Fırat İle Dicle’nin Aşkı Şatt’ül-Arab

0

Fırat İle Dicle’nin Aşkı Şatt’ül-Arab

“Ben peşinde rüzgar olurum,
Ben peşinde Ferhat olurum,
Ben peşinde Fırat olurum,
Sen de Dicle…”  

Bir aşk hikayesinin yere göğe sığmadığı, nasıl yakıp kavurduğunu gördünüz mü hiç? Ey Fırat! Ey Dicle! Yıllarca kör karanlıkta, suyun sesi ile birbirini arayan iki aşık. Dualarının sesini Tanrı’ya duyurmaya çalışan, her seferinde biraz daha umutsuzluğa kapılan Dicle, Dicle’sine kavuşamadığından öfkesini dağlardan, taşlardan çıkaran Fırat. Bir beyaz kağıt boşluğu onlarda aşk, her yeri simsiyah kalemlerle çizilmiş, her yeri bembeyaz örtüler ile kaplanmış, Fırat Dicle’sine kavuşamamış. Ey aşk! Sen ne zalimsin ki birbirleri uğruna ölecek iki yüreği ayırırsın. Ey aşk! Sen ne kadar merhametlisin ki, yıllar sonra da olsa ikisini aynı denize akıtırsın.

Fırat Nehri ile Dicle Nehri’nin aşkıdır dillere destan olan. Dicle’nin yaşadığı acı, Fırat’ın hissettiği o derin öfke. Taşar geçer de dinmez, yıkar geçer de dinmez Fırat’ın öfkesi. Asırlar boyu kavuşamamanın acısı vardır Dicle’nin yüreğinin üzerinde. Dicle’sine bir sarılamamanın derin hüznü vardır Fıra’ın derinliklerinde. Ey aşkın kör gözü! Ey ayrılığın derin sancısı! Tanrı’ya yalvaran Fırat; Allah’ım bir kere olsun sarılayım Dicle’me. Bir kez olsun karışayım ona! Kana kana olmasa da bir yudum bakayım tadına.” Sessizce dua eden Dicle; “Allah’ım bir saniye olsun kavuşayım Fırat’a. Kısa da olsa kavuşayım serinliğine Fırat’ın ve aşkın.” 

İnanıyordu ikisi de bir gün karışacaklarına. Karışmaları gerekti. Tanrı’nın Fırat’ın acı haykırışlarını, Dicle’nin gözyaşlarını görüp iki sevdalı nehri bir deryaya dökmesi gerekirdi. Fırat biliyordu Dicle’sine kavuşacağını. Emaneti vardı Fırat’ın Dicle’de. Dicle’nin kalbi Fıra’ta emanetti. Aşkın ve acının en güzel örneğidir Fırat ile Dicle. Sonunda Şatt’ül-Arab’da kavuşurlar iki deli aşık fakat birbirlerini göremeyecek kadar üzgün ve öfkelilerdir. Farkına vardıklarında da el ele deryalara dökülmüşlerdir.


Fırat Nehri

Bir aşk hikayesinin yere göğe sığmadığı, nasıl yakıp kavurduğunu gördünüz mü hiç? Ey Fırat! Ey Dicle! Yıllarca kör karanlıkta, suyun sesi ile birbirini arayan iki aşık. Dualarının sesini Tanrı'ya duyurmaya çalışan, her seferinde biraz daha umutsuzluğa kapılan Dicle, Dicle'sine kavuşamadığından öfkesini dağlardan, taşlardan çıkaran Fırat.

Dicle’sine aşık bir Fırat. 

Güneybatı Asya’ın en uzun ırmağı olup; Ağrı Diyadin’de çağlayan Murat Nehri ve Erzurum Dumludağ’da kaynayan Karasu Nehri’nin Elazığ il sınırında kavuşması sonucunda doğmuştur Fırat. Türkiye üzerine sığmayan Fırat; Erzincan, Tunceli, Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa’nın sınırlarını çizerek deli sularıyla, Suriye ve Irak topraklarını da ziyaret eder. Tüm öfkesinin sebebi ise Dicle’ye kavuşamamaktır Fırat’ın. Irak’a girer girmez, denize çok ta uzak olmayan bir yerde farkına varmadan Dicle’si ile kavuşarak Şatt’ül-Arab’ı oluştururlar ve oradan da el ele Basra Körfezi’ne karışırlar. Yine kendi gibi şiirlere konu olan ve kızgınlığını, deli sularını Fırat Nehri’nden alan kolları; Murat Nehri, Karasu Nehri, Tohma Çayı, Peri çayı, Çaltı ve Munzur Suyu’dur.

Dicle’sine kavuşmak için çektiği yol, aktığı toprak Fırat’a zehir olmuştur. O kadar uzundur ki Fırat, Dicle umutsuzluğa kapılır bazı zamanlarda. Tam 2.800 kilometre yol gider Fırat, Dicle’ye bir kez sarılabilmek için. Aşklarının doğum yeri olan Türkiye sınırları içerisinde kalan kısım ise; 1263 kilometredir. Öfkesinden her dem yağan yağmur sularını, kar sularını içine alan Fırat’ın su toplama havzası ise; 720.000 km²’dir. Aşkından şehirlere sığmayacağını düşündüğümüz Fırat, Türkiye’nin en geniş havzasına sahip nehri olmakla birlikte bir yılda Dicle’ye kavuşma umudu ile tam 30 milyar m³ su taşır üzerinde. Temmuz aylarından itibaren sakinleşmeye başlayan Fırat, Eylül-Ekim aylarında sessizliğini korumaya devam eder. Her ne kadar Dicle’ye olan aşkından öfkelense de kimseyi kırmak istemez Fırat bundan ötürüdür ki en düzgün akan nehirlerden biridir. Türkiye üzerinde rejimi düzenli olan Fırat, Mart ile Haziran aylarında başka aşklara yaptığı şahitliklerden dolayı kızıp öfkelenir, kabarır biraz. Tammuz ve Ocak aylarında ise elini eteğini çeker, dinlenmek için Fırat. Her ne kadar çekilirse çekilsin, yine de Dicle’yi aramaktan vazgeçmez Fırat.

Bir aşk hikayesinin yere göğe sığmadığı, nasıl yakıp kavurduğunu gördünüz mü hiç? Ey Fırat! Ey Dicle! Yıllarca kör karanlıkta, suyun sesi ile birbirini arayan iki aşık. Dualarının sesini Tanrı'ya duyurmaya çalışan, her seferinde biraz daha umutsuzluğa kapılan Dicle, Dicle'sine kavuşamadığından öfkesini dağlardan, taşlardan çıkaran Fırat.

Türkiye’nin en büyük barajlarını üzerinde ağırlar Fırat. Keban Barajı (Elazığ), Karakaya Barajı (Malatya-Elazığ), Atatürk Barajı (Adıyaman-Şanlıurfa), Birecik Barajı (Birecik) ve Karkamış Barajı (Kargamış), tamamlanmış olup;  Şanlıurfa Tünelleri ile Harran Ovası’na da suyu ulaşmıştır Fırat’ın. Aşkından kızıp kabaran suları, toprağa can vermiş ve nice karınlar doyurmuş Fırat. Her ne kadar destekleyenler olmasa da üzerine kurulan HES ile Türkiye’nin elektriğinin %31’i oradan elde edilir. Nehrin konumu ve yapısı da bunu kolaylaştırır.

Fırat’ın en kızgın aktığı yer ise Erzincan’dır. Her yıl hikayesini bilmeden, acısını görmeden üzerinde onar durur insanoğlu. Yaşlanmıştır Fırat artık, sesini çıkarıp korkutmak istemez kimseyi. Rafting için gelen onlarca insan, bilmeden gider Fırat’ın hikayesini. Buram buram tarih kokan, tarihin koynundan kopan Fırat’ın bir de efsanesi vardır, gözyaşları içinde boğan.


Fırat Nehri Efsanesi

Bu kızgın, bu vahşi nehre Fırat adını veren İonlar, işte şimdi anlatacağım efsaneden etkilenerek vermişlerdir bu ismi.

