Darbelerin Başkenti Haiti

0

29-30 Eylül 1991’de General Cedras, Haiti’nin büyük ailelerinin ve ABD yönetiminin de (Baba Bush) desteklediği bir darbe gerçekleştirdi. Aristide Fransa elçisinin yardımıyla kaçtı ve ABD’ye sürgün gitti. Yerleşmeye başlayan gerici rejim, Lavalas taraftarlarını sertçe cezalandırdı. 3000 kişi katledildi. Vahşetin ulaştığı boyutlar yurtdışındaki Haitililerin de tepkisine yol açtı. Clinton hükümeti, Eylül 1994’te 20 bin askeri Haiti’ye gönderdi.

Önce IMF, sonra dönüş Aristide’in başkanlik görevi ‘uluslararası toplum’ tarafından böylece ‘iade edildi’. Ama ülkeye geri dönmeden önce, uluslararası kurumları, neoliberal ekonomik reçetelere “döndüğüne” inandırmak için IMF ile anlaşmalar imzaladı. Haitili yığınlar, ‘yoksulların savunucusunun’ geri döndüğüne inandı ve sürekli kötüleşen yaşam koşullarında bir düzelmenin olmasını sabırsızlıkla beklediler.

29-30 Eylül 1991’de General Cedras, Haiti’nin büyük ailelerinin ve ABD yönetiminin de (Baba Bush) desteklediği bir darbe yaparak Aristide’i yönetimden uzaklaştırdı. Bunun üzerine birçok sol grup ciddi bir çalışmaya yöneldi. Fakat işçi sınıfı mücadelesini devrimci bir tarzda ilerletme perspektifine sahip bir örgütün yokluğunda, bu gayretler ne yazık ki, Aristide’i yine iktidara getirme çabasından öteye taşınamadı. Darbeden bir hafta sonra illegal bir örgüt ağı geliştirildi. Aristide’in 50 bin resmi, çocuklar, gençler, işçiler tarafından gizli olarak sokaklarda, işletmelerde asıldı. Ama Aristide diktatörlüğe karşı mücadeleyi örgütlemek yerine Fransa elçisinin yardımıyla kaçmayı ve ABD’ye sürgüne gitmeyi tercih etti. Yerleşmeye başlayan gerici rejim, Lavalas taraftarlarının üzerine sert bir biçimde gitti. 3000 kişi katledildi. Süren istikrarsızlık ve kargaşayı bahane eden Clinton hükümeti, ipleri tamamen eline alma düşüncesiyle Eylül 1994’te 20 bin ABD askerini Haiti’ye gönderdi.

“Bölgede bir istikrarsızlık faktörü olan kitle eylemlerini ABD ordusu denetime almış, ülkeye huzur getirmişti!” 1994 sonbaharında ABD, üç yıl önce iktidardan düşürdüğü Aristide’i yeniden yönetime getirdi. Elbette bu süre zarfında Aristide sürgünde zamanını boşa geçirmemiş, CIA ve Pentagon’dan aldığı eğitimlerle terbiye edilmişti. Ülkeye geri dönmeden önce, uluslararası kuruluşları neo-liberal ekonomik reçetelere “döndüğüne” inandırmak için IMF ile anlaşmalar imzalayan Aristide, IMF’nin programlarını uygulamayı, ABD’ye paralel bir dış politika izlemeyi vaat eder hale gelmişti. Ülke ekonomik açıdan tam bir enkaz halindeydi. Halk bir an önce yaşam koşullarının düzeltilmesini istiyor, bu vaatlerle ülkeye dönen yeni başkanı zorluyordu. Ama halk arasında “temiz kişi” olarak anılan, birçok suikastte yaralanmadığı için “peygamber” olarak nitelenen, büyük bir popülariteye sahip Aristide, tam anlamıyla burjuvazinin boyunduruğuna girmiş, yoksul halk karşısında ABD emperyalizminin bir uzantısı konumuna gelmişti. Bu durumun gereklerini yerine getirmek için de, Duvalier diktatörlüğüne benzer bir kast sistemi oluşturarak ülkeyi yönetmeye, emekçileri asker, polis ve paralı adamlarıyla baskı altına almaya başladı.

Doğru bir bakış açısına sahip devrimci bir önderliğe sahip olmaması yüzünden yalpalayıp duran, ancak kendilerini sefalete sürükleyen koşulların basıncıyla hareketlenen işçi sınıfı, 1995 yılında IMF programlarının uygulanmasına karşı genel greve gitti ve devlet güçleriyle çatıştı. Yani bir yandan yoksul halkı kontrol altında tutma, bir yandan da neo-liberal ekonomi reçetelerini uygulamaya koyma görevini yerine getirmeye çalışan Aristide giderek sıkışıyordu. Burjuvazinin uluslararası kurumları ve Haiti’de askeri bulunan ülkeler, sükûnetin geri gelmesini ve ekonomik reformların uygulanmasını istiyordu.

Bu politikaları uygulamak doğrultusundaki çabaları patronları tarafından beğenilmeyen Aristide, üç yıla indirilen görev süresine rağmen, devlet başkanlığını bırakması için büyük baskı altına alındı. Güven duyduğu adamı Preval’i halef olarak belirleyerek görevi bırakmayı kabul etti. Daha sonraki yıllarda yolsuzluk ve halkın yaşadığı sefalet büyüdü, yıkıntı halindeki devleti talan eden mafya gruplarıyla şiddetli çatışmalar yaşandı. Haiti, ABD’ye yapılan uyuşturucu ticaretinin merkezi haline geldi. Kamu şirketleri, Haiti’nin büyük aileleri ve Aristide’in çevresinin çıkarına özelleştirildi. Böylece Devlet Başkanı, kaynağını açıklayamadığı bir servetin sahibi oldu. Dış göç yoğunlaştı. Yurtdışındaki Haitililerin, ailelerinin geçimi için ülkeye gönderdikleri paraysa hayati bir önem kazandı.

Denetimine almakta yer yer zorlandığı Aristide’in oluşturduğu kastın yerine daha has adamlarını iktidara getirme gayretindeki ABD, başka seçenekler denemesine rağmen başarılı olamadı. Sağ partiler bölünmüş durumdaydı; ABD elçiliğinin bütün birleştirme çabalarına rağmen alternatif olarak çıkmakta zorlandılar. 1997 seçimlerini boykot ettiler ve katılım %5’e indi.

Nüfusunun %80’i açlık sınırının altında yaşayan Haiti’de Aristide, bu durumu çözme iddiasıyla Kasım 2000’de girdiği başkanlık seçimini yine kazandı. Amerika’nın başka bir başkan adayını desteklemesine rağmen seçime katılarak ABD’ye kafa tutan Aristide ve partisi Lavalas, artık ABD için güvenilmez bir müttefikti. Uluslararası kurumlar hile iddiasında bulunarak birçok “yardım” programını askıya aldılar. Amerikan emperyalizmi, toprak reformu yapma, halk için ücretsiz sağlık hizmetlerini yaygınlaştırma, okuma-yazma kampanyaları düzenleme vaatleriyle Devlet Başkanlığına seçilen Aristide’e sırtını döndü. Daha önceki hükümet döneminde ABD’ye itirazlarda bulunan Aristide, gelinen noktada ABD’yle ters düşmüştü. Küba’ya komşu bir adada, burjuva milliyetçi ve popülist temelde bile olsa, kendisine muhalif bir rejime ABD tahammül edemezdi.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here