Dünyanın 7 Harikasından Biri: Keops Pramidi

1

Piramit dendiğinde hepimizin aklına nedense ilk olarak Mısır piramitleri gelmektedir. Mısır piramitlerinin dışında da dünyanın pek çok yerinde, pek çok medeniyetten kalma piramitler bulunmaktadır; fakat bu yazımızda Mısır’da bulunan Keops piramidinden bahsedeceğiz.

 

Hakkında dünya dışı varlıkların yardımıyla yapıldığı iddiası da dahil pek çok farklı iddialar bulunan piramitlerden Keops piramidi, Milattan önce 2551 ilâ 2560 yılları arasında, Mısır’ın başkenti Kahire’de yapılmış olan üç anıtsal eserden en eski ve en büyük olanı olarak tanımlanmaktadır. Nil nehrinin batısında bulunan Gize (El Giza) yaylası üzerindedir. Adları Kefren ve Mikorinos olan diğer anıtsal piramitlerle birlikte Giza piramitleri olarak da anılırlar. Ayrıca dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşarak ayakta kalmış olan tek eserdir.

Keops piramidine ayrıca Büyük piramit de denilmektedir. Bu piramit milattan önce 2800 yıllarına doğru hüküm süren, Mısır’ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops’un mezarıdır. Tabii bu konuda daha farklı teoriler ve kanıtları da yok değildir; fakat bu konuya yazının ilerleyen kısmında yer vereceğiz.

Keops’un bilinen bir diğer adı da ‘Khufu’ olduğundan dolayı Keops piramidinin bilinen diğer adı “Khufu’nun Ufku” dur.

Bugüne kadar bildiğimiz somut gerçeklere göre Mısırlı hükümdarlar, ölümden sonraki hayata olan inanışları gereği; mezar odalarına değer verdikleri, değerli eşyalarıyla birlikte defnedilirlerdi. Bu mezar odalarına insanlar piramit adını vermişlerdi. Bu piramitlerin içerisinde labirentler, davetsiz misafirler için tuzaklar, hükümdarların hazineleri, diğer aile üyelerinin ve önemli askerlerin mezarları da bulunmaktaydı.

Tarihçi Herodot’a göre Keops piramidi, yapımında yaklaşık olarak 100.000 kişinin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmıştır. Bazı kaynaklarda bu çalışanların esir olduğu ve üç ayda bir toplanarak çalıştıkları belirtilmektedir. Diğer bir teoriye göre çalışanlar köylülerdendir ve bu işçilerin ücreti yemek verilerek yani gıda yardımıyla ödenmiştir. Başka bir söylentiye göre işçiler piramidin sırrını bildiklerinden piramidin yapımının ardından öldürülmüşlerdir.

Çalışanlar konusunda karşı bir iddia ise bu piramidi kölelerin inşa etmiş olma ihtimali durumunda, çalışan köle sayısının 240.000 gibi olağanüstü bir rakam olması gerektiğini öne sürmektedir.

 

Piramidin bir ana kayanın üzerine inşa edildiği söylenmektedir. Elde edilen bulgulara göre Keops’un inşasında 2 milyon 300 bin adet kalker (kireçtaşı) taş blok kullanılmıştır. Bu taşlardan herhangi birinin ağırlığı ortalama 2,5 tondur.

Bu ağır granit blokları piramidin üst kısımlarına taşımak için 925 metre boyunda, 19 metre genişliğinde bir rampa yapıldığı ve sadece bu rampanın yapılmasının bile 10 yıl sürdüğü söylenmektedir. Yapılan bu spiral rampadan taş bloklar çıkarılarak üst üste konuyor; rampa çamur kaplanıp sulanıyor, bu sayede taş bloklar itilerek kolayca kaydırılabiliyordu.  Bu konu hakkında ortaya atılmış, yazının ilerleyen kısmında bahsedeceğimiz bir hipotez vardır: İç spiral rampa hipotezi. Başka bir varsayıma göreyse taş bloklar dev manivelalarla kaldırılıyordu.

Bu taşların elde edilebileceği en yakın mesafenin yüzlerce kilometre uzaklıkta olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle taşların nasıl getirildikleri hâlen daha tam olarak bilinmemektedir.

