Gök Tanrı Dini Etrafında Gelişen Kültler

0
40

Gök Tanrı Dini Etrafında Gelişen Kültler

Kültler :

Türkler İslamiyeti kabul etmeden önceki inanlar, Tanrı’nın emirlerini insanlara bizzat elçileri vasıtasıyla ulaştırdığına inanmaktaydı. Bununla beraber Türklerin din tarihi içerisinde, tabiata ait bazı unsurların gizli olduğu inanışı da hakimdi ve bunlar kutsal sayılırdı, bu inancın ne zaman başladığı tam olarak bilinmemektedir. Eski çağlarda insanlar dağ, ağaç, su ve kaya gibi bazı doğadaki unsurların ruhlarının var olduğuna inanıyordu. Bu ruhlar  “ iyi ruhlar “ ve “kötü ruhlar” olarak da kendi içinde ayrılmaktaydı. Bu inanış bir tapınma değil kutsallaştırma olarak değerlendirilmelidir. Bu yazımızda Türklerin Gök Tanrı Dini (Tek Tanrı Dini) çevresinde kutsallık atfettikleri ancak tapınmadıkları “ Kutsal Kült’ler” hakkında bilgilendirme yapacağız.


1-GÜNEŞ ve AY KÜLTÜ:

Çin kaynaklarına baktığımızda Hun İmparatorluğu döneminde Güneş ve Ay’ın kutsal sayıldığını görmekteyiz. Hun Hükümdarı Hun Tan-hu  her yeni günün sabahında çadırdan çıkarak Güneş’e geceleri ise Ay’a saygı gösterir, yüceltirdi. Daha sonra bu inanç Türk topluluklarında da sürmüştür. Etnolojik araştırmalar sonucunda M.Ö. 3. yüzyılda görülen bu inanışın Yakut Türkleri içerisinde de görüldüğü tespit edilmiştir. Yakutlar Güneş ve Ay’ı kardeş gibi düşünmüşler ve Tanrısal güçler yüklemişlerdir. Kötü ve iyi ruhların girdiği mücadelede karanlığa hapsedildiklerini dahi düşündükleri olmuştur. Onlara göre Ay ve Güneş tutulmalarında kötü ruhlar uzaklaştırılsın diye davul çalınır ve silahlar atılırdı.


2-YILDIZLAR ve GEZEGENLER KÜLTÜ:

Hunlar bir işe girişmeden önce gökyüzündeki gezenlerin ve yıldızların bulundukları konumları inceleyerek zamanı tayin ettiklerini biliyoruz. Bazı Türklerde Venüs ve Satürn kutsal sayılırken , Mars uğursuzluğu temsil eder. Türk toplumlarının  Güneş ve Ay’dan sonra en çok kutsallaştırdığı gök cismi Venüs yani Zühre (Çoban) gezegenidir. Sabah Yıldızı adıyla da Venüs gezegeni anılmıştır. Yıldız kayması görmek uğursuz iken parlak bir yıldız görmek ise büyük bir servete sahip olmaya yaklaşmak anlamındadır.


3-YER-SU KÜLTÜ:

Göktürklerde yer-sub” , Uygurlarda ise “yir-suv” olarak karşımıza çıkan bu ifade yine Gök Tanrı inancının yanında tabiatın da kutsallaştırılmış olmasını ifade eder.  Orhun Abideleri’nde şu ifade geçmektedir “ Eçümüz apamız tutmış yer-sub” sözleri ile hem koruyucu ruhları hem de vatan toprağı kastedilmiştir.Günümüzde dahi ölen birini gömülürken cenazeye gelen her kişi ölünün üzerine ayrı ayrı küreklerle toprak atar ve su döker.


4- SU KÜLTÜ :

Su her şeyden önce Türk topluluklarında temizlik ve saflığın simgesidir.  Tıpkı ateş kültü gibi  suyun da bir ruhu olduğuna inanır. Bundandır ki kutsal saydıkları suyu kirletmemeye dikkat ederler. Türk toplumlarında ateş ve suya gösterilen saygı tapınma olarak düşünülmemelidir. Kaynaklarda Türk topluluklarının ateş ve suya taptıklarına, ateş ve su gibi Tanrıları olduğuna dair herhangi bir bilgi yoktur. Bununla beraber Uygular ve Göktürkler’de su kaynakları kutsal kabul edilir. Orhun Selenga, Tola Irmağı bu ırmaklardandır. Türkler kutsal saydıkları ırmaklardan balık avlamazdı.  İslam’da zemzem suyu da bu geleneğe benzer. Günümüzde ise Balıklı Göl şifalı kabul edilmektedir. Bu inancın da eski Türk topluluklarından geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Aynı zamanda yola çıkacak kişinin arkasından su dökülür ve  “su gibi git gel “ denilir. Bu da yine su kültünün bir izidir.


