Gerçek Tarihimiz Yok Tarih Kitaplarında

0

 

Tarihimizi iyi bilirsek şevkle araştırmalarımızı yapar büyür ve ilerleriz fakat ne yazık ki tarihi bilgilerimiz bugün Batının verdiği kaynaklarla ilerlemekte yada İktidarın politikalarını paylaşan, ya da paylaşmak zorunda bırakılan tarih öğretmenleri ve akademisyenler okullarda , ders kitaplarındaki o kan kokan savaş sahnelerini “milliyetçilik” olarak anlatıp yaymışlardır..

Oysa Türk Tarih, dil ve antropoloji tezlerinin reddettiği görüşler vardır bunlar şunlardır:

  1. Batılı tarihçilerin yazdıklarının tercüme edilerek olduğu gibi kullanılması, yani Batı merkezli tarih anlayışı
  2. Türk tarihinin sadece, padişahların doğuş, tahta geçiş, ölüm tarihleri ve biyografileriyle geçiştirilmesi
  3. Türk milletinin değersiz ve düşkün gösterilmesi
  4. Türk tarihinin 400 çadır halkın Anadolu’ya gelmesiyle başlaması
  5. Kültürün ve bilginin kaynağının ilk çağlarda Yunan ve Roma, Orta çağlarda Arap, Yeni çağlarda ise Avrupa olduğu
  6.  Türk’ün tarihsel süreçte savaştan, akından ve vurup kırmaktan başka bildiği bir şeyin olmadığı

………..TÜRK TARİH TEZİ KALDIRILMIŞTIR……….

Atatürk, cumhuriyeti emanet ettiği Türk gençlerinin güçlü ve köklü tarihlerini çok iyi öğrenmelerini istiyordu.Bu şekil olduğunda köklerinden beslenen Türk gençliğinin kendine güveni nin artacağını düşünüp bu sayede de asırlık aşağılık komplekslerinden kurtulan ve öz güvenleri artan Türk gençlerinin daha büyük bir enerjiyle çalışarak ulusal kültürüne ve evrensel uygarlığa katkıda bulunabileceklerini düşünüyordu..

Tarih, onun için geçmişin hatırlanmasından çok, geleceği şekillendirme aracıydı. Atatürk, Türkiye cumhuriyeti’nin savaş yorgunu bireylerini, onlara uzak geçmişlerindeki uygar atalarını hatırlatarak motive etmek istiyordu. Uzak geçmişinden habersiz bir ulusun bilinçlatındaki geçmişe ait kırıntıları yeniden biçimlendirerek yeni bir toplumsal bellek yaratmaya çalışıyordu. Bu zor çalışmaya eğitimle başlamak gerektiğini bilerek ciltlerce tarih kitabını bu nedenle yazdırmıştı. Kitaplarda kazanılan savaşlarla, yapılan fetihlerle, dökülen kanlarla değil; kültür ve uygarlık alanında yaratılan birikimle övünülmesi öğretilmiştir.. Atatürk Türkiye’sinde  cumhuriyetin öğretmenleri, Türk çocuklarına kendinden utanmayı değil, kendine inanıp güvenmeyi, başka uluslara saldırmayı, başka ulusları küçük görmeyi ve başka dinleri horlamayı değil; yurtta barış dünyada da barışı; üstünlüğü ve ırkçılığı değil eşitliği ve insanlığı; bağnazlığı ve hurafeyi değil; bilimin gücünü öğretiyorlardı.

Fakat Atatürk’ün bu ulusal eğitim politikası 10 kasım 1938’de değişmeye başlayacak, 1950’den sonraysa neredeyse tamamen ortadan kalkacaktı..

Atatürk’ün ölümünden sonra Türk tarihi ve Türk dili konusundanki çalışmalar bir kenara bırakılmış, bu süreçte akıl almaz tavizler verilerek, ulusal bağımsızlık anlayışı ise  hiçe sayılmıştır.

1938’den sonra, özellikle de 1950’den itibaren Atatürk’ün neredeyse tüm uygulamaları tersine çevrilmiş ve bu sırada Atatürk’ün Türk tarih ve dil tezleriyle şekillenen ulusal eğitim politikasından tamamen vazgeçilmiştir; Türklük bilincinin yerini, zaman zaman kominizim propagandası, zaman zaman da din propagandası almıştır ve bu süreçte Atatürkçülük, bilinçli olarak sulandırılmıştır.

Atatürk döneninde okutulan o hacimli tarih kitapları, Atatürk’ün ölümünün ardından birdenbire inceliverip, içi boşaltılmıştır, Türk tarihinin derinliği, enginliği anlatan bölümler ile Türklerin tarih içinde uygarlığa yaptıkları katkılarının anlatıldığı yerler farketterilmeden kitaplardan çıkartılmış, Türk tarihinin anlatım biçimi de değiştirilmiştir: Türk kültür uygarlığı olabildiğince ikinci plana atılıp, bunun yerine, yapılan savaşlar, öldürülen insanlar, kişneyen yağız atlar sayfaları süslemeye başlamıştır. 

Bunun yanında kimliksiz, kişiliksiz içinde kalan gençler  kurtuluşu ya din bezirganlarının peşine takılarak sürüklenmekte yada kendine tamamen yabancı akımların militanı olmakta, yada kısa yoldan köşeyi dönmeyi aramaya başlamışlardır. Böylece ulusal değerlerinden habersiz apolitik bir genç kuşak yaratılarak ve on yılda bir darbelerle bu şaşkın kuşağı iyice kendine yabancılaştırılmasını bilmişlerdir..

Kazandığımız dönemleri yükselme, savaş kaybettiğimiz dönemleri dağılma parçalanma diye adlandırılan, kültür ve uygarlık alanındaki gelişmeleri ise görmezlikten gelen yeni bir tarih anlayışı gelişmiştir..Böylelikle öğrenciler Türk tarihini sadece savaş ve antlaşmalardan meydana geldiğini düşünmeye başlamışlardır..

1950’den sonra görülen eğitim şimdi işte günümüzde meyvesini vermiştir, umarım bundan sonra daha uyanık olunarak ve gerçekleri öğrenerek kalıcı ve sağlam adımlar atarız…

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here