Emeklilik Planlaması Hakkında Herşey

0
Emeklilik Planlaması Hakkında Herşey

EMEKLİLİK PLANLAMASI (ARTAN YAŞAM ÖMRÜ VE GENEL SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARI)

GİRİŞ

I- EMEKLİLİK SİSTEMİ ve ORTALAMA YAŞAM ÖMRÜNÜN ARTMASI KONUSUNUN KAVRAMSAL VE TEORİK ÇERÇEVESİ

Bireylerin yaşları ilerledikçe çalışma kapasitesi ve iş gücü azalmaktadır. İlerleyen dönemdeki yani çalışamayacak duruma geldikleri dönemleride kaliteli yaşam standartları çerçevesinde sürdürebilmek adına; gelir kaynaklarını kaybetmesi durumunda kazanmış oldukları haklar bütününe emeklilik denir. Emeklilik hayatı için bireyin ömrü hayatı boyunca belli bir süre çalışma hayatı olmalıdır. Yani memur, işçi ya da bağımsız hizmet veren çalışan herhangi bir sektörde belli bir süreç boyunca hizmet vermiş olmalıdır. Belirlenen emeklilik sistemi doğrultusunda, toplumun genel yaşam kalite standartarı değişir. Yaşam standartları, ortalama yaşam ömrünü etkiler. Ortalama yaşam ömrü ile ise bir ülkenin gelişmişlik düzeyi hakında ön izlenimlerde bulunulabilir. Bu sonuçlar doğrultusnda bir ülkenin emeklilik sisteminin gelişmişliği, düzeyi ve kalite standartları o toplumun gelişmişlik düzeyi ile yakından ilgilidir. Günümüzde meydana gelen teknolojik gelişmeler ile insanoğlunun ortalama yaşı artış göstermekte, değişen ve gelişen koşullar sebebiyle ise ortalama nüfus artmaktadır. Bütün bu demografik gelişmeler sonucunda toplumun hayat standartlarını korumak adına yeni sistemler ve reformlar düşünülmekte.

II- TÜRKİYE’DE EMEKLİLİK SİSTEMİ VE ARTAN YAŞAM ÖMRÜ

Devletin; bireyin iş hayatı, çalışma koşulları, yaşı, cinsiyeti ve çalıştığı sektör doğrultusunda kanunlar yardımıyla kararlaştırılmış doğrudan bir emeklilik sitemi vardır. Buna ek olarak, profosyonel girişimciler tarafından yönetilen şirketler ve bankalar aracılığıyla birey-kuruluş arasında imzalanmış antlaşma ve hazırlanan emeklilik planı doğrultusunda devlet emekliliğine ek gelir olarak, bireyin çalışma hayatı boyunca yaptığı birikimlerden oluşan bir emeklilik maaşı vardır. Bu özel emeklilik siteminde de devlet desteği vardır. Yaşanılan ülkelere göre, bireyin cinsiyetine, yaşına çalıştığı sektöre ve çalışma koşullarına göre emeklilik yaşı ve maaşı değişkenlik gösterebilir. Emeklilik yaşı ve emekli maaşı doğrultusunda ülkelerin gelişmişlik düzeyi hakkında ön izlenimler veren ortalama yaşam ömrü, artan yaşam ömrü gibi kavramlar ortaya çıkar. Ortalama yaşam ömrünün belli bir artış sergilemesinin sebebi; ülkede sağlık sektörünün devamlı olarak gelişme göstermesi, sağlık alanındaki gelişmelerin yakından takip edilmesi, ve bu konularda toplumu bilinçlendirme çalışmaları yapılmasıdır. Yani demografik gelişmeler ve reformlar söz konusudur.

SONUÇ

I- EMEKLİLİK SİSTEMİNİN KAVRAMSAL VE TEORİK ÇERÇEVESİ

1.Emeklilik Nedir?

İnsanların zaman içerisinde çalışma güçlerini yitirince çalışma hayatlarından ayrılarak gelir kaynaklarını kaybetmesi durumunda kazanmış bulundukları haktır. Emeklilik sayesinde belli bir süre çalışmış olan memur, işçi ya da bağımsız hizmet veren çalışanlar karşılığı olmaksızın yasaların sunduğu haklardan yararlanarak aylık almaya başlar. Emeklilik de yaşama hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı gibi sosyal haklarımız arasında yer alır.

1.1. Genel Bilgi

19. yüzyıla kadar insanlar birçok sosyal hak gibi emeklilik ve emekliliğe bağlı aylık alma hakkından yararlanamıyordu. 19. yüzyılın sonlarına doğru sosyal haklarımızın gelişmeye başlaması sonucunda emeklilik hakkının kullanılması da gündeme getirildi. Sosyal anlamda önemli bir reform olan Emeklilik hakkı, gerek insanların çalışma hayatları sonrasındaki ömürleri gerek aldıkları hizmetler ile yaşam kalitesini arttırmayı sağlar. Yaşam kalitesinin artması giderek artan bir yaşam ömrü demektir. Bu ise daha sağlıklı, daha refah seviyesinde ve daha güçlü bir toplum oluşturmak demektir. Günümüzde birçok gelişmiş ülkede, insanların ilerleyen yaşlarda çalışma olanaklarının ve iş gücünün azalacağı göz önünde bulundurularak emeklilik sistemi uygulanır. Bunun için ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre, toplum yapısı ve yaşam kalite standartları göz önünde bulundurularak farklı sosyal güvenlik sitemleri geliştirilmiştir. Emekli aylıkları çalışanlardan kesilen primler ile ödenebileceği gibi tamamen devlet tarfından da karşılanabilir. Bu durum bireyin çalıştığı sektör, devlet sistemi ve devletin içinde bulunduğu sosyal devlet olma statüsüne göre değişir. Bunca gelişme içerisinde hala dünyada gelişmekte olan ülkelerde işgücünden ayrılan bireylerin geçimini sağlamakta güçlük çektiği ve yeniden çalışmaya ihtiyacı olduğu yani ek bir gelire ihtiyaç duyduğu saptanmıştır. Emeklilik yaşı da emekli aylığı gibi, ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerine, devletin sosyal hükümet kavramını benimseme şekline kısaca ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre göre değişkenlikler gösterebilir. Genellikle 55-70 arası değişen emeklilik yaş aralığı, cinsiyete ya da çalışılan sektöre göre de farklılıklar gösterir. Örneğin; ağır koşullar altında çalışılan bir sektörde emeklilik yaşı daha erken dönemlerde olabilir.

