Felsefe Nasıl Bir Deneyimdir?

1

"KAZİMİERZ ADJUKiEWiCZ’in bir eserinde anlatıldığına göre felsefe; Felsefe teriminin kökeninde antik Yunan bulunmaktadır. Etimolojik olarak, onda iki bileşeni birbirinden ayırabiliriz: Fileo = sevgi, peşinde koşuyorum ve Sophia = bilgi Anlamına gelir." Demek ki, felsefe terimi başlangıçta Yunanlılar için "bilgelik sevgisi" ya da "bilginin peşinden koşma" anlamına geliyordu.“KAZİMİERZ ADJUKiEWiCZ’in bir eserinde anlatıldığına göre felsefe; Felsefe teriminin kökeninde antik Yunan bulunmaktadır. Etimolojik olarak, onda iki bileşeni birbirinden ayırabiliriz: Fileo = sevgi, peşinde koşuyorum ve Sophia bilgi Anlamına gelir.” Demek ki, felsefe terimi başlangıçta Yunanlılar için “bilgelik sevgisi” ya da “bilginin peşinden koşma” anlamına geliyordu.

Felsefe daha önceleri günümüzdeki matematik, geometri, mantık, fizik gibi pozitif bilimleri de içine alan genel bir alandı. Günümüzde felsefe içinde ahlak, psikoloji, sosyoloji vb. konuları alan sosyal bilimler diyebileceğimiz alanlarda çalışmalarını yürütmektedir.

Felsefe uygarlık tarihinin en başında görülen ilk izlerin açıklamasıdır diyebiliriz. İnsan kendini anlamak için tarih boyunca etrafıyla etkileşim halinde olmuştur. En küçük detaydan en büyük olgulara kadar etrafının farkında olan insan, bu döngüye bir anlam verme çabasında olduğu görülmektedir. Bu çaba bir bilme isteğidir, çaba demişken sahi çaba insanda neden vardır? ‘’MERAK’’ tamda bu şekilde tanımladığımız bir kelimeden dolayıdır.

Olayı baştan alıp sevgili Platon ya da diğer adıyla Eflatun’nun muazzam örneklendirmesiyle gidelim; Mağara teorisi.

Bu teoriye göre mağaranın içinde elleri ve kolları zincirlerle bağlanmış, sırtları mağaranın içine süzülen ışıklı kapıya dönük olan ve hayatlarını tam da bu halde geçirmiş bir grup insan düşünelim, daha sonra bu insanlardan birinin de ‘’düşünebildiğini’’ düşünelim ama bu düşünme söz gelimi bir aktivite değil bir eylem güçlülüğünde bir düşünce olsun. Bu bireyin sırtından gelip omuzlarını aşıp yüzünün dönük olan mağara duvarına bir şeyler yansısın. Öyle ya içeriye vuran bir ışık var ve mağaranın dışında da bir hayat. İşte bu duvara mağara çıkışından geçen cisimlerin gölgelerinin bu ışığın gölgesinden kaçması kaçınılmaz olacaktır. Mağaradaki insanlar da hayatları boyunca bu gölgeleri görmüşler ise düşünebildikleri gördüklerinin çerçevesi dışında çıkmamış olmalıdır.

Düşünen insan dediğimiz bu mağara bireyi tüm insanların içinde bulundurdukları merak duygusuna kapılarak düşünmeye başlamış ve resmin sadece gölgelerin ki kadar küçük olmayacağını bunun bir kaynağının olup olmadığını sorgulamaya başlamıştır. Bu gün geçtikçe bastırılamayan merak duygusu bireyde olduğu yerden ayrılma istediği doğurmuş ve zincirlerini kırıp ışığa doğru dönmüştür, her ne kadar korksa bile ışığa doğru yürüyüp mağaranın dışına çıkar ve gözlerini o yansıyan ışığın kaynağı güneşe çevirir. O an hayrete düşer dehşetle etrafa koşar ve her bir detayı anlamaya çalışır suyun yüzeyinde yansımasını gören birey, diğerlerine haber vermek için mağara döner fakat diğer insanları çıkaramaz çünkü onlar korkularını yenememiş olanlardır ve hallerinden memnunlardır, düşünen birey ise hakikatin bilgisinin kaynağından vazgeçemez ve kendini yeniden zincire vuramaz bu yüzden yalnız devam eder ve önce kendini sonra evreni anlama yolculuğuna çıkar. Bu teoride Platon zincirleri insanların hayatına hükmeden dogmalara (tartışmaya açık olmayan hüküm) ışığa sırtını dönmelerini gerçeğin acı ve sertliğinde kaçan bugün ki insanların davranışlarına, mağaradan çıkmayışlarını da yerlerini ve itibarlarını sarsmamak için değişime kendilerini kapatan insan davranışlarını benzetir.

Mağara teorisinde de en basitçe anlatıldığı gibi insanlar hatta genel olarak canlıların hepsinde kendilerini ve etrafındakileri tanıma, öğrenme kısaca anlamlandırma isteği ve merakı vardır. Kimisi bunu sadece hayata kalacak kadar yapar ve genel geçer dogmalar arasında doğar, büyür ve ölür. Kimisi büyük resmi görmek ister ve daha önceden bilirkişiler tarafından temellendirmiş doğruların dışına çıkarak olay ve olguları kendi mantık temeline oturtmaya çalışarak anlamlandırır etrafını işte bu felsefi deneyimdir. Bundan en mahrum dediğimiz insanlar bile bebeklik döneminde Piaget’e göre 0-2 yaş arasında inanılmaz bir merak duygusuyla hareket eder ve etrafını anlamlandırmaya çalışır.

Konuyu genel hatlarıyla özetleyecek olursak felsefe; önce bilgiyi sevme sonra onun peşinden gitme eylemidir. Bu bilme eylemleri yüzyıllar boyu felsefe başlığı altında toplanmış daha sonra alanlarında uzmanlaşmak niyeti ile pozitif ve sosyal olarak ayrılmıştır. Fakat bu ayrım bu iki kolun temelinin bir felsefi deneyimin ta kendisi olan merak, anlama ve anlamlandırma, yeniye doğru ilerleme ilkesinden hiç çıkmamıştır.

Felsefi deneyimi canlı olan her şey en az bir kere tatmış hele ki bunun tadına varmış ve bundan keyif almış varlıklarsa bu tattan doğaları gereği pek de ayrılmamışlardır. Felsefi deneyim, yargı, sorgu ve eleştiriyi bizler gündelik yaşantımızda da bilimsel alanlarda da sosyolojik ister dini  alanlarda da farkında olarak yada olmayarak yapmaktayız. Felsefe hayatın üzerinde değil tamda yaşantının içindeki tohumdur.

Share

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here