Eski Yunan’da Tıbbın Önemi

0

 

   Geçmişten günümüze kadar tıp alanında büyük bir gelişim ve değişim görülmektedir. Tıp sadece bilim değil, ayrıca sanattır da. Böylelikle hekimlerin sadece tıp bilgisi olan kişiler değil de, var olan bilgilerini yüksek bir etik anlayışı ve sahip olduğu iç potansiyel ile birleştirebilen gerçek anlamda filozof ve sanatçı bir kişilik olduklarını söyleyebiliriz.

Eski Yunan’da Tıbbın Yeri

   Geçmişten günümüze kadar tıp alanında büyük bir gelişim ve değişim görülmektedir.
Tıp sadece bilim değil, ayrıca sanattır da. Böylelikle hekimlerin sadece tıp bilgisi olan kişiler değil de, var olan bilgilerini yüksek bir etik anlayışı ve sahip olduğu iç potansiyel ile birleştirebilen gerçek anlamda filozof ve sanatçı bir kişilik olduklarını söyleyebiliriz.

   Günümüzde bu duruma rastlamak pek de mümkün değildir. Eğer geçmişe bakarsak bugün bizim ilkel olarak adlandırdığımız, bir teknolojik olanaktan bahsetmenin imkansız olduğu dönemlerde bakalım nasıl bir tıp alanı ve ne çeşit hekimler varmış:

Eski Yunan’da tıp iki bölümde incelenir:

1.Mitolojik Devre: M.Ö. II. yüzyılda da başlar ve M.Ö. V. yüzyıla kadar devam eder.

2.Bilimsel Devre: M.Ö. V. yüzyılda Hipokrat ile başlar ve gelişir.


1- Mitolojik dönemdeki bilgiler efsaneler sayesinde günümüze kadar gelebilmiştir.Bu dönemde tıp ve din ayrılmaz bir bütündü. Hastaların iyileşmesi için tanrılara ihtiyaç vardı.
   Tanrılar; insanlar gibi kötü huy ve zayıflıklara sahip olmayan, kendi içlerinde denge ve uyum sahibi olan doğa üstü varlıklardı. Herhangi bir dehşet, felaket ve hastalık gibi durumlarda insanlara yardım ederlerdi. Bu tanrılar içinde Eski Yunan’da en bilineni, Tıp Tanrısı Asklepios’tu.

Baston, uzun ömrü; yılan ise şifa gücünün sembolü olarak kullanılmıştır.
Baston, uzun ömrü; yılan ise şifa gücünün sembolü olarak kullanılmıştır.

   Asklepios, Apollon ile Koronis adlı bir perinin çocuğuydu. Savaş tanırısı Apollon sürekli savaşlara gitmekteydi ve Koronis hamile olmasına rağmen kocasını aldatmış ve bu yüzden Apollon onu öldürmüştür, karnındaki çocuğa ise merhamet eder ve onu karnından alıp, büyütüp yetiştirmesi için yarı at, yarı insan Kheiron’a emanet eder. Kherion bu çocuğa Asklepios ismini verir. Asklepios; Aleksicous’tan gelir, ayrıca kelimenin anlamı “hastalığı uzaklaştırdı” demektir. Zaman geçtikçe Asklepios çok yetenekli bir hekim olur, ki ölüleri bile diriltmeye başlar. Hatta, büyük Tanrı Zeus’un ölüme mahkum ettiklerini bile iyileştirir, bu yüzden Zeus bu duruma çok sinirlenir ve yıldırımla Asklepios’u öldürür.

Bu durum ise şöyle bir mesaj vermektedir: ”Hekimler doğa olaylarına müdahale etmemeli ve doğaya uyum sağlamalıdır.

Asklepios’ın 90 sene yaşadığı düşünülmektedir.
Üç oğlu ve dört de kızı olur. Oğulları Machaon, Telesphore ve Hippocan’dır, kızları ise Hygieia, Panecea, İosa ve Akeso’dur.