Uzun zaman önce, Eufrates (Öfrates) adında bir köylü yaşarmış. Köyü Fırat sahilinde olan Eufrates, yakışıklı bir delikanlıdır. Evlenir fakat evlendikten bir süre sonra alınıp savaşa götürülür. Uzun yıllar boyunca askerlik yapar, esir düşer ve savaştan savaşa gider. Efsaneye göre bu sürenin 15-20 yıl kadar uzun olduğu düşünülüyor. En sonunda bir gün bir şekilde esaretten kurtulur ve köyünün yoluna düşer. İçinde bir burukluk, biraz hüzün vardır ama mutludur köyüne döneceği için.

Köye vardığında aklına bir fikir gelir. Neyin ne getireceğini bilemeyiz işte. Aklına gelen fikir ise, sürpriz yapmak için geceyi bekleyip, karısı uyuduktan sonra eve girip, sabah uyandığında ansızın karşısında olmaktır. Dediğini de yapar.

Bir aşk hikayesinin yere göğe sığmadığı, nasıl yakıp kavurduğunu gördünüz mü hiç? Ey Fırat! Ey Dicle! Yıllarca kör karanlıkta, suyun sesi ile birbirini arayan iki aşık. Dualarının sesini Tanrı'ya duyurmaya çalışan, her seferinde biraz daha umutsuzluğa kapılan Dicle, Dicle'sine kavuşamadığından öfkesini dağlardan, taşlardan çıkaran Fırat.

Karısı uyuduktan ve herkes ortadan kaybolduğu zaman evine girer fakat gördüğü manzara karşısında beyninden vurulmuşa döner. Eve girdiği anda karısının yanında yatan ve mışıl mışıl uyuyan genç bir adam görür. Gelirken içinde biriktirdiği ne kadar duygu varsa hepsi vahşi bir öfke haline gelip, ne dinlemeye ne de anlamaya lüzum görmeden ikisini de öldürür. Hem karısını hem de yanında ki erkeğin ihanetini canlarıyla ödetir.

Sabah olunca, gidip köylülere anlatır her şeyi. Onu susturan köylülerden biri; karısının ona ihanet etmediğini aksine sabahlara kadar beklediğini, yollarını gözlediğini, yanında yatan genç adamın da oğlu olduğunu söylerler. Kendisi gittikten sonra karısının doğum yaptığını da eklemeyi unutmazlar. Bu sözler ile içine ateş düşen adam, ne yapacağını bilemez.

Çünkü Eufrates askere gittiğinde karısının hamile kaldığını bilmiyormuş. Tüm bu gerçekleri bir anda öğrenip, bu acı ve kederi kaldıramayan Eufrates kendini Medos Irmağı’na atarak intihar eder. O zamandan bu zamana kollarında kaç canın kendini feda ettiği bilinmeyen Medos, Fırat olarak akar.

“Uykuyu ve uyumayı düşünmeden, akar da akar. Onu dizginlemek için üzerinde kurulan onca barajı dahi dinlemeden üzerilerinden aşarak akar ve akar.”


Dicle Nehri

Bir aşk hikayesinin yere göğe sığmadığı, nasıl yakıp kavurduğunu gördünüz mü hiç? Ey Fırat! Ey Dicle! Yıllarca kör karanlıkta, suyun sesi ile birbirini arayan iki aşık. Dualarının sesini Tanrı'ya duyurmaya çalışan, her seferinde biraz daha umutsuzluğa kapılan Dicle, Dicle'sine kavuşamadığından öfkesini dağlardan, taşlardan çıkaran Fırat.

Fırat’ına sadık Dicle.

Aşkın umutsuzluğunu iyi bilen, yıllarca bıkmadan usanmadan sessiz, sakin Fırat’ı bekleyen Dicle. Türkiye’de Fırat’ın tam zıddından doğan, Fırat’ı aramak için kendinden parçalar bırakan, Türkiye ile yetinmeyip Irak topraklarına oradan da Fırat ile kavuştuğu Şatt’ül-Arab’a dökülen; Basra Körfezinden sonsuzluğa doğru akan aşkın adıdır Dicle. Güzelliği dillere destan, sessiz bir gelin edası ile süzülen Dicle. Aşkın nefes alan, aşkın nefes veren hali Dicle. Dolu dizgin akan Fırat’ına sadık, aşkına sadık, ayrılığına esir olan Dicle. Rabbinden tek isteği Fırat’a bir kez olsun sarılmak olan Dicle.