5-DAĞ KÜLTÜ:

Yer-sular arasında en önemli yeri dağ kültü almaktadır. Çünkü dağ doğrudan Gök Tanrı ile ilgilidir. Çeşitli kaynaklardan bildiğimiz üzere Türkler bazı zamanlarda dağa çıkarak  Gök Tanrı’ya kurban sunuyorlardı. Kurban sunmak için dağa çıkılmasının nedeni ise tabiatta en yüksek yerin dağlar olması yanı gökyüzüne daha yakın olmasıdır.  Bu nedenle dağ isimleri genellikle mübarek isimlerden oluşur.


6- ORMAN ve AĞAÇ KÜLTÜ :

Türk toplumlarında kutsal sayılan bir başka kült ise ağaç ve ormanlardır. Ötüken Dağı Türkler için kutsal ormanlarla kaplı sayılır. Orhun Abideleri’nde de “Ötüken Yıl “ yani Ötüken Ormanı kutsallaştırılmıştır. Bu kültte ormanlardan çok ağaçlar kutsallaştırılmıştır. Bozkırda yaşayan Türkler için az bulunması nedeniyle ağaçlar kutsal sayılmıştır.  Şamanların davulları üzerine ağaç resimleri çizilir , kurbanlar Kayın Ağacı altında sunulurdu.  Baktığımızda pek çok destanlarda da ağaç motifi karşımıza çıkar, soyun ondan türediğine inanılır. ( Yaradılış Destanı, Türeyiş Destanı, Oğuz Kağan Destanı…)   Ağaçlar dalları ve yaprakları itibarıyla “yaşamın” simgesidir.


7-ATEŞ KÜLTÜ :

Su kültünde bahsettiğimiz gibi ateş kültünde de Türklerin ateşin bir ruhu olduğuna inandığını söyleyeceğiz. Ateşin gökten indiğine inanılır. Ateş kültünün Moğollara da Türkler aracılığı ile geçtiğini düşünenler vardır. Ateş ile temizleme geleneği, kötü ruhlardan korunmak ve temizlenmek için ateşin üzerinden atlanarak gerçekleştirilirdi. Yakut Türklerinde ise ava çıkmadan önce elbise ve silahlar ateş ile tütsülenerek hazırlanırdı.  Kazak ve Başkurt Türklerinde bu uygulamaya benzer şekilde kötü ruhları uzaklaştırmak adına ateş yakılır buna “alaslama” adı verilir. Günümüzde hala 21 Mart günlü Nevruz Bayramı’nda ateş yakarak üzerinden atlanmaktadır.


8- ATALAR KÜLTÜ

Bu kült ölmüş atalar hatırlamak ve onlara kurban sunarak yapılan bir ritüeldir.  Özellikle de ataerkil toplumlarda görülmektedir.  Atalara duyulan korku, saygı  ve minneti temsil eden bir külttür.  Türkler ölmüş atalarının yaşayan nesillere iyilik ve kötülüklerinin dokunacağına inanır. Bu nedenle korku duyar ve bir saygı gösterirler.  Onlar için kurban kesip çeşitli hediyeler sunarlar. Ölen atalarının bir özü,ruhu olduğuna inanmışlardır.  Bunu Moğolların “ongon” Altayların “töz” kavramları ile ifade ettiklerini kaynaklarda görmekteyiz. Günümüzde hala atalara bir saygı ve minnet bağlamında hatimler indirilir, dualar edilir ve ölüm yıldönümlerinde mevlitler okunarak yemekler dağıtılır.


9-MAĞARA KÜLTÜ:

Destanlarımızda sıklıkla rastladığımız mağara kültü Türkler için çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü “ay-ata” dedikleri ilk atalarının mağarada dünyaya geldiklerine inanırlar. Mağaralar çok eski çağlardan bu zamana kadar insanoğlunu yırtıcı hayvanlardan ve düşmanlardan korumuştur.


 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here