarafından hemen benimsenmiştir. 1812 Yılında Prusya Hükümeti’nin kurduğu ve olumlu raporlar aldığı komisyon sonucunda Berlin ve Bonn Üniversitelerinde Mesmerizm kursları kurulmuştur. Bunun sebebi olarak ise; Almanların Mesmerizme Fransızlardan farklı olarak felsefi bir bakış açısı kazandırmış olmalarını gösterebiliriz.

Mesmer 5 Mart 1815 yılında hayata gözlerini yummuştur. Öldüğünde ise neredeyse herkes tarafından bilinen bir kişiliktir. Mesmer’in öğretileri, modern psikolojiye birçok tedavisel tohumlar ekmiştir. Bunları ise şu şekilde sıralamamız mümkün;

Hastanın şifa bulabilmesi için gerekli olan güç kendi içindedir.

Hastanın şifa bulması için “Terapist ile yakın ilişkide bulunması gereklidir.” (Bu ise modern psikoloji de “Tuning” veya “Transferance” ile kıyaslanabilir.)

Şifa’nın elde edilmesi; semptomların dışarıya vurulmuş görünümleri ile nitelenen krizler yolu ile mümkündür.

Tüm bunlar olup biterken Fransa kralı Mesmer’in tedavisini anlamak ve araştırmak adına bir komisyon kurmuştur. Komisyon ise Mesmer’den kullandığı demir çubukların yerine tahta çubuklar kullanmasını istemiştir. Mesmer bunu test etmiş ve tahta çubuklar ile de olumlu sonuç alabildiğini fark etmiştir. Marifetin mıknatıslarda olmadığı bu sayede anlaşılmıştır. Mesmer; hastalara gözlerini kapatmalarını, şuan da kendilerine manyetik paslar yapıldığını söylemiştir. Fakat elini bile kıpırdatmayan Mesmer görüyordu ki hastalar hiçbir şey yapmadığı halde konvülziyonlar geçirmiş ve iyileşmişlerdir. Bu durumda komisyon Mesmer’in yaptığı tedavilerin olumlu sonuç vermesinin sebebinin mıknatıslar değilde hastaların imajinasyonlarının ve beklentilerinin olduğu kanısına varmıştır. Yani Mesmer sadece placebo etkisi ile tedaviler uygulamıştır. Bundan dolayı da bilimsel komisyonlar Mesmer ve tedavisi hakkında olumsuz raporlar yazmışlardır. Mozart’ın yakın arkadaşı olan Mesmer, psikoterapinin de kurucu olarak görülmektedir.

   Δ Marques de Puységur

Mesmer’in öğrencisi olan Marques de Puységur ise hipnoza farklı bir yöntem ile yaklaşmıştır. Marques de Puységur hastalarından, uyanık olduğundan daha canlı bir atmosferde, yüksek sesle yanıtlar almıştır. Puységur; kolektif tedaviler uygulamıştır. Tedavi uyguladığı yerin tam ortasında bir ağaç bulunduran Puységur; hastaları ağacın etrafına yerleştirmiştir. Daha sonra bu hastalar birbirlerinin baş parmaklarını tutarlar; bu esnada da ağacın gövdesine ve dallarına sarılan ipler hastalara uzandırılıp, hastaların vücutlarında ki hastalıklı yere değdirmeleri istenmiştir. Sonra ise hastalar aralarından bir sıvının geçtiğini hissetmişlerdir. Daha sonra ise; insan zincirlerini kırmalarını ve avuçlarını birbirlerine sürmeleri istenirdi. Bu işlem yapıldıktan sonra da hastaların arasından biri seçilir ve ona demir çubuk ile dokunulur, hastanın kriz geçirmesi sağlanırdı. Son olarak ise ağacı öpmeleri ve manyetik uykudan uyanmaları emredilirdi. Bu şekilde bir aydan az bir zaman içinde 300 hastadan 62’sinin tamamen iyileştiği rapor edilmiştir.

Puységur; “Ben içimdeki kudretin varlığına inanıyorum. Bu inancım kendi iradem altında onu kullanabileceğimi öneriyor” demiştir. Mesmer’in öğrencisi olmasına rağmen farklı bir yaklaşım sergilemiş olan Puységur için; inanç ve istek çok önemli birer maddedir. Bunun yanı sıra Puységur; manyetizmin akıl hastalıklarında kullanılabileceğini düşünen ilk kişidir. Fransız İhtilali Puységur’un çalışmalarının önünü kesmiş ve iki yıl hapis yatmasına sebep olmuştur. Buna rağmen yılmamıştır. Hapisten çıktıktan sonra ise; Soissons’a belediye başkanı olmuştur.

