Çok Yaşa Türkiye

0

Şubat 2013, ilk defa Türkiye’ye geliyordum, Emirates Hava Yolları ile ve aklımda bu hayaller geçiyordu. Bakalım kaç gün kalabileceğim, nasıl döneceğim, aileme, komşulara ve akrabalara neden orda kalmadım, okulu bitirmeden neden döndüm, ne oldu nasıl anlatacağım ve onlar bana inanacaklar mı acaba. Yolculuk boyunca bunlara düşündüm. Ama Atatürk hava limanından çıktığım zaman bunları öyle unuttum ki sanki hiç düşünmemiştim.

Pakistan’ın Yüksek Öğretim Komisyonu (HEC Pakistan) öğrencileri deniz aşırı ülkelere doktora yapmak için gönderiyor. Ben Fransa için seçildim, ama aynı zamanda Pakistan ve Türkiye arasında bir anlaşma oldu ve bize Türkiye’ye gideceğimiz söylendi. O zamanki hislerim nasıldı, tam olarak hatırlamıyorum. İstanbul’u tarihte çok önemli bir kent olarak biliyordum ama modern öğretim için bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum. Tarihte o kadar yer alan ve bu kadar önemli olan şehre gidiyordum, bu da bir ikramdır diye düşünüyordum. Sabancı Üniversitesinde doktora program için kayıt oldum ve dağınık düşüncelerle artık İstanbul’daydım.

Neyse, hava limanında indikten sonra Havataş otobüsüne bineceğimi biliyordum ve ona bindim, 2 saat içinde Taksim meydana geldim, çok fazla trafik vardı ve ben hayatımda ilk defa bu kadar trafik görüyordum. Artık maceram başlamıştı. Türkçe bilmiyordum ve orada İngilizce bilen birini bulamadım. Sabancı’ya nasıl gideceğimi bilmiyordum. İETT otobüs şoförüne “Sabancı” dedim ve o başını “hayır” diye salladı, ben evet anladım ve otobüse bindim. Otobüs nereye gidiyordu hiç bilmiyordum ama bir tesellim vardı ki bir yere gidiyordum en azından kaldığım yerde kalmıyordum. Belki inanmayacaksınız ama bir buçuk saat civarı otobüsteydim ve iki öğrenci otobüse bindi. Onlara durumumu anlatmaya çalıştım, Sabancı Üniversitesi‘ne gitmek istediğimi anlattım ve çok şükür anladılar. Onlar Sabancı Üniversitesi’ni aradılar, shuttle  geldi ve beni Carrefour Kozyatağı’na bıraktılar. Onlara bir teşekkür borcum vardı, sağ olsunlar bir yabancıyı kurtardılar.

Türkiye’de ilk yılımda acayip olaylar yaşadım. Şimdi bunları hatırladıkça gülüyorum. Neyse doktoramı bitirmiştim ve birkaç gün sonra Pakistan’a dönüyordum. Ama ben nerde olsam olayım İstanbul’u hiç unutmayacağım. Bu arada bunu da söylemek istiyorum. Burada çok insanlar tanıdım onları sevdim ve sevildim. Hepsi çok iyiler, her türlü yardım ettiler. Ama bazılarını daha çok sevdim. Onlar için hiçbir şey yazamadım ama sevdiklerim için Pakistan’ın gördüğü en güzel şair Fez Ahmed Fez’in şiirini çevirmeye karar verdim. Belki bir gün biri Muhammed İkbal’in kitapları gibi Fez’in kitaplarını da Türkçede çevirecek ama ben onun kitaplarını hiç göremedim. O yüzden kendim yapmaya karar verdim ve çevirdim ama nasıl olduğunu bilmiyorum.  Siz karar vereceksiniz. Şiirler böyle;

Rakib’ e

Gel ki sana bağlıdır o güzellinin anılar

Yanı kalbimi bir peri-ev yapan kişinin anılar

Onun aşkın için bu dünyaya unutmuştum

Ve bu cihana bir cihanın efsane yapmıştım

Senin ayaklarına aşinadır

Onun sarhoş gençliği ile kutsanmış olan yollar

Üzerinden o zarifliğinin kervanlar geçmiştir

Kime bu gözlerim yararsız ibadet etmiştir

Seninle oynadılar o sevgili rüzgârlar

Kimlerin içinde onun elbisenin mahzun aroma bakidir

Sana da o terastan ayın nur yağmış

Kimin içinde o geçen gecelerin acı bakidir

Sen gördün o alın, o yanaklar, o dudaklar

Hayatim kimin kavram için mahvettim

Sana kalkmışlar o kaybolmuş, sihirbaz gözler

Biliyorsun, niye ömürcümü ziyan ettim

Bize müşterektir, sevginin hüznünün bağışlar

O kadar bağışlar var ki saymak istersem eğer, sayamıyorum

Ben bu aşk için ne kayıp ettim, ne öğrendim

Senden başkasına açıklamak istersem eğer, açıklamıyorum

Tevazu öğrendim, zayıflara desteklemek öğrendim

Umutsuzluğunun ve mahrumiyetin, üzgünlerin ve acıların manası öğrendim

Astların dertlere anlamaya öğrendim

Soğuk iç çekmelerin soluk benizli suratların manası öğrendim

Her ne zaman o çaresizler oturarak ağlıyorlarsa

Gözyaşları onların gözlerin içinde ağlayan uyuyakalıyorlar

Güçsüzlerin lokmalara karakuşlar saldırıyorsa

Tartılışmış kanatlarla, kuşatılmış geliyorlar

Her ne zaman pazarın içinde, işçilerin et satılmışsa

Ve otoban üstünde fakirlerin kan akıyorsa

Sinemin içine bir yangın sık sık haşlanıyor, sorma

Kendi kalbime hakım olmak zor oluyor, sorma

 

Fez Ahmed Fez (1911-1984)

 

Yazar: Asıf Gücer

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here