Piramidi oluşturmak için kullanılan harcın bugün analiz edilmiş olmasına rağmen üretilememekte olduğundan bahsedilmektedir. Kullanılan harcın taştan daha güçlü olduğu bu sebeple bugün hâlâ yerli yerinde olduğu söylenmektedir.

Piramidin taşları ile Fransa’nın etrafında 3 metrelik bir duvar yapılabileceği de söylenmektedir.

Keops’un toplam ağırlığı 6 milyon tondur ve ilk yüksekliğinin 146,58 metre olduğu söylenmekle beraber erozyon, rüzgâr gibi pek çok doğal sebepten dolayı tepe kısmından 10 metre kadar aşındığı da belirtilir. Bu sebeple günümüzdeki yüksekliğinin 137 metre olduğu söylenir.

Ayrıca, aslında yüzeyinin pürüzsüz olması için bir dış kaplama yapıldığı; fakat bu sebeplerden dolayı bugünkü merdiven yapılı halini aldığı, aşınmalarından önce dışının daha düz olduğu belirtilmektedir.

Bir kenarı 227 metre olan piramidin dörtgen tabanı, 50.524 metrekarelik bir alanı kaplamaktadır. Piramidin iç kısmının ortasında: Tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda, firavunun odası olduğu iddia edilen bir oda bulunmaktadır. Firavunun mumyasının, hazinesinin ve özel eşyalarının bu odaya konulduğu söylense de bunların odada bulunmadığı da ayrı bir söylentidir. Birinin kraliçeye ait olduğu söylenen ayrıca iki oda daha bulunmaktadır.

Orijinal girişinin bugün kullanılan girişten 15 metre kadar daha yüksek olduğu bilinmektedir. Yeni geçit yolu, boydan boya düz olmakla birlikte orijinal geçit ile birleşmektedir. Geçit zamanla küçülmeye başlamakta ve küçüldükçe gizli bir odaya çıkmaktadır. Bu geçitten girilen gizli oda halka kapalıdır.

Alçalan geçidin ilerisinde yeni bir girişle karşılaşıldığı ve bu girişin çelik bir kapıyla kapalı olduğu bilinmektedir. Buradaki geçit de yükselen bir geçittir.

İlginç bir bilgi: Keops’un taban çevresinin, yüksekliğinin iki katına bölünmesi ile Pi Sayısına ulaşıldığı da belirtilmektedir.

Piramidin dört yüzeyinin toplam yüzölçümünün piramidin yüksekliğinin karesine eşit olduğu da söylenmektedir.

 

Piramidin ağırlığı 10 üzeri 15‘le çarpıldığı vakit, dünyanın yaklaşık ağırlığını vermekte olduğu da söylentiler arasındadır.

Keops, ayrıca dev bir güneş saati olarak da kabul edilir. Bunun sebebinin dört kenarının dört ana yöne dönük olduğundan kutuplara tam olarak hizalanmasıyla alakalı olduğu belirtilmektedir. Sonbahar ekinoksunda (Ekim ayının ortasıyla mart ayının başı arasında) düşürdüğü gölgeler, mevsimleri ve yılın uzunluğunu göstermektedir. Keops’u çevreleyen taş levhaların uzunluğu, tam bir günün gölge uzunluğuna eşittir. Bu gölgelerin taş levhalar üstünde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde yılın uzunluğu yanlışsız olarak saptanabilmektedir.

Bir kaynakta dünyanın kutup ekseninin, doğrultusunu günden güne değiştirmekte ve böylelikle her 2,200 yılda güneşin arkasına yeni bir burcun gelmesine olanak vermekte olduğu söylenmektedir.

Yapılan hesaplamalara göre: Keops’un yüksekliğinin bir milyarla çarpımı, yaklaşık olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi vermektedir. (149.504.000 km)

Araştırmalar sonucu Gize’den geçen boylamın, dünyanın denizleriyle anakaralarını iki eşit parçaya bölmekte olduğunun keşfedilmiş olduğu söylenmektedir; fakat bu konudaki tartışmalar hâlâ sürmektedir. Bu boylamın ayrıca, kara üstünden geçen en uzun Kuzey-Güney yönlü boylam olduğu ve bütün yer kürenin uzunluğuna ölçümünde, doğal sıfır noktasını oluşturmakta olduğu da söylenmektedir.

