Cüneyt Arkın’ın Efsane 10 Filmi

1. Kara Murat

Cüneyt Arkın deyince aklımıza hemen Kara Murat serisi gelir. Biz Kara Murat Fatih’in Fedaisi filmini irdeleyeceğiz. 1972 yapımı, başrolde Hale Soygazi var.

Şahsen ben de çok severim Kara Murat’ı. Milli duygularımızı kabartır, mehter marşı eşliğiyle Viyana’nın kapılarına dayanma isteğimizi arttırır.

Filmde Kazıklı Voyvoda’yı işlemişler. Turgut Özatay kötü kahkahaları ile Kazıklı Voyvoda olarak karşımızda. Bildiğiniz üzere Türkleri sevmiyor ve zulüm ediyor. Kara Murat’ın ağabeyini öldürüyor. Kara Murat’ da ağabeyinin intikamının peşinde büyüyerek yeniden Voyvoda’nın sarayına yola çıkıyor.

Sarayda bir de Angela adında güzel bir kız var. Kendisi aslında Türk, adı da Zeynep ama asimile olmuş. İlk sahnede Angela ve bir tane rezil bir komutanı otururken görüyoruz. Herif kıza tecavüz etmeye çalışıyor. O sırada başka bir adam bu herife saldırıyor. Adamın işine gücüne ket vurmuş adam da bunu öldürmek istiyor ama askerler yakalıyor bunu. Adama işkence ederlerken bizim yiğit araya girip bunu kurtarıyor. Atın üzerinde tek koluyla beş adamı deviriyor. Sonra tecavüzcü eziği deviriyor. Bizim kızın yanına gelince de kızımız namuslu olduğu için hemen kılıcını çekiyor buna. Kara Murat’ın da bir hoşuna gidiyor, bir gülüyor, bir ”Ooo vahşi kızları severim” moduna giriyor. Bizim kız da sanki bir şey yapabilecekmiş gibi bir daha karşıma çıkma taam mı diye göz deviriyor. Senin karşında Kara Murat var!

Sonra Voyvoda olayları duyunca tabii küplere biniyor. Bir kişi beş adamı nasıl öldürür yahu diyerek! Ohoo.. Kurşuna kafa atar Kara Murat be!

Ardından şehirdeki bütün yabancıları toplarlar ve Angela’ya hangisi diye sorarlar. Angela bizim oğlanı görür ama boynundaki kolyeyi görünce ağzı gözleri kocaman açılır. Çünkü o kolyeyi küçük bir çocukken kendisi vermiştir Kara Murat’a. Bunlardan hiçbiri değil majesteleri diye uydurur. Yüz ifadesi tahlili yapamayan Voyvoda’da inanır.

Ama bizim Kara Murat hemen atlar o yabancı benim diye. Angela’da hemen bunu korur yalan söylüyor diye. Sonra bunu sorguya çekerler, adının Cafer olduğunu ve Arnavut olduğunu söyler.

Bir tane de manyak bir kraliçe var filmde. Çok güçlüyse bizim de güçlü celladımız ile dövüşsün diye atlar hemen. Voyvoda’da zindana attırır bunu. Orada Murat, Fatih’in yolladığı esir elçileri bulur ve onlara Fatih’in fedaisi olduğunu söyler.

O sırada bizim Angela, Kara Murat’la çocukluklarını düşünür ve dövüşeceği adamla konuşmaya gider. Öldürmeyin onu, alın mücevherlerim der ama adamın gözü kızda. Kıza saldırır. Bu kız iyi bu yaşlara gelebilmiş sapasağlam.

Aynı anda manyak kraliçe bu adamı çağırır bu sayede Angela kurtulur. Kraliçe bizim oğlana göz koymuş odasına çağırır. Bunu kraliçenin odasına götürürler. Bizim dinli imanlı çocuğun bütün dini imanı orada gider. Bu manyak kraliçenin bir özelliği var. Erkeğini yiyen örümcek gibi yattığı adamları öldürüyor. Manyak diyorum size!Bizim oğlan yemiyor tabii bu numaraları, pis pis gülüyor ”Ben aldım alacağımı hehehe” diye. Yalnız burada tiksindim Kara Murat’tan. Püh sana!

Kraliçe de bunu yolluyor yine zindana. Ertesi gün cellatla dövüşüyor ve yeniyor tabiki ama bizim salak oğlan kossskoca fermanı kraliçenin yatağında düşürmüş. Vallahi bu kadın milletine olan zaafları yüzünden yıktılar imparatorluğu her Türk devletinde. (Göz üzerine göz devrilir.)