Zaman içinde değişen teknolojik gelişmeler yaşam kalitesini arttırırken aynı zamanda sabit standart değerleri de arttırır bu durum ise gelir ihtiyacındaki artışa sebep olur. Çok gelişmiş ülkelerde bile emekli aylığının yetmediği durumlar ortaya çıkabilir. İşte o zaman bireyler yeni bir işe yani ek gelire ihtiyaç duyabilir. Bazı ülkeler yine bu problemleri sosyal devlet politikasının imkanları ve kararları doğrultusunda giderir. Bireysel emeklilik sistemi: Bireylerin emeklilik dönemlerinde daha rahat yaşayabilmeleri, gelir elde ettikleri dönemdeki hayat standartlarını emeklilik dönemlerinde de koruyabilmeleri ve ihtiyaç duyacakları ek harcamalar hususunda mevcut kamu sosyal güvenlik sistemlerine tamamlayıcı olarak oluşturulan bir emeklilik sistemidir.

Devlet Emeklilik Sistemleri

Bireysel emeklilikte devlet katkısı

Türkiye deki emeklilik sistemleri ve sosyal devlet olma politikaları göz önüne alındığında devlet gözetiminde oluşturulan emeklilik sistemlerinin avantajaları göze çarpsa da zaman içerisinde değişen ekonomik koşullar nedeniyle bazı yetersizlikler söz konusudur. Devlet güvencesi ve gözetiminde bulunan şirket özel bir kuruluş olarak nitelendirilmektedir. Profesyonel olarak yönetilen yatırım fonlarına kolay erişim imkanı sağlanır. 1 Ocak 2013 tarihinde bireysel emeklilik sistemi için yeni bir dönem başladı ve sisteme devlet desteği için katkı payı eklendi. Bireysel emeklilik sistemine katılan ve düzenli olarak katkı payı ödemesinde bulunan her bireye devlet tarafından %25 lik dilimde bir devlet katkı payı sağlanır. Uzun bir süreçten oluşan emeklilik öncesi dönemde yapılan katkı payı ödemeleri, yatırımların gelirleri ve bileşik faizlerin etkisiyle oluşturulan birikimler emeklilik döneminde bireyler için önemli bir gelir kaynağı haline gelir. Bireysel emeklilik sistemi geleceğiniz için %25 lik devlet desteği ile daha avantajlı bir birikim halini alır. Sisteme yatırdığınız her 100 ₺ için 25 ₺ katkıda bulunulması sonucunda size 125 ₺ lik bir yatırım kalıyor. Bu da emeklilik hayallerinizi daha kolay gerçekleştirmenizi ve daha iyi bir birikim yapmanızı sağlar. Bu birikime eklenen fon getirileri de düşünüldüğünde devlet destekli ve bireyin geleceğini düşünen bir emeklilik sistemi olduğunu gözlemleriz. Bir katılımcıya ödenebilecek devlet katkısı, yıllık brüt asgari ücretin %25’i ile sınırlıdır.

Devlet katkı payından yararlanabilme;

Bu katkı payından yararlanabilmek için bireysel emeklilik sisteminde katkı payı ödeyerek 18 yaşını doldurmuş olup Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak yeterlidir, kişi tarafından yapılması gereken bir işlem bulunmamaktadır. Bu katkı payı devlet tarafından direkt olarak kişinin bireysel emeklilik hesabına hiç bir beyana gerek duymadan yatırmaktadır.  Cumhuriyetin ilk yıllarında da çok sayıda emeklilik ve yardımlaşma sandıklarının kuruluşunu öngören kanunlar çıkarıldı. Bu demek oluyor ki Cumhuriyetin kuruluşundan bu zamana kadar olan süreçteki yapılan emeklilik ve sosyal yardımlaşma sistemlerinde her daim devlet desteğine ve devletin çatısı altında yapılan düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur.

SGK (SOSYAL GÜVENLİK KURUMU) 

SGK, sosyal sigortacılık ilkelerine dayalı, kolay erişilebilir ve mali açıdan sürdürülebilir sosyal güvenlik sistemini yürütmeyi amaçlar. Gerçek ve tüzel kişilere hizmet verir. Bireyin hak ve sorumluluklarını yerine getirmesini kolaylaştırır ve gerekli bilgilendirmeleri yapmakla yükümlüdür.  SGK, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı bir kurumdur.  SGK, 16 Mayıs 2006 tarihinde kabul edilen 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu çerçevesinde kurulan bir kamu kurumudur. Eski sosyal güvenlik kurumları olan Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı kurumları birleştirilerek “SGK” adı altında yeniden yapılandırılmıştır.1  2006 yılındaki reformla SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’nın tek çatı altında birleştirilmesi, dünya sosyal güvenlik tarihinin “en önemli ve en büyük sağlık reformu” olarak gösteriliyor. Devlet Sigorta/Emeklilik sistemlerinin temelini oluşturan bu kuruluşun temel amacı bireylerin statü ve konum farketmeksizin geleceklerini güvence altına almaktır.

– SSK, işçilerin sosyal güvencesini;

– Bağ-Kur, kendi işlerini kuran ve kendi namına iş yapanları sosyal güvencesini;

– Emekli Sandığı da memurların sosyal güvencesini oluşturmaktaydı.

SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı gibi sosyal devlet politikası sonucu doğmuş üç mühim kuruluşu da bünyesinde barındırmaktadır yani aslında bu üç kuruluş tek bir çatı altında toplanmıştır.

