Dünyayı Değiştirmeye Çalışan Adam: Karl Heinrich Marx

0

Karl Marx Kimdir?

Filozof, sosyolog, ekonomist ve politik liderdir. 13 yaşına kadar evde, 13 yaşından sonra hukuk eğitimi almak için babasının yazdırdığı üniversitede okuyor. Evleniyor ve yokluk çekiyor. Karısı ölünce hastalanıp ardından o da ölüyor.

Kısa Bir Giriş

Öyle şeyler söylediki heykeli taşlandı, bombalandı, kurşunlandı. Marx’ın ideolojisi dünyaya umut ve çöküş getirecekti.

Kendi zamanında Marx’ı harekete geçiren neydi?

Geçim zorluğu çeken ailelerin çocuklarıyla meyhanede içip sarhoş oldu, kavgalara karıştı. Kavgalar çoğu zaman sınıfsal farklılık yüzünden yani aristokrat ailelerin çocuklarıyla oluyordu. Karl Marx içinde bulunduğu dar gelirli ailelerin çocuklarının aşağılanmasına karşı durdu. Hatta bu uğurda bir gün yüzünde bir bıçak yarasıyla yaşamayı dahi göze alacaktı.

Veee Karşınızda Dünyayı Değiştirmeye Çalışan Adam Karl Heinrich Marx ve Hikayesi

Karl Marx, 5 Mayıs 1818 yılında Almanya’nın Rhine Eyaleti’nin Trier kasabasında dünyaya geldi. 19. yüzyılda yaşamış, Yahudi asıllı Alman filozoftur. Komünizm’in ilk ve en büyük temsilcilerinden birisidir. Karl Marx, son bin yılın en büyük düşünürlerinden biri olarak nitelendirilir. Büyük bir filozof, tarihçi, iktisatçı ve sosyal kuramcıdır. Bu alanların hiçbirinde uzman değildir. Buna rağmen yazıları, devrimde ve dünyanın politik yapısında tümüyle bir değişime neden oldu. Politik ekonomist ve devrimcidir.

Babası avukat Hirschel Marx, annesi Henrietta Marx’tır. Orta gelirli Yahudi kökenli bir ailenin üyesidir. Hayatı boyunca ateist olarak yaşamıştır ve dinler konusunda ciddi eleştiriler yapmıştır. Ailesinin eğitim almış tek çocuğuydu, Marx. Aldığı eğitim ile de avukat olmuştu. Aydınlanmacı bir görüşe sahipti. İnancı yüzünden iş bulamayınca Yahudi olmaktan vazgeçip avukat olabilmek için Hristiyan oldu. Yahudilikten Protestan mezhebi olan Lüterciliğe geçiş yaptı. Buna rağmen çok fazla dini inancı olmayan biriydi. Orta düzeyde bir gelir seviyesine sahip olan ailede büyüdü. Ve 13 yaşına kadar evde babasından eğitim aldı. Orta öğretimini de Trier kasabasında tamamladı. Daha sonra babasının bir arkadaşının okuluna kayıt olan Karl Marx 18 yaşına geldiğinde Born Üniversitesi’nde öğrenim görmeye devam etti. Ancak Marx öğrenim görmeye başladığı andan itibaren çeşitli derneklere katıldı. Ve katıldığı gruplarda siyasi konulara girip kavgalara karıştı. Bu nedenle babası tarafından Born Üniversite’nden alınarak Berlin Üniversitesi’ne gönderildi. Burada babasının isteği üzerine Hukuk Bölümünde okumaya başladı. Fakat Karl Marx felsefeye olan büyük tutusunu bir türlü dizginleyemiyordu. Bu nedenle özellikle Alman filozof Hegel’in düşüncelerini savunan gruplara üye oldu. Bonn ve Berlin üniversitelerinde hukuk öğrenimi gördü. Hukuk eğitimi görmesine rağmen felsefeye çok ilgi duydu. Babası kasabanın avukatıydı. Marx’ın da babasının mesleğini takip edip, onun izinden gideceğini düşünüyorlardı. Fakat durumlar böyle gelişmedi. Marx başlangıçta üniversitede hukuk eğitimi alıyordu fakat radikallerle ilişki kurduğunda hukuk yerine felsefe çalışmaya karar verdi.