Bunlardan hareketle söyleyebiliriz ki; Puységur döneminde manyetizma ve yıldızlar unutulmuş, yerini somnambülizme bırakmıştır. Bunun sebebi ise Puységur’ın hastalarının tedavi sırasında uyurgezer bir hal almasıdır. Bu dönemden sonra araştırmalar uyurgezerliğe yönelmiştir.

   Δ Hipnoz’a Adını Veren İsim; James Braid

1841 yılında Manchester’li bir doktor olan James Braid, Fransız manyetizmacı Lafontaine’in deneyimlerinden bir hayli etkilenmiştir. O deneyimlerden şüphelenen Braid, ancak bunları kendi denedikten sonra ikna olmuştur. Fakat yine de “Sıvı” kuramını reddetmiş ve kendisi, beyin fizyolojisine daha uygun olan bir kavram oluşturmuştur. James Braid; ilk defa hipnozu manyetik el hareketleri ile yapmadan elde etmiştir. Sabit bakışların hiçte şart olmadığını, parlak objelere bakılarak ta hipnoz yapılabildiğini kanıtlamıştır.

Eskilerden olan Faria ve Bertrand’ın ışığı sabitleştirme yolu ile eli sabitleştirme yöntemini örnek alarak, tüm bu olaylara hipnoz (Hypnosis) adını vermiştir. Bunun dışında Esdaile adlı bir doktor ise Hindistan’da iken 345 hastaya “Mesmerik anesteziyi” başarı ile uygulamış (Tabi o dönemlerde narkoz yok!) ve hipnoz olmadan yaptığı ameliyatlarda ölüm oranı %50’den, %5’e düşmüştür.

   Δ Nancy Okulu (Liébault & Bernheim)

Nancy Okulunun kurucusu; 1823 ve 1904 yılları arasında yaşamış olan Auguste Ambroise Liébault’tur. Hipnoz yapması doğrultusunda alacağı eleştirilerden çekinerek, seçkin hastalarına; tıbbi bir tedavi uygulamak veya bedavaya manyetize edilmek seçeneklerini sundu. Tabi ki herkes hipnotik tedaviyi seçtiği için ve Auguste Ambroise Liébault yoğun bir insan olduğu için hiç para kazanamıyordu. Ona göre hipnotik uyku, doğal uyku ile aynı özellikleri barındırıyordu. Tek farkı ise hipnotik uykunun telkin yolu ile oluşturulmasıydı. Daha sonra ise Auguste Ambroise Liébault kendisine gönüllü olarak verilen bize ücretlerini kabul etmiştir. Hastalarının bir çoğu fakir köylülerden oluşurken, o göz göze sabitleme yöntemini kullanırdı.

Tüm bu olaylar olurken, Auguste Ambroise Liébault’un başarısı Bernheim’in saygısını kazandı ve hoca 1882 yılında Liébault’u ziyarete gitti. Bernheim kısa süre içinde Liébault’un arkadaşı ve öğrencisi olarak onun yöntemini uygulamaya başladı. Bu sayede Liébault’ Nancy okulunun manevi kurucusu oldu. Ancak okulun gerçek lideri 1840 ve 1919 yılları arasında yaşamış olan Bernheim’dir.

Bernheim’in düşüncesi; hipnozun yaşlı askerler ve fabrika işçileri gibi emir almaya ve onları izlemeye eğilimli kişilerde üzerinde etkili olduğuydu. Buradan hareketle söyleyebiliriz ki Nancy Okulunun hipnoz anlayışı; “Emir” ve “Telkin” köprüleri üzerine inşa edilmiştir.

O dönemde Bernheim’in kendi kitabını yayınlaması Charcot ile gergin bir hava yaratmasına neden olmuştur. Daha sonralarda da Bernheim; hipnozu, telkin yolu ile oluşturulmuş bir etkinlik hali olarak görmeye ve uygulamaya devam etmiştir. Ve bunu sinir sitemi hastalıklarında, romatizmada, sindirim sistemi ve menstrüel bozukluklarda kullanmıştır. Hipnozu gittikçe daha az kullanmaya başlayan Bernheim; aynı sonucun uyanıklık halinde, telkin yolu ile alınabileceğini düşünmüştür. Bu sayede Nancy Okulu; “psychotherapies” adlı yeni bir devir başlatmış oldu. Freud ise Bernheim’in bir öğrencisidir. (İleride karşımıza çıkabilir.)

