Eski Çağ Uygarlıkları Sanat ve Mimarisi

1
Evrenin tarihi yaklaşık 10 milyar yıl
Dünya: 4,5 milyar yıl = Nebula Teorisi ( Nebulyum , Helyum ve Hidrojen)
Önce Madenler
340 Milyon yıl denizde bitkiler
310 milyon yıl ilk balıklar
300 milyon yıl Amphıbıeler = kıyılara çıkar
200 minyon yıl : kurbağa , kaplumbağa , timsah
30 milyon yıl : Hominoid = İnsana yakın maymun türü
Hominid = insanımsılar.
Homo Erectus = Dik duran İnsan Homa Sapiensin atası
Homo Sapiens = Düşünen insan Modern İnsanın atası

 

PALEOLİTİK DÖNEM (YONTMA VEYA ESKİ TAŞ ÇAĞI)

Bu çağ günümüzden 2 milyon yıl önce başlamış ve 10.000 yıl önce son bulmuştur. Ancak verilen bu tarihlerin doğruluğu konusunda net bilgiler bulunmamaktadır. İnsanlık tarihinin %99’luk gibi çok büyük bir kısmını kapsayan bu çağ, aynı zamanda ilk insan atalarının ortaya çıkışı ve ilk aletlerin üretimi yoluyla insanlaşma sürecine girişi temsil etmesiyle de söz konusu tarihin gelişimi içinde çok önemli bir yer  tutmaktadır. Paleolitik Dönem kendi içerisinde 3 döneme ayrılmaktadır. Bunlar (Alt Paleolitik Dönem, Orta Paleolitik Dönem ve Üst Paleolitik Dönem’dir)

Alt Paleolitik Dönem

  • Günümüzden  yaklaşık 2,5 milyon yıl ile 200 bin yıl öncesini kapsamaktadır.
  • Taşları daha sert  taşlarla şekillendirerek veya çevrelerinde bulunan ve kendiliğinden sert olan bazı taşlara farklı rötuşlar yaparak delici ve kesici aletler haline getirmişlerdir.
  • Bu dönemde erkek avcı, kadın toplayıcıdır.
  • Bu dönemde ölen yakınlarını mezarlara yiyecekler ile gömmüşlerdir. Bu durumda bize öldükten sonra yaşam inancının o dönemde var olduğunun kanıtıdır.
  • Bu döneme ait kalıntıların Anadolu’da bulunduğu yerler ise; Antalya/Beldibi Mağarası, Karain Mağarası ve İstanbul/Yarımburgaz Mağarası’dır.

Orta Paleolitik Dönem

  • Günümüzden yaklaşık 200 bin ila 40 bin yıl öncesi yaşanmıştır.
  • Bu dönemin insanları Homo Neanderthaller’dir.
  • Bu dönemde çıkan buluntular sayesinde biz akrabalık ilişkilerinin kuvvetli olduğunu ve bir toplumsal yaşamın bulunduğunu biliyoruz. Aile bireylerinden uzuvları eksik olanlara baktıklarından dolayı bu tür sonuçları çıkartıyoruz. Ayrıca yine Alt Paleolitik’teki gibi ölülerini gömüyorlar.
  • Silahlar yapıyorlar ve ateşi kullanıyorlar.
  • Bu dönemin en önemli özelliklerinden biri ise Alt Paleolitik’te bulunan ve çok düzenli olmayan yonga taşları daha sistematik şekilde hizaya soktuklarıdır. Uç kısımlarına doğru bu gibi aletleri sivrileştirerek daha delici materyaller ortaya çıkartıyorlar.
  • Ayrıca bu dönemde yaşamış olan Homa Neanderhal’ler bu gibi küçük aletlerle “mamut, gergedan, geyik “ gibi büyük hayvanlar avlayabiliyorlar. Bu da gösteriyor ki o dönemde aletler dışında avcılıkla alakalı belli yeteneklerin ve stratejilerin uygulandığı konusu.
  • Bu dönemde inançlarla alakalı bir takım belirtiler de ortaya çıkıyor.

