Fen Evi

0
15

Simgelerdir hayat veren mekana, kuruma, çatının derlediği huzurun manasına bizi ulaştıran. Akademisyenler arasında süregelen tartışmalardan “İstanbul Üniversitesi Arması” üzerine söyleyeceklerim var.

Kuruluş tarihi ile simgesinin farklılığı rahatsız edici mi sizce? Bana sorarsanız her şeyden evvel bir üniversite bulunduğu şehrin, ülkenin dünyaya karşı temsilidir. 1453 ile İstanbul Üniversitesi’nin ayrılamaz terim kavramına dönüştüğüne kanîyim.

Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethinden sonra eğitime önemli katkıları bulunmuştur. Kurduğu ilk medrese Ayasofya Meydanı ile Sultan Ahmed Camii arasındaki bölgedeydi. “Devamı değildir” itiraz söylencesini yakışıksız buluyorum. Darülfünun, 19.yüzyıl Osmanlı Devleti’nin batılı tarzda üniversite kurma çabasının sonuçlarıdır.

Ayasofya Zeyrek Medreseleri’nde hocalarına talimat vererek, Fatih Sultan kütüphanede mum ışığı ile geç saate kadar çalışan talebelerle bizzat ilgilenmiştir. Dönemin alanlarında yetişmiş alimler, farklı memleketlerden müderris atanırdı. Süleymaniye Medreselerinin kuruluşundan II.Meşrûtiyet’e kadar gelinen süreçte yüksek öğretim sisteminde aksaklıklar görülür. Eğitim reformu bildirgesinde “devri yorumlayan zihinler yetiştirme” amaçlanır. 1863 yılında başlanan ilk ders Kimyager Derviş Paşa tarafından verilir.
Aynı dönemde Galatasaray Lisesi temellerini oluşturan Darülfünun-i Sultani Fransız etkisinde mevcudiyet kazanmış Gülhane’deki yerleşkesinde Hukuk, Mühendislik fakültelerine Edebiyat da eklenerek beş fakülteli modele çevrilir. Tıbbıye Haydarpaşa’da eğitime devam etmektedir. Bugünki Marmara Üniversitesi Hukuk Fakülte Binası ,İstanbul Üniversitesi’nin ilk binasıdır aynı zamanda.

İşgal, savaş dönemi ve Cumhuriyet devrinde maddi imkansızım, plan yapılamayışı, kadro eksikliği nedeniyle eğitim sekteye uğramıştır. O günkü adı ile Zeynep Hanım Konağı binasından ilk mezuniyet Tarihi 1917’dir. 1925 -1933 reform arasındaki yıllarda, Avrupa Sınavı’ndan başarı derecesi alan öğrenciler aileleri ile çeşitli ülkelere gönderilir .

Murat Bardakçı’nın 17 Ocak 2016 gazete yazısı dikkate alınmalıdır. Arşiv ve kütüphane eserlerinin siyasi etkenlerle karanlığa gitmesinden kurtaran Prof.Dr.Ali Birinci’dir ve Nadir Eserler Koleksiyonu’na dahil edilmesi, Yunus Söylet hocamızın rektörlüğünde de eserlerin dijitale aktarılması bizi ciddiyete davet ediyor.
Asıl serzenişim 2014 yılında Anakapı binasının üstündeki Abdülaziz turasının açığa çıkarılması. 1826 Bab-ı Serasker, 1864 Harbiye Nezareti adıyla konumlanan, Fatih Sultan Mehmed dönemi ilk saray alanı, bugünki hukuk fakültesini bünyesinde barındırır. Abdülmecid dönemi tasarlandığı ancak gerçekleşmediği söylenir. Fransız mimar Borgues tarafından imar edilen kapı üzerine Şefik Bey’in 1865 tarihli Cel-i Sülüs kitabesi izlenir. Sağ kısmında ve sol kısmında Fetih suresinin ilk ayetleri yer alır.
“Üniversite binasına bakan kitabe de ise devrin bir başka ünlü hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin ‘‘Askere nüzhet kulu tebşir eder tarihini Lütf-i şah Abdülaziz şir der-i nasr-ı aziz’’ ibareli tarih beyti okunur. 19. yüzyılda Avrupa’yı etkisi altına alan oryantalizmin etkileri en belirgin biçimiyle, Osmanlı başkentinde ki Harbiye Nezareti’nin kapısında görülür. ”

87 yıl önce 1933 yılı turasının kazınıp yerine TC monte edilmesi tarihimizin köklü geçmişine ve Mustafa Kemal Paşa’nın yeni devlet anlayışına provakatörce sıçratılmış çamurdur. Bize düşen vazife bulunduğumuz kurumları evimiz görmek, restore adı altında yıkmamak . Vefa’da boza içerken Vefa’nın semt adı olmadığını hatırlamaktır.

 

Tuğba Şahin
En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here