   Δ Pierre Janet

Telkin ve hipnozun ayrı şeyler olduğunu söyleyen Pierre Janet hipnozu bir disosyasyon olarak açıklamıştır. 1889 yılında Paris’te ilk uluslararası Hipnoz kongresi toplanmıştır. (Disasyasyon ise; bölünme, kopma ve çözülme şeklinde açıklanmaktadır. Disasyasyon durumunda bellek, bilinç işlevlerinde bir bozulma söz konusudur)

   Δ Freud Dönemi

Bernheim’in bir öğrencisi olan Freud; kendi teorisi olan psikanalizi geliştirirken hipnoz ile ilgili çalışmalarına ara vermiştir. II. Dünya savaşında ise; tekrar hipnozun altın çağı başlamıştır. Nedeni ise; savaş nevrozları konusunda hipnoz bir hayli etkili bir yöntemdir. 1948 yılında “British Society of Medical Hypnosis” kurulmuştur. Günümüzde de hipnoz ile ilgili birçok bilimsel dergi yayınlamaktadır. Ayrıca hipnoz; bilimsel olarak psikanaliz ve bunun gibi terapilere olan üstünlüğünü kanıtlamıştır. Bu tarihçeden bir sonuca varacak olursak eğer; Hipnoz tarihi boyunca birçok kez aşağılanmış, sihir olarak görülmüş, hipnoz yapanlar büyücülükle suçlanmıştır. Dolandırıcı damgası yiyenlerden bahsetmiyorum bile. Fakat ne olursa olsun günümüze kadar gelmeyi başarmış ve bu esnada çeşitli değişiklikler geçirmiştir. Şimdi ise başka sorular için cevaplar arayalım. Örneğin; kimler hipnoz olmakta zorlanır?


Kimler Hipnoz Olmakta Zorlanır?

Hipnoz olmayı kolaylaştıran etkilerden bahsetmiştik. Şimdi ise kimler hipnoz olmakta zorlanır? Sorunun cevabını vereceğiz. Şizofreni, ağır paranoya hastaları, psikozlu hastalar, beş yaş altı çocuklar, çok yaşlı insanlar hipnoz olmakta zorlanırlar. Genel sebepleri ise odaklanamama, inançsızlık ve benzeri durumlardır.


Hipnoz İle Sağlanan Algı Açıklığı

Hipnoz ile ilgili sorulardan biri de; Hipnoz ile algı açıklığının nasıl sağlandığıdır. Öncelikle şu duruma bir açıklama getirmeliyiz ki; hipnoz bir uyku durumu değil, farklı bir konsantrasyon halidir. Bazı zamanlarda dışarıdan gelen baskılar sonucunda hiçbir şeye odaklanamama gibi sorunlar oluşuyor. Hipnoz sayesinde bu sorunlar çözülebilir. Bu sayede görülmesi gereken şeyler daha net bir biçimde fark ediliyor. Hipnoz bu gibi durumlarda kişiyi, bazen yüzleşemediği bazen de paylaşmak istemediği geçmişe götürüyor. Bu sayede de normalde paylaşılmayacak olan sorunların ortaya çıkışı söz konusu oluyor. (Tabi bu ne kadar sağlıklı orası tartışılır!) Korkuları ve geçmişi ile yüzleşmek zorunda kalan hastanın aklında soru işareti kalmıyor. Algıları daha net bir şekilde açılmış oluyor.


Hipnoz ve Öfke Kontrolü

Hipnozun bir başka alanı ise öfke kontrolüdür. Buradan hareketle cevap vermek istediğimiz bir diğer soruyu anlamışsınızdır. Hipnoz ile öfke kontrolü nasıl yapılır? Kişinin kendisine veya yakınlarına karşı hissettiği duygu birikimleri, kızgınlıklar ve tabi bilinç altında sakladığı hisler, ileride öfke patlamaları ve krizlerine sebep olabilir. Kişinin çocukluğundan bu yana bilinçaltında yerleşik bulunan öfke duygusu, hipnoz ve hipnoterapi işlemleri sırasında yapılacak olan hipnoanaliz ile; kontrollü bir biçimde ortaya çıkarılır. Kişi öfkesi ve diğer hisleri ile yüzleşmek durumunda kalır. Bunun haricinde hipnoz adı altında yapılan af terapisi ile kişinin hem kendini hem de öfke duyduğu diğer kişileri affetmesi sağlanıyor. (Bunun da sağlıklı olduğunu düşünmüyorum! Duygular insan ruhu ve bedeninin bir parçasıdır bence!)