Üst Paleolitik Çağ

  • Günümüzden yaklaşık 40 bin ila 12 bin yıl önceki dönemdir.
  • Bu dönemde Homo Neanderthal’ler tarih sahnesinden çekilecek ve onların yerini modern insanın atası olan Homo Sapiens’ler alacaktır. Homo Sapiens grubu daha becerikli ve aktüel olan insan topluluğudur.
  • Havalar artık hissedilir derecede soğuyacak ve kuru hale gelecektir.
  • Bu devirde yontma taş işliği de artık üst seviyelere ulaşacaktır.
  • Üst Paleolitik’te en önemli olaylardan birisi de artık insanların yavaş yavaş belirli sanat eserleri ortaya koymalarıdır.
  • Bu dönemde havanın hissedilir soğuması ile mağaralara sığınmak durumunda kalan insanlar mağara yüzeylerine resimler, kabartmalar, gravürler yapmışlardır. Bu durumda  Paleolitik Sanatın, Sanat Tarihi içinde oynadığı rolü ortaya koymaktadır.
  • Bu dönemde küçük süs eşyaları da yapılmaya başlamıştır. Kemik, kavkı ve çeşitli hayvan dişlerinden süs eşyaları yapılmıştır.
  • Ayrıca bu dönemde insanlar ölülerini de sistematik bir biçimde gömmeye başlamışlardır.

 İlk İnsanların Evleri

Bu dönemdeki yapılar korunmaya çok müsait olamadığından bunları günümüzde bulma şansımız çok düşüktür. Fransa’da Terra Amata’da 300.000 yıllık bir kulübenin keşfedilmesi inanılmaz bir şans denebilir. Yapıda bulunan kazık değnekleri bunun çalı çırpıdan yapılmış olduğunu, dıştan taşlarla çevrelendiğini ve çatının daha kalın dikmelerle alttan desteklendiğini gösterir. Kulübe terk edildiğinde çökmüş, fakat insanlar buraya geldiklerinde yeniden inşa etmişlerdir. Bu yapıda saptanan yapı malzemeleri ise (ahşap dikmeler, dal, yosun, post, mamut kemikleri, balçık) gibi doğada bulunan malzemeler.

Bu dönemde bazı dinsel belirtilerinde olduğuna değinmiştik. Bunlardan en önemlileri ”VENÜS” ismini verdiğimiz objelerdir. Bu Venüs figürleri bereketi simgeleyen toprak tanrıçası fikrinde birleşen  ve ortak noktaları genelde stilize bir eşkenar dörtgen forma uymaları, karın, kalça, göğüs, uyluk ve vulva gerçekçi kaygılarla ve abartılarak betimlenmiş olmasıdır. Baş genelde oransız, küçük veya detaysız şekilde betimlenir. Kadınların bazıları hamile şekilde de betimlenmiştir bereketi simgelemesinden dolayı. Sabun taşı, kalsit, kireç taşı, fil dişi gibi malzemelerden yapılmışlardır.

Bu dönemde en çok fikir edindiğimiz ve buluntularına rastladığımız diğer bir gerçeklikte mağaralardır. İnsanların Üst Paleolitikte mağaralara çekilmesi buralarda bir çok sanat eserinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Mağaralarda birden fazla duvar resimleri de bu sanatsal eserlerin başında gelen bulgulardandır. Bu resimlerin hangi amaçlarla yapıldıkları bilinmemekle beraber bazı fikirler ortaya atılmıştır. Araştırmacı Henry Breuil bu tür hayvan betimlemelerinin bir tür av büyüsü amacıyla yapıldığını iddia etmektedir. Bu dönemde insanların ava çıkmadan önce bu resimlerin yapıldığı alanlara gelerek bazı ayinler yaptıkları, hatta kendilerince dua ettiklerini ve bu sayede çıkacakları avın daha bereketli olacaklarına inandıklarını söylemektedir. Bazı araştırmacı bilim adamları ise bu resimlerin simgesel anlamdan yapıldığını iddia etmektedir. Yani insanların düşünce dünyalarını ele alarak, resimlerin doğrudan bu hayvanları değil , bu hayvanların çağrıştırdığı düşünceleri temsil ettiğini savunmuştur.