Alman filozof Hegel’in düşünceleri üzerine incelemeler yaptı. 1841’de “Demokritos’un ve Epikuros’un Doğa Felsefelerinin Farklılıkları” adlı doktora tezini yazdı. Bu tezde dinin maddecilik açısından eleştirisini yaptı. 1841’de doktora tezini yazmaya başladı ve 1842’de bitirdi. Marx daha çok akademik bir kariyer hedefledi. Fakat hükümetin klasik liberalizme olan tutumundan dolayı bu kariyerinden vazgeçti. 1842’de Köln’e gittiğinde ve Rheinische Zeitung gazetesinde liberal ve sosyalist kişileri eleştiren yazılar yazmaya başladı. Çar 1. Nikolay’ın isteği ile gazete 1843 tarihi itibari ile kapatıldı. Tarih ve felsefeyle ilgilendi. Hegelci E. Gans’ın derslerini izledi.

Marx, hem felsefeci hem de iktisatçıydı. Dünyayı değiştirmek için felsefenin yetmeyeceğini düşünüyordu. Felsefenin gelişimine yaptığı katkıları vardır. Bu da fikirler dünya ile maddi dünya arasındaki ilişkinin inceleme yolu olan tarihsel materyalizmdir. Felsefe ve tarih çalışması onu toplumun bir dizi çelişki yoluyla geliştiğine inandırmıştır. Marx, toplumun kapitalist bir topluma dönüştüğüne söylüyor. Toplumun metaların üretimine odaklandığını ve insanın emek gücünün de bir meta haline geldiğini söylemiştir. Kar elde etmek amacı ile bu meta, kapitalistler tarafından sömürülür. Kapitalistler yani burjuvazi, fabrika ve makinelerin sahibi olacak kadar zenginlerdir fakat işçiler yani proletarya yaşamak için emek güçlerini satmak zorundadır. Marx, kapitalizmin para, sermaye ve meta fetişizmine yani bunlara tapmaya yol açtığını söylüyor ve bunun da insanları yabancılaştırdığına inanmıştır. Bu yabancılaşmanın sebebini de şöyle açıklamıştır; tüketicilerin satın aldıkları ürün ile onu yapmak için harcanan emek arasında bir ilişkinin olmamasıdır.

Marx, kapitalizmin toplumu ikiye böldüğüne ve bunların birbirlerinin zıttı olduğuna inanıyordu. Bu sınıflat: Burjuvazi ve Proletarya’dır. Ona göre indanlar ideoloji tarafından etkileniyordu. Marx, proletaryanın eğitimli hale geldiğinde sömürüldüğünü fark edeceğini ve bir devrimi başlatacağına inanmıştır. Marx, toplumdaki bütün adaletsizliklerin, komünist toplum tarafından iyileştirileceğine inanmıştır. Bu da ancak kaçınılmaz devrimin sonucu olarak ortaya çıkacaktır. Üretim araçları merkezileştirilmesi, özel mülkiyet kaldırılması ve paranın varlığına son verilmesi ile gerçekleşecektir. Bunların yanında Marx’ın toplumların afyonu olarak gördüğü din de kaldırılmalıdır. Çünkü din yabancılaşma ve yoksulluktan acı çekenlere aldatıcı bir destek sunar.

Günümüzde birçok siyasi partinin, işçi sendikasının, sosyal ve sivil örgütlerin ve derneklerin onun felsefesini ve kuramını desteklediğini görüyoruz. Bunlar Marksizm anlayışını sürdürmektedir. Geliştirdiği komünist düşünce ise günümüzde her ülkede siyasi partiler tarafından sürdürülmekte aynı zamanda da birçok ülke yönetiminde söz hakkına sahip olabilmektedir.

Gazetecilik Yılları

Üniversiteden sonra gazeteciliğe yoğunlaştı. Köylülerin kötü durumları hakkında makaleler yazdı. Bu makaleler kısa zamanda otoritelerin tepkisini çekti. Gazeteci oldu. Acıların değişmesi konusunda coşkulu bir enerjiye ve umut veren cümlelere sahipti. Tutkusu ve zekasıyla kendisi gibi düşünmeyenlerin hareketlerini kolayla hallediyordu. Karl Marx kitabın ortasından konuşuyordu. Örneğin; aristokrasiye bir kanun sunamazsınız. Aristokrasi kanunsuzluk oluşumudur. Kimsenin hareketi yanlış yorumlanmaz. Sosyal eşitsizliğe maruz kalanların dertlerini yazmaya başladı. 9 yaşında bir çocuk 15 saat çalıştırılınca ayağa kalktı, kalemi yazmaya başladı. Geçinemeyen şarap bağları sahiplerinin bir bir intihar ettiğine şahit oldu. Gazetesinde bir şiir yayınladı.