1.3. Özel Emeklilik Sistemleri

BES (BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİ)

Yukarıda tanımda da bahsettiğimiz üzere bireyin gelir elde ettiği dönemlerdeki birikimlerini tasarruf elde ederek emeklilik dönemleri için biriktirmesini sağlayan sistemdir. Devlet desteği de eklenen birikimlerin yönetimini portföy şirketler-bankalar yapar. Bireysel Emeklilik Yatırım ve Tasarruf Sistemi Kanunu’nu Türkiye Büyük Millet Meclisi 28 Mart 2001 tarihinde kabul etmiştir. 07 Nisan 2001 tarihinde resmi gazete tarafından yayınlanarak bu tarihin ardından 6 ay sonra yani 07 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 27 Ekim 2003 tarihinde ilk emeklilik planlarının onaylanmasıyla birlikte fiilen başladı. Bireysel emeklilik sistemine, 18 yaş üzerindeki herkesin katılabilmesi mümkündür. Yatırım sistemine bireysel olarak katılabildiğiniz gibi eşiniz ve fiil ehliyetine sahip olan çocuğunuz içinde yatırım yapabilirsiniz. Her katılımcı ayrı ayrı devlet desteğinden yararlanabilir. Sisteme girebilmek için herhangi bir emeklilik şirketi ile bireysel emeklilik sözleşmesi imzalanması yeterli olucaktır. Bireysel emeklilik şirketleri kişiye sistemle alakalı bilgiler verir, bilinçlendirme yapar. Kişinin emeklilik beklentilerine ve kazanç durumuna göre kişiye bir emeklilik planı hazırlar ve bireye teklif verirler. Kişiye şirket tarafından verilen teklif formu dikkatlice okutulur, emeklilik planı için iletilen fonları varsa kesintileri ve katkı paylarını görerek imza atılır ve sisteme giriş sağlanmış olur. Ayrıca bireysel emeklilik sistemine giriş için emeklilik şirketlerinin internet siteleri üzerinden-çağrı merkezlerinden de katılım sağlanabilmektedir. Şirketlerin internet siteleri üzerinden hazırlanan fonlar okunur ve onaylayarak elektronik imza yoluyla sisteme giriş yapılır. Bireysel emeklilik sisteminin en önemli avantajı geleceğiniz için şimdiden yatırım yapmaya başalrsınız ve devlet desteği ile %25 kardasınız demektir. Sistemde kaldığınız süre boyunca yararlanabileceğiniz devlet katkı payı aşağıdaki şekilde değişir. Sistemde kalma süresi %25 Devlet Katkısından Yaralanma Oranı 0-3 yıl 0 3-6 yıl %15 6-10 yıl %35 10 yıldan fazla %60 10 yıldan fazla kalma + 56 yaşı tamamlama %100. Bu katkı payına ek olarak, çalışanın emeklilik hakkını kullanması durumunda, hesabında bulunan birikimi en az 10 yıllık, yıllık gelir sigortası sözleşmesi çerçevesinde almayı tercih eden çalışana, birikiminin % 5’i karşılığında ek devlet katkısı ödemesi yapılır.

**BES’ te emekli olma koşulları ise 56 yaşını doldurmu olmalı, aynı zamanda bir diğer koşul ise sistem içerisnde en az 10 yıllık bir ömrünün olması gerekmektedir. Tabi 10 yıldan önce ya da 56 yaşını doldurmadan sistemden çıkması durumunda birikimleri üzerinden kesinti yapılıyor.

**Bireysel Emeklilik Sistemi, (BES) emeklilikte ek gelir veya toplu para almak isteyenler için oluşturulmuş bir sitemdir. Bireyler veya işverenleri çalışanları adına gönüllü olarak katkıda bulanabilir. Kamu emeklilik sistemine üyelik yerine geçmez yani SGK emekliliğine etki etmez sadece, SGK Emekliliğine ek gelir sunar.

**Emekliliğe hak kazandıktan sonra, yani emeklilik talebiniz gerçekleştiği sırada, tercihiniz-isteğiniz doğrultusunda birikimlerinizi toplu para, aylık, 3 aylık, 6 aylık veya yıllık maaş şeklinde alabilirsiniz. Vefatınız halinde ise birikimleriniz lehtarınıza, lehtar belirtilmemiş ise kanuni mirasçılarınıza ödenir. CITATION ESKİ17 \l 1055

2. Artan Yaşam Ömrü Nedir?

2.1. Genel Bilgi

Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamaları 2020 yılında ve sonrasında 60 yaş ve üstü nüfusun, 5 yaş ve altı nüfusu geçeceğine dikkat çekiyor. Dünyada sağlık alanındaki gelişmeler, aşı-antibiyotik sektöründeki ilerlemeler dahilinde geliştirilen sağlık hizmetleri ile beraber bebek ölüm oranlarını ve erken ölüm oranlarını düşürmüştür. Bu sağlıklı ve daha iyi koşullarda hayata sağlam başlayan bireylerin ilerleyen yaşlarda da daha sağlıklı olmasını beraberinde getiriyor. Veba – verem – kanser gibi kitleleri yok eden hastalıklara çare bulunması da, insan ömrünü uzatan faktörler arasında sayılıyor. Şu anda dünyanın 1/7 si 60 tan daha yaşlı iken, 2050 yılında 1/5 ‘i 60 yaş üstü olacağından Ortalama yaşam süresi bir atış göstergesi sergilemektedir. Artan yaşam ömrü güzel bir gelişme ve olumlu bir etki profile oluştursa da beraberinde birçok sıkıntı meydana getirir. Uzayan bir ömür artan sağlık problemlerini de beraberinde getiriyor. Alzheimer, demans, kalp krizi, akciğer sorunları ve duyma-görme problemleri gibi rahatsızlıklarda ki artış gelişmekte olan ülke profiline ve sağlıklı toplum durşuna hasar verir. Devlet/gönüllü sağlık kuruluşlarınca yapılan ve büyük bir önem taşıyan sigara kullanımı, spor ve sağlıklı beslenme konularında yapılan bilgilendirme çalışmaları toplumda bilinç artışını sağlamıştır.