Hipnoz ve Çocuklar

Ne kadar sağlıklı olduğu tartışılır fakat çocuklarda da hipnoz uygulamak mümkün. Hipnoz sayesinde çocukların yaşadığı bazı psikolojik rahatsızlıkları tedavi etmek mümkün. Çocukların ve ailelerin büyük problemlerinden biri olan alt ıslatma, çeşitli fobiler, dikkat eksikliği, konuşma bozukluğu, kekeleme, öğrenme sorunları, parmak emme gibi sorunlar hipnoterapi ile tedavi edilebilir. Bir çocuk üzerinde hipnoz uygulamak bir yetişkine nazaran daha kolay olarak görülür. Bunun sebebi ise; çocukların hayal güçlerinin bir hayli gelişmiş olması ve hikayelerden hoşlanmaları olarak görülebilir. fakat yukarıda da bahsettiğimiz gibi beş yaş altı çocuklara hipnoz uygulamak zordur. Zira hipnoz olması için çocuğun söylenileni anlaması ve konsantre olması gerekli iki koşuldur.


TPD HİPNOZ VE HİPNOTERAPİ UYGULAMA ETİK KURALLARI

Bu konuya değinmeden önce bu kuralların resmi olmadığını; TPD Hipnoz ve Hipnoterapi Bilimsel Çalışma Bilimsel Çalışma Birimi tarafından hazırlanan taslaktan alıntı olduğunu söylemek isterim. Resmileştiği takdirde bu kurallar geçerli olacaktır.

ο Hipnoz, üniversiteler ve eğitim hastanelerinde kurulacak “Hipnoterapi Eğitim ve Araştırma Merkezleri”nde kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili yeterli süre teorik ve pratik “Hipnoz ve Hipnoterapi Sertifika Eğitimi” almak koşulu ile ya da yurt dışından bu konuda sertifikası olanların sertifikalarının geçerliliği Sağlık Bakanlığınca onaylanması hâlinde; sadece hekim, diş hekimi ve klinik psikologlar tarafından ve sadece tedavi amacıyla yapılabilir.

ο Uygulayıcılar hipnozu sadece kendi uzmanlık alanlarının sınırları içinde uygulayabilirler.

ο Hipnoz bir eğlence aracı değildir ve kesinlikle gösteri amacıyla kullanılamaz.

ο Televizyonda, sahnede veya topluluklar önünde bireysel veya toplu hipnoz uygulamaları yapılamaz.

ο Kitle iletişim araçlarında, web sitelerinde, çeşitli amaçlarla hazırlanmış broşür veya kitaplarda, haber, tanıtım veya eğlence programı vb. hiçbir şekilde hipnoz uygulamalarına ait görüntü ya da fotoğraf yer alamaz.

ο Hipnozu ya da hipnoz uygulayanları tanıtmak, hastalıkların tedavisindeki yeri ve önemini göstermek amacıyla bile olsa, hipnoz uygulamaları izleyici önünde yapılamaz.

ο Hipnoz uygulayıcıları, reklam ve tanıtım yapamazlar. Yaptıkları uygulamaları tabelalarda belirtemezler.

ο Hipnoz uygulayıcıları, kendilerini “hipnoterapist” olarak tanıtamaz, “hipnoterapist” sözcüğünü tabelada, kartvizitte, antetli kağıtta veya imzalarında kullanamazlar.

ο Uygulayıcılar, hastanın başka bir uygulayıcının telkinlerini kabul etmeyeceği, başka bir uygulayıcının telkinlerinden yarar görmeyeceği şeklinde posthipnotik telkinler veremezler.

ο Hipnoz uygulayıcıları, hastalarına kendi ekonomik, sosyal yarar veya çıkarları doğrultusunda telkinler veremezler.


Hipnoz İle İlgili Genel Bilgiler

Psikolojiye göre; uyku-uyanıklık arası bir hal olan hipnoz; adını James Braid’den almıştır. Bunun yanı sıra ismi Yunan mitolojisindeki uyku tanrısından gelmiştir.

Peki ya Hypnos kimdir? Hypnos, kardeşi ölümün tanrısı Thanatos ile Hades’in de bulunduğu ölüm diyarında yaşayan, kanatlı bir genç olarak tasvir edilir. Yorgun insanların alınlarına değneği ile dokunarak, kanatları ile onları kapatarak ya da boynuz yardımı ile insanların üzerine uyku üfleyerek onları uyuturmuş. Tanrıları bile uyutacak kadar güçlü olduğu söylenir.

Birçok şekle girip, değişim geçirerek günümüze kadar gelen hipnoz; farklı kültürlerde toplu bir şekilde uygulanan ritüel ve törenlerde trans hali olarak kullanılır. Yüksek sesle şarkı söyleme, dans etme ve benzeri ritüellerle halk trans haline geçer.