“Bağcılar şarap bağlarını bırakıp ölünce lütfunuz olan şarap artık masalarınızda olmayacak. Her şey kar ile kaplandığında herkes şarkı söylemeyi bırakacak.”

Marx’ın yazılarına kışkırtma diyen yöneticiler çok rahatsız oldu. Marx’ın gazetesi sonunda kapatıldı.

Başına bu kapatılma olayı gelince Karl Marx kendine sordu.
Niçin?
Hangi fikirlerimden rahatız oldular?Bunları anlayıp o fikirlerimin üzerine gitmeliyim, dedi.
Sonunda Manifestosunu yazdı. Üretim araçları kullanıcıların ortak olduğu bir sistemle çalışmalı gibi düzen bozucu fikirleri vardı. Değişim isteyen yazılar yazmaya başladı. Özgürlüğün sınırlarını zorladı. Sorunun kaynağını açıkladı.
Maddi ihtiyaçlarımıza göre düzen kurulmuş. Adı Kapitalist ekonomi. Sınır tanımaz zekası ve cesaretiyle insanları tek benlikte birleştirmeye çalıştı. Ama açılmaz sandığı yaralar onu hayatın kaçınılmaz sonuna doğru hızla götürmekteydi. Bir çok konuda yanıldı.

Paris’te geçirdiği zaman diliminde, devrimcilerle kaynaştı. Burada Komünist Birlik’e katıldı. Ve hayatı boyunca arkadaşı olacak Friedrich Engels’le tanıştı. 1847 yılında arkadaşı Engels ile birlikte Komünist Manifesto’yu yazdılar.
Yazdıkları Manifesto şu sözlerle biter:

“Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yoktur. Oysa kazanacakları bir dünya var. Dünyanın bütün işçileri, birleşin!”

Daha sonra Paris’ten sürüldü ve ailesiyle birlikte Londra’ya taşındı. Londra’da Uluslararası İşçi Birliği’ne katıldı. Burada yaşamının büyük bir kısmı yoksulluk içinde geçti. Maddi olarak sıkıntılar yaşam Marx’a en yakın arkadaşı Engels destek çıktı. Marx burada, politika, ekonomi ve kapitalizm üzerine bilimsel bir çalışma girişimi olarak Kapital’i yazdı. Kapital, Marx hayattayken çok fazla anlaşılamadı. Marx’ın ölümünden sonra da arkadaşı Engels onun çalışmalarını devam ettirdi. Eleanor Marx’ın ( Marx’ın kızı) yardımıyla Kapital’in sonraki bölümlerini basıma uygun bir hale getirmeye çalıştı.

Marx’ın Yazıları

Karl Marx filozof, ekonomisttir. Siyasi, sosyoloji, sosyal bilimler, sosyalizm ve komünizm kurucudur. 19. yüzyılda dönemin politik, ekonomik ve sosyal yapılarını eleştirmiştir ve farklı bir düşünde kuramı ortaya koymuştur. Komünist Manifesto ve Kapital eserlerini yazmıştır. Bu eserler birer klasik niteliği taşımaktadır ve pek çok parti ile sosyal örgütün anayasası kabul edilmiştir. Dönemin liberal ekonomik yapısını eleştiren yazılar yazmış ve üretim araçlarının ortaklaşmasını öngören ekonomik kuramı ortaya atmıştır. Bu şekilde sosyalizm dönemimin başlayacağını savundu. Burjuva ve proletarya arasındaki sınıf savaşını açıklamıştır. Sosyal yapı ve din konularında da eleştiriler yapmıştır. Karl Marx’ın yaşamı boyunca yazdığı kitapların çoğu öldükten sonra yayımlandı. Karl Marx tüm toplumların giderek birbirine düşman hale geldikleri ve karşıt iki sınıfa ayrıldıklarınından bahsediyor. Burjuvazi ile proletarya.
Her çağın egemen fikirleri yalnızca egemen sınıfın fikirlerini oluşturur diyor. Modern sanayi geliştikçe kadının emeği erkeğin emeği ile aynı ölçüye geliyor. Daha az ustalık ve güç kullanımı gerekiyor. Cinsiyet ve yaş farkları işçi sınıfı için artık önemini yitiriyor. Sadece yaşa ve cinsiyete göre maliyeti değişen iş araçları vardı. Bu şekilde burjuvazi, kendi ölümünü getirecek silahları imal etti ek olarak o silahları kullanacak insanları da oluşturdu. Uluslar eğer yok olmak istemiyorlarsa burjuva üretim tarzına uymaya zorundalar. Burjuvazi buna zorluyor. Uygarlığı ihraç etmeye, onları burjuva olmaya zorluyor. Tek kelimeyle burjuvazi kendine istediği gibi bir dünya yaratıyor.