Sakin sularını Doğu Anadolu Dağları’ndan ve Elazığ’ın yakınlarında ki Hazar Gölü’nden alır. Aşkının doğusu ile çölden farkı kalmayan Dicle Türkiye’nin en önemli akarsularından biridir, lakin Fırat’a kavuşamadığı sürece ümitsizdir. Fırat’a kavuşmak için ne yolar aşan Dicle’nin uzunluğu ise 1900 kilometredir. Aşık olduğu ve doğduğu şehir içinde kalan kısmı ise 523 kilometredir.

Fırat’ı aramak için yardım eden kolları ise; Batman ile Garzan, Botan, Habur, Büyük Zap ve Küçük Zap’tır. Ortalama su toplama havzası ise 258.000 km²’dir. Yıl içinde yaz sonlarına doğru sıcaktan azalan Dicle, bir de sonbahar başı Tanrı hikmeti olan yağmuru üzerine bahşetmez ise kuraklaşır. Tüm bunlara rağmen ne aşkından vazgeçer ne de Fırat’ı aramaktan. Kış sonunda üzerine düşen kardan, ilkbaharın başında toprakta eriyen kardan Fırat’ı sual eder. Eder de kimse cevap veremez Dicle’ye.

Asıl doğum yeri; Güneydoğu Toroslarda Maden Dağları kesiminde, Hazarbaba Dağı’nın güneyine düşen Yıldızhan yakınlarında, yanında bulunan bir kaynaktan çıkar Dicle’nin sakin suları. Eski’den Hazar Gölü’nden beslenen Dicle, kendisini doyuran Hazar’a teşekkür ettikten sonra onunla bağlantısını kesip, Maden ilçesinin şöyle bir önünden geçerek Maden Çayı adını alıp, dar ve derin vadilerden akar Diyarbakır’a doğru. Tabanı 600 metreye kadar inen nehir tabanı ile Dicle, Diyarbakır’ın güneyine doğru sekiz kilometre kadar yönelir. Daha sonra kuzeyden Toros Dağları yamaçlarından inen ve başlarında da Diyarbakır’dan doğan Anbarçayı, Kuruçay, Pamukçayı ve Hazroçayı, Batman ve Garzan ile birleşir. Fırat’a giden yolda birçok nehirle karşılaşır da yine de Fırat’ına sadık kalır.

 

Fırat’a Türkiye’de kavuşamayacağını anlayan Dicle Irak topraklarına adım atar. Irak topraklarında çöküntülü çukurlardan akarak, dar boğazları geçen. Musul’da Küçük Zap ve Büyük Zap ile birleşerek, Mezopotamya ovasına iner. Bağdat yakınlarında Fırat’ına yaklaşan Dicle, kavuşmanın verdiği sevinçle çağlayacakken hevesi kursağında kalır ve İran’dan gelen Piyale Nehri ile birleşir. Bu birleşmeden sonra tekrar ümitlenen Dicle, Fırat’a biraz daha yaklaşarak; Basra’nın 64 kilometre yukarısında Fırat’la birleşir ve Fırat ile Dicle’nin aşkı Şatt’ül-Arab doğar. Daha sonra el ele sonsuzluğa, Basra Körfezine dökülürler.

Sularının en yüksek seviyede olduğu ay Nisan ayıdır. Yaz sonuna doğru ise azalır. Dicle, Mart’tan Mayıs’a kadar (yaklaşık 3 ay içinde) yıl içinde akıttığı suyun yarısını akıtır. Fırat’ın aksine rejimi düzenli olmayan Dicle, bazı yıllar Fırat’a olan özleminden öyle taşar ki; yeri göğü yıkacak kadar. Dicle’nin etrafa verdiği zararlar için önlem almak istedikleyenler MÖ 3000 yılında Dicle’nin etrafını sarıp görüşünü kapatan setler yapmışlardır. 1939 yılında Kut Barajı, 1958 Samarra ve 1961 yılında Dokham Barajı yapılarak suların taşması önlenmiştir. Yine de Dicle’nin Fırat’a olan aşkını dizginlememiştir bu barajlar.