Voyvoda bunu öğrenince Kara Murat’a işkence etmeye başlıyor ama bizim oğlanın gıkı çıkmıyor tabii. Bu arada Angela’da Kara Murat’ın yanına geliyor ve şakadanak parmağındaki yüzüğü gösteriyor. Bu yüzüğü ona çocukken Kara Murat vermiş.

Ertesi gün Kara Murat’ı asıyorlar. Ama aslında asmamışlar. Cellat, Murat onu öldürmediği için ölmüş gibi göstermiş. Kara Murat anlayacağınız sağ salim oradan ayrılıyor.

Ayrılıyor ayrılmasına ama macera devam ediyor. Macaristan’dan iki rahip Voyvoda’nın yanına gidiyorlar. Bizimkiler de bunları öldürüp, onların kılıklarına girip saraya giriyorlar. Daha sonra Murat, Angela’ya yaşadığını söylüyor. Birlikte çok saçma bir plan yapıyorlar.

Neymiş, Angela gidecekmiş Voyvoda’yla yatıyormuş gibi yapıp içkisine zehir koyacakmış. Hiç yakıştıramadım böyle bir planı sana Murad!

Tabii kraliçe Angelina’yı kocasıyla öyle görünce kıskanır ve onu öldürtmeye çalışır. Murat’da kızı kurtarır. Voyvoda Murat’ın yaşadığını öğrenince Türk elçilere işkence etmeye başlar. Angela’da Murat’ın peşinde olduğu Voyvoda ve Macar anlaşmasının saklı olduğu yeri bulur, tam onu çalacakken Voyvoda kızı yakalar ve işkence etmeye başlar. Murat’da dayanamaz ve olaya el atar tabii.

Bir sürü adam döver. Tek kılıçla yedi kişiyi keser. Adam askerliğini komando olarak yapmış boru mu! En son da Voyvoda’yı kazığa atar ve Türklerin intikamını alır!


2. Köroğlu

Yine Cüneyt Arkın’ın çok sevilen bir filmi. Köroğlu 1968 yapımı bir film ve kadın başrol oyuncu Fatma Girik.

Köroğlu bilindiği üzere bir destandır. Cüneyt Arkın filmde Ali diye bir karakteri canlandırıyor. Ali babası kör olduğu için Köroğlu lakabını almış. Babası ünlü bir seyis anladığım kadarıyla. Attan iyi anlıyor yani. Bolu Beyi’de güçlü, güzel bir at istiyor bu adamdan. Bizim amca da cılız, beyaz bir tay yolluyor Bolubeyi’ne. Amcaya göre tayın çok büyük potansiyeli var ama Bolu Bey’i vizyonsuz olduğu için benimle dalga geçiyor diyerek adamın gözlerini kör ettiriyor. Vicdansız!

Kör amca da oğluna gidiyor ama bunu yaka paça atıyorlar dışarıya. O sırada Bolu Beyi’nin kız kardeşi bizim oğlanı görüyor, yanına gidip derdini soruyor ve birden kaytan bıyıklarına vuruluyor. Bizim oğlan da tayı almaya geldiğini ama alamadığını dert yanıyor. Kız da abisini kandırıp tayı Ali’ye yolluyor. Ali’nin babasında tayı nasıl yetiştirmesi gerektiğini anlatıyor. Hayvancağızı güneş almayacak şekilde ahıra kapatıyorlar. D vitamini almayan tay mucizevi bir şekilde güçlü kuvvetli bir at oluyor.

Bizim kız, kaytan bıyıklı Ali’yi unutamadığından bir gideyim de göreyim diyor ve kılık değiştirerek evine gidiyor. Bu arada bizim kız kendisini Gülizar diye tanıtıyor, Bolu Bey’in kardeşinin cariyesiyim diyor. Bizim Ali’de inanıyor hemen. Böyle cariye mi olur oğlum her yerinde mücevher?

Neyse Ali atı gösteriyor ve kıza dümdüz yürüyor. Kız da hemen karşılık veriyor tabii. Ali seni kaçıracağım diyor.

Kız saraya dönünce abisi bunu bir güzel dövüyor ne işin var senin ahırlarda diye. Bizim salak kız da atlıyor hemen senin beğenmediğin at var yaa nasıl güzel, fıstık bir şey olmuş diye. Adam bunu duyunca gözleri parlıyor hemen tiz atı buraya getire diye ferman buyuruyor. Adamları atı almaya çalışırken Ali’nin babasını öldürüyorlar.