Politik ve Ekonomik Görüşü

Karl Marx ortaya attığı düşüncesinde insanın kendi el emeğine yabancılaştığından söz ediyor. Kapitalizmin insan emeğini bir meta gibi görmesinden ve bunun satın almasından bahsediyor. Bu süreçte proletarya emeğinden yabancılaşır ve onu para karşılığı satar. İlk dönemde alım satım işini gerçekleştiren tüccarların yerine kapitalist sistemde burjuvaların direkt olarak insan emeğini satın almasından bahseder. Bu sayede sistemin devamlılığı sağlanır ve sadece üretim malları ile teknoloji sahibi küçük bir grup zenginleşir. Karl Marx tüccar kapitalistler ile endüstriyel kapitalistleri birbirinden ayırır. Tüccar kapitalistler piyasadan bir malı belirli bir fiyata alırlar. Sonra aldıkları bu malları başka bir piyasada farklı bir fiyata satarlar. Endüstriyel kapitalistlerin durumunu ise şu şekilde açıklamıştır. Bir fabrikada girdi maliyetinin değeri ile çıktı değeri arasında bir fark olduğunu söyler. Oluşan bu fark işçinin emeğinden kaynaklanır ve bunu artık değer olarak adlandırır. Kapitalistlerin zenginliğinin en büyük payının bu artık değerde olduğunun üzerinde durur.

Karl Marx’ın Yaptığı Çalışmalar

Marx hayatı boyunca çok sayıda gazetede yazmıştır. Bu sayede yazdığı makaleler ile fikirlerinin oluşmasını ve yayılmasını sağlamıştır. Öğreniminde hazırladığı tezlerde büyük öneme sahiptir. 1844 yılında El Yazmaları eseri düşüncelerini anlattığı önemli bir yapıttır. 1848 yılında Komünist Manifesto’su yayınlanmıştır. 1867 yılında ise Das Kapital adlı eserinin ilk cildi yayımlandı. Marx bu eserleri ile fikirlerini net bir şekilde ortaya koymuştur. Komünist Manifesto adlı eseri birçok siyasi partinin programını, siyasi düşüncenin ve derneğin eylem planı olmuştur. Eserin ikinci cildi ise vefatının ardından 1885 yılında yayımlandı. Üçüncü cildi ise dostu Engels tarafından Marx’ın taslaklarına uygun bir biçimde 1894 yılında yayımlanmıştır. Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’ isimli kitabı da 1884 yılında basıldı. Karl Marx ve Frederick Engels’in eserleri toplam 49 cilttir. Marx ve Engels’in kitaplarının çokça bir bölümü Türkçe’ye de çevrildi. Marx’ı okuduğunu, anladığını ve benimsediğini ileri süren bir kişi eğer işçilerin emeğini satmalarından söz ediyorsa, o kişi okuduklarını anlamamıştır. Marx ve Engels’in en yaygın ve belki de birçok kişinin tek okuduğu kitapları, Komünist Parti Manifestosu veya Komünist Manifesto’dur.

Şimdi gelin bu büyük eseri hep birlikte inceleyelim.

Kapital 1.Cilt

Eser Karl Marx tarafından 1867 yılında yayımlanmıştır. Kapitalist üretim sürecini incelelemiştir. Marx, kapitalin yalnızca ilk cildini yayımlamıştır; ikinci ve üçüncü ciltleri için çalışmalar yapmış fakat bu ciltler Marx öldükten sonra dostu Engels tarafından yayımlanabilmiştir. Kapitalin ilk cildinde, artı değer ve sömürü kavramlarını kapsamlı olarak açıklanmıştır. Bu ciltte Marx, emek değer teorisi detaylı şekilde analiz edilmiştir. Marx modern kapitalist üretim sürecinde emeğin yabancılaşma durumunu Hodgskin’in ortaya attığından bahsediyor. 1871’de ise eserin birinci baskısı tamamen satılmıştır.

Kapital II ve III. Ciltler

Eserin ikinci ve üçüncü ciltleri Marx’ın ölümünden sonra dostu Engels’in uğraşı ile yayımlandı.

Kapital II: Sermayenin Dolaşım Süreci

Kapital III. Cilt: Bir Bütün Olarak Kapitalist Üretim Süreci.

Das Kapital para üzerine yazılmış dünya ekonomi klasiklerinin en önemli eserlerinden bir tanesidir.

Hayattaki en büyük dostu Engels’e kitap hakkında şöyle yazar:

“Bu kadar parasızken, şimdiye kadar para üzerine böyle çok yazı yazılmamıştır… Das Kapital’den gelen para, kitabı yazarken içtiğim tütünün parasını karşılamadı…”

Marx Nasıl Biriydi?

Beyaz saçlı, beyaz gür sakallı, şişmanımsı karizmatik adam Karl Marx… Marx’ın taranmamış simsiyah saçları, geniş ve fazlaca sakalı vardı. Anlamlı bakışları ile dikkat çekiciydi. Esmer tenliydi. Bu yüzden çocukları ona “Arap” derlerdi. Bu yüzden Moor (Mağripli) lakabını aldı. Ve bu lakabı hayatı boyunca taşıdı. Öyle ki bu lakap, Marx ailesinde özel bir aile ismi haline geldi. Hafif peltekti, sesi çok etkili değildi. Fakat entelektüel yeteneklere sahipti. Kelimeleri çok güzel seçer ve kullanırdı. Bu sayede yaşlı öğrencileri bile onu dinliyor ve ona saygı gösteriyordu. Yıkanmayı sevmezdi. Çok sigara ve içki içerdi. Yaşamı çok düzenli değildi. Çocuklarına klasiklerle Shakespeare okurdu. Kötü efendilere karşı yoksulların zaferi hakkında peri masalları ve hikâyeler uydururdu.

Marc’ın dostu Engels Marx’ın bir dahi olduğundan bahsediyordu. Askerlik ve doğa bilimleri başta olmak üzere çeşitli alanlarda uzman olduğunu söylüyor ve Ayrıca 25 dili bildiğini ekliyordu. Almanca, Latince, Yunanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Fransızca, İngilizce, Felemenkçe ve diğer dilleri kullanıyordu.

Biraz büyüdüğümde herkes tarafından faklı şekillerde tanıtılan bu “ADAM”ı merak edip araştırdım. Çok, çok farklı düşüncelerle karşılaştım. Fakat inat ettim, yılmadım. Onu anlamadan bırakmamakta kararlıydım. Araştırmaya başladıktan sonra onun adını hayatımda çokça duymaya başladım. Algıda seçicilik midir? Bilmiyorum. Her geçen gün daha, daha fazla duymaya başladım. Sonra ben kitaplar okudukça, hayatın eşitsizliklerini, kötülüklerini, zulümlerini gördükçe ve fakirlikten ölen onca insanın dramını yüreğimde hisssetikçe onu anlamaya ve sevmeye başladım…
Komünizm kelimesi beni ne kadar rahatsız etsede, Marksizm kelimesi çok anlamlı geliyordu.

Marx’ın Aşkı: Jenny von Westphalen

Marx, annesi yaşındaki ünlü bir şair olan Bettina von Arnim’e ilgi duydu. Bu geçici romantik ilgi çok uzun sürmedi. Daha sonra Marx, babası danışma meclisi üyesi olan, kültürlü ve aristokrat bir aileden gelen Jenny’e aşık oldu. Jenny ile tanışıklıkları çocukluklarına dayanıyordu. Aynı okulda okudular. Aile dostuydular. Jenny’nin ailesi kızlarının Marx ile olan ilişkisine karşı çıktıkları için Marx, yedi yıllık gizli nişanlılıktan sonra 19 Haziran 1843 yılında onunla evlendi. Jenny’nin ailesinin bu evliliğe karşı çıkmasının nedeni, parasız yahudilikten dönme bir ailenin çocuğuyla evlenmesini istememesiydi.

1844’te kızları Caroline dünyaya geldi

Karl Marx’ın Jenny’e kavuşamadığı günlerde yazdığı bir şiirini sizlerle paylaşmak isterim:

“Kalbim zincirlenmişken derinden

Gönlüm açıldı aydınlığa,

Ne umduysam karanlıklar içinden

Sende buldum sonunda…”

Jenny ve Marx birbirlerine çok aşıktılar. Marx’ın Jenny için yazdığı defterler dolusu şiirleri vardı. Jenny de kendisinden 4 yaş küçük olan Marx için her şeyi yapmaya hazırdı. Ve bütün hayatı boyunca, onun için elinden gelen her şeyin fazlasını yaptı. Marx’ın yanında olabilmek için ailesinin ona sunduğu tüm olanaklardan vazgeçti. Parasız kaldı, aç kaldı, susuz kaldı, bir ülkeden bir ülkeye sürgün geçen bir hayatı kabul etti ve en acı olanı 7 çocuğunun 4’ünü ekonomik olanaksızlar yüzünden gözleri önünde kaybetti. Marx’a duyduğu aşkından dolayı bir kez olsun gık demedi.

Marx’ın Almanya Köln’de çalıştığı Rheiniche Zeitung gazetesi iktidara muhalif tutumları olduğu gerekçesiyle kapatılmıştı. Gazetesi kapatılan Marx işsiz kalmıştı. Daha sonra eşiyle birlikte Paris’e gittiler. Marx Almanya’dan ayrıldıktan sonra hakkında tutuklama kararı çıktı. Böylece Paris’te sürgün hayatına mahkum oldu. İki yıl içinde de Paris’ten Brüksel’e sürgün edildi. Brüksel’de kaldıkları süre zarfı içinde Marx’ın ikinci kızı Laura ve onun çok sevdiği oğulu Edgar dünyaya geldi. Marx’ın evi sanki sosyolist bir hareket merkeziydi. Bundan dolayı Belçika hükümeti Marx’ın ülkelerinden gitmesini istedi. Marx’ı Belçika’dan gönderebilmek için kendilerini polis olarak tanıtan iki adam tutuklama kararını göstererek onu alıp götürdüler. Daha sonra hemen Brüksel’i terketmek koşuluyla Karl Marx’ı serbest bırakacaklarını söylediler. Marx bu yüzden Brüksel’den tekrar Paris’e döndü. Paris’ten de Londra’ya… Marx’ın hayatı hep böyle sürgünlerle geçti. Ve bu sürgünler boyunca beş parasızdı. Hatta parasızlık yüzünden elbiselerini rehin bırakmışlığı bile vardır. Çocuklarını patates ve ekmekle doyururdu. Evine icra geldiği de olurdu. Evlerinde kalan ne varsa onları da icra memurları götürürdü. Hatta çocuklarının en güzel oyuncaklarını bile çocukları gözyaşı dökerken alıp götürmüşlerdir.

Sonra çocuklarını da kaybetmeye başladılar.

19 Kasım 1850’de Heinrich Guido‘yu bir yaşındayken zatürreden kaybettiler.

Daha bu evlatlarının acısı dinmeden,

14 Nisan 1852’de de 1 yaşında olan Fransizka annesinin kucağında hayata veda etti.

Karl Marks ve Jenny’nin ölen çocuklarının kefen parası ve cenaze masraflarını ödemeye dahi paraları yoktu. Göçmen bir dostları vardı. Tüm masrafları onlar karşıladılar.

İki çocuğunu da bir yaşında ve arka arka kaybeden bu aile çok büyük acılar yaşadılar. Fakat maalesef ki bu acılar son bulmadı.

Babasının gözbebeği Edgar babasının kucağında 6 Nisan 1855’de 8 yaşına geldiğinde ailesinin gözleri önünde hayata gözlerini yumdu. O gece Karl Marks’ın siyah olan saçları bir gecede bembeyaz oldu. Oğullarının ölümü aileye büyük bir yıkım yaşattı. Marx oğlunu çok seviyordu. Erkek çocukarı için “Büyük devrimler görecek onlar” diyordu. Ne yazık ki olmadı, göremediler… Parasızlıktan dolayı çocuğunun mide rahatsızlığına çare bulamadı. Günbe gün zayıfladı Edgar, ip gibi kaldı elleri, parmakları… Babasına çok özel bir şefkat ile bağlıydı Edgar. Babası da onu çok severdi. Hatta Jenny “O benim sevgili Karl’ımın bütün neşesi, bütün gururu, bütün umududur.” diyordu. Oğlunun gözlerinin önünde ölmesine hiçbir şey yapamadı Marx. Mükemmel bir çocuktu Edgar, babası gibiydi..

Zayıflığını annesine göstermemek için ablasına şöyle diyordu Edgar:

“Annem yatağıma geldiğinde üstümü ört abla… Görmesin ne kadar zayıf olduğumu.”

Sıra Edgar’ı son yolculuğuna uğurlamaya gelmişti. Sessizce ağlıyordu annesi, telaşlıydı Karl Marx… Cenazeyi gömerken oğlunun yanına atlayacak bir ruh hali içindeydi baba.

Marx’ın kızı Eleanor babasından şöyle bahsediyordu:

“Şimdiye kadar yaşamış en neşeli, en canlı insan diyordu. Yürekten kahkahası herkesi saran şakıcı haliyle şaka yapmadan duramadığını söylüyordu.”

Böyle tanımladı Karl Marx’ı…

2 Aralık 1881’de de Jenny’sini canından çok sevdiği karısını kaybetti Marks…

Karısından sonra 38 yaşında derin bir bulanım içinde olan kızını kaybetti. Bu Marx’ın kaybettiği 5. çocuğuydu. Sürgünler ve mücadelelerle geçen bir ömrün sonucuydu bu yaşananlar. Karısı ve kaybettiği 5 çocuğu…

Karl Marx’ın kalbi artık bu kadar acıya dayanamaz halde gelmişti. Karısının ve kızının ölümünün ardından daha fazla dayanamadı ve kendisi de birkaç ay sonra 14 Mart 1883’te hayata veda etti.

8 yaşındaki oğlu Edgar’ı kaybettiği gece saçları siyahtan beyaza dönmüştür. Oğlunda yaşadığı büyük dram, Marx’ı bir gecede yaşlandırmıştır. Hiç bilmezdim ben Karl Marx isimli babanın karizmasına karizma katan o beyaz saçlarının parasızlıktan 7 çocuğunun 4’ünü kaybettikten sonra olduğunu.

Vefatı

Orta gelirli bir ailenin çocuğu olan Karl Marx hayatının büyük bir bölümünü saklanarak geçirmiştir ve sessiz bir tören ile defnedilmiştir. Günümüzde kuram geliştiren ve dünyanın gidişatına etkide bulunan son filozoflardan biri olarak gösterilir.
Londra’da oldukça kötü şartlarda yaşamak zorunda kalan Karl Marx ve eşi Jenny von Westphalen’ın yedi çocukları olsa da sadece üçü yetişkin yaşa ulaşabildi. 1881 yılının aralık ayında vefat edenen eşinin ardından üst solunum yolu enfeksiyonu hastalığına yakalandı. Ve bu hastalık geçmek bilmemişti. Sonrasında bronşite dönen bu hastalık onu bitkin bir şekilde yatmak zorunda bıraktı. Karl Marx 14 Mart 1883 yılında Londra’da vefat etti. Ve sessiz bir şekilde Highgate Mezarlığı’na defnedildi. Marx’ın cenazesine sadece 10 kişi katılmıştır. Ailesi ve çok yakın arkadaşı olan Engels dışında kimse katılmadı. Başlarda Karl Marx’ın oldukça mütevazi bir mezarı vardı. Daha sonra düşüncesinin yayılması ile 1954 yılında anıtsal bir mezarı oldu. Aramızdan ayrılalı 135 yıl oldu fakat düşünceleri hala konuşulmaya devam ediyor.
Marx’ın ölümünden sonra Engels onun çalışmalarına devam etti ve Marx’ın fikirleri tüm dünyada yayılma gösterdi.
Yirminci yüzyılda çok sayıda Marksizm ekolü gelişti ve akademik dünya Marx’ın eserleri üzerine tartışmalara girdi. Marx’ın 21. yüzyıldaki geçerliliği hakkında pek çok fikir çatışmaları yaşandı ve Marx akademik çevrede rağbet görmeye başladı.