Uzunluğu Fırat’tan daha kısa olan Dicle’nin suyu daha çoktur. Eski Mezopotamya sınırını çizen nehirlerden biridir. Ulaşıma da katkıda bulunan Dicle, sulama kanallarına su sağlar ve toprağı doyurma da Fırat’a yardım eder. Tarihin bir parçası olan Dicle eskiden de ulaşım için katkı sağlamış bir nehirdir. Tarihin izlerine gebe olup; kıyısında eskiden kurulmuş Amed (Diyarbakır), Hasankeyf, Ninova, Nemrut, Asur gibi şehirlerin kalıntıları ise doğan çocuklarıdır.

Dicle’nin de birçok ismi olduğu gibi Sümerler tarafından kullanılan ismi; İdigna veya İdigina olup, akan su anlamına gelmektedir. Dünya da bilinen tek ismi Tigris’tir.


Dicle Nehri’nin Bilinmeyenleri

“Başlangıçta yar yoktur
Belki de doğma nedenidir her insanın yari aramak
Dicle Fırat’ı aramaya doğmuştur
Fırat Dicle’yi…”

Fırat’ı yıllar yılı bekleyen, belki de tek emeli Fırat’ı bulmak ve bir kez olsun suyuna karışabilmek olan Dicle hakkında neler biliyorsunuz? Yeryüzünün 4 milyar yıldır var olduğunu söyleyen bilim insanları, Dicle’nin de 3 milyar yıldır var olduğunu söylüyor. Eğer bu gerçek bir bilgi ise Dicle dünya üzerinde görüp görebileceğiniz en eski aşıklardan biri. Dicle ilçesinden başlayan sınırı, Diyarbakır merkez, Bismil, Batman, Hasankeyf, Cizre ve Musul’dan geçip Bağdat’ı ortadan ikiye böler ve yıllar yılı kavuşamadığı sevgilisi ile kavuşup, Şatt’ül-Arab’ı doğurur. Daha sonra ise sularını karıştırıp, sarılarak Basra Körfezinden dökülür. İnsanlığın ilk çıkış yeri, medeniyetlerin ev sahibi, bitkilerin annesidir Dicle. Kutsal nehir olarak görülen Dicle; Tevrat’ta Digris, İncil’de Tigris, Kuran’da Dijle olarak geçmektedir.

İlklerin anası olan Dicle’nin tarihte ki bütün ilklere tanıklık ettiğini söylerler. Danyal Peygamberin mucizesi, ilk aşkın en güzel örneğidir Dicle.

Medeniyetlerin, surların, yuvaların, savaşların ve barışların en çokta sırların şahitliğini eden Dicle, omuzlarında ki yükü hiç korkmadan sırtlanıp, Fırat’ına doğru gidiyor. Nice kültürlerin oluşumuna, nice oluşumunu tamamlayanların yıkılışına şahitlik etmiştir Dicle. Sultanların, kralların, şehzadelerin, hükümdarların, aşıkların yuvası olmuş, dünyanın gözünden sakındığıdır Dicle. Bir kırılma noktası, insanlığın doğuşu Dicle.

İçinde ki balıktan tutun da üstünde uçup yansıması suya düşen kuştan, kenarında büyüyen ve eşi benzeri olmayan çiçeğe kadar. Dicle başlı başına bir dünya, dünya üzerinde aşık bir cennettir. Kıymetini bilmeyen kıyısından sürgün edilir.

Dertlenir gelir gelin kız, kıyısında dilinin ucundan zehir damlatan bir türkü. Mutlu olur gelir oğlan, sevdiği burnunda tüttü. Haykırır aşkını Dicle’ye biri, akıtır zehrini; zehrinin yaşını diğeri. İkisini de kabul eder Dicle. Ne ona der “Mutluluğunu içinde yaşa.” Ne diğerine “Zehrini bana kusma.” Bir annenin şefkatidir Dicle.

Birde Fırat vardır. Dicle’nin seve seve bitiremediği, Dicle’ye kavuşamadığı her gün öfkeden delirdiği. Bir aşkın en güzel meyvesidir Şatt’ül-Arab, Anne Dicle, Baba Fırat. Aşık ile maşuktur, Fırat ile Dicle. Edebiyatın yetersiz kaldığı, kelimelerin tarifi olmadığı bir sevdadır Dicle.