Şimdi gelin bulgularla ve sanat eserleriyle dolu bu mağaralardan birkaç tanesine değinelim.

Altamira Mağarası

M.Ö. 16000-9000 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen resimler Kuzey İspanya dağlarındaki mağaraların iç kısımlarında yer aldığı için su ve rüzgarın yıkıcı etkilerine maruz kalmamış ve çok bir  değişiklik geçirmeyerek günümüze gelmiştir. Duvar resimlerinin yanı sıra bir çok araç gereç,yemek kalıntıları,ocaklar bulunmuştur. Bunların bulunması burada bir yerleşik hayatında varlığına işarettir.  Bir çok hayvan betimlemesi yer alan mağara da en çok bizon ve yaban öküzünün resmedilmesi avcılıkta bu hayvanların önemli bir konumda olduğunun kanıtıdır. Ayrıca bu mağara da insanoğlu ilk defa doğadan boya elde etmiş ve bunu mağara duvarlarında uygulamıştır.  Bu resimleri yaparken de gölge, açıklık, koyuluk gibi bazı ayrıntılara dikkat etmeleri de o dönem insanların mağara sanatını üst düzeye çıkarmıştır.

Lascaux Mağarası

Fransa ‘da bulunan bu mağara tesadüfen  1940 yılında 4 çocuk tarafından keşfedilmiştir. Oyun oynayan bu 4 çocuk yaşlı bir ağacın köklerindeki delikten içeri girmişlerdir ve bu mağara ile karşılaşmışlardır.

♦ Anadolu’da Paleolitik Çağa bakacak olursak eğer, Anadolu çok yoğun bir araştırma konumu altında olmasa da her 3 dönemi de kapsayacak (Alt Paleolitik, Orta Paleolitik, Üst Paleolitik) mağaraların ortaya çıkması o dönemde de insanların Anadolu’yu ne denli  yoğun bir biçimde iskan ettiklerinin göstergesidir.  Bu döneme ait en önemli mağaralardan birisi Antalya Karain Mağarasıdır.

Karain Mağarası

Burada bulunan buluntular  yalnız Anadolu değil, aynı zamanda Yakın Doğu Paleolitiği içinde önem arz etmektedir.  Son yıllarda Aşağı Fırat Havzasında kazı ve sistemli yüzey araştırmaları ile Karain ve Yarımburgaz mağaralarında yeniden başlatılan kazılarda elde edilen buluntular üzerinde sürdürülmekte olan incelemeler, Anadolu Paleolitik’inin henüz çözümlenmemiş olan stratigrafik ve kronolojik sonuçlarına çözüm aramaya yöneltmiş bulunmaktadır.  Bu mağara da çeşitli taşlardan yapılmış aletler dışında, süs eşyaları gibi kalıntılar da bulunmaktadır.

Yarımburgaz Mağarası

Geçmişi Paleolitik Çağa uzanan Yarımburgaz Mağarası Yakındoğu ve Avrupa’nın da en eski buluntu yerlerinden birisidir. Türkiye’de insanlarla ilgili en eski buluntuları tabakalaşmış olarak vermesi bakımından oldukça önemlidir. 730 bin ile 130 bin yılları arasını kapsayan dönemin ikinci yarısında insanların belirli bir süre burayı barınak olarak kullandıkları anlaşılmıştır. Ayrıca bu mağarada ilginç olan bir başka özellik ise duvarlara çizilmiş olan gemi resimleridir. Bu durum çok eski insanların da denizcilik faaliyetleriyle uğraştıklarını göstermektedir.