Mesmerizim adını verdiği hayvansal manyetizmanın kaşifi olan Mesmer; kişiler arasında ki görünmez sıvıdan bahsettiği için meslektaşları tarafından aforoz edilmiş ve şarlatanlıkla suçlanmıştır. (Hipnozun tarihte aldığı darbelerden biri.)

Ayrıca Mesmer tedavi için; metal çubuklu ve içinde seyreltilmiş sülfürik asitten buharların çıktığı bir küvet kullanmıştır. Göğüs hastalıkları, romatizma, ağır yanık gibi rahatsızlıkları tedavi ettiği söylenmektedir.

Hipnozun tarihçesinde de bahsettiğimiz gibi; aralarında Benjamin Franklin ve Lavoisier’in de bulunduğu bir heyet, Mesmer’in manyetizmasının kanıtlanamaz olduğunu öne sürmüştür. Bu yüzden Paris’ten ayrılan Mesmer’in aksine öğrencileri ve bazı sahne sanatçıları onun tedavi yöntemini uzun yıllar boyunca kullanmıştır.

Fransız bir nörolog olan Jean Martin Charcot, hipnotize olmanın fizyolojik bir durum olduğunu savunmuştur. Ayrıca Freud, belirli bir dönem Charcot ile çalışıp, ondan etkilenmiştir.

Hipnozun ilk ortaya çıktığı zamanlarda gerçekten tedavi edip etmediği konusunda tartışmalar olmuştur. Doktorlar ise; hipnozun sadece telkine yatkın gönüllülerin hipnozcunun isteklerini gerçekleştirdiği bir hayal gücü yöntemi olduğu görüşünü ortaya çıkarmışlardır.

Günümüzde bile hala hipnoz ve etkileri üzerinde araştırmalar yapılmakta, insanların telkine açık olduğu durumların adının hipnoz olmadığı konusunda görüşler öne sürülmekte.

Araştırma ve incelemelerin ortaya çıkardığı bir başka konu ise; kadınların erkeklere göre hipnoza daha yatkın olduğu. (Bu durumun eğitim seviyesi, kültür ve toplumsal alışkanlıklarla da doğrudan etkisi olduğunu unutmayalım!)


En İyi Hipnoz Temalı Filmler

Hipnozla ilgilenenlerin duyduğu, belki de hiç birinizin adını duymadığı; fakat bir hayli başarılı olan hipnoz filmlerini bir araya getirdik. Genel bir açıklama yapacak olursak hipnoz filmlerinde; bilinçaltı, telkin, yönlendirme ve zihin kontrolü gibi özel, merak uyandıran konular ele alınıyor. Bu konular arasından en çok izlenen ve merak edilen ise rüyalardır. Dilerseniz filmleri birlikte öğrenelim.

İhtiyar Delikanlı

Vizyon Tarihi: 15 Ekim 2004
Süre: 1 saat 59 dakika
Yönetmen: Park Chan-Wook
Oyuncular: Min-sik Choi, Hye-jeong Kang, Yoo Ji-tae, Jin-seo Yun
Tür: Gerilim, Dram
Ülke: Güney Kore
Orijinal Adı: Oldeuboi
IMDb: 8,4
Konusu; Yönetmen koltuğunda Park Chan-Wook’un yer aldığı ve oyuncu kadrosunda Min-sik Choi, Hye-jeong Kang, Yoo Ji-tae, Jin-seo Yun gibi isimlerin boy gösterdiği dram ve gerilim filmi 15 Ekim 2004 yılında gösterime girdi. En iyi hipnoz filmlerinden biri olan Oldeuboi’nin konusu ise; Oh Dae-Soo adlı bir adamın kaçırılıp 15 yıl boyunca eski bir hücrede tutuklu kalması ile başlar. Bu adama ve yakınlarına hiçbir açıklama yapılmamıştır. Ve yine bir gün serbest bırakılır. Adamın eline bir miktar para, cep telefonu ve pahalı kıyafetler verilir. Oh Dae-Soo ise başına gelen bu vahim durumun ne olduğunu anlamak ve bunu ona yapanlardan bir intikam almakta oldukça kararlıdır. Tüm bunları kafasında düşünürken aslında kendisini kaçıranların daha büyük planları olduğunu fark eder. Bununla da kalmaz bu planın özü acı dolu bir yoldan geçmektedir. Gerçeği bulmak içinse bu yoldan geçmek zorundadır.