Geliştirilmekte olan Sosyal Devlet politikalarınca, ülkemizde artan yaş ortalaması ile yaşlı bakımı yapan aile fertlerine maaş bağlanması, kimsesi olmayan yaşlıların bakımlarının devlet tarafından üstlenilmesi ve evde bakım hizmetlerinin yaygınlaşması, ileri yaş grubunun daha kaliteli bir hayat sürmesine olanak tanıyor.

”İNSAN 120 YIL YAŞAYABİLME ÖZELLİĞİNE SAHİPTİR”

İnsanın genetik yapısı gereği 120 yıl yaşayabilme özelliğine sahip olduğunu bildiren Prof. Dr. Akın, şöyle devam etti: ”Bu çevresel koşulları biz ne kadar olumlu hale getirebilirsek, genetik yapısı gereği, yani maksimum ömür potansiyeli gereği her insan ortalama 120 yıl yaşayabilir. Onun için bu kadar bilgi, teknik ve teknolojik düzeyi yükselmiş insanın çevresini olumlu şekilde düzenlemeye çalışması gerekir. 10
Bütün çaba, insanın sosyoekonomik düzeyini, yaşam koşullarını uygun hale getirmeye çalışmak olmalıdır.” Birleşmiş Milletler Dünya Nüfus Artış beklentileri 2012 yılında toplanmış verilere göre; dünya genelinde gözlemlenen ortalama ömür süresi 2010-2013 döneminde 71 yıl, 2009 yılı için 70.7 yıl olarak hesaplanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde insanların yaşam sürelerinin en düşük olduğu ülkeler: Sierra Leone, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Gine Bissau, Lesotho, Somali, Svaziland, Angola, Çad, Mali, Burundi, Kamerun ve Mozambik’tir. 2011 yılında bu ülkelerden Lesotho, Svaziland ve Mozambik’te, 15-49 yaş grubunda yüzde 10’dan fazla HIV yaygınlığı olduğu tespit edilmiştir. Bu durumun sebebi ise; plansız ve sistemsiz nüfus artışı yüzünden gelişen ekonomik-sağlık vb. geçim sıkıntılarıdır. Bu problemler hızla çoğalan nüfusla birlikte artarken; yeni doğan ölümleri ve erken yaşta ağır hastalıklar yüzünden erken ölümlere sebep olur. Yeni doğan ve genç nüfustaki ölümler nüfusun azalmasına sebep olur. Ülkemizde ise 1960 larda 50,3, 1980 lerde 60,3 olan ortalama ömür şu an 75 civarında. Japonya ve Norveç gibi gelişmiş ülkelerde 85 li ortalamalardan bahsediliyor. Yaşam sigortası eğrileri artık 120 yaş üzerinden hazırlanıyor.

2.2. Ortalama Yaşam Ömrü

Ortalama Yaşam Beklentisi:

Doğuştan hayatta kalma beklentisi bireylerin ortalama kaç yıl yaşayabileceklerini yansıtan bir demografik göstergedir. Bu gösterge, ülkelerin gelişmişlik düzeylerini yansıtması açısından da önemlidir. Doğuşta hayatta kalma beklentisi birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede II.Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomik büyüme, toplumsal sağlık altyapılarının geliştirilmesi, teknoloji ve tıp alanındaki ilerlemelerle hızlı bir biçimde artmıştır. Avrupa Birliği’nde yaşam süresinin en uzun olduğu ülkeler sıralamasında, Akdeniz ülkeleri listenin başında geliyor. Listenin en başında ortalama yaşam süresi 83,2 yıl ile İspanya yer alıyor. AB üyesi 28 ülkenin Ortalama Yaşam süresi 80,6 civarlarındadır. İspanya’dan sonra listenin 2.sırasında yer alan bir başka ülke ise İtalya’dır. Italya’ da ortalama ömür 82,9 yıldır. Listenin alt basamaklarına indiğimizde 82,5 ile Güney Kıbrıs; 82,4 ile Fransa; 82 ile İtalya karşımıza çıkıyor. Dünya üzerinde yaşam süresi, çoğunlukla halk sağlığı, tıbbi bakım ve diyetlere göre ülkeden ülkeye farklılıklar gösterebilir. Ölümlerin nedeni; yoksul ülkelerde çoğunlukla savaş, açlık ve hastalıklardır (AIDS, Sıtma, vb).

Türkiye, AB ortalamasının altında yaşıyor.

TÜİK verileri incelendiğinde çıkarılan sonuçlara göre Türkiye’de Ortalama ömür 78 yıldır. Söz konusu olan sayı AB ortalamasının altında yer alıyor. Ülkemizde ortalama yaşam ömrü erkeklerde 75,3 ve kadınlarda ise 80,7 olarak hesaplanmıştır.

Türkiye’de bilinen veriler doğrultusunda en uzun yaşamış insan ise 125 yıl ile Türk kadın Halim Solmaz’dır.

Bir Üniversite Araştırması

Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji (Yaşlılık Bilimi) Bölümü tarafından sürdürülen araştırmalarda toplanan verilere ve yapılan incelemelere göre, il ve ilçelerde yapılan değerlendirmede Türkiye’de en uzun ömürlülerin Nazilli’de, en kısa ömürlülerin ise Yozgat’ta olduğu ortaya çıkmıştır. -Türkiye’nin en uzun ömürlü ve en sağlıklı insanlarının büyük çoğunlukla yaşadığı il Aydın, ilçenin ise Nazilli olduğu saptanmıştır. 2009 yılı itibariyle her 100 kişiden 23’ü 60 yaş üzerinde, 90 yaş üzerinde ise 161 sağlıklı yaşlı bulunmaktadır. -Aynı araştırmaya göre, TÜİK verilerince göre Yozgat ve çevresinde 65-75 yaş aralığında ölümlere daha sık; 80-90 ve üzeri yaş gruplarda çok yoğun rastlanmadığı saptanmıştır. -Bölgelerin yaşam sürelerine göre yapılan ölçümlerde ise en uzun ömürlülerin Karadeniz Bölgesi’nde, en kısa ömürlülerin Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde olduğu görülmüştür.