Bir başka iddiaya göre kral odasına, yılda sadece iki kez olmak üzere kralın doğum ve ölüm günlerinde (kimi iddialara göreyse doğduğu ve tahta çıktığı günlerde) güneş girmektedir.

Piramidin içine bırakılan kirli suyun bir süre sonra arındığının; sütün uzun süre bozulmadan durduğunun ve bir süre sonra yoğurtlaştığının; güneş olmamasına rağmen bitkilerin oldukça hızlı büyüdüğünün; vücutta oluşan yaraların normalden daha hızlı iyileştiğinin; piramitlerin içinin yazın soğuk kışın ılık olduğunun; radar gibi aletlerin çalışamadığının gözlemlendiği de söylenmektedir.

Keops piramidinin dünyanın merkeziyle arasındaki mesafenin, Kuzey kutbuyla arasındaki mesafeye eşit olduğu da söylentiler arasındadır.

Gize’deki bu üç piramidin, aralarında 3-4-5 oranında bir Pisagor üçgeni oluşturdukları da belirtilmektedir. Oysa ki piramitler, Pisagor’dan binlerce yıl önce yapılmışlardır.

Uzayda, Mısır’daki piramitlerin dizilişine uygun olan bir yıldız kümesinin dizili olduğu da iddia edilmektedir (Orion Takımyıldızı).  Piramidin içerisinde hiyeroglif yazılarda dahil olmak üzere hiçbir bilgi bulunamadığı da iddialar arsındadır.

1300’e kadar dünyanın en yüksek yapısı olduğu; eğiminin 51 derece olduğu; geometrik hata oranının günümüz yapılarından da az olarak neredeyse mükemmele yakın olduğu belirtilmektedir.

İÇ SPİRAL RAMPA HİPOTEZİ

Fransız Mimar Jean Pierre Houdin, 2006 yılında yeni bir hipotez ortaya atarak Mısır’daki Büyük Keops Piramidinin sırrını çözdüğünü açıklamıştır. Pierre, piramidin yapımında kullanılan kayaların, piramidin içerisinde kurulan spiral rampa şeklindeki merdivenler yardımıyla yerleştirildiğini belirlemiştir.

Yapılan bu spiral rampanın 925 metre boyunda, 19 metre genişliğinde olduğu; taş blokların bu rampadan çıkarılarak üst üste konduğu ve rampanın çamur kaplanarak sulandırıldığı, bu sayede taş blokların itilerek kolayca kaydırılabilindiğini de belirtmiştir.

 

Bilim insanları bundan önceki tezlerinde, dışarıdan inşa edilen bir merdiven ya da iskeleyle taşların taşındığını öne sürmüşlerdir.

Fransız Mimar Houdin ise Keops’un 42 metre yüksekliğe kadar olan kısmının dış merdiven kullanılarak; 137 metreye kadar olan diğer kısmınınsa içeriden merdiven yardımıyla inşa edildiğini söylemiştir.

Bu hipotezini sekiz yıllık bir çalışma sonucu elde ettiğini, hazırladığı üç boyutlu sinevizyon gösterisiyle anlatan Pierre’in sunumu tarih ve arkeoloji dünyasını oldukça heyecanlandırmıştır.

Mısır bilimcisi Garde-Hansen’e göre: Eğer inşa tekniği olarak rampa yöntemi kullanılmış olsaydı, piramidin yapımı bittikten sonra sırf bu rampanın yıkılması için yaklaşık 8 yıl gerekirdi ve bu rampanın yıkılmasından sonra geride kalan dev moloz artıklarına da bir yerlerde ulaşmamız da gerekirdi. Lakin böyle bir delile hiçbir yerde rastlanamamıştır. Garde-Hansen, diğer teorisyenlerin önemsemediği bazı yönleri ele almış ve şunları söylemiştir:

“Piramidi ziyaret ettiğinizde şaşırtıcı görüntüleri gözünüzün önüne getirmeye çalışın: 5000 yıl önceki taş ocağı işçisi, günde, piramitlerin inşasında kullanılan 330 taş blok üretiyor. Suyun bastırdığı mevsimde, günde 4000 blok Nil nehrinin üzerinde taşınıyor ve Giza platosuna gelindiğinde bu taşlar platodan yukarıya taşınarak, piramidin inşa edileceği bölgeye ulaştırılıyor. Eğer bu şartlar altında taşıma işlemi gerçekleşiyor olsaydı, dakikada 6,67 blok taşınması gerekirdi. Bu sonuç, sunulan teorinin geçersizliği için yeterli bir rakamdır.

Tüm bunların yanında, piramidin bir yüzeyinin alanının yaklaşık olarak 2.5 hektar olduğu düşünülürse, her bir yüzeyin yaklaşık olarak 115.000 kaplama taşıyla kaplanmış olması gerekir. Bu taşlar da öylesine itinayla yerleştirilmiştir ki, taşlar arasında bırakılan mesafe bir kâğıdın geçmesine olanak vermeyecek derecede dardır.”

HEDEFTE KALIPLARA DÖKÜLMESİ HİPOTEZİ

Piramidi oluşturan taş blokların bir yerden taşınarak değil de bulunduğu alanda hazırlanması; kalıplara dökülen karışımın donarak taş haline gelmesiyle bu taş blokların oluşması hipotezidir.

Karışım kireçtaşı, su, sodyum karbonat, soda ve kilden oluşmakla beraber, bu karışım kalıba koyulup dondurularak taş blok haline getirilmektedir.

Dr. Davidovits’in bu karışımı bulduğu ve deneyerek 12 tonluk blok elde ettiği belirtilir. Tonlarca ağırlıktaki bu kayaların, taş olmalarından kaynaklı olarak hep kesilerek yapıldığı düşünülmüştür; ancak bu hipoteze göre kayalar bir yerden kesilip getirilerek değil, bulunduğu alanda kalıpla dondurularak oluşturulmuştur.

Yapının iç kısmı

GİRİŞ, İNİŞ VE ÇIKIŞ DEHLİZLERİ

İniş dehlizine inmek mümkündür; fakat ziyaretçilere yasaktır. Son yıllarda piramit, günde yüz turist grubu ziyaretiyle sınırlandırılmıştır. Mısır Eski eserler Yüce Meclisi genel sekreteri Zahi Hawass yönetimince alınan bir kararla piramit içinde fotoğraf çekmek de yasaklanmıştır.

Koridorlar:

  • Giriş Koridor
  • Al-Mamoun’un açtırdığı tünel

    Robbers (hırsızlar) Tüneli: El – Ma’mun tarafından 820 yılında yaptırılan bir tüneldir.

  • Servis veya Kaçış Koridoru
  • Ana Galeriye giden koridor
  • Kraliçe Odasına giden koridor

 

 

İniş Dehlizi’nden bir görünüm

Orijinal girişten sonra 26 derecelik bir açıyla inen, “İniş Dehlizi” adı verilen bir dehliz yer almaktadır. Belirli bir mesafe sonrasında bu dehliz düzleşir ve ilerledikçe aşağıdaki odaya inen bir başka dehliz başlar; fakat bu dehliz, tamamlanmamış bir izlenimin vermektedir.

Aşağıdaki odanın güney duvarında yatay bir dehliz devam etmektedir ve odanın zemininde kazılmış, ‘ayin amaçlı olabilecek’ bir kuyu bulunmaktadır.

Bazı Mısır bilimciler, firavunun ilk gömülme yeri olarak bu odanın seçildiğini, daha sonra Khufu’nun karar değiştirerek daha yükseğe gömülmeyi tercih etmiş olabileceğini düşünmektelerdir.

Mısır bilimci Bob Brier bu odanın Khufu’nun olası erken ölümü için hazırlanmış olabileceğini düşündüğünü belirtmektedir; fakat firavun ölmediğinden, Brier’a göre: Beş yıl sonra, ikinci bir odanın (“kraliçe odası”) hazırlanmasına başlanmıştır. Fakat bu oda tamamlanmamış, yaklaşık olarak on beş yıl sonra, daha yukarıda ve piramidin merkezinde bulunan sonuncu oda, yani “kral odası” adıyla bilinen oda inşa edilmiştir.