Karanlık Yolculuk

Vizyon tarihi: 13 Haziran 2003
Süre: 1 saat 44 dakika
Yönetmen:  Richard Kelly
Oyuncular: Jake Gynllenhaal, Jena Malone, Drew Barrymore
Tür: Dram, Gerilim
Ülke: ABD
Orijinal adı: Donnie Darko
IMDb: 8,1
Konusu; Yönetmen koltuğunda Richard Kelly’nin oturduğu filmin oyuncu kadrosunda; Jake Gynllenhaal, Jena Malone, Drew Barrymore gibi başarılı oyuncular yer alıyor. Bir dram ve gerilim filmi olan Donnie Darko 13 Haziran 2003 yılında gösterime girmiştir. Genç ve başarılı bir yönetmen olan Richard Kelly’nin ilk uzun metrajlı filmidir. Konusu ise; 1988 yılında Donnie Darko isimli bir gencin, bir gece insan-tavşan melezi bir yaratık tarafından odasından çıkarılması ile başlar. Odasından çıkarılıp bir sırra doğru sürüklenen Donnie’nin başına neler gelecektir? Bu yaratık genç çocuğa; 28 gün, 6 saat, 42 dakika ve 12 saniye sonra dünyanın sonunun geleceğini söylemiştir. Olayın etkisi altında kalan ve hala şokta olan genç, tüm sosyal hayatını bırakıp bu yaratığın peşinden gidecektir. Peki ya sonrası? Dünya’nın sonu gelmiş midir? Heyecanınız kaçmasın, haydi TV başına!

Casuslara Karşı

Vizyon tarihi: 8 Ekim 1967
Süre: 2 saat 6 dakika
Yönetmen:  John Frankenheimer
Oyuncular: Frank Sinatra, Janet Leigh, Laurence Harvey
Tür: Dram, Gerilim, Romantik
Ülke: ABD
Orijinal adı: The Manchurian Candidate
IMDb: 8,0
Konusu; Yönetmen koltuğunda John Frankenheimer’in oturduğu ve oyuncu kadrosunda “My Way” şarkısı ile akıllarımızda yer edinmiş olan Frank Sinatra, yanı sıra ise; Janet Leigh, Laurence Harvey gibi başarılı isimler yer alıyor. Dram, gerilim ve romantizm karışımı film; 8 Ekim 1967 yılında gösterime girmiştir. İki dalda Oscar’a aday gösterilen filmin konusu ise; Kore Savaşı sırasında Sovyetler Birliği Askerleri bir Amerikan müfrezesini (Müfreze: herhangi askeri bir görevi gerçekleştirmek için oluşturulmuş küçük birlikler.) rehin alıp Çin’de bulunan Machuria bölgesine götürürler. Savaş bittiğinde ise Amerika’da bulunan evlerine gönderilen askerlerden; Raymonda Shaw askerlerin hayatını kurtaran bir kahraman olarak görülüp onur madalyası kazanır. Diğer askerler ise bu durumdan bir hayli şaşkındır. Daha sonra ise kendilerinin bilmediği bir şeyler olduğu kanısına varan askerler bu olayın peşine düşmeye kararlıdır. Yakın zamanda ise kabus görmeye başlayan iki asker, Shaw’ı araştırmaya ve ne olup bittiğini anlamaya karar verir.

Bay Hiçkimse

 Vizyon tarihi: 6 Kasım 2009
Süre: 2 saat 21 dakika
Yönetmen:  Jaco van Dormael
Oyuncular:  Jared Leto, Sarah Polley, Diane Kruger
Tür: Bilim kurgu, Gerilim, Fantastik
Ülke:  Fransa, İngiltere, Belçika, Kanada
Orijinal adı: Mr. Nobody
IMDb: 7,9
Konusu; Yönetmen koltuğunda oturan  Jaco van Dormael 3. uzun metrajlı filmi olan Mr. Nobody için şu sözleri söylemiştir, “Herkesin karşılaşabileceği sonsuz olasılıklar hakkında gerçekten de yüksek bütçeli deneysel bir film”. Konusu ise; başlıkta da adı geçen Bay Hiçkimse; 2092 yılında dünyada kalan son ölümlü olan ve 117 yaşına gelmiş Nemo adlı bir adamdır. Ölümle yaşam arasında ki ince çizgi de sonu bekleyen Nemo; küçük bir çocukken peronda durduğunu hatırlamaktadır. Tren kalkmak üzere iken çok zor bir karar vermesi gerekir. Annesi ile mi gitmeli yok da babası ile mi kalmalıdır. Bu karar ise, sonsuz sayıda ki olasılığı doğuracaktır. Birçok gezegen, iki ölüm, sevilecek kadınlar, binlerce hayat. İzlerken bir hayli keyif aldığım ve ikinci kez izleyebileceğim bir filmdir. Eğer bu konulara merakınız varsa mutlaka izlemelisiniz.

