Çocuk Terbiyesinde Cezanın Yeri Nedir ?

0
7

Ceza, kelime anlamı olarak yapılan bir davranış karşısında karşılık vermek ya da mukabelede bulunmak olsa da bilinen anlamı ile ceza, işlenilen bir kabahat karşılığında kabahati işleyen kişiye fiziksel, ruhsal veya psikolojik güç kullanmaya verilen isimdir.

Ceza kısa vadeli çözümdür. Yanlış yapan çocuk, ceza baskısı ile geçici olarak durdurulabilir. Ama çocuğun bu durduruluşu, arzu ettiği davranıştan vazgeçmesi anlamına asla gelmez.

Dinimizde çocuk günahsız doğar ve akıl baliğ olana kadar ceza ve müeyyide uygulanamaz. Vefat etse “cennete kuş olup uçar” der büyüklerimiz. Ancak bu çocuk en ufak bir harekette öcüler ile korkutulmakta, cısslar ile durdurulmakta, biraz daha büyüdüğünde akıl almaz fiziksel ve psikolojik cezalar ile karşı karşıya kalmaktadır.

Sorduğumuzda anne baba aslında çocuğa terbiye verdiğini ifade etmektedir. Lakin yöntem ne bizim inancımıza ne de bu toprakların ruhuna uygun bir yöntem olmamaktadