Dünyayı Değiştiren Düşler… Einstein’dan Kekule’ye

0
Einstein’dan Kekule’ye dünyayı değiştiren düşler
Einstein’dan Kekule’ye dünyayı değiştiren düşler

Bilimsel buluşlar, insanlığın hayat akışının daha önceki gibi olamayacağı kadar etki bırakanları yalnızca masa başında üretilmiş kuramlar ya da laboratuvarda yapılmış deneyler değildir. Yaratıcılık; bir durum, olay ya da problemin değişik yollarla çözülmesi ve bu sürecin o durumun normal standartlardan daha değişik sonuçlara götürmesidir.

Bir şeyi öğrenmekten ya da bildiğini iddia etmekten ziyade orada öğrenilecek başka ne var diye denetlemekle başlayan öğrenmeyi temel alan bir süreçtir bir şeyi keşfetmek…

Bir çok birey bilimsel usulü, bilgi toplamayı, tahlil etmeyi ve bunları açıklamayı nasıl yapacağını eğitim yaşamı süresince bir biçimde biliyor ancak bilimsel yenilik, buluş etmek ya da bir şeyleri keşfetmek için bunları öğrenmek yeterli olmuyor. Bir şey ortaya çıkarmak için hayal gücü , sezgi, esin ve akla gelen şeylerin darmadağın halde akıldan uçuşmasından sonra artık o durum ya da problemle alakalı her şeyin daha önce hiç görülmemiş ve söylenmemiş bir düzende yerine oturtulması gerekiyor.

Wallas’ın 1926 senesinde yayınladığı çalışmasında ileri sürdüğü yaratıcılık kuramında yaratıcılığın hazırlık, kuluçka, aydınlanma ve doğrulama evrelerinden oluştuğu görüşü yaratıcılıkla alakalı öğrenilen en yaygın kuramdır. Bu kurama göre hazırlık safhası çalışılan mevzuyla problemle alakalı akla gelebilecek bir hayli düşüncenin akılda olduğu safha iken kuluçka safhası başka şeylerle uğraşıp çalışılan mevzudan uzaklaşarak aynı zamanda bu mevzuyla alakalı aklı meşgul eden fikirlerden yanlış olanlarını unutmamızı sağlayan oldukça işlevsel bir safhadır. Kuluçka safhasında takılıp kalma ve fikirlerini bir sonraki aydınlanma aşamasına taşıyamama da ihtimaller olasılığındadır. Doğrulama safhası ise artık yeni düşüncenin test edilmesi başka bir deyişle bilimsel yöntemle denenmesi aşamasıdır.

Peki, çığır açmış ya da bizi artık daha önceki gibi yaşayamayacak hale getiren fikirlerin ortaya çıkmadan evvel düşlerde görüldüğünü söylesek… Düşn görüldüğü ortam olan uykuya da değinmek gerekiyor ki uyku günümüzün üçte birini geçirdiğimiz, canlılığa has bir etkinliktir. Uyku ve düşlerin hem hafıza hem de vücudumuz açısından verimliliği muhtelif araştırmalarla ortaya çıkarılmışken hem vücutsal hem de psikolojik olarak uykuya ihtiyacımızın olduğunu kabul edebiliriz. Uykuya psikolojik olarak da ihtiyacımız var zira şuurlu haldeyken rastgele bir problem ile alakalı topladığımız her ne varsa bilinçaltı zekamız uyku sırasında düşler aracılığıyla onları bir araya getirip organize ederek o problemin hafızadaki öteki bilgilerle arasında yeni irtibatlar kuruyor.

Düşların yaratıcı insanlara nasıl esin verdiği son senelerde incelenmeye başlanmış. Deirdre Barret 2001 senesinde yayınladığı The Committee Of Sleep isimli kitabında fotoğraf, müzik, edebiyat, atletizm ve bilim alanlarında dünyaca öğrenilen yaratıcı insanların düş yaşantılarında keşfettiklerini gerçek yaşama nasıl aktardıklarını ve bizlerin de gerçekleştirmek için neler yapmamız gerektiğini anlatıyor. Burada birkaç yaratıcı insanın düşlerinin buluşlarıyla olan ilişkisini öteki bir deyişle buluşlarını yapmalarında düşlerinin nasıl etkili olduğunu onların kendi beyanlarından okuyalım.

Mendeleyev’in periyodik tablo rüyası…

Dimitri Mendeleyev 1869 senesinde kimyevi elementlerin atomik ve kimyevi özelliklerine göre sıraladığı periyodik tablosunu yayınlamadan evvel bu elementleri organize edeceği örüntünün manasını bulmada zorlandığı dönemde masasında uyuyakalmış ve elementlerin sıralamasını düşünde görmüştür. “Düşümde tüm elementlerin tabloda olması gereken yerde olduğunu gördüm. Uyandığımda hepsini hemen bir kâğıt parçasına yazdım, yalnızca bir yerdeki elementi düzenlemem gerekti.”

Niels Bohr’un atom rüyası…

1922 senesinde Nobel Ödülü almış Kuantum Mekaniğinin lideri olarak öğrenilen Niels Bohr günümüzde hâlâ geçerli kavramlar olan elektronların çekirdeğin çevresinde döndüğü ve bir enerji seviyesinden ya da bir yörüngeden öbürüne atlayabildiğini gösteren atomun  Bohr Modeli’ni geliştirmiştir.

Bohr sıklıkla kendisini atomun yapısını keşfetmeye götüren düşünden “Bir gece aynı yörüngelerde güneşin çevresinde döndüğü gibi elektronların da atom çekirdeğinin çevresinde döndüğünü gördüm” diye bahsetmiş ve uyandığı gibi laboratuvarına gidip düşündeki modele bilimsel delil aramaya başlamıştır.

Kekule’nin Ouroboros Kuyruğunu Isıran Yılan Rüyası

19’uncu asırda kimyevilerin teknik olarak kullanabilmesi mümkün olmadığından bunların kimyevi özelliklerine bakılarak sınıflandırıldığı dönemde Alman kimyacı Friedrich August Kekule benzenin halka yapısını düşünde gördüğü kendi kuyruğunu ısıran yılan simgesinden esin alarak keşfetmiştir. Eş biçimde kimyevi yapıyı yönteme ettiği kuramını da yeniden düşünde atom ve moleküllerin dönerek bir çeşit dans ettiğini görmesinden esinlenerek ortaya atmıştır.

Friedrich August Kekule

Einstein’ın görelilik rüyası

Albert Einstein henüz gençlik dönemlerindeyken gördüğünü belirttiği düşünü şöyle aktarmıştır; “Geceleyin dostlarımla kızakla mal taşırken tepeden aşağıya kaymaya başladım ama kızağım hızlı ve gitgide daha da hızlı gitmeye başladı. O kadar hızlı gidiyordum ki ışık hızına yanaştığımı fark ettim. Bütün bu noktada yukarıya baktım ve yıldızları gördüm. Daha evvel hiç görmediğim renkleri yansıtıyorlardı. Bir huşu hissiyle dolmuştum. O an bir şekilde yaşamımın en önemli anlamına bakıyor olduğumu kavradım.” Einstein sonrasında tüm bilimsel kariyerinin gördüğü bu düş üzerine bir meditasyon derin düşünme olduğunu ifade etmiştir.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here