İniş Dehlizinin bir yerinin tavan kısmında, kare biçiminde bir açıklık bulunmaktadır ve bu “Çıkış Dehlizinin başlangıcı olup, orijinal halinde bir taş levhayla kapatılmış haldedir. Al-Mamun’un tarafından yerinden oynatılan bu taş levha İniş Dehlizinin zeminine düşmüştür. Al-Mamun’un adamları daha sonra sola doğru yönelmek zorunda kalmışlardır.

Çıkış Dehlizi, İniş Dehliziyle aynı genişlikte ve yükseklikte olup, aynı açıda bir eğim göstermektedir. Çıkış Dehlizinin alttaki sonu üç adet büyük granit blokla kapatılmıştır. Serbest bırakıldıklarında müthiş bir hızla inen bu granit bloklarının aşağı salınmadan önce, vaktiyle Büyük Galeri’de yer aldıkları sanılmaktadır.

Günümüzde kapalı halde bulunan, Büyük Galeri’nin başlangıcında, sağda duvara oyulmuş bir boşluk bulunmaktadır. Bu, İniş Dehlizi ’ne ulaşan mimariye kıyasla düzensiz bir yol izleyen dikey bir bacamsı tünelin (Kaçış Tüneli) başlangıcıdır. Kabaca yapılmış olmasını ve gizlilik durumunu ele aldığımız zaman işçilerin acil durumlarda kaçış için yapmış olduklarını düşünebiliriz.

Büyük Galeri’nin başlangıcında bir de Kraliçe Odası adı verilen odaya açılmakta olan yatay bir dehliz bulunmaktadır. Yatay Dehliz de denilen bu dehlizin sol duvarında, belirli bir açıyla eğim alarak aşağı doğru inen iki metal boru görülmektedir.

Bu metal iki boru, piramitteki x ışınları etkinliği üzerine incelemelerde bulunan Japon arkeologlar tarafından eklenmiştir. Japon arkeologlar bu odalarda iki ilginç anormallik saptamışlardır; fakat bu tuhaflıkları incelemek üzere daha derinlere indiklerinde karşılarına çöl kumuyla dolmuş odalar çıkmıştır. Buradaki taş blokların bilinmeyen bir nedenle gerekli dayanıklılığı gösterememiş ve yerlerini çöl kumlarına bırakmış olduğu anlaşılmıştır.

Piramitler Esasında Dev Elektrik Santralleri Miydi?

Bizlere her zaman medeniyetlerin ilkellikten gelişmişliğe doğru gittikleri öğretilmiştir; fakat tarihi belgeleri, bulguları ve delilleri, bu bilgiyi bir kenara bırakıp önyargısız bir şekilde incelersek eğer karşımıza ileri teknoloji kullanan medeniyetler çıktığını fark edebiliriz.

Bu bilgiler doğrultusunda Antik Mısır, Sümerler, Mayalar ve Babilliler gibi medeniyetlerden geriye kalanlara baktığımız zaman elektrik, elektrokimya, elektromanyetik, astroloji, meteoroloji, hidrojeoloji, tıp, fizik, kimya gibi bilim dallarının gelişmiş ölçüde kullanıldığını görebileceğimiz söylenmektedir.

Bu konuya Eski Mısır’da elektriğin hem verimli bir şekilde üretilebiliyor hem de verimli bir çapta kullanılıyor olduğunu örnek vermektelerdir. Bağdat pilinin ve ilk ark lambalarının o dönemde kullanıldığı da belirtilir.

Mısır tarihi güzelce incelendiği vakit aydınlatma konusu dikkatimizi çekmektedir. Piramitlerin içerisinde binlerce saat uğraşılarak yapılan çizimlerde, yazılan yazılarda ve kral mezarlarında hiçbir iz kalıntısına rastlanamamıştır. Bu sebeple bu bölgelerin ark lambaları yardımı ile elektrik kullanılarak aydınlatılmış olması konusu üzerinde durulur.

Kabartmalarda görebileceğimiz üzere Mısırlılar yanan ve elde taşınan bir ışık kaynağı kullanmış olabilirler. Bu lambaların Nikola Tesla’nın da kullandığı gibi alternatif akım ile çalışmakta olduğu belirtilir.

İskenderiye fenerinde kullanılan devasa ark lambası da antik Mısır da kullanılan elektriğin bir başka delili olarak gösterilir.

24 saat boyunca aydınlık olan İskenderiye fenerine gereken enerji; ancak düzenli bir elektrik kaynağı ile sağlanabilirdi.

Bu elektrik şöyle elde ediliyordu:

Büyük piramidin dışının bir jiletin bile arasından geçemeyeceği kadar sıkı bir şekilde beyaz kireç taşıyla kaplanmış olduğu belirtilir. Beyaz kireç taşı magnezyum içermemektedir. Ayrıca yüksek derecede yalıtkan özelliğe sahiptir. Bu özelliğe sebebiyle piramidin içerisindeki elektrik kontrolsüz şekilde dışarıya yayılmamaktadır. Piramidin içerisinde kullanılan taş blokların, elektriği maksimum iletme özelliğine sahip, kristal ve az miktarda da metal içeren bir tür kireç taşı olduğu söylenir.

Piramidin içerisindeki tüneller de granitle kaplanmıştır. Eser miktarda radyoaktif olan granit oldukça da iletken bir taştır. Tünellerin içerisindeki havanın iyonize olmasını sağlamaktadır.

Yalıtkan bir elektrik kablosunu incelediğimiz zaman, iletken ve yalıtkan maddelerin piramitlerde olduğu gibi aynı sırayla kullanıldığını göreceğizdir. Piramidin iletken ve yalıtkan yapısı oldukça profesyonel bir mühendislik örneğidir; ancak elektriğin üretimi için bir enerji kaynağına da ihtiyaç duyulmaktadır.

Piramitleri içinde bulunduran Gize vadisi yer altı su kanallarıyla kaplıdır. Geçtiğimiz yıllarda çekilen bu bölgenin yer altı röntgeniyle de bu konu açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Piramitler, arası su ile dolu olan bir kireç taşı kayacının üzerinde yükselmektedir. Yer altı sularını yüzeye taşırken elektriği de yukarılara ileten bu kayaç katmanlarına akifer denmektedir. Akiferlerden geçen yüksek devirli Nil nehri suyu elektrik akımı üretmektedir. Bu durum fizyoelektrik olarak adlandırılmaktadır.

Yer altı odaları, bu kayacın içerisine yapılmış olan granit iletkenlerdir. Elektrik akımı, granit ile kaplı yer altı odalarından üst kısımlara doğru iletilmektedir. Piramidin zemininde doğal olarak bulunan elektromanyetik bir alan bu yolla, konsantre olmuş bir şekilde piramidin üst katmanlarına doğru iletilmektedir. Piramidin en tepesinde ise yüksek iletkenliği ile bilinen altın bir bölüm bulunmaktadır.

Piramidin tepesi kusursuz geometrik şeklini kaybettiği için bu kısım günümüzde yerinde bulunmamaktadır. Bu altın bölümün negatif iyonların iyonosfere iletilmesinde etkili bir rol oynadığı belirtilmektedir. Bu şekilde bir elektrik akımı oluşturulmaktadır.

Mısır’da 50 asır önce kullanılan bu teknolojiyi iyice inceleyen Nicola Tesla, 1900’lerin başında kendi inşa ettiği meşhur Worden Clif kulesinde uygulamıştır. Alternatif akım, radyo, radar, lazer gibi önemli teknolojilerin mucidi olan Tesla bu kuleden ses ve görüntüleri eş zamanlı olarak kıtalar arasına aktarırken dışarıdan hiçbir elektrik kaynağı kullanmamış, kablosuz enerji aktarımı teknolojisini uygulamıştır.

Tesla kuleyi bir akiferin üzerine inşa ederek akiferin negatif iyonlarını kuleye aktarmıştır. Piramitlerle Tesla’nın kulesi aynı mantık üzerine çalışmakla beraber ikisi de kabloya ihtiyaç duymadan elektriği aktarabilen sistemlerdir.

 

Antik Mısır da dokumada kullanılan ipliklerin inceliği, günümüzde makine ile dokunan ipek kumaşlar ayarındadır. Bundan kaynaklı olarak Mısırlıların dokuma tesislerinde de elektrik enerjisi kullanılmış olduğu belirtilmektedir.

Antik Mısır’dan kalan birçok altın eşyanın esasen oldukça ince altın kaplama olduğu bilinmektedir; ancak bu derece mükemmel kaplamalar yapabilmek için mutlaka elektriğe ihtiyaç duyulmakta olduğu söylenmektedir.

Büyük piramidin etrafında yapılan elektromanyetik ölçümlerin toplamının, dünyanın herhangi bir yerinde yıldırımlarla dolu bir fırtınada yapılan ölçümle aşağı yukarı aynı olduğu söylenmektedir. Piramidin çevresinde yüksek elektromanyetik alan bulunmaktadır.

Piramitler hakkında, firavun mezarları olduğu da dahil pek çok söylenti bulunmaktadır; ancak Keops piramidinin koridorlarında hiçbir süsleme veya yazı bulunmamaktadır. Bu sebeple bir anıttan daha çok işlevsel bir binayı andırmaktadır.

Arkeologlar piramidin kral odası olarak adlandırdıkları merkez odasında boş ve taş bir sandık bulmuşlardır. Bu taş sandığın içerisinde bir zamanlar firavunun tabutunun olduğunu; ancak çalındığı için boş olduğunu iddia etmişlerdir. Fakat taş sandığın boyutlarına bakıldığında ve yerleştirildiği özel nokta dikkate alındığında başka bir gerçek ortaya çıkmaktadır.

Burası piramidin özel iletken yapısında ve geri kalan tüm tasarımında eksik kalan bir maddenin olması gereken noktadır. Burada bir süper iletken madde olduğu takdirde piramit tüm Mısır’a yetecek kadar elektrik üretebilecektir.

Antik zamanlarda Mısır’da olduğu bilinen, boyutları da tam bu taş sandığa sığacak kadar olan bu madde kutsal ahit sandığıdır. Antik Mısır’da yöneticilik aşamalarından bir tanesi de Mısır’ın gizli sırlarının öğretilmesidir. Musa peygamber firavun tarafından evlat edinilmiş, aklı ve yetenekleri sebebi ile de Mısır’da yönetici olarak yetiştirilmiştir. Birçok kaynakta ahit sandığının dokunanları çarpan bir kapasitör (kondansatör) olduğu belirtilmektedir. Musa peygamberin Mısır’dan çıkarken ahit sandığını da yanına aldığı bilinmektedir. Kaynaklara göre firavunun ne pahasına olursa olsun Hz. Musa’yı yakalamaya çalışmasının sebeplerinden birisi de ahit sandığıdır.

Piramitler Tekrar İnşa Edilmek İstenirse…

Amerika’daki, Indiana Limestone Institute of America Inc. (Kireçtaşı ocakları konusunda uzman bir kuruluş) 1978’de, Büyük Piramit gibi bir piramit inşa edilmek istense, insan gücü ve materyallerin ne olması gerektiği hakkında bir araştırma yapmıştır.

Şirket yetkilileri, piramitlerin inşasının zorluğunu:

“Eğer mümkün olan gücü maksimuma çıkartsak, bu da bugünkü üretimi üç katına çıkartmak anlamına gelir ki, bu kadar kireçtaşını ocaktan çıkarmak ve transfer etmek ancak 27 yıl sürer. Üstelik tüm bu çalışmalar Amerika’nın üstün teknolojisiyle yani hidrolik çekiçler, elektronik kristal başlı testereler kullanılarak yapılabilir. Bu büyük çaba, sadece kireçtaşını madenden çıkarmak ve onu taşımak için kullanılacaktır. Ve buna, Büyük Piramit’in inşası için gerekli olan laboratuvar testleri ve bunun gibi ön çalışmalar dahil değildir.” diyerek açıklamışlardır.

Share

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here