MACHAON: Cerrahi tanrısı olarak bilir, ancak buradaki cerrahlık savaş cerrahlığıdır. Kişinin iç ve dış savaşında, kötü ve hastalıklı olan huylarının yok edilmesini sağlar.
TELESPHORE: İyileştirme tanrısıdır. Sağlığa kavuşmanın sembolü olarak bilinmektedir.
Telesphore için Epidauros ve Bergama’da tapınaklar yapılmıştır.
HİPPOCAN: Hipokrat ailesini temsil eder.
HYGİEİA: Sağlık tanrıçasıdır. Hijyen, hijyenik, hijyenist kelimeleri buradan gelmektedir.
PANECEA: Doğal tedavi tanrısıdır.

   Gördüğümüz gibi, Asklepion’un çocukları onun şifa verici gücünü temsil etmektedir.

   Asklepios adına pek çok tapınak yapılarak tedavi amacıyla kullanılması sağlanmıştır. Bunlara ”Asklepion” denir. En bilinenleri; Titan-Trika, Rodos, İstanköy, Epidauros, Atina ve Bergama’da yer almaktadır.

ASKLEPİONLARDA TEDAVİ

Su Tedaviye gelenlerden istenen ilk şart temiz olmalarıydı.Madenli sıcak sular ve çamur banyoları da
tedavi amaçlı kullanılıyordu.
Güneş: İnsan vücudu üzerinde şifalı etkisi olduğu düşünülmektedir.
Yılan: Zehirsiz yılanlarla şok tedavisi yapılırdı.
Rüya:Tedavilerde rüyalar da büyük bir önem taşıyordu. Hastalar uykuya dalar ve ertesi gün uyandıklarında gördükleri rüyaları Rahip-Hekimlere anlatırlardı, böylece hekimler rüyayı yorumlar ve ona göre tedavi yöntemi uygularlardı.


2- Bilimsel Devre: İstanköylü hekimlerin babası olan Hipokrat, Yunanistan’da doğmuştur. (M.Ö. 460-380) Eski İyonya’da, Hipokrat sayesinde bilimsel ve felsefik gelişime bağlı olan doktorluk, en üst noktaya ulaşmıştır.
   Bazı hastalıklar ilk defa Hipokrates tarafından tanımlanmıştır. “Çomak parmak” adlı hastalığa “Hipokrat parmakları”denmesinin nedeni de buradan gelmektedir. Tanımladığı hastalıklardan biri de akciğer kanseridir. Zatürre ve sara hastalığının belirtilerini tespit eden ilk hekimdir.
Düşünce ve duyguların kalpten değil de, beyinden kaynakladığı düşüncesini ortaya atan ilk kişidir.
Yunanistan’da bir tıp okulu kurmuştur. Hipokrat, günümüzde ”Tıbbın Babası” olarak bilinmektedir.
Hipokrat Yemini’nin varlığı Hipokrat tıbbında, birbirlerine etik olarak bağlı bir grup profesyonel
hekim tarafından yapıldığını göstermektedir.

  Bazı hastalıklar ilk defa Hipokrates tarafından tanımlanmıştır. “Çomak parmak” adlı hastalığa “Hipokrat parmakları”denmesinin nedeni de buradan gelmektedir. Tanımladığı hastalıklardan biri de akciğer kanseridir. Zatürre ve sara hastalığının belirtilerini tespit eden ilk hekimdir. Düşünce ve duyguların kalpten değil de, beyinden kaynakladığı düşüncesini ortaya atan ilk kişidir. Yunanistan'da bir tıp okulu kurmuştur. Hipokrat, günümüzde ''Tıbbın Babası'' olarak bilinmektedir. Hipokrat Yemini'nin varlığı Hipokrat tıbbında, birbirlerine etik olarak bağlı bir grup profesyonel hekim tarafından yapıldığını göstermektedir.

Bu zamana kadar hastalıkların tanrılar tarafından gönderildiği düşünülürdü, ama Hipokrat bu duruma karşı çıkarak, aslında hastalıklara doğal nedenlerin yol açtığını dile getirmiştir.
Hipokrat dini ve dogmatik düşüncenin karşısında durmuş, tıb teorilerine inanmıştır.