Ali’de intikam arzusuyla yola koyuluyor ve çeşitli maceralara dalıyor. At üstünde tek koluyla on adam deviriyor ve hem kızı hem de intikamını alıyor!


3. Küçük Sevgilim

Şimdi sizi 1971 yılına götüreceğim. Cüneyt Arkın halk kahramanı rolünde değil bu filmde. Saygın, başarılı bir doktoru canlandırıyor. Bu filmdeki rol arkadaşı ise kabarık sarı saçları ile Filiz Akın.

Lale, fakir bir kız. Ablası onu okutabilmek için sabahtan akşama kadar dikiş dikiyor, kızcağız erkenden yaşlanmış ama of bile demiyor kardeşine. Lale’de ablasına yardım eden, sürekli ders çalışan başarılı bir tıp öğrencisi.

Öncelikle şunu belirteyim çok sinir etti beni bu film. Belki sizi de sinir eder bilemiyorum. Neyse arkadaşları genelde bu kızla hep dalga geçiyor, asosyal diye ama Lale hiç umursamıyor. Cüneyt Arkın da başarılı bir doktor demiştik değil mi? Ayrıca Lale’nin yeni hocası.

Hoca,Lale’den çok hoşlanıyor çünkü kızımız çalışkan, ağırbaşlı, pamuk gibi bir kız. Küçüğüm benim diye yürüyor kıza anlayacağınız. Bizim kız da tabii Cüneyt Arkın’a aşık oluyor. Zaten aksi mümkün değil.

Bu ikili sevgili oluyor fakat abla bir şeyler sezmiş ki bizim kıza azıcık laf sokuyor. İşte doktor olmanı çok istiyorum da, biliyorsun annem de isterdi ama içime bir korku düştü de diye. Lale’de ayrılmaya karar veriyor. Kızım salak mısın sen? Hocan o senin, her türlü geçirir. Te Allah’ım!

Ama ayrılıkları çok uzun sürmüyor, barışıyorlar. Bu sırada Lale’nin ablası , üç aylık ömrü kalmış. Lale’nin Murat bakıyor ablaya ama ablasının aralarındaki ilişkiden haberi yok. Ablası, sen git Murat’a aşık ol! İşte hikaye burada başlıyor dostlar.

Nevin, Murat’a aşık ve morali yükseldiği için iyileşmeye başlıyor. Tabii Lale, ablasının Murat’a aşık olduğunu duyunca yıkılıyor. Doktorlar da durumu öğrenince Murat’a, Nevin’i mutlu etsin diye evlen diyorlar. Doktorlar da pek Esra Erol kılıklılarmış!

Lale’de, Murat’a evlen ablamla diye baskı yapıyor, o baskı sırasında bu ikili birlikte oluyorlar. Bak hele. Sonra Murat, Nevin ile evlenip doğuya gidiyor ama zorla güzellik olur mu, olmaz. Lale, ablasından aldığı mektuplarda bir öğreniyor ki Murat iyice mahvetmiş kendisini. Hemen doğuya gidiyor. Yanına da arkadaşını alıyor, sözlüm diye.

Size asıl bombayı patlatayım. Lale’nin Murat’tan oğlu olmuş! Tabii kimsenin haberi yok. Ablası Lale’ye dert yanıyor. Bir kere vücudumdan faydalanmadı diye. O ne demek kız! İnek misin sen etinden sütünden faydalansın senin.

Lale sonradan geri dönüyor. Aradan çok geçmiyor ablası ölüyor, Murat’ta sokaklarda şarapçı oluyor. Lale’de her yerde bunu arıyorken oğullarına minibüs çarpıyor. Bakın Allah’ın işine, memlekette doktor yok, diyorlar ki bu çocuğu sadece Murat Hoca iyileştirir. Hemen Murat’ı buluyorlar ve Murat işine geri dönüyor.

Sonrası malum, evli mutlu çocuklu devam ediyorlar hayatlarına. Yalnız ben Murat’ın yerinde olsam Lale’yi affetmezdim. Hem zorla evlendiriyor hem de çocuğunu saklıyor adamdan. Ne çektin be Murat!


4. Vahşi Gelin

Dram, dram içimiz daraldı! Gelin bir de komedi yapımına bakalım. Vahşi Gelin 1978 yapımı bir film ve bu sefer de Gülşen Bubikoğlu ile beyaz perdede Cüneyt Arkın.

