Ünlü Düşünür Desiderius Erasmus’u Rahmetle Anıyoruz

0

”Öyleyse soruyorum, kendisinden nefret eden adam başkasını sevebilir mi? Kendisiyle anlaşamayan kişi başkasıyla anlaşabilir mi? Kendisinden bile bıkmış usanmış kişi başkasına keyif verebilir mi? Bana göre, insan Delilikten daha deli değilse bu sorular karşısında sadece susar.”

Desiderius Erasmus 28 ekim 1465 yılında  Hollanda’nın Rotterdam kentinde dünyaya gelmiştir. Hayatı boyunca gördüğü eğitimin geçerlilik durumu şuan olan zaman dilimiyle karşılaştırıldığında orta okul mezunu birisine denktir. Daha sonra okul eğitimine devam etmemiştir ve  Augustin tarikatına girerek rahip olmuştur. Ancak hiçbir zaman geleneksel anlamda gerçek bir rahip olmayı başaramamıştır ve bu hayatına da yansımıştır. Erasmus’un rahip olmaktan daha fazla önemsediği başka bir ilgi alanı vardır. Bilime karşı çok büyük bir tutkusu vardır ve bu alanda kendisini geliştirmek istediği için dini makamlardakilerden cüppe giymeme izini almak için çabalamıştır ve sonunda izin almayı başarmıştır. 

Bilim alanında gelişebilmek için eğitimini devam ettirmesi gerektiğine inanan Desiderius Erasmus, Paris Üniversitesi’ne devam etmiştir. 1499 yılında İngiltere’ye gittiği zaman orada John Colet, Thomas More (Morus) gibi düşünürler ile tanışma fırsatını bulmuştur ve onlarla samimi bir dostluk kurmuştur. Daha sonra bu dostlukların etkisiyle kendisini düşünmeye adamıştır ve ufkunu genişletmiştir. 

Papalığın son derece katı bir düşünce biçimi ile kurduğu hegemonyaya (Bir sistem içerisindeki bir elemanın diğerlerinden üstün, baskın olduğunu belirtir.) karşı çıkmıştır. Gerçek Hristiyanlık ruhunun antik çağın yalınlığında saklı olduğunu savunmuştur. Bu savunduğu inanç biçimi ile de büyük bir arayışa girmiştir.

Desiderius Erasmus hümanizmin birinci koşulunun güzel sanatların ve bilimlerin yayılması, Avrupa’nın ortak bir sanat ve bilim anlayışının çatısı altında birleşmesi olması gerektiğini savunmuştur. Özgün yapıtları vardır ve oldukça önemli çevirileri bizzat kendisi sunmuştur. Bu sayede antik çağ düşüncesinin Avrupa’da yayılmasına çok önemli ve çok büyük katkılarda bulunmuştur. 

Martin Luther’in reformları başladığında, kilisenin yenilenmesi görüşüne katılmıştır, Hristiyan dünyasının kargaşaya, parçalanmaya sürüklenmesine çok katı bir şekilde karşı çıkmıştır. 

12 temmuz 1536 yılında 69 yaşındayken Basel’de vefat etmiştir. O zamana kadar düşünce ve savunduklarıyla öyle saygın bir yer edinmiştir ki  Avrupa’nın düşünce yaşamında papaların bile ziyaretine geldikleri bir kişi olmuştur. 

Bütün hayatı boyunca Latince konuşup yazmıştır. Ancak Erasmus ölmeden önceki son sözlerini ana dilinde söylemiştir: “lieve God” (Sevgili Tanrı)

Deliliğe Övgü (orijinal adıyla: Morias enkomion seu laus stultitiae), Erasmus’un canlılığını, geçerliliğini ve çekiciliğini günümüze değin değişmeden koruyabilmiş tek eseridir. Bu küçük kitabın taslağını 1509 yılında, İtalya’dan İngiltere’ye yaptığı yolculuk sırasında çıkaran Erasmus, yazma işini İngiltere’de dostu Thomas More’nin evine vardıktan kısa süre sonra gerçekleştirmiştir. Kitabı da Thomas More’a adamıştır. Yapıtını birkaç gün gibi kısa bir sürede tamamlamıştır ve hiçbir kitaptan yararlanmamıştır.

Gülmece türündeki esere egemen olan iki temel görüş mevcuttur. Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir. Öteki görüşe göre ise kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir. İnsana yeryüzünde yaşama gücü kazandıran şey, gerçek bilge olma niteliğiyle doğrudan doğruya deliliğin kendisidir. Kitapta delilik (stultitia), kendi kendisine övgüler yağdırır; bu arada çocuklukta ve yaşlılıkta, aşkta, evlilikte ve dostlukta, politikada ve savaşta, cehalette ve bilimde deliliğin nasıl her zaman egemen olduğu gösterilmiştir.

Tüm uğraş alanları, bu arada özellikle din kurumu ve din adamları bu panorama çerçevesinde sergilenmiştir.  Deliliği konuşturma kisvesi altında Erasmus, çağının kilisesine ve o kilisenin mensuplarına en acımasız eleştirileri yöneltmiştir.  Bu niteliğiyle “Deliliğe Övgü” çağlar boyunca bağnazlığa karşı kaleme alınmış en yetkin düzeydeki başyapıtlardan biri olarak varlığını korumayı başarmıştır. Eserin yazılışını izleyen sonraki yüzyıllarda düşünce düzeyindeki bağnazlığın her türlüsüne yönelen bir eleştiri diye yorumlanması, belki de bugüne değin koruduğu kalıcılığın baş nedeni olmuştur. 

Deliliğe Övgü, Latin ozanı Horatius’un “hakikati gülerek söylemek” ilkesinin belki de en yetkin örneği olmayı başarmıştır. Biçim açısından Erasmus, yapıtını kaleme alırken daha önce yapıtlarını çevirdiği Lukianos ve Libanios’tan da esinlenmeyi ihmal etmemiştir. 

 

Desiderius Erasmus’un Deliliğe Övgü adlı eserinden bazı alıntılar: 

“Mutluluk, aklın bittiği yerde başlar.”

”Dünyada her şey o kadar karanlık ve değişkendir ki, hiçbir şeyi kesin olarak bilmek mümkün değildir.”

“Sanatın yarattığı doğanın taklididir.”

”Hiçbir canlının doğal sınırlarla bir sorunu yokken, insan kendi varlığına zincir vurduğunu düşündüğü her şeyi kırmak eğilimindedir.”

”Evet, İnsanlar ne kadar bilgeyse, mutluluktan o kadar uzaktırlar.”

”Çocukluk saçmalamaktan, hiçbir şey anlamamaktan başka nedir? Bu çağı bu kadar sevimli kılan, her şeyden bihaber olmak değil mi? Hilkat garibesi gibi, yetişkinin bilgisine sahip bir çocuktan kim nefret etmez?”

”Beni tanımlamak bana sınırlar çizmektir.”

”Zamana ve şartlara uymasını bilmeyen, komedyanın bir komedya olmamasını isteyen bir tedbirlilik, tedbirliliklerin en zararlısıdır.”

”…ihtiyatlı gibi şanlı bir unvana kim daha layıktır: korku ya da utanma yüzünden hiçbir şeye teşebbüs edemeyen bilge mi, yoksa utanması olmadığından tehlikeyi de hiçbir zaman göremediğinden, aklından geçeni pervasızca yapan deli mi?”

”Deli bir adam her zaman yerinde laf eder.”

 

 

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here