 Hayatta Kalmanın 5 Yolu

Vizyon tarihi: 28 Eylül 2004
Süre: 2 saat 0 dakika
Yönetmen: Gen Sekiguchi
Oyuncular: Tadanobu Asano, Reika Hashimoto, Vinnie Jones
Tür: Dramatik komedi
Ülke: Japonya
Orijinal adı: Survive Style 5+
IMDb: 7,7
Konusu; Yönetmen koltuğunda oturan Gen Sekiguchi ve oyuncu kadrosunda yer alan Tadanobu Asano, Reika Hashimoto, Vinnie Jones gibi isimlerin; bulunduğu dramatik komedi ağırlıklı Japon filmi 28 Eylül 2004 yılında gösterime girmiştir. Beş ayrı hikayenin bir araya gelip yollarının kesiştiği bu filmde; her öldürme ve gömme işleminden sonra karısını dirilmiş bir şekilde karşısında gören bir adam, Londra’dan adam öldürmek için Japonya’ya gelen bir tetikçi, devamlı reddedilen ve çılgın reklam fikirlerine sahip olan bir kreatif direktör, bir adamın hipnoz seansı sonrasında kendini kuş sanan ve uçmayı öğrenmeye çalışan bundan dolayı alt, üst olan ailesi ve birbirinden farklı amaçsız yaşayan üç hırsız. İlginç öyle değil mi? Yolları bir yerde kesişecek ama nerede?

Kelebek Etkisi

Vizyon tarihi: 9 Nisan 2004
Süre: 1 saat 53 dakika
Yönetmen: Eric Bress, J. Mackye Gruber
Oyuncular: Ashton Kutcher, Amy Smart, Elden Henson
Tür: Dram, Fantastik
Ülke: ABD
Orijinal adı: The Butterfly Effect
IMDb: 7,7
Konusu; İki genç yönetmenin ellerinden çıkmış bu film; 2002 yılında Evan Treborn adlı bir gencin hikayesini kendine konu edinmiştir. Evan Treborn yoğun stres yaşadığı anlarda baygınlık geçiren biridir. Bunun tek bir sebebi vardır. Karanlık geçmişi. Treborn çocukluğunda cinsel tacizlere maruz kalmış ve bunun sonucunda ise kuvvetli psikolojik travmalar yaşamıştır. Treborn tesadüf eseri zamanda yolculuk yapabildiğini fark eder ve geçmişinin bu bölümlerini silmek için çabalar. (Kim olsa öyle yapardı!) Çocukluğuna geri dönen Evan geçmişini yeniden yazmaya başlar. Oyuncu kadrosunda Ashton Kutcher, Amy Smart, Elden Henson gibi isimlerin olduğu bu başarılı film bir hayli ilgi görmüştür.

Carrie: Günah Tohumu

Vizyon tarihi: 8 Kasım 2013
Süre: 1 saat 40 dakika
Yönetmen: Kimberly Peirce
Oyuncular: Chloë Grace Moretz, Julianne Moore, Judy Greer
Tür: Korku
Ülke: ABD
Orijinal Adı: Carrie
IMDb: 7,5
Konusu; Yönetmen koltuğunda Kimberly Peirce’ın oturduğu Carrie mükemmel bir korku filmidir. İzleyen ve çok beğenen biri olarak; Chloë Grace Moretz, Julianne Moore, Judy Greer’den oluşan oyuncu kadrosu ile büyük bir başarıya imza attığını söyleyebilirim. Stephen King’in romanından uyarlanan filmde; Carrie White okulda devamlı dalga geçilen, kötü davranılan ve evde de aşırı dindar olan annesinden devamlı zulüm gören bir kızdır. Fakat Carrie’nin büyük bir sırrı vardır. Bu sır ise; çok kuvvetli psişik güçleri olmasıdır. Okul balosunda duyguları ile oynamak isteyen ve onu sıkıştıran arkadaşlarının Carrie ile oyun oynamamaları gerektiğini anlamaları an meselesidir.

Dehşetin Yankıları

Vizyon tarihi: 10 Eylül 1999
Süre: 1 saat 40 dakika
Yönetmen: David Koepp
Oyuncular: Kevin Bacon, Kevin Dunn, Illeana Douglas
Tür: Fantastik, Gerilim, Korku
Ülke: ABD
Orijinal adı: A Stir of Echoes
IMDb: 7,0
Konusu; Yönetmen koltuğunda oturan David Koepp ve Kevin Bacon, Kevin Dunn, Illeana Douglas’tan oluşan oyuncu kadrosu ile bir hayli başarılı olan gerilim, korku ve fantastik filmi olan Dehşetin Yankıları adlı film 10 Eylül 1999 yılında gösterime girmiştir. Konusu ise; teknisyenlik yapan bir adam olan Tom: evli ve bir oğlan çocuğu babasıdır. Aynı zamanda karısı da hamiledir. Boş zamanlarını Chicago’da ki eski arkadaşları ile geçirir. Bir partide kız kardeşinin kocası onu hipnotize eder. Uyandırmadan önce de zihnini açık tutmasını tembihler. Aynı gece şiddetli bir kabus gören Tom, genç bir kadının hayaleti ile rüyasında karşılaşır. Küçük oğlu da ruhlarla konuşabilmektedir. Ancak ikisinin arasında bir fark vardır. Oğlu ruhlarla konuşurken bir hayli sakindir, Tom ise bu olaydan dolayı oldukça gergindir. Günler geçtikte gördükleri hayalet kadının istekleri artar ve bu istekler ailesini tehlikeye sürükleyecektir. Yine de Tom bu istekleri yerine getirir.

Trans

Vizyon tarihi: 14 Haziran 2013
Süre: 1 saat 41 dakika
Yönetmen: Danny Boyle
Oyuncular: James McAvoy, Vincent Cassel, Rosario Dawson
Tür: Gerilim
Ülke: İngiltere
Orijinal Adı: Trance
IMDb: 7,0
Konusu; Yönetmen koltuğunda Danny Boyle’un oturduğu ve oyuncu kadrosunda James McAvoy, Vincent Cassel, Rosario Dawson’ın bulunduğu gerilim filmi 14 Haziran 2013 yılında gösterime girmiştir. Konusu ise; sanat eserleri konusunda uzmanlaşmış olan Simon; tanınmış bir müzayede müdürüdür. Franck adında bir gangster ile bir milyon değerinde ki bir tablonun çalınma eylemine katılır. Fakat olay esnasında başına öyle bir darbe alır ki uyandığında hiçbir şey hatırlamamaktadır. Tabloyu nereye sakladığı konusunda hiçbir fikri olmayan Simon’a ne işkenceler be de tehditler hatırlama yetisini geri verir. Bunun üzerine Franck Elizabeth isimli bir hipnoz uzmanı bulur ve Simon’dan tablonun yerini öğrenmeyi amaçlar. Seans ilerledikçe ise Simon için geçmişte kalan tutkuların canlanma zamanıdır.

Akrebin Laneti

Vizyon Tarihi: 17 Nisan 2002 
Süre: 1 saat 43 dakika
Yönetmen: Woody Allen
Oyuncular: Woody Allen, Helen Hunt, Dan Aykroyd
Tür: Komedi, Polisiye
Ülke: ABD, Almanya
Orijinal Adı: The Curse of the Jade Scorpion
IMDb: 6,8
Konusu; Film izlerken biraz heyecan olmalı diyenler ekran başına. Polisiye ve komedinin bir araya geldiği bu filmde gülmekten yerlere yatacak ve merakınızı zapt etmekte zorlanacaksınız. Woody Allen’ın yönetmenliğini yaptığı filmin oyuncu kadrosunda; Woody Allen, Helen Hunt, Dan Aykroyd yer alıyor. Oldukça başarılı bir yönetmen, oyuncu ve eser üçlemesi. Ünlü bir sigorta firmasının en önemli pozisyonlarından birinde olan müfettiş Briggs, kendisine verilen her görevi başarı ile tamamlaması sonucunda ünlü olmuş ve adını duyurmuştur. Son zamanlarda ki tek sorunu ise ofisini düzenlemesi için işe alınan Betty isimli sakar çalışandır. Betty; yenilikçi bir karaktere sahip olup, müfettiş Briggs’i demode ve anlaşılmaz olmakla suçlamaktadır. Birbirine zıt olan iki karakter. Birlikte gitmeye karar aldıkları bir sihir gösterisi sırasında hayatlarında ki her şey değişecektir. Volton adlı sihirbaz ve düzenbaz herif ikisini de hipnoz ederek birbirlerine aşık olmalarını sağlar. Fakat bununla da yetinmez ve müfettiş Briggs’i sonsuz bir bir suç ve çözüm döngüsüne itekler. İşleri büyük bir çıkmaza sokan sihirbaz bu duruma gülmekle kalır. Peki ya şimdi ne olacaktır? Hipnozdan çıkmanın bir yolu var mıdır? Betty ve müfettiş Briggs için hayat hiç bu kadar içinden çıkılamaz olmamıştır. Keyifle izleyeceğiniz bir film Akrebin Laneti. İyi seyirler.

You may also like

Share

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here