Hipokrat’ın 4 Mizaç Kuramı

  • Hava: Sıcaktır
  • Toprak: Soğuktur 
  • Su: Nemlidir
  • Ateş: Kurudur  Bazı hastalıklar ilk defa Hipokrates tarafından tanımlanmıştır. “Çomak parmak” adlı hastalığa “Hipokrat parmakları”denmesinin nedeni de buradan gelmektedir. Tanımladığı hastalıklardan biri de akciğer kanseridir. Zatürre ve sara hastalığının belirtilerini tespit eden ilk hekimdir. Düşünce ve duyguların kalpten değil de, beyinden kaynakladığı düşüncesini ortaya atan ilk kişidir. Yunanistan'da bir tıp okulu kurmuştur. Hipokrat, günümüzde ''Tıbbın Babası'' olarak bilinmektedir. Hipokrat Yemini'nin varlığı Hipokrat tıbbında, birbirlerine etik olarak bağlı bir grup profesyonel hekim tarafından yapıldığını göstermektedir.

• Siyah: güzü
• Yeşil: kışı
• Sarı: yazı
• Kırmızı: ilkbaharı simgeliyordu.

Hipokrat, bir kişinin sağlığının bu dört mizacın dengede olmasıyla mükemmel olabileceğinin inancındaydı.

Bedende ise 4 sıvı vardır. Bunlar:
a) Kalpten gelen Kan,
b) Beyinde bulunan Balgam,
c) Karaciğerde bulunan Sarı Safra
d) Dalak ve midede olan Kara Safra

O zamanların inancına göre yediğimiz, içtiğimiz her şey Kan, Kara Safra, Sarı Safra ve Balgama dönüşürlerdi.


Hipokrat’ın Sözleri

“Hayat kısadır, sanat uzundur, fırsat kaçıcıdır, deney tehlikelidir, yargılama zordur. Hekim yalnız kendisi için değil,  aynı zamanda, hasta, hastaya bakanlar ve onun içinde bulunduğu dış koşullar için de uygun olanı yapmalıdır.”

“Yaşlı kişiler perhize çok kolay katlanırlar; erginler, gençler ve çocuklar buna hiç tahammül göstermezler.”

“Vücudun herhangi bir yerinde ağrılı bir hastalık bulunduğu halde, ağrı duyulmuyorsa, mental bir rahatsızlık vardır.”

“Vücutta sıcaklığın ya da soğukluğun duyulduğu yer, hastalığın bulunduğu yerdir.”

“Sebepsiz yorgunluk, hastalığın habercisidir.”

“Hastanın aklının yerinde olması ve besinlerden tat alabilmesi iyi birer belirtidir; tersi kötüdür.”

Hipokrat Andı

“Bütün Tanrılar huzurunda, onları tanık tutarak ant içerim ki yeminimi, aşağıdaki sözümü tüm gücümle ve yeteneğimce yerine getireceğim. Tıp hocamı, anama babama eşdeğerde sayacağım. Varlığımı onunla paylaşacağım; gerekirse onun ihtiyaçlarını karşılayacağım. Çocuklarını kardeşlerimle bir tutacağım. Onlar hekimliği öğrenmek isterlerse, kendilerine ücretsiz ve karşılıksız olarak öğreteceğim. Kuralları, sözlü dersleri ve öğretimin öteki bilgilerini, oğullarıma, hocamın oğullarına, tıp yasasına uygun antla ve yükümlenmeyle bağımlı öğrencilere öğreteceğim. Başka hiç kimseye öğretmeyeceğim. Hastaların bakımını, aklımın ve gücümün yettiğince, onların yararına olarak yöneteceğim. Tüm kötülüklerden ve haksızlıklardan kaçınacağım. Benden istenmiş olsa bile kimseye zehir vermeyeceğim ve böyle bir telkinde de bulunmayacağım. Hiçbir kadına düşük ilacı vermeyeceğim. Yaşamımı dürüst ve temiz geçireceğim; sanatımı böyle yapacağım. Mesane taşı ameliyatını yapmayacağım; ameliyatını bu işle uğraşana bırakacağım. Hangi eve girersem gireyim, her türlü kötülükten kaçınacağım. İster özgür, ister köle olsun erkek ve kadınların bedenlerine kötülük yapmaktan sakınacağım. Her eve hastaya iyilik amacıyla gireceğim. Sanatımı yaparken, gördüklerimi ve işittiklerimi,
sır saklamayı bir görev sayarak, kimseye söylemeyeceğim. Bu andımı yerine getirdiğim takdirde, yaşamımda ve mesleğimde mutlu ve yararlı olmak, insanlar arasında saygı görmek Tanrıların bana lütfü olsun. Bu andıma bağlı  kalmazsam dileğimin aksi olsun.”

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here