Gönüldeki Kevser’in Doğuşu

0
Kuşbaz

Zaman kalemimin ucundan akıp gitmekteydi. Dur durak bilmeyen bir hayatın çemberinde dolaşmaktaydım. Gecenin gündüze, gündüzün geceye vurulduğu bu zamanda hüküm yalnız Allah’a aitti. Bir aşkın deryasından kopup gelen bu sevda bir nehrin adına mıydı yoksa gerçek bir kalbin deryasına akmak mıydı ? Her mevsim bambaşka olan bu âşk bir son bahar gazeline yazılmış alın yazısı gibi kazılmıştı bir yüreğin sessiz ücra bir köşesine dökülen gazeller âşkın ismine mi tekamül ediyordu bilinmiyordu. Gerçek bir aşk hikayesi son baharın gelmesiyle yazılmaya başlamış. Bir şiirin mısraları yağmurun toprağa olan aşkı gibi düşmekteydi, gökyüzünün o derin sahasından. Artık geceler ve gündüzler bir anlam yüklemenin vakti gelmişti. Her şeyin ama; her şeyin rengi, tadı, tuzu değişmekteydi ve değişmeliydi. Evet yeni bir ask için hazırlanıyordu semâvat her şeye yeniden başlamanın bir heyecanı vardı. Ağaçlar yapraklarına evlada ediyordu bir sonraki mevsim bambaşka bir aşkla açacaktı bağrındaki tomurcuklar. Yer gök ela, yer gök kahve tıpkı bir sevgilin gözleri gibi o kadar sessiz ve bir o kadarda derin anlamlar yüklü bir bakışın esareti altında yetişen bir Kevser’in doğuşuydu. Bir nehir nasıl doğa bilirdi toprağın en derin mecrasında hasıl olmuştu.

Bir mezrayı sulayan bu nehir nasılda can olmuştu bir kurak toprağın ıssız ve ayaz yüzüne. Taşların o soğuk yüzünü bir yeşil yosun elbisesi ile kaplamasına neden olan bu Kevser nehri adeta cana can olmaktaydı. Her dağın her bağın suyu nehri çayı farklıdır ama gönül bağının nehri ancak Kevser’dir. Aylardan kasım toprağa gönül tohumu düştü, sarılmak bağrına basma sırası toprağın düşlerde büyüyen bir âşkın somut meyvesiydi bu tohum sevgilinin sevginin göstergesi sessiz bir sevginin aynaya yansımasıydı. Bu aşk ne dillere ne gönüllere sığmayacak kadar büyük gölgesinde aşıklar yetiştirecek kadar geniş bir alanın sahibiydi. Her akarsuyun adı Kevser miydi acep yoksa her Kevser akarsuyuna benziyor muydu. Önce düşlerin bir eseriydi bu sonra yüreğin eseri için yola koyulan bir bedevi gibi yol almaktaydı. Bir elinde asası bir elinde gönül azığı ile ve bir damla Kevser aşkıyla bu yolculuk başlamaktaydı. İlk yangın ilk ateş sanki dünyayı yakmaktaydı nasıl bir yangın bu ne alevi var, ne dumanı var, ne de külleri var. Ama; bir beden yapmaktaydı bu yangının ne sesi var, ne aydınlığı ne de yarası bu aşk tam bir gönül davasıydı. Evet gönül yandı, dil bu acıya dayandı, bunun bir bedeli olmalı güne iz bırakmalı gönülün dili artik konuşmalıydı ve bir mısra döküldü sessiz gözlerin derin yüreğin dilinden. Zaman tevafuk etmekteydi, bu bekleyişin bir başlangıcı olmalıydı. Şu mısralar ile zaman durdu âşk, zamanı kendine esir ederek aşkı dile getirdi…

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here