En Uzun Yaşanan Ülkeler

1. Andorra 83.51

2. Macau 82.19

3. San Marino 81.71

4. Singapur 81.71

5. Hong Kong 81.59

6. Japonya 81.25

7. İsveç 80.51

8. İsviçre 80.51

9. Avustralya 80.50

10. Guernsey 80.42

11. İzlanda 80.31

12. Kanada 80.22

13. Cayman Islands 80.07

14. İtalya 79.81

15. Gibraltar 79.80

16. Fransa 79.73

17. Monako 79.69

Ortalama Yaşam Ömrü 50 nin Altında Olan Bazı Ülkeler

1. Afghanistan 45.9

2. Angola 38.3

3. Botswana 39.3

4. Burkina Faso 46.7

5. Burundi 46.2

6. Central African Republic 44.0

7. Chad 50.5

8. Congo, Republic of the 47.4

9. Congo, Democratic Republic of the 48.8

10. Ethiopia 45.2

11. Guinea 45.6

12. Guinea-Bissau 49.0

13. Haiti 49.2

14. Kenya 48.0

15. Malawi 37.6

16. Mozambique 37.5

17. Namibia 42.5

18. Niger 41.3

19. Rwanda 39.3

20. Sierra Leone 45.3

21. Somalia 46.2

22. Swaziland 40.4

23. Uganda 42.9

24. Zambia 37.2

25. Zimbabwe 37.8

Afrika ülkeleri listenin en altında yer alıyor:

En az yaşam süresi beklentisine sahip 20 ülkenin 18’i Afrika’da. Lesotho ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde bugün doğan bir çocuğun yaşam 13
süresi 50 yıl. Yani Japonya’da doğan bir çocuktan 34 yıl daha az. Savaş, kuraklık, hukuksuzluk gibi nedenlerle Afganistan 58 yıllık ortalama yaşam süresi ile en alt sıralarda yer alan tek Asya ülkesi.

Kadınlar erkeklerden daha fazla yaşıyor:

Araştırmalar sonucunda toplanan veriler doğrultusunda saptanmış sonuçlardan biriside budur: Kadınlar erkeklere göre daha uzun süre yaşamaktadırlar. 198 ülkenin 195’inde kadınlar erkeklerden ortalama altı yıl daha fazla yaşıyor. Bazı ülkelerde bu fark 11 yıla kadar çıkıyor. Bu ülkelerde erkeklerde yaşam süresinin çok daha düşük olmasında alkolizm ve ağır çalışma koşullarının etkili olduğu görülüyor. Erkeklerin kadınlardan daha uzun yaşadığı sadece üç ülke var: Kongo Cumhuriyeti, Kuveyt ve Moritanya.

Yaşam süresi beklentisi sekiz ülkede düşüş gösterdi.

Sahra altı Afrika’daki bazı ülkelerde yaşam süresi artmış olsa da 1990’dan bu yana ortalama yaşam süresi düşüş gösteren sekiz ülkeden dördü de bu bölgede. En büyük düşüş Lesotho’da oldu. Birleşmiş Milletler tahminlerine göre, bu ülkedeki her dört kişiden birinde AIDS’e neden olan HIV virüsü var. Bu, dünyadaki ikinci en büyük oran. 2016’da Güney Afrika Cumhuriyeti’nde doğan birinin yaşam süresi 62 yıl, yani 25 yıl öncesine kıyasla iki yıl daha az. Bunun en başlıca nedenlerinden biri HIV virüsünün yayılması.

2.3. Tarihsel Değişimi

Ortalama yaşam ömrünün yıllar içindeki değişimi artan bir sonuç sergilemektedir. Aşağıdaki tabloda CITATION ESKİ17 \l 1055 yer alan veriler incelediğinde bu sonuç saptanmıştır. Bu artışın sebebi teknolojinin gelişmesiyle birlikte verilen sağlık hizmetindeki artış, çeşitli hastalıklara karşı bulunan tedavi yöntemleri, virus ve mikroplara karşı bulunan aşı ve ilaçlar… Tüm bu gelişmeler sonucunda hem ortalama yaşam ömrü hem de dünya nüfusunda bir artış gözlemlenmiştir.

YIL ÖMÜR ERKEK KADIN
2015 71,1 68,9 73,4 2014 70,9 68,7 73,1 2013 70,6 68,4 72,9 2012 70,3 68,1 72,6 2011 70,0 67,8 72,3 2010 69,7 67,5 72,0 2009 69,4 67,2 71,6 2008 69,0 66,9 71,2 2007 68,7 66,5 70,9 2009 69,4 67,2 71,6 2008 69,0 66,9 71,2 2007 68,7 66,5 70,9 2006 68,3 66,2 70,5 2005 67,9 65,8 70,1 2004 67,6 65,4 69,8 2003 67,2 65,1 69,4 2002 66,9 64,7 69,1 2001 66,6 64,4 68,8 2000 66,3 64,1 68,5 1999 66,0 63,8 68,3 1998 65,7 63,5 68,0 1997 65,5 63,2 67,8 1996 65,2 63,0 67,6 1995 65,0 62,7 67,4 1994 64,8 62,5 67,2 1993 64,6 62,4 67,0 1992 64,5 62,2 66,8 1991 64,3 62,1 66,6 1990 64,1 61,9 66,4 1989 63,9 61,7 66,2 1988 63,7 61,5 65,9 1987 63,4 61,2 65,7 1986 63,2 61,0 65,4 1985 62,9 60,7 65,1 1984 62,5 60,3 64,8 1983 62,2 60,0 64,5 1982 61,9 59,6 64,1 1981 61,5 59,3 63,8 1980 61,1 59,0 63,4 1979 60,8 58,6 63,0 1978 60,4 58,3 62,6 1977 60,0 58,0 62,1 1976 59,6 57,6 61,7 1975 59,2 57,2 61,2 1974 58,8 56,8 60,8 1973 58,3 56,4 60,3

3. Genel Sosyal Güvenlik Kurumları Hakkında Bilgi

SGK, sosyal güvenlik ihtiyaçlarından dolayı oluşturulmuş bir kuruluştur. İlk olarak 19. yy da Almanya’da gerçekleştirilmiştir. Bir devlet adamı olan Bismarck ve finansmanları tarafından sosyal sigorta sistemi oluşturulmuştur. Daha sonra zamanla farklı ülkelerde, farklı sosyal ve kamu örgütlerinde sık sık duyulmaya başlanmıştır. Insan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde de sosyal güvenlik, temel haklardan biri olarak yer aldı. Türk toplumunda ise yıllardır süre gelen yardımlaşma biçimi devlet desteği adı altında ve resmi olarak ilk kez Osmanlı Devleti’nde Ahilik geleneği ile başladı. Ahilik Osmanlı Devleti’nde resmi olarak yapılan ilk örgütlenmedir. 19. yy da Darülaceze, Darüşşafaka vb. kuruluşlar ile yaygınlaşan sosyal güvenlik ekipleri her manada devlet desteği ve güvencesine ihtiyaç duyar. 1921 Anayasası’nda devletin içinde bulunduğu ekonomik ve milli durumlar gözetilince bu anayasa da bu sosyal hak ve hürriyetlerden bahsedilmemesi normaldir. Bu durum vatanperver halkımız tarafından da yatsınmadı. Yine 1924 Anayası’ nda temel hak ve hürriyetlerden bahsedilmiş; ekonomik ve sosyal hak ve özgürlükler ile siyasi hak ve özgürlüklerden bahsedilmemiştir.

*SGK; Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK’nın birleştirildiği bir kamu kurumudur. Türkiye’deki sosyal güvenlik sistemini sağlayan ve düzenleyen bir kuruluştur. Düzenlemesi ve denetlemesi devlete aittir.

A. BAĞ-KUR

16 Mayıs 2006 tarihinde kabul edilen 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı T.C Sosyal Güvenlik Kurumu’na devri gerçekleşmiştir. Bünyesindeki sigortalı bireylere malüllük, yaşlılık, ölüm ve sağlık sigortası yardımı yapmakta, cenaze masrafları karşılığı toptan ödeme ve sosyal yardım zammı vermektedir. Sigortalılar için hazırlanmış gelir planınca seçilmiş olan gelir basamağı üzerinden % 20 oranında malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortası ve % 12 oranında sağlık sigortası primleri aylık olarak alınmaktadır. Sigortalıdan ilk girişte bir defaya mahsus olmak üzere seçtiği gelir basamağının % 25’i oranında giriş keseneği alınmaktadır.

Tarım kesiminde çalışanların sosyal güvenliklerinin sağlanmasına dönük önemli düzenlemeler yapılmıştır. Bu çalışmalara SGK’ nın çatısı altında da devam edilmiştir.

B. SOSYAL SİGORTALAR KURUMU

16 Mayıs 2006 tarihinde kabul edilen 5502 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı T.C Sosyal Güvenlik Kurumu’na devir edilmiştir. Devri gerçekleştirilmeden önce Türkiye’nin en büyük sosyal güvenlik kuruluşuydu. Ülke nüfusunun yaklaşık %50 sine sigorta ve sağlık hizmeti sunmaktaydı.

İşçi statüsünde çalışanların sosyal güvenlikleri alanında yeni haklar getirilmesini sağlayacak çalışmalar yapmış bir kurumdur.

C. EMEKLİ SANDIĞI

T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu’na devir edilmeden önce Maliye Bakanlığı’na bağlı bir kurum olarak ve Türkiye’de emekli olan memurların sosyal güvencesini sağlamakla yükümlü bir kurum olarak çalışmaktaydı. 16 Mayıs 2006 tarihinde kabul edilen 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu’na devri gerçekleştirildi.

Genellikle kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar bu kapsama alınmışlardır. Ülkemizde çalışan kamu personelleri Emekli Sandığı mensubu olmaktadırlar.

SSK mensupları, 5510 Sayılı Kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının a bendinde sayıldıkları için 5510 sayılı kanunla birlikte artık 4/a olarak anılmaktadır.

BAĞKUR mensupları, 5510 Sayılı Kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının b bendinde sayıldıkları için 5510 sayılı kanunla birlikte artık 4/b olarak anılmaktadır.

EMEKLİ SANDIĞI mensupları, 5510 Sayılı Kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde sayıldıkları için 5510 sayılı kanunla birlikte artık 4/c olarak anılmaktadır.

SGK’ nın Zaman İçerisindeki Tarihsel Gelişimi:

1936 da yürürlüğe giren 3008 sayılı “İş Kanunu”, Türkiye’de ilk kez sosyal sigortaların kuruluşu ve sosyal sigortalara ilişkin temel ilkeler içeren kanun olmuştur ancak İkinci Dünya Savaşı sebebiyle 1945 yılına kadar kurulamamıştır.

27 Haziran 1945 de ve 4772 sayılı “İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu”, sosyal sigorta kolları ile ilgili ilk kanundur. Bu kanun “İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortası” uygulanması başlatılmasını sağlamıştır.

16 Temmuz 1945 de 4792 sayılı “İşçi Sigortaları Kurumu Kanunu” çıkarılmış, kanun 1 Ocak 1946 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, kanunla birlikte “İşçi Sigortaları Kurumu” kurularak, 1945 yılına kadar kurulan çok sayıdaki sandık birleştirilmiştir.

1945 de 4772 sayılı “İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu” çıkarıldı.

1950 de 5417 sayılı “İhtiyarlık Sigortası Kanunu”; 1951 de 5502 sayılı “Hastalık ve Analık Sigortası Kanunu”; 1957 yılında ise 6900 sayılı “Maluliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortası Kanunu” çıkarıldı.

1 Ocak 1950 de, 8 Haziran 1949 tarihinde kabul edilmiş olan 5434 sayılı “Emekli Sandığı Kanunu”, yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun yürürlüğe girmesiyle 11 farklı emeklilik kanunu kaldırıldı. Kanun çerçevesinde “Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü” kuruldu.

“Sosyal güvenlik” ilk kez 1961 Anayasası ile çalışma hayatı ve sosyal politikalara ilişkin anayasal konular arasına dahil edilmiştir.

1961 Anayasası’nda 48. Maddede yer alan “sosyal güvenlik” başlıklı yazı 1982 Anayasası’nda 60. Maddede düzenlenmiştir. Bahsi geçen maddede yer alan “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” ifadesi ile devlete önemli bir sorumluluk yüklenmiştir..

1963-1967 dönemindeki kalkınma planında, ilk kez sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında birleştirilmesi fikrine yer verildi ve devletin sosyal politikası olarak kamuoyuna açıklanmıştır.

1 Mart 1965 de “Sosyal Sigortalar Kanunu” yürürlüğe girdi böylece “İşçi Sigortaları Kurumu”, “Sosyal Sigortalar Kurumu” adını aldı. Ayrıca, işçi statüsünde çalışanlara sosyal güvenlik alanında yeni haklar kazandırıldı.

2 Eylül 1971 tarihinde 1479 sayılı kanunla beraber “Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu (Bağ-Kur)” kuruldu.

10 Eylül 1977 de 2108 sayılı “Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasası”yla köy/mahalle muhtarlarının Bağ-Kur kapsamında zorunlu sigortalı olma koşulu getirildi.

4 Mayıs 1979 tarihli ve 2229 sayılı kanunla herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olmayan Türk vatandaşlarıyla ev kadınlarına Bağ-Kur kapsamında isteğe bağlı sigortalı olma hakkı verildi. Bu sigortalıların da zorunlu sigortalılarla aynı hak ve mükellefiyetlere tabi olması öngörüldü.

2925 sayılı “Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu” ve 2926 sayılı “Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu”1983 yılında kabul edildi ve böylece tarım kesiminde çalışanların sosyal güvenlik koşulları sağlanmış oldu.

Bağ-Kur’a tabi sigortalılara, 1 Ocak 1986 dan itibaren sağlık sigortası yardımları temin edildi.

Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur, 20 Mayıs 2006 da yürürlüğe giren 5502 sayılı kanunla tek çatı altında toplandı. Böylece sigorta hak ve yükümlülükleri eşitlendi, tek bir emeklilik ve sağlık sigortası sistemi kuruldu.

31 Mayıs 2006 tarihinde 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu” kabul edildi.

5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu”1 Ocak 2007 tarihinde yürürlüğe girmesi öngörüldü lakin Anayasa mahkemesi bu kanunda yer alan bazı maddeleri iptal etti.

01 Temmuz 2007 tarihine, sonra 1 Ocak 2008 tarihine ertelendi. 5510 sayılı kanun, 1 Ekim 2008 tarihinde tüm hükümleri ile yürürlüğe girebildi. Bu kanun ile sosyal sigortalar alanında standart sağlandı.  01 Temmuz 2007 tarihi, sonra 1 Ocak 2008 tarihine ertelendi. 5510 sayılı kanun, 1 Ekim 2008 tarihinde tüm hükümleri ile yürürlüğe girebildi. Bu kanun ile birlikte sosyal sigortalar alanında standart sağlandı.

SGK’ nın başlıca amaçları arasında şu üç madde göze çarpar;

1. Sosyal Güvenliğe ilişkin konularda; uluslararası gelişmeleri izleyen Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği yaparak standart koşullarda veya standartların üzerinde kalmak; yabancı ülkelerle yapılacak olan sosyal güvenlik sözleşmelerine ilişkin gerekli çalışmaları yürütmek, usulüne uygun bir şekilde yürürlüğe konulmuş uluslararası anlaşmaları uygulamak.

2. Sosyal Güvenlik alanında, kamu idareleri arasında koordinasyon ve iş birliğini sağlamak.

3. Hizmet sunduğu gerçek ve tüzel kişileri hak ve yükümlülükleri konusunda bilgilendirmek, haklarının kullanılmasını ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesini kolaylaştırmak.

TÜRKİYE’DE EMEKLİLİK VE ARTAN YAŞAM ÖMRÜ

1. Türkiye’de Sosyal Güvenlik Sistemi ve Özel Emeklilik Sistemi, OECD ile Karşılaştırmalı

-Türkiye deki Emeklilik Sistemleri/OECD Karşılaştırmalı

Çeşitli Ülkelerde Uygulanan Emeklilik Yaşı[ CITATION BANGER18 \l 1055 ]

Ülke E. Yaşı Kadın/Erkek

Almanya 65 65

Belçika 60 65

Danimarka 67 67

Portekiz 62 65

İtalya 55 60

Yunanistan 60 65

Çin 55 60

Suriye 60 60

Libya 65 65

Fas 60 60

Ruanda 55 55

Tunus 60 60

Zaire 60 62

Türkiye, OECD’nin en genç nüfusa sahip olmasına rağmen yaşlanan nüfusun yarattığı emeklilik giderlerinin baskısı altındaki OECD ülkelerinin problemlerini şimdiden fazlasıyla yaşamaktadır. Erken emeklilik uygulaması sebebiyle ülkemizde emeklilikte geçirilen süre uzundur. OECD ülkelerinin büyük bir kısmında emekliliğe hak kazanma yaşı bir dönem 65 idi , 1999 yılındaki reform sonrası yaş kademeli geçişe tabi olduğundan bugün için bile ülkemizde ortalama emeklilik yaşı 50’nin altındadır.

• Bir çok ülkede çalışma hayatı (20-25 yaş ile 65 yaş arasındaki dönem) olup çalışanlar bu sürenin neredeyse tamamında prim ödemekle geçiriyor. Ülkemizde de reformla birlikte bu sürenin mevcut SSK sigortalıları için de 25 yıla çıkarılması önerilmiştir. Getirilen kademeli geçiş neticesinde bu kural ancak 2026 yılında işe girenler için tamamen uygulanabilir olacaktır. • OECD ülkeleri arasında en yüksek aylık bağlama oranı olan ülke Türkiye’dir. Tüm çalışma dönemindekilerine göre, OECD ülkelerinin net emekli aylığının net ücrete oranının ortalaması % 68,7’dir. Türkiye’de bu oran şimdilerde biraz farklı olsa da yaklaşık 2041 yılında bu orana ulaşılması hedeflenmektedir.

