Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarının İdam Kararı; Kelimenin Aciz Gücü

0
33

9 Ekim

Kelimenin, sözün, fikrin en kara olduğu günlerden biri. 9 Ekim tarihinin bile, muhtemelen ait olmayı, takvimde yazılmayı sevmediği 1971 yılı…

‘Üç fidan’ olarak tarihe düşülen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamına karar verilen, kalem kırılan bir tarih bugün.

Size hayatlarından, siyasi görüşlerinden bahsetmeyeceğim. Bilmeyen yoktur ya da bu bilgilere çok kolay ulaşabilirsiniz zaten. Burada kimseyi yermeyeceğim gibi savunmayacağım da. Sadece, yukarıdan, en tepeden baktığımızda, yaşam amacı mutluluk olması gereken bir hayatta, insanların savaşmasının, bir şeyleri paylaşamayışının, ego ve güç çekişmelerinin traji komik ve acınası haline dikkatinizi çekmek istiyorum.

Ve elbette, kelimenin gücünü ya da acizliğinin ateşinde büyük görünen gölgesini görün istiyorum.

 

Bir kelime, bir karar ve sönen hayatlar…

Kelimenin, sözün, yetkinin yükü ne ağır değil mi? Hayatını kaybedenler mi, aileleri mi, yoksa bu kararı verenlerin vicdanları mı daha çok yük taşıdı dersiniz? Olanları görüp susanlar, elinden izlemekten başka bir şey gelmeyenler de var tabi ki.

Yaşasaydı şimdi yetmiş yaşında olacak olan ama hatırımızda hala yirmi beşinde kalan Deniz Gezmiş’den ve arkadaşlarından bahseden, yazan, okuyan bizler de varız tabi ki.

Sizin yaşayıp yaşamayacağınız, hatta ‘beraber gömülmek’ olan vasiyetlerinin yerine getirilmeyişine bakılırsa, öldükten sonra nerede, kiminle yatacağınızı dahi, bir başkalarının karar verdiği bir hayat düşünün. Bir insan için, ‘ölsün bu, gidin öldürün’, diyebilmek ne ağır, ne acıdır kim bilir…

Kim bilir, bilir misiniz?

9 Ekim 1971’de Deniz Gezmiş ve 17 arkadaşı için idam kararı çıktı ya hani, işte bu kişiler iyi bilir.

Sonrasında on beş kişinin idamı geri alınsa da Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mahkeme;

“Mahkememiz, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını; bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgaya cebren teşebbüs suçunu işlediğinizi sabit gördü. Türk Ceza Kunu’nun 146/1 maddesi uyarınca ölüm cezası ile tecziyenize karar verdi. ” dedi.

Karar üzerine, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte tam 7 ay ölecekleri günü bekletilerek 6 Mayıs 1972 tarihinde, gece 1:00-3:00 arası, Ulucanlar Cezaevi’nde asılarak idam edildiler.

İdam yaftaları, bu utanç unutulmasın diye olsa gerek, sonradan müze olan Ulucanlar Cezaevi Müzesi’ne Anadolu Ajansı muhabiri Burhan Dodanlı tarafından bağışlandı. İdam yaftaları;

“Ankara 1 nolu Askeri Mahkemesinin 8.10.1971 tarih ve 971-13 esas 971-23 karar sayılı hükmü ile TCK 146-1 maddesi uyarınca ölüm cezasına mahkum edilmiştir.” idi.

İdam yaftası Ulucanlar Cezaevi Müzesi’ne, bu idamın vicdan azabı da onlardan sonraki nesillere kaldı…

Haklarında onlarca kitap yazıldı, filmler , belgeseller çekildi.

Ha bir de, bizlere idam kararı olan 9 Ekim’de ve idam günü olan 6 Mayıs’larda Deniz Gezmiş’i yad ederek dinleyeceğimiz, şartlar ne olursa olsun, insanın içinde her zaman bir yaşam hevesi var, diyeceğimiz, o çok sevdiği gitar konçertosu kaldı.

 

Deniz Gezmiş’in İdama Gidişi ve Son İsteği

Gezmiş idama nasıl gideceği gün için şöyle diyordu: “Asılma günü gelip çatınca, o sevdiğim giysilerimi giyeceğim. Postallarımı, parkamı. Beyaz ölüm gömleğini giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim. Kesin direneceğim ve giymeyeceğim. Öyle her zamanki gibi, eyleme gidiş tavrımla gideceğim darağacına.”

“Yok, tıraş falan da olmayacağım. Önce gidip orada oturacak, bir sigara yakacağım. Sonra demli güzel bir çay içeceğim. Ha, bak, Rodrigo’nun o ünlü gitar konçertosunu dinlemek isterim orada. Bak bunu çok isterim. Sanırım, asılacak bir insanın son isteklerini geri çevirmezler. Bunları isteyeceğim.

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here