Necmiye istemediği biriyle evlendiği için kaçar. Bir otelde kalır. Nişanlısı bunu bulunca da gider Murat’ın odasına kaçar. Nişanlısı ikisini görünce kızın sevgilisi sanar Murat’ı. Adamın peşine takılır. Necmiye’de aynı şekilde kaçarken adamın arabasına biner. Almanya’ya kaçmak için ondan borç para ister. Murat’ta bundan kurtulayım aman diyerek kıza parayı verir.

Verir vermesine ama kız gidemez. Çünkü vizesi bitmiştir. Kız da adamın orman gibi bir yerdeki evine gider. Adamın parasıyla da adama bir sürü kıyafet almış. Murat tabii çok kızar. Başıma dert alamayacağım diye kızı geri götüreceğini söyler. Kız ise her seferinde adamın başına bela olur, onu götürmesine engel olur. Sürekli didişirlerken birbirlerine aşık olurlar.

Aşk dolu günler yaşarlarken kızı nişanlısı bulur ve kaçırır. Zorla düğün yaparlar. O sırada Murat gelir, kızı kaçırır. Uzun bir kovalamacadan sonra yakalanırlar. Orada kızın angut nişanlısı sorar. Sen beni istemiyor musun diye. Oha yani bunu nasıl anlamış bravo biz hiç anlamadık! Kız istemiyorum deyince de ben seni hiç istemiyorum der ve kızın kardeşini alır. Necmiye ile Murat birbirlerine kavuşurlar.


5. İstasyon

İstasyon kimi zaman komedi kimi zaman drama olmuş önemli ve güzel bir film. 1977 yapımı bu filmde Cüneyt Arkın’ı Hülya Koçyiğit ile görüyoruz.

Müziğini hatırlıyor musunuz? Kim unutabilir ki? Özellikle aşağıya link olarak atacağım. Çünkü benim en sevdiğim Cüneyt Arkın filmidir.

Cüneyt Arkın, Gırgır Ali adında çocukluğundan beridir pek çok suça karışmış bir adamı canlandırmakta. Bir gün eski bir arkadaşı, gangster biri, ondan ünlü şarkıcı Yasemin’i kaçırmasını ister. Ali’de yüklü bir meblağ karşılığı kadını kaçırır.

Yasemin haliyle ilk başlarda kendisini kaçıran adamdan nefret eder ve ondan kurtulmaya çalışır ama zamanla Ali’ye alışır ve onun özgür ruhundan hoşlanır. Birlikte çok eğlenen ikili birbirlerine aşık olur. Ali’de haliyle Yasemin’i vermek istemez. Ama arkadaşı elinde bir çanta dolusu parayla gelir ve Ali’nin kızı vermeyeceğini duyunca kıyamet kopar.

İkili onlardan kaçarken Ali’nin Çarşaf adındaki köpeğini öldürürler ki o sahneye hiç girmeyelim.Türk sinema tarihinin en önemli sahnelerindendir.

Filmin sonu elbette mutlu biter ama bizim içimiz buruk kalır.


6.

Bu benim en sinir olduğum filmlerden ne yalan söyleyeyim. Ama pek bir sevilir, pek bir önemlidir. Film 1972 yapımı bir Memduh Ün filmi. Baş rol kadın oyuncu Fatma Girik.

Murat Çavuşoğulları’ndan bir doktor. Köyüne dönerken kar yüzünden yolda kalır, bir eve sığınır. Ev sahibi pek sıcak davranır Murat’a. Ev sahibinin kızı Nazlı’da hemen aşık olur ona. Murat’ta aynı şekilde kızdan hoşlanır. O sırada kızın babası oğlanın Çavuşoğlu olduğunu duyunca dellenir, evden kovar bunu. Meğersem kanlılarmış.

Ama Murat ve Nazlı aşık olmuşlardır birbirlerine. Gizlice buluşurlar, Murat’ta kız benle evlenmek zorunda kalsın diye kızın kanına girer birlikte olur. Kız da mecbur ona kaçmaya karar verir. Ama Murat’ın kuzenleri bu evliliği istemedikleri için Murat’a engel olurlar. Kızla da dalga geçerler. Kız da sanır ki Murat onu kullandı.

Kız bu arada hamiledir. Evdeki yardımcısı kızın hamile olduğunu duyunca onu babasından saklamak için baş evi gibi bir yere götürür. Bu arada Murat kızı bulur. Ona gerçeği anlatmak ister ama Nazlı ona inanmaz ve kovar. Bu arada adamı da bıçaklar.