Dicle Nehri Efsanesi

 

Her nehrin bir efsanesi vardır. Var olan efsaneler kulaktan kulağa, dilden dile dolanmış bugün ki hallerini almıştır. Buna bağlı olarak efsaneler, her hangi bir yerin turizm açısından da gezi açısından da zengin kılınmasını sağlar. Fırat’ın sularında can veren Eufrates ve daha nicesi gibi değil de Dicle’nin efsanesi daha kutsal, daha insanın içinde ki ateşi körükleyen biçimde.

İnanışa göre Danyal Peygambere bir vahiy gelir. Allah tarafından inen bu vahiyde; “Elindeki asa ile suyun çıktığı mağaranın ağzından itibaren başlayarak bir çizgi çiz su arkandan gelir. Ancak, yetimlerin, dul kadınların, fakirlerin, yoksulların ve vakıfların malına ve mülküne yetiştiğin zaman, güzergahını değiştir ki su bunlara zarar vermesin.” denir. Danyal Peygamberde Allah’ın bu emrini yerine getirerek, Dicle’nin doğduğu yerden itibaren asası ile çizmeye başlar. Danyal peygamber çizdikçe su arkasından onu takip eder. Çizmeye devam ederken, Diyarbakır’dan başladığı ve Basra Körfezine kadar çizdiği çizgiyi kimseye zarar vermeden tamamlar ve su akıp, deryaya dökülmeye başlar. Danyal Peygamberin çizdiği Dicle yolu Allah’ın emirlerine uyarak kimseye zarar vermeden, çorak ve verimsiz alanlardan geçerek akışını sürdürür.

Bu inanışa göre Dicle suyunun yoluna ve içine bir peygamber eli değdiği için Dicle sakin ve kutsal bir nehir olarak bilinir. Gittiği güzergahta zikzakların ve dağların arasında olmasının sebebi, toprağa hayat vermesinin sebebi de Danyal Peygamberin çizmiş olmasıdır. Dile kolay, yaşayana zor bir aşktır Dicle.


Dicleyim Ben

Dicleyim Ben

Dicle’nin sesi
Çok uzaklarda, sürgün ülkesinde bir inilti
Bir inilti, yabancı bir güneş altında
Şavkın altında yabancı yıldızların, yabancı bir ayın.
Seni düşünüyor.
Sen, çoktandır unuttuğum bir çobanın kavalı
Bir atın koşusu, uzaklarda kalmış bir Moğrip rüzgar misali,
Dallarını, yapraklarını, tanelerini unuttuğum bir dut ağacı,
Kokularına doyamadığım bir reyhan dalı, zambak çiçeği
Artık haber alamadığım bir turna sürüsü
Sen unutulmuş kaderim
Sen yitirilmiş aklım, hafızam
Seni düşünüyorum kayboluş ülkesinde
Seni düşünüp ‘hawar’ diye bağırıyorum
Hawar, ben, sen, bizler ne çok yorgun
Savaşlardan, kavgalardan,matem ve taziyelerden,
Yolculuklardan, göçlerden, darbe ve yaralardan.
Boynumuzdaki boyundurluk, el ve ayaklarımızdaki zincir,
Dilimizdeki kilit, ölümü ruhumuzun
Kalu-beladan beri süren esaretten yorgun
Kaybolmuş artık çok uzaklarda
Dicle’yim ben
Dicle’nin sesi
Seni anlatan ses, yalnız ülke, sessiz toprak.
Ben yorgun, sen yorgun, biz yorgun
Dörtnala kalkan atlar,
Kınından çekilmiş kılıçlar
Patlayan toplar, gelip geçen ordular,
Gökyüzüne ulaşan fermanlar
Etrafı esir alan naralar
Yanan kasır ve kaleler
Kaldırılan talanlar
Şimdi hepsi yorgun yüreğinde incecik bir çığlık
Sen Nuh Nebi toprağı; dayan
Nuh peygamberin sabrıyla
Şefkatli yaratıcının kandilinin ışığıyla
Nur kara dumanın ardında, aydınlık gecenin karanlığından sonra
Sen insanlığın şefkatli kadim toprağı
Neler gördün, neler duydun sen!
Gelip geçen kaç padişah, kaç kral, kaç imparator, kaç komutan, kaç paşa…
Kaç yangın, kaç tufan, kaç yıldırım
Kaç felakete şahitlik yaptın sen
Gelip geçtiler tümü
Bir sen kaldın!
Gideceğim ben, gideceğiz biz.
Kalacaksın sen Ey Adem ile Havva’nın uzak toprağı
Matemin toprağı, timsali sabır ve metanetin
Dicle’yim ben!
Dicle’nin sesi,
Ataların sözüyle mırıldanan söz
Melek Tavus’un boynunda bir mercan gibi asılı
Ağzından dökülmüş, Adem ile Havva’nın
Enoş peygamberin kitabında yazılı,
Nuh tufanında güvercinin gagasına tünemiş
İnançlı İbrahim’in ruhunda yankı
Kurban İshak’ın yüreğinde korku,
Cudi’de gemi Urfa’da Halil-i Rahman
Ninova’da Yunus Nebi, Harran ovasında Eyüp
Zagroslar’da Zerdüşt, Latişte Müshefa Reş
Dicle, Fırat
Ben ataların sözü
Ben sözü cennetin
Cehennemin sözü
Ben bütün kök, soy, damar ve yollarda
Bütün kadim şehirlerin harabelerinde beyit
Süt çocuklarının beşiklerinde ninni
Mir çadırlarında nakış, mezar taşlarında satır
Bütün rüyalarda ses, Bütün arzularda coşku,
Sözüm ben
Söz, Dicle türküsünün sözü
Dicle’nin sesi
Onunla birlikte ondan çok uzak ben
Rahmet ülkesinin eşiğinde
Dicle türküsünün son sözü,
Dicle’yim ben!
Dicle’nin sesi…