1883 yılında Karl Marx’ın Londra mezarlığındaki cenaze törenine kalabalık bir topluluk katıldı; mezarcıyı da sayarsak, on bir kişilik bir kalabalık. En ünlü cümlelerinden biri mezar taşına kazındı. Filozoflar dünyayı çok farklı biçimlerde yorumladılar, ama asıl mesele onu değiştirmek. Bu, dünyayı dönüştüren adam hayatını polisten ve alacaklılardan kaçarak geçirdi. Başyapıtı hakkında şöyle demişti. Benim kadar az parası olupta para hakkında bu kadar çok yazan başka kimse olmadı. Kapital onu yazarken içtiğim tütünün parasını bile karşılamayacak.

Dünya çapında tanınmış bir insan olarak yaşamasada vefatından kısa süre sonra herkes onu tanıdı. On binler öldü, yaralandı, ayaklandı. Ardı ardına monarşiler cumhuriyet ile tehdit edildi. Herkesin kılavuzu Das Kapitaldi. Das Kapital yoğun ve zorlu bir kitap. İlk basıldığında ilgi görmeyen bu eser daha sonra her dönem en çok satan kitap oldu.

Hayatı yokluk ve acılarla geçen Karl Marx, çocuklarının vefat etmesine şahit oldu. Kendisi de eşinin ölümünden sonra hastalandı. Bir daha asla düzelemedi. 11 kişinin şahid olduğu bir törenle dostu Engels tarafından gömüldü.

Marx Gerçekten Öldü Mü?

Karl Marx 1818 yılında doğdu ve 14 Mart 1883 tarihinde öldü diyoruz. Peki gerçekten öldü mü?
Hayır, Marx ölmedi. Çünkü bir insan ancak adı unutulduğunda ölür, adı en son anıldığında gerçekten ölür. Bugün hâlâ Marx’ı anıyoruz. Onun adını, düşüncelerini, eserlerini hala gündemimizde tutuyor ve üzerine konuşuyoruz. Bugün 2018 yılındayız. Yani doğumunun 200. yıldönümü. Onun düşünce sistemini hala değerlendiriyor, toplantılar düzenliyor, dergilerde yayınlanıyorsak, Marx’ın hâlâ yaşadığı söylememiz çokta yerinde olacaktır. Marx bugün bile her türlü sömürünün korkulu rüyası olmaya devam ediyor. Ne kadar doğru olduğunu bilinmez ama bir haberde gördüğüm bir olaydan bahsetmek istiyorum.

Seksenlerde polis bir evi basar. Evde bulunan kitap, dergi, bildiri vb. toplarken, duvarda Karl Marx’ın bir resmini görür. Çocuklardan birine dönerek sorar:
Kim ulan bu?
Dedem o benim.
Ulan okumaya geliyorsunuz anarşik oluyorsunuz. Bari şu nur yüzlü dedenizden utanın.

Engels, 17 Mart 1883 günü Marx’ın defnedilmesi sırasında yaptığı konuşmayı şöyle bitirmişti: “Onun ismi çağlar boyunca yaşayacak ve çalışmaları da öyle.”

Marx hâlâ yaşıyor.

Yazıma burada son verirken, Marx’ın manidar sözlerine yer vermek istiyorum.

Marx paradan nefret etti, hayatı boyunca paraya ve paranın satın aldıklarına karşı savaş açtı…

“Çirkinim ben, ama en güzel kadını satın alabilirim…
Demek ki çirkin değilim, çünkü çirkinliğin etkisi ve iticiliği, para karşısında yok oluyor bu dünyada…
Yani para sayesinde, insan yüreğinin isteyebileceği her şeyi yapabiliyorum…

Oysa insanı insan olarak kabul ederseniz, sevgiyi yalnız sevgiyle, güveni yalnız güvenle değiştirebilirsiniz…”

Var olun, sevgiyle kalın…✌?

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here