• Türkiye nüfusu birçok gelişmiş ülkeye oranla daha hızlı yaşlanmakta. Sosyal güvenlik sistemimiz dengede olsa bile ülkemiz nüfusundaki ani değişimler yeni reformların yapılmasını zorunlu kılmakta.

2. Türkiye’de Ortalama Yaşam Ömrü, OECD Karşılaştırmalı

Her geçen gün artan ortalama yaşam ömrü sosyal güvenlik sistemindeki demografik değişimi çok net bir şekilde gözler önüne seriyor. Birleşmiş milletlerin 2004 yılında yaptığı tahminlerde 2005’te 73,8 olan ortalama yaşam beklentisinin 2050 yılında 81 olacağı şeklinde görüşler ortaya konulmuştur. Bundan dolayı birçok gelişmiş ülke emeklilik planlarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalmıştır. Bu gelişmeler sonucunda Ortalama yaşam beklentisi, yaşlı bağımlılık oranı gibi kavramların ön plana çıkarıldı. Olaylar beklenen düzeyin üstünde cereyan etti. 2050 yılında 81 olarak belirlenen ortalama yaşam ömrüne 2020 li yıllara gelmeden ulaşıldı. OECD ülkelerinin genelinde, yaşlı bağımlılık oranının, yani çalışabilir yaştaki (15-64) her 100 kişiye düşen 65 ya da daha fazla yaştaki insan sayısının, 1990-2030 yılları arasında ikiye katlanacağı, toplumun yaşlanmasının en çok sırasıyla % 49.2 ve % 48.3 gibi oldukça yüksek yaşlı bağımlı oranına sahip olan Almanya ve İtalya’da olacağı tahmin edilmektedir.

Türkiye’de Yatırım Ve Tasarruflar

Ekonomi de iç dengenin sağlanabilmesi yatırım ve tasarruf eşitliğinin dengede olması gerekir. Eğer bu eşitlik sağlanmazsa cari açık oranı değişir. Ülkemizde de yatırım oranı ve tasarruf oranında denge sağlanmamakta bu durum dışa bağımlılığı arttırır. Milli parayı değersizleştirirken yabancı ülkelerin ekonomisine katkıda bulunur. Gelirin tüketilmeyen kısmına “Tasarruf” denir. Bir ülkenin sahip olduğu toplam tasarruf stoku yatırımların finansmanı açısından büyük öneme sahiptir. Kapalı ekonşlerde yurtiçi tasarrufa yatırım oranı eşit iken, açık ekonomide bu eşitlik sürekli olarak sağlanmayabilir, cari açıkda dönem içerisinde değişiklikler meydana gelir. Yurtiçi tasarruflar ile dış tasarrufların toplamına eşit olmaktadır ancak bu şekilde denge sağlanır. Yani kamu ve özel kesim tasarruf-yatırım farklarının toplamı dış tasarruflara dolayısıyla da cari işlemler dengesine eşit olmalıdır. Kamu ve özel sektörün genel bünyesinde meydana gelen tasarrufyatırım farkları dolayısıyla bu kesimlerin gelir ve harcamaları arasındaki fark belirlemektedir.

Cari işlemler dengesinin açık vermesinin nedeni, yurtiçi harcamaların gelire göre daha yüksek olmasıdır.

Eğer ülkeye giren kaynaklar üretim sürecinde değerlendirilirse, ülkede büyüme sağlanabilecek ve cari açık sorun olmaktan çıkacaktır.

Küresel ekonomilerdeki değişim zamanla tüketim düzeyini gelir düzeyinin üzerinde olmasıana sebep olmaya başlamakta. Bu durum zamanla tasarrufların negatif hale dönmesine, yani borçlanmaya yol açar.

Türkiye’deki tasarruf oranı Avro bölgesi, AB ve Kuzey Amerika, OECD üyeleri ve Güney Doğu Asya ülkelerinin oldukça gerisinde kalmıştır. Bu durum sistemimizdeki yetersizliğin ve dış ticarete bağımlı hale gelmemizin bir sonucudur. Aynı zamanda da milli paramızın yani Türk lirasının değer kaybetmesinin de bir sebebidir.

Son dönemlerde yatırım ve tasarruf arasındaki açık giderek artmıştır.

Türkiye’deki Tasarrufların ve Sabit Sermaye Yatırımlarının GSYH’ye Oranı

Tablodan görüldüğü üzere, toplam tasarruf oranı 1990’lı yıllarda %20-25 arasında iken, bu oran 2000 sonrası azalarak 2014 yılında %13,7’ye kadar gerilemiştir. Toplam tasarrufların azalmasının temel nedeni, özel tasarrufların gittikçe azalmasıdır. Kamu tasarrufları yıllar itibariyle hemen hemen aynı seviyede kalmasına rağmen, özel tasarruflar 1990 yılında %22 civarında iken, 2014 yılında %10 civarında azalarak %11,3’e gerilemiştir. Son dönemde cari açık oranının yükselmesinin özel kesimin tasarruf açığı vermesinden kaynaklandığı görülmektedir. Bu açığı kapatmak için, tasarrufların GSYH´ye oranının 2015 yılında %15,2, 2016´da %16,2, 2017 yılında ise %17,1´e çıkarılması hedeflenmektedir. Buna yönelik olarak, Bireysel Emeklilik Sistemi’ne %25 oranında devlet katkısı getirilmiş ve ilk kez konut alacaklara biriktirdikleri paranın %15’i oranında devlet katkısı verileceği açıklanmıştır. Toplam yatırımlar dalgalı bir seyir izlemesine rağmen, genel itibariyle %20 civarlarında gerçekleşmiştir. Toplam yatırımların büyük çoğunluğunu özel yatırımlar oluşturmaktadır. Toplam yatırımlarımız milli gelir büyüklüğümüze göre ve gelişmişlik düzeyimize göre yetersiz seviyelerdedir.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here