Murat’ın kuzenleri de bu arada Nazlı’nın babasını öldürürler. Nazlı’nın babası ölürken yardımcı kadına vasiyet eder, Murat’la evlenmemeleri için her şeyi yap der kadına. Kadın da gider babanı Murat öldürdü der.

Salak kadın ya ciddiye almış bir de iftira atıyor adama güya ayıracak onları. Neyse Nazlı’nın oğlu olur. Murat’ın kuzenleri de hapse düşer. Köydekiler piç diye Nazlı’nın oğlunu rahat bırakmadıları için İstanbul’a giderler.

Çocuk büyür babası gibi doktor olur. Bir kızla evlenmek ister ama kızın babası, senin baban belli değil diyerek kızını vermek istemez. Oğlan da çok üzülür. Annesine babasını sorar. Çok ısrar edince de Nazlı anlatır. Beni kandırdı, babamı öldürdü diye.

Oğlan da uzaklaşmak için deprem olduğu için doktor ihtiyacı olan bir yere gider. Aaa kadere bakın Murat’ta ordadır. İkisi hemen kaynaşır. Sonra çocuk buna babasını anlatır. Murat’da hemen anlar olan biteni. Çocuğa bir hançer hediye eder. Hançer zamanında Nazlı’nınmış, onu bıçakladığı sırada adam saklamış.

Oğlan evine döner, annesine hançeri gösterince kadın şok olur tabii. Murat’da gider, oğlanın sevdiği kızın babasına. Meğersem yakın bir arkadaşıymış adam. Ona olayları anlatır. O benim oğlum deyince adam da evlenmelerine izin verir.

Nişan akşamı Murat’ta gelir. Nazlı onu öldürmeye kararlıdır. Tam öldürecekken araya bizim yalancı yardımcı kadın girer ve gerçekleri anlatır. Sonra bunlar da kavuşurlar.

Çekilin, yazar çemkirecek. A gerizekalı kadın! Madem anlatacaktın niye en başta anlatmadın da yıllardır acı çektirdin boşuna! Ben olsam Nazlı’nın yerinde o kadını vururdum!


7. Sevgili Babam

1969 yapımı film diğerlerinden biraz farklı. Bu filmde Cüneyt Arkın çocuklarına hasret bir babayı canlandırıyor. Kızını da Ayşecik filmlerinden tanıdığımız Zeynep Değirmencioğlu canlandırıyor.

Sedat bir şekilde hapishaneye düşmüş ve müebbet yemiş bu sebeple karısından boşanıyor kendisine yeni hayat kursun diye. Çocuklara da babanız öldü dedirtiyor.

Kadın yıllarca adamı bekliyor ama sonra bir talip çıkıyor. O sırada kocası da tahliye ediliyor. Kadın kocasını ziyaret ederek ona olanları anlatıyor. Ama ısrarla belirtiyor. Sen bekle de ben beklerim diye ama adam nedense gereksiz bir gurur yapıyor, tahliye olduğunu söylemiyor.

Daha sonra tahliye oluyor ve tesadüfler eşliğinde kızıyla tanışıyor. Daha sonra kızı da babasının o olduğunu öğreniyor.

Bir müzikal tadında olan bu film dönemine eminim ki müziğiyle damga vurdu. Kim unutabilir ki o şarkıyı.


8. Ala Geyik

1969 yapımı bu filmde Cüneyt Arkın’a Mine Mutlu eşlik etmekte.

Av tutkunudur Halil. Bu nedenle sürekli geyik avına çıkar. Köye de böylece et getirir. Bir de Zeynep diye bir nişanlısı vardır. Nişanlısı, annesi ne kadar gitme dese de Halil dinlemez.

Bir gün bir ağa Zeynep’i beğenir, Halil’in yokluğunda Zeynep’le nişanlanmak için köy halkını zorlar. Köy de kızı verir. Sonra Halil gelir ve gerçeği öğrenince siz kimin nişanlısını veriyorsunuz diyerek nişanlısını geri alır. Uzun bir süre geyik avına çıkmaz ama aklı sürekli ordadır.

Bir gün dayanamaz yine gider. Zeynep’te ya ben ya geyik diyerek peşinden gider. Halil’i orada pusuya düşürürler o sırada Zeynep vurulur. Halil kızı köye götürür, geyik avına tövbe eder. Kız uyanınca da evlenirler ama adam yine tutturur geyik diye. Kafayı yemiş. Ben kızın yerinde olsam git geyikle evlen o zaman derim valla.

Neyse yine gider bu son diye ve yine pusuya düşürülür. Neredeyse ölecekken ağayı öldürür. O sırada zavallı Zeynep yine gelir. Halil’de artık geyik yok diye söz verir.

İnşallah sözünü tutar ne diyeyim.


9. Satın Alınan Koca

1971 yapımı bu filmde Cüneyt Arkın’a yine Fatma Girik eşlik etmekte.

Romantik drama olan bu filmde yine bir Murat karakteri görüyoruz. Murat fakir biri. Bir gün para karşılığı zengin bir kızla bir yıllık evlilik yapması teklif edilir. İlk başta istemez ama arkadaşının kızı hasta olduğu için kabul eder.

Zeynep sürekli Murat’a yüklenir para karşılığı evlendiği için. Sonra bir gün nedenini öğrenir ve adama aşık olur bu kadar alçak gönüllü olduğu için. Kız da birden iyi davranınca Murat’ta aşık olur ama anlaşmanın sonu gelince de kızın babası uyardığı için gider.

Kız da boşanmayacağım kocamdan diyerek babasına rest çeker ve Murat’ı bulur. Kavuşurlar. Her yerden kalpler dökülür.


10. Battalgazi

Battalgazi Destanı, Cüneyt Arkın’ın en sevilen film serilerindendir. 1971 yapımı bu film “kancık kelleni ödlek bedeninden ayırmaya geldim” repliği ile ünlüdür.

Filmde Cafer’in babasını Bizanslılar on altı okla öldürürler. Cafer de büyür ve intikam almak için saraya girer. O arada Kancık Leon’un Yiğit Güzeli kızı Elanora’yı görür ve aşık olur. Kız tabi ki Bizanslı ama tam bir Müslüman olmak için doğmuş. Bu Bizans krallarının kızları da pek gururlu pek mağrur anlatamam hepsi birbirinden değerli. (İtinayla göz devrilir.)

Cafer, kızın amcasını öldürerek ilk intikamını alır. Sonra da gider tek başına Bizans ordusuna kafa tutar, kurşuna kafa da atar aslında kurşun icat olsa. Ordan Hamer adında bir adamla dövüşür. Ama adam güçlü olduğu için ikisi de yenilmez. Ertesi gün buluşmak üzere anlaşırlar. Elanora’da, Cafer’in yanına gider ilanı aşk ilan eder, öpüşürler gözlerinden kalpcikler çıkar falan.

Sonra Elanora tecavüze uğrayacakken Cafer kurtarır. Tek eliyle beş adam devirir. Sonra Hamer’i yenerek adamı dine imana getirir.

Daha sonra birlikte babasının intikamını almaya çalışırlar fakat yakalanır ve işkenceyle bütün kemikleri kırılır. Sonra da Cafer’i bulurlar ve iyileştirirler. Meğersem Elanora’nın babası Leon değilmiş. Leon babasının yerini elde etmiş.

Anlatacağınız filmin sonunda da Battal olan Cafer babasının intikamını alır. Kahpe Bizans’ın yiğit güzeli Elanora ile kavuşurlar. Artık Ayşe mi koyar kızın adını Hayriye mi bilemiyorum. Bizim de milli duygularımız bir kez daha kabarır.


Cüneyt Arkın Kimdir?

Asıl adı Fahrettin Cüreklibatur olan Cüneyt Arkın 8 Eylül 1937 Eskişehir doğumludur.

Yeşil gözleri ve karizmatikliği ile sinema dünyasının gelmiş geçmiş en yakışıklı oyuncusu olan Cüneyt’in asıl mesleği doktorlukmuş. İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Cüneyt bir süre doktorluk yapmış. Sonra Artist dergisinde birinci seçilmiş ve elbette anında keşfedilmiş.

Cüneyt Arkın, Yeşilçam’ın ikon oyuncularındandır. Pek çok efsane filmi var elbette ama ben sadece ilk akla gelenleri yazdım.

1964’te kendisi gibi bir doktor olan Güler Mocan ile evlenmiş, Filiz adında bir kızı olmuştur. 1968’de boşanırlar. Daha sonra Betül Işıl ile evlenmiş, Kaan ve Murat adında iki oğlu olmuştur.

Sinema dünyasının en yakışıklı jönü olan Cüneyt’in pek çok da ödülü bulunmakta. Yakışıklılığı ve karizması kadar oyunculuğu da elbette muhteşem.

Senin gibi bir jön asla gelmeyecek Cüneyt Arkın!

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

Büşra Turgut

Yazar-Mareşal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up