Mehmed Uzun


Aşkın Son Hali Şatt’ül-Arab

Dicle ile Fırat’ın çocukları olan Şatt’ül-Arab, en büyük intiharı deryaya açılmak olan Şatt’ül-Arab. Tarihte ki en büyük aşkın tanığı olan Şatt’ül-Arab. Dicle ile Fırat’ın kavuşmasıdır Şatt’ül-Arab.

Arapça Arvand Rüd’de dedikleri Şatt’ül-Arab; Fırat ile Dicle’nin Basra Körfezine dökülmeden önce son kez sarıldıkları yerdir. Uzunluğu 193 kilometre olup, Şatt’ül-Arab’ın hangi devlete ait olduğu, İran-Irak savaşında sebep olarak gösterilmiştir. Petrol tankerlerinin karanın içine girmesini sağlama da büyük önemi vardır.

Dicle Fırat’ına kavuşur Şatt’ül-Arab çöl olur. Dicle’nin her damlası Fırat’ın her zerresine aşıkken bu aşkı kaldırabilecek hiçbir güç yokken dünya selam durur ikisinin kavuşmasına. En çok ta Diyarbakır. Birbirinin zıt yönünde doğan iki nehrin birbirine olan sevdasıydı bu yazı. Hoş bu sevdayı anlatmaya kelimelerimiz kafi gelmedi ama, Cevdet Bağca’dan gelen Bahrevan yeterli olur sanırım.

Diyarbakır kokardı saçların, gözlerin Bahrevan
Her geldiğinde bana sen, dururdu zaman
Firar ederdim gözlerine, mülteci olurdum

Ben peşinde rüzgar olurum
Ben peşinde Ferhat olurum
Ben peşinde Fırat olurum
Sen de Dicle…

Gelirsen ayın tam üstünde kederli bir bulut tutamaz gözyaşlarını
Harran papatyadan bir gelinlik giyer arsız, zamansız
Gelirsen Dersim’e Dersim’e kırlangıçlar geri döner, Munzur gülümser
Gelirsen kızıl bir gelincik olup açacak Ararat, Zap sana koşacak durmaksızın
Gelirsen Batman’da intihar son kurşununu kendine sıkacak
Ani kurtulacak susmaların dilinden
Ve Çorum ve Maraş ve Sivas yüzünü yıkayacak yağmurda
İçimdeki Kızıldeniz doydu kana
Kızılırmak’tan alayım selamını
Merhaba de vurulmuş güvercinler aşkına merhaba.

Ben peşinde rüzgar olurum
Ben peşinde Ferhat olurum
Ben peşinde Fırat olurum
Sen de Dicle…

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here