 

MEZOLİTİK DÖNEM ( ORTA TAŞ-YONTMA TAŞ)

M.Ö.10.000-8.000 yıllarını kapsamaktadır. Mesos ve lithos’un (orta ve taş)  birleşmesi  ile çağa bu isim verilmiştir. Bu dönem Neolitik Çağa geçişi sağlayan bir ara evre niteliğindedir. Bu dönemin en önemli özelliklerinden birisi havaların giderek ısınması ve insanların mağaralarından çıkmalarıdır. Bu dönem de ayrıca ihtiyaçlar doğrultusunda “mikrolit” adı verilen küçük taş aletler ortaya çıkmıştır. Aletler halen yontularak biçimlenmekte.  Ayrıca bu dönemde orak tarzı biçme aletleri kalıntılarına da rastlamamız biçme işleminin ortaya çıktığını göstermektedir. Bu dönemin diğer bir önemli özelliği de halen avcı ve toplayıcı olan bu insanların avcılıkta kullanmak için köpekleri evcilleştirmeleridir.  Mezolitik dönem kalıntılarına ise Rusya, Avrupa, Doğu İspanya, Anadolu ve Mezepotamya da karşılaşmaktayız. Bu dönem de beslenme de çeşitliğe uğramıştır. Öncesinde protein ağırlıklı olan beslenme türü yavaş yavaş bitki üretimi ile o tarafa doğru kaymaya başlamıştır. Bunun yanı sıra ortamın uygun olduğu bazı yerler de balıkçılıkta önem kazanmıştır.  Anadolu da bu döneme ait buluntular bulunan yerler ise Antalya’da Öküzini ve Belbaşı mağaralarıdır. Marmara Bölgesi’nde ise; Ağaçlı, Gümüşdere, Domalı, Akçalı, Şile…

Bu dönemde insanların mağaralardan çıktığını ve mağara dışında sanat faaliyetlerine devam ettiklerini söylemiştik. Hal böyle olunca taşınabilir materyallerden kulsal gibi gördükleri küçük eşyalar yapmaya başlamışlardır. Bunlardan en önemlisi  Şiğir İdolü’dür.

Şiğir İdolü 1894 yılında Rusya  Yekaterinburg’a 100 km uzaklıktaki Şiğir bataklığında bulunmuştur. Heykel ahşap olmasına rağmen günümüze iyi bir şekilde gelebilmiştir. Bunun nedeni ise bataklığın antibakteriyel etkisi sayesindedir. 9500 yaşındadır. 2.8 m uzunluğunda olan bu cismin gözleri,ağzı,burnu gayet açıkça betimlenmiştir.  İdolün alt kısmı ile sembolik anlamlara da gelebilecek zikzak motiflerle doludur.

 NEOLİTİK ÇAĞ (YENİ-CİLALI TAŞ ÇAĞI)

Bu çağ her yerde aynı zaman da ve aynı şekilde gerçekleşmemiştir. Doğu Akdeniz, Kuzey Suriye ve Kuzey Mezopotamya, Güneydoğu Anadolu ile Doğu Anadolu’nun güney kısımlarında M.Ö. 11.000 yıllarından itibaren bu yeni yaşam biçimini geliştirmeye başlamış olsalar da yeni yaşam biçiminin son şeklini alması M.Ö. 6000 yıllarında gerçekleşmiştir. Orta Anadolu ‘da farklı özellikler taşıyan benzer bir sürecin yaşandığı anlaşılmıştır. Kısacası bir yerde Neolitik Çağ yaşanırken başka bir yerde halen Mezolitik  Çağ’ın yaşandığı görülmektedir.

Neolitik Çağ, Çanak Çömleksiz Neolitik ve Çanak Çömlekli Neolitik Çağ olmak üzere ikiye ayrılır. Bu bölünme yalnızca  kap kaçak yapımı gibi yeni bir teknolojinin ortaya çıkmasına bağlı değildir.

Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’da yerleşik yaşam ve bunun gereği yeni bir mimari, köy yaşantısı ortaya çıkmıştır. Beslenmeye tahıllar ve evcilleşme sürecindeki hayvanlar daha fazla katılmaya başlar. Ancak bu dönemde unutulmamalıdır ki halen avcılık ve toplayıcılık devam eder.

Çanak Çömlekli Neolitik Çağ’da ise; çiftliğe dayalı besin üretimi ortaya çıkar. Bununla beraber bu uygulama ekonomik model olarak alınarak yaşamın tüm kademesine de yansır.  Bu nedenle Neolitik Çağ’ın ikiye bölünmesi bu dönemlere verilen adların belirlediğinden daha da önemlidir.

Kısaca Neolitik Çağ’ın getirdiklerine bakacak olursak; Yerleşik hayatın gerçekleşmesi ile tarım, tarım faaliyetleri ile de hayvanların evcilleştirilmesidir. Bu döneme ait önemli yerleşkeler ise “Nevaliçori, Çayönü, Aşıklı Höyük, Çatal Höyük, Göbeklitepe…

Göbeklitepe

Göbeklitepe Neolitik Çağ’dan biraz farklıdır. Çünkü her ne kadar bu çağ için tarihlendirilse de buluntular Neolitik Çağ’dan daha eskilere götürmektedir bizi.

  • 1994’te Alman Arkeolog Klaus Schmidt tarafından bulunan ve uzun süredir kazıları devam eden 12 bin yıllık bir tapınaktır burası. “avcılık ve toplayıcılık ile geçinen göçebe toplulukların tarımı öğrenecek yerleşik yaşama geçtiği” tezine ters düşmektedir. Çünkü o dönem de sadece belirli vasıflar yüklenen insanların bu denli büyük bir tapınak yapmaları beklenemez.
  • Göbeklitepe’de bulunan bu tapınak bu güne kadar bilinen en eski tapınaktır. Bundan öncesinde Malta’da bulunan ve en eski olarak tabir edilen tapınaktan bile daha eskidir. Stonehenge’den 7000 , Mısır Piramitleri’nden ise 7500 yıl daha yaşlı bir tapınaktır.
  • Burada çok sayıda yuvarlak planlı yapı bulunuyor. Bir kısmı tespit edilmiş olsa da halen edilemeyenler de var. 20 kadar tespit edilen yapılardan 6 tanesi gün yüzüne çıkarılmış durumda.
  • Araştırmalara göre bu yapılar yerleşim alanı olarak kullanılmamış.
  • Bu yapılar dini amaçlı olup insanların gelip burada birkaç gün ibadet ve dua edip gittikleri düşünülüyor.
  • Tapınaklar “T” biçiminde sütunlarla çevrilmiş ve yine orta kısımlarına “T” biçimin de 2 tane (boyları 3 ile 6 metre arası değişen) sütunlar koyulmuştur.
  • Ortada bulunan sütunların stilize edilmiş insan tasvirleri olduğu düşünülmektedir. Bunun nedeni ise bu sütunlar üzerinde bulunan el ve kol betimlemeleridir.
  • Ayrıca bu sütunlar üzerine işlenmiş hayvan tasvirleri ve soyut sembollerde bulunmaktadır.

Kabartma olarak yapılan hayvanlar da vardır.

  • Sütunların ağırlığı ise 40-60 ton arasında değişmektedir.
  • Bu tapınakta bizi hayrete düşüren olay ise bu denli küçük görülen ve “sadece avcılık toplayıcılık yapar, halen çanak ve çömlek yapmayı bilmiyor” dediğimiz insanoğlunun bu devasa sütunları nasıl oraya taşıdıkları ve nasıl bu kadar gerçekçi üslupta kabartma yapmayı öğrendikleridir.

Nevali Çori

  • Şanlıurfa ilinin Hilvan ilçesine bağlı Güluşağı mahallesinin hemen kuzeybatısında bulunan bir höyüktür.
  • Bu höyükte yukarıdan aşağıya yapı katları tespit edilmiştir. “Roma İmparatorluğu, Erken Tunç Çağı, Bakır Çağı (Halaf) ve Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ.”
  • Dikilitaş Binası olarak da adlandırılan yapı kazılarda ortaya çıkarılan 29 yapı içinde kare plan gösteren tek yapıdır.
  • 14X14 metre boyutlarındadır.

Çayönü

  • 7300-6750 arası tarihlendirilir.
  • Diyarbakır Ergani yakınlarındadır.
  • 3 yapı katı tespit edilmiştir.
  • Besin üretimine yönelik gelişmiş bir toplumsal yapısı vardır.
  • Basit barınaklardan öte burada planlanmış ve tasarlanmış konutların bulunması önemli özelliklerindendir.
  • Bu yapılar ızgara planlı ve hücre tipi yapılar olmak üzere iki tiptedir.
  • Bu tipteki yapılarda altta hava akımının geçeceğini bile hesap ederek rutubetin önlenmesi bile sağlamışlardır.
  • Dünyanın ilk kenti diyebileceğimiz bir konumda olan yerdir burası.
  • Meydanda büyük, meydandan uzaklaştıkça küçük evlerin görülmesi, ekonomik statüye bağlı olarak yapılan ayrımı göstermektedir.
  • Maden işçiliğinin de en güzel örneklerini görebileceğimiz yerlerdendir.
  • Ata kültüne inanılan bölgede ölen aile üyelerinin başları gövdeden ayrılıp boyanarak evlerde saklanmıştır. Erken yıllarda evlere gömülen aile üyeleri sonrasında şehrin dışında belirli bir iskan yerinde defnedilmiştir.
  • Toplumsal işlevi olan mimari yapıları da bu dönemde görmeye başlıyoruz “tapınak, ambar, depo.
  • İlk mozaik örnekleri de burada görülüyor.

Aşıklı Höyük

  • İ.Ö 7000’in ilk yarısı.
  • Burada da evler belli bir sistematik planla şekilleniyor.
  • Genelde dikdörtgen oluyor ve zaman zaman sarı boyalı çamurla sıvanıp, süslü kerpiçlerle duvarları şekillendiriyorlar.
  • Bu dönemde de yine hayvanlar evcilleştiriyor ve onlar ile besleniliyor.
  • Volkanik bölge olması nedeniyle obsidyen fazlaca bulunuyor ayrıca ticaret gelişmiş düzeyde.
  • Bu bölgeyle alakalı en çarpıcı özellik, 2 ayrı kafatasının tespit edilmesi.
  • Bu kafa taslarında ilginç olan özellik ise ameliyat izleri. 20-25 yaşları civarındaki genç bir kadının kafatasında ameliyat izlerine rastlanıyor. Cerrahi bir operasyon sonucu açıldığı tespit edilen bu kadının kafatası açıldıktan sonra bir hafta kadar hayatta kaldığı da araştırmalar sonucu kanıtlanmıştır.
  • Başka bir kafatasın da ise çene kemiğinde çok ustaca yapılmış otopsi izleri belirlenmiştir. Anadolu’nun ilk beyin ameliyatı olarak kabul edilen bu genç kadının kafatası şu anda Aksaray Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Çatalhöyük

  • Konya/Çumra’da bulunan bu yerleşke  İ.Ö. 6250-5300 yıllarına tarihlenmektedir.
  • Neolitik Dönemi karakterize eden en önemli yerleşkelerden biridir.
  • Doğu- Batı olmak üzere iki yerleşim yeri tespit edilmiştir.
  • Erken tabaka doğuda bulunan tabakadır ve kesintisiz 14 yapı katı, binden fazla konut, 5-6 bin nüfus bulunmaktadır.
  • Tek katlı düz damlı konutlar, taş temek üzerinde ahşap destekli kerpiç duvarlarla bitişik olarak inşa edilmiştir.
  • Konutlar mahalleler oluşturacak şekilde kümelenmiştir.
  • Sokak anlayışı bulunmamakla beraber konutların önlerinde büyük avlular vardır.
  • Konutlara giriş ve çıkışın damlardan olduğu düşünülmektedir. Bu her ne kadar olanaksız bulunsa da etrafında bir giriş boşluğu bulunmamaktadır yapıların.
  • Evlere kutsal odalar (kült) tayin edilmiştir. Bu odalar da ise boğa başları ve yine ana tanrıca formunda figürler bulunmaktadır.
  • Evlerin duvarlarına mağara resmi geleneklerini sürdüren kutsal hayvanlar da betimlenmiştir.
  • Burada bulunan en ilginç duvar resmi ise yeni patlamış olan bir yanardağın resmedilmesidir. Bu ilk peyzaj resmidir. Ayrıca resmedilen yer ise Hasan Dağı’dır.

KALKOLİTİK ÇAĞ (TAŞ VE MADEN ÇAĞI)

M.Ö. 5500-3000 arası tarihlendiriliyor ve üç dönemde inceleniyor. Erken Kalkolitik(5500-4500), Orta Kalkolitik(4500-4000) ve Geç Kalkolitik(4000-3000).

İlk bahar mevsimi ve aletlerin ortaya çıktığı dönem. Taş aletler ise halen devam etmekte. Bu dönemde önemli merkezlerden bazıları ise (Hacılar, Beyce Sultan, Pazarlı…) Devlet kavramı bu dönemde atılıyor. Neolitik Dönemde ki gibi çanak çömlekler yapılıyor fakat bu dönemde bakır da bulunuyor ve kalayla beraber bunlar da kullanılıyor. Bu dönem de ayrıca şehirlerin dış kısımları surlar ile çevrelenmeye başlıyor. Kalkolitik dönem ile bireysel mülkiyetçiliğin arttığını da görüyoruz. Bunu kazılarda ortaya çıkan çok sayıdaki mühürlerden anlamak mümkün. Bu dönemde sınıfsal farklılığın yanı sıra savaşlarda başlıyor. Artık belli topluluklar arasında bazı savaşlar yapılıyor.  İnsanlar zenginleşiyor (bakır+kalay) birleştirerek tunç yapmayı öğreniyorlar.  Bu dönemde yeni mimari bir anlayışta (megaron)  ortaya çıkıyor. Ölülerini gömme alışkanlıkları değişiyor.

Hacılar

  • Burdur’un 35 km güneybatısında 5700-5600 yıllarına tarihlenmektedir.
  • 1957-60 yılları arasında J.Mellaart başkanlığında Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazılmıştır.
  • Daha sonra 1985-86 yıllarında İstanbul Üniversitesi adına Prof. Dr. Gülsün  Umurtak’ın  da katıldığı sınırlı ölçüde kazılar yapılmıştır.
  • Höyükte üç ana kültür dönemi saptanmıştır.
  • Hacılar da bulunan evler Çatalhöyük’te bulunan evlerden çok daha büyük olarak inşa edilmiştir.
  • Taş temel üzerine kerpiç bloklarla yapılmıştır.
  • Duvarlar üzerine açılan geniş kapılar ise türünün ilk örneğidir. Ocağında bulunduğu mutfak kısmı evin dışarısındadır. Bununla beraber olabilecek herhangi bir felaketi önlemek amaçlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

Vahide Köseoğlu

Her insanın hayal dünyası vardır elbette...
Kimi akşam yapacağı şeyler hakkında kısa hayaller kurar,kimi uzun vadeli hayat serüveni hakkında...
İşte ben de o hayalperest kişilerden biriyim
Hayal kurmayı seven ama yazmayı pek bilmeyen biri☺️
Vahide Köseoğlu
Share

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here