Güzel Sanatlar ve Edebiyat

0
34
Gelmiş Geçmiş En iyi Şairler
Güzel Sanatlar ve Edebiyat

GÜZEL SANATLAR VE EDEBİYAT

Güzel sanatları diğer eserlerden ayıran en önemli özellik insanda coşku ve estetik haz uyandırmasıdır. Güzel sanatlar için yapılan en iyi sınıflandırma bu sanatların kullandıkları malzemelere göre yapılan sınıflandırmadır. 

Edebiyatın malzemesi kelimelerdir ve edebiyat dille gerçekleştirilen bir güzel sanatlar etkinliğidir. Edebiyatın asıl amacı: güzel sanatların en önemli ögesi olan estetik zevk duygusunu dil aracılığı ile gerçekleştirmektir. Edebiyatta fayda sağlamak her zaman ikinci planda yer almaktadır. 

Edebiyat: duygu ve düşüncelerin söz ya da yazı ile etkili ve güzel bir biçimde anlatılması sanatıdır. 

 


 

GÜZEL SANATLAR İÇİNDE EDEBİYATIN YERİ

İnsanoğlu ilk günden beri evreni, kendini, olay ve olguları algılama ve algıladıklarını diğer insanlarla paylaşma ihtiyacı hissetmiş; bunu için de farklı yollar bulmuş, çeşitli yöntemler geliştirmiştir. Bunların en önemlileri hiç kuşkusuz sanat ve bilimdir. 

Sanat genel olarak iki gruba ayrılmaktadır. Bunlar;

Güzel Sanatlar

Zanaat (Endüstriyel Sanatlar)

Sanat

Bir duygunun, tasarımın, güzelliğin vb. dışavurumunda, anlatımında kullanılan yöntemlerin tümüdür. Belli bir uygarlığın, belli bir dönemin anlayış ve beğeni ölçülerine göre oluşturulmuş anlatımdır.

Edebiyat, müzik, resim, heykel, mimarlık, tiyatro vb. insanda coşku ve hayranlık uyandıran sanatlar ise güzel sanatlar olarak adlandırılmaktadır. 

Sanat yapıtları: insanın maddi ve manevi birçok ihtiyacını karşılamaktadır. Bunların bir bölümü göze, bir bölümü de kulağa seslenir. Bu sanat dallarından şiir, edebiyat, müzik kulağa; resim, heykel, fotoğraf, mimari de göze hitap etmektedir. Bunlar arasında hem göze hem de kulağa hitap etmekte olanlarda vardır. Bunlar: tiyatro, bale, sinema, opera… Güzel Sanatlar çeşitli biçimlerde tasnif edilebilir: mesela;

 

Plastik (Görsel) Sanatlar;

Bunlar: resim, heykel, mimari, kabartma, hat, minyatür, tezhip, seramik...

Maddeye biçim veren sanattır.

Bunlar: resim, heykel, mimari, kabartma, hat, minyatür, tezhip, seramik…

 

 

 

 

 

 


Fonetik (İşitsel) Sanatlar;

Sese, söze biçim veren sanattır. 

Bunlar: edebiyat, müzik, opera, tiyatro… Edebiyatın malzemesi dil, yani seslerden oluşan bir iletişim aracı olduğu için edebiyatı fonetik sanatlar içinde ele almak doğrudur.

 


 

Ritmik (Dramatik) Sanatlar;

Harekete biçim veren sanattır. Dekor, ışık, kostüm sanatın gücünü artırır.

Bunlar: tiyatro, bale, opera, dans, sinema…

 

 

 

 


Zanaat

İnsanların maddeye dayanan ihtiyaçlarını karşılamak adına yapılan, öğrenimle birlikte deneyim, beceri ve ustalık gerektiren, el emeğine dayanan faaliyetlere ve işlere zanaat denir. Belli bir zanaat’la uğraşan kişiye de zanaatkar ya da zanaatçı adı verilir. Zanaat: el becerisi gerektirir, bir ustanın yanında öğrenilir. 

Bunlar: dokumacılık, terzilik, berberlik, demircilik, marangozluk, kuyumculuk, kunduracılık…

Zanaatkar, maddeyi faydalı olsun diye; güzel sanatlar alanında eser veren bir sanatçı ise güzel ve özgün olsun diye işler. 

 

Edebiyat (Yazın)

Olay, düşünce, duygu ve imgelerin, insanda estetik duygular uyandıracak bir biçimde, dil aracılığı ile, söz ve yazıyla anlatımını amaç edinen sanattır. Bu sanatın kurallarıyla ve ürünleriyle uğraşan bilim koluna da edebiyat denilmektedir. Edebiyat: resim, müzik, mimarlık ve heykeltıraşlık gibi güzel sanatların arasında yer almaktadır. Edebiyat, okuyanda estetik duygular uyandırır. Nasıl ki bir resim, bir heykel, bir müzik insanda güzel duygular uyandırıyor ise edebiyat da diğer güzel sanat yapıtları gibi aynı amacı bir şiirle, bir öyküyle, bir romanla gerçekleştirir. 

 

Kör bir engelli geçimini sağlamak adına dilencilik yapmaktadır. Yine bir gün dilenirken yanından geçmekte olan bir şair dilencinin yanında durur ve şu soruyu sorar: “Günlük kazancın ne kadar?” Dilenci ilk bir şaşırır ve sesin geldiği tarafa dönerek sekiz dolar kadar olduğunu söyler. Bunun üzerine şair, dilencinin boynunda asılı duran tabelayı alır tersine bir şeyler yazar ve tekrardan dilencinin boynuna asar. Dilenciye de: “Şimdi buraya senin kazancını artıracak bir şey yazdım. Bir hafta sonra yine aynı günde aynı saatte yanına uğrayacağım ve ve kazancının sonucunu bana söyleyeceksin.” der ve dilencinin cevap vermesini beklemeden yanından ayrılır. Şair dediği gibi 1 hafta sonra yine aynı gün aynı saatte dilencinin yanına gelir kendini tanıtır ve dilenci: “Bayım size ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir haftada kazancım ikiye katlandı. Çok merak ediyorum tabelaya ne yazdınız?.” diye sorar. Bunun üzerine şair gülümser ve: “Tabelada doğuştan körüm, yardım edin yazıyordu. Bense bahar gelecek, ama ben yine göremeyeceğim.” diye yazdım der.

Önemli olan, anlatılmak istenen şeyi en iyi şekilde anlatmak olduğuna göre, her şeyin daha iyi anlatılabileceği yol vardır. Yeter ki onu bulmaya, uygulamaya ve ufkumuzu bu doğrultuda geliştirmeye uğraşalım.

 

Edebiyatın Diğer Bilim Dalları İle İlişkisi

Edebiyatın temel ögesi olan dil diğer bilim dallarının da anlatım aracıdır. Bundan dolayı felsefe, psikoloji, sosyoloji hatta tarih, coğrafya, ekonomi vb. diğer bilim dalları ile de yakından ilişkisi vardır. Araştırmacılar da edebiyat araştırmalarında yazarın biyografisini yazarken sosyoloji biliminden, yazarın içinde bulunduğu ruhsal durumu anlatırken ise psikoloji’den yararlanır. Çünkü bu alanların tamamının temelinde insanın duygu, düşünce ve davranışları vardır.

Edebiyat-Tarih İlişkisi;

Bir ulusun çağlar boyu yarattığı sözlü veya yazılı dil ürünlerini ve onların yazarlarını bilimsel bir yöntemle tarihi akış içinde inceleyen bilim dalına edebiyat tarihi denilmektedir. Edebiyat tarihi: bir ulusun geçmişteki düşünce yapısını, dünya anlayışını, kültür ve uygarlık birikimini yeni yeni kuşaklara aktarır. Böylece kuşaklar arasında köprü kurarak yeni kuşakların daha iyiyi, doğruyu, güzeli bulmalarına yardımcı olur. Bizde Tanzimat dönemine kadar edebiyat tarihi tezkirelerden (kişilerin biyografisini çeşitli yönleriyle subjektif veya objektif ele alan eserlerdir) ibarettir. 

Tarihi bir roman yazan yazar, yaşananları olduğu gibi anlatmak zorunda değildir. Fakat gerçeğe bağlı kalarak yazısını yazmak zorundadır. Bu onun tarih biliminden yararlanmasını gerektirir. Edebiyat tamamıyla olmasa da tarihi gerçekleri yansıtmaktadır. 

Örneğin;

Namık Kemal’in Cezmi adlı romanı: ilk Türk edebiyatında ki tarih konulu romanıdır. Namık Kemal bu romanını Osmanlı-İran Savaşlarını ele alarak yazmıştır.

Halide Edip Adıvar’ın Ateşten Gömlek adlı romanı: Kurtuluş Savaşı döneminde bizzat katılan Halide Edip Adıvar oradaki gözlemlerinden yola çıkarak bu romanını yazmıştır.

Göktürk Yazıtları 8. yüzyılda yazılmış 3 tane anıttan oluşmuş bir yazıttır. Göktürklerin Çinliler ile olan mücadeleleri devlet yönetimlerine ilişkin hem uyarılarda bulunarak hem de anılarından bahsederek Çinlilere karşı ne tür önlemler alınması gerektiği hakkında yazılmış bir yapıttır. 

Yine Kemal Tahir’in Devlet Ana adlı romanı: tarihsel sürecimizi anlatan bir romanıdır.


Edebiyat-Sosyoloji İlişkisi;

Edebi yapıtlar yazıldığı dönemin toplumsal yapısını, anlayışını, inanışını, gelenek ve göreneklerini yansıtır. Bir sosyolog bu nedenle edebi yapıtlardan yararlanabilir.

Örneğin;

Halit Ziya’nın Mavi ve Siyah adlı eseri: Serveti Fünun Dönemi’nin en önemli sanatçılarından, batılı anlamda ilk realist romancılarımızdan biri olan Halit Ziya; Mavi ve Siyah adlı romanında da o dönemin toplum içerisinde yaşayan aydınını ne türlü bir tutum takındıklarını, toplum içerisindeki yerini sorgulayan bir eserdir.

Recaizade Mahmut Ekrem’in ilk realist olan romanı Araba Sevdası: yanlış batılılaşmayı dile getirilerek yazılan bir romanıdır. 

Necati Cumali’nin Tütün Zamanı adlı romanı: Necati Cumali aslında bir Avukattır. Ege Bölgesinde tütün yetiştirmekte olan müvekkillerin sorunlarından yola çıkarak yazdığı bir eserdir. 

Fakir Bayburt’un Yılanların Öcü adlı romanı: ağalık sistemi hakkında yazdığı kitabıdır. 


Edebiyat-Psikoloji İlişkisi;

Bir roman yazarı, kahramanlarının yaşadığı olayları anlatırken onların ruh dünyalarını da ortaya koymak durumundadır. Bu durumda romancı psikolojiden yararlanmaktadır. İnsan davranışlarını iyi gözlemlemiş, psikolojiden yaralanmış bir roman yazarı, kişilerin ruh dünyalarını yansıtmada daha başarılı olmaktadır. 

Örneğin;

Mehmet Rauf’un Serveti Fünun Döneminde kaleme aldığı Eylül adlı romanı psikolojiden yararlanarak yazılmıştır. 

Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanı otobiyografik romanı: kendi rahatsızlığından yola çıkarak yazdığı kitabıdır. Koğuşu denildiğinde insanların aklına hapishane gelebilir fakat hapishane ile hiçbir alakası yoktur. Kitapta koğuşu kelimesi hastane odası olarak anılmaktadır. 

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza adlı romanında da: Raskolnikov’un işlediği cinayet karşısında yaşadığı ruh halini çok etkileyici bir biçimde anlatmış bu da psikoloji biliminden yaralandığını gösterir. 


Edebiyat’ın Coğrafyayla İlişkisi;

Edebiyat’ta anlatılan olaylar bir mekanda gerçekleştiği için bu bağlamda coğrafya ile ilişkisi ortaya çıkar. Bütün edebi metinler özellikle de olay ve durum metinlerinin önemli unsurlarından bir tanesi de yerdir. Gezi yazılarını bu açıdan örnek verebiliriz. 

Örneğin;

Evliya Çelebi’nin 17.yüzyılda ele aldığı Seyahatnamesi’nde: romanda Evliya Çelebi gidip gördüğü yerlerdeki izlenimlerini, karşılaştığı toplumların yaşam biçimlerine örnekler vererek yazdığı eserdir.

Cenap Şahabettin’in Hac Yolunda adlı romanı da gezi yazısına örnektir.

Seydi Ali Reis’in 16. yüzyılda kaleme aldığı Miratül Memelik adlı romanı: Seydi Ali Reis Kaptanı Derya’dır, kendisi görev üzerine 16 yüzyıl Hint Okyanusuna gönderiliyor. Bir rivayete göre Portekiz donanması ile karşılaşmadan önce bütün donanması akıntıya kapılıyor ve karaya oturuyor ve Güney Afrika’dan yola çıkıp İstanbul’a gidinceye kadar karşılaştığı bütün olayları, toplumların yaşayış şekillerini, duygularını düşüncelerini anlattığı eseridir.


Dilin İnsan ve Toplum Hayatındaki Yeri ve Önemi

Dil-Kültür-Edebiyat İlişkisi;

Dil, insanların duygu, düşünce ve düşlerini; özlem ve isteklerini anlatma aracıdır. Kültür ise; dil, din gibi ortak duygu ve düşüncelerin bizde yarattığı değişim ve bileşimdir. Bu nedenle bir dil ulusun temel taşıdır. Dil kültür değerlerimizi geleceğe taşır ve edebiyatın da temel ögesidir. Dil, edebiyatın temel ögesi: edebiyat, kültür birikiminin kendisidir. Görüldüğü gibi dil, kültür ve edebiyat birbirinin tamamlayıcısı’dır.

Bir toplumun insanlarını birbirine bağlayan ve onların ortak amaçlar çevresinde birleşmelerini sağlayan dilin toplumsal bir kurum oluşu, dil-kültür ilişkisinde somut olarak görülür. Çünkü bir toplumun kültürü diline yansır. Bütün yaratmalar dilde ifadesini bulur. Kültür kavramı, gelenek ve görenekleri, inançları, toplumsal değerleri, yaşayış biçimini, düşünce ve sanat eserlerini kapsar. 

Dil aracılığıyla çağdan çağa nesilden nesile taşınır. Böylece dil, bir ulusu belirleyen ayırıcı niteliklerin başında geldiği gibi, o ulusun toplumsal yapısının açıklanmasında kullanılabilecek bir anahtar niteliği taşımaktadır. 

 

Konfüçyüs’e sormuşlar:

“Eğer bir ülke de yönetici olsaydınız ilk olarak ne yapmak isterdiniz?”

Konfüçyüs, şöyle cevap vermiştir:

“Şüphesiz önce dili düzeltirdim; çünkü dilde bozukluk varsa söylenen şey tam olarak anlatılamaz; eğer söylenilen, gerçek anlamı yansıtmaz ise asıl eylem de gerçekleşmez. Eylem gerçekleşmez ise sanat ve ahlak çöker, sanat ve ahlak çöküntüye uğrar ise adalet yoldan çıkar, eğer adalet yoldan çıkarsa çaresiz kalan halk bunalıma sürüklenir. Sonuçta doğru karar verme olanağı ortadan kalkar. İşte bu durumları önlemek için dil, tüm öğretilerin üzerinde önem taşımaktadır.

 

 

Metin

Metin, bir yazıyı biçim, anlatım ve noktalama özellikleri ile oluşturulan sözcüklerin bölümüne verilen addır. Metin bir iletişim aracıdır. Metni oluşturan sözcükler bağlaşıklık ve bağdaşıklık yönünden uyum içinde olmalıdır.

Her metin bir ileti taşır ve o ileti, metnin bütünlüğü içine aktarılır. Bu ileti birbirine anlam ve biçimce bağlı cümlelerle oluşturulur. Sözcükler nasıl ki ancak belli bir söz dizimi içinde yerli yerinde kullanıldığında cümle bir anlam kazanıyor ve iletiyi eksiksiz bir şekilde ulaştırıyor ise aynı durum metinler için de geçerlidir. Cümle için sözcükler neyse metin için de cümleler odur. Tiyatro, destan, masal, roman, hikaye birer netin örneğidir. 

 

Edebi (Yazınsal) Metin

Edebi (kurmaca) metin, dile getirdiği anlam dünyası ile gerçek yaşamın somut olguları arasında doğrudan doğruya bir özdeşlik kurulması mümkün olmayan söylem biçimidir. Anlatılan kişi ve yerler sadece metin düzeyinde vardır. 

 

Bernard Shaw eğlenmek için bir gün bara gitmeye karar verir. Çok da yakışıklı olmadığı için bu zamana kadar hiç kız arkadaşı olmamıştır ne yazık ki. Bu arada barda dikkatini güzel bir kadın çeker, sessizce kadının yanına gidip oturur ve: “Afadersiniz hanımefendi, inanın çok güzelsini. Lütfen benimle bir dans eder misiniz?” diye sorar. Bunun üzerine kadın Shaw’a dönerek şöyle bir süzer ve: “Ne yazık ki beyfendi ben sizin için aynı şeyleri söyleyemem.” diye cevap verir. Bunun üzerine Shaw bozulur ama bozulduğunu da belli etmemek adına kadına: “Olsun, kolayı var; sen de benim gibi yalan söylersin olur biter.” der. 

 

 

 

Edebiyat ve Gerçeklik

Edebiyat’ın merkezinde insan-insan ve insan-doğa ilişkisi vardır. Ama bu ilişki dış dünya’nın somut gerçekliğiyle değil; sanatın, edebiyat’ın kendine has gerçekliği ile dile getirilir. İşte bu gerçeklik bir kurmaca’dır. 

Örneğin;

Halit Ziya’nın Aşk-ı Memnu adlı eseri bunun en büyük kanıtıdır. Ama o roman, bu yönüyle bir tarih ya da sosyoloji kitabından çok farklıdır; çünkü yazar tüm bu gerçekleri edebiyat’ın kendine özgü dünyasında yeniden düzenlemiş ve ortaya bir edebiyat klasiği çıkarmayı bilmiştir. 

Edebi metin, kendi gerçekliğini dile getirmede geçmişin ve dönemi’nin her türlü birikiminden yararlanma, onları malzeme olarak kullanma hakkına sahiptir; çünkü sanatın gerçekliği tikel olanda tümeli ifade edecek bir güce ve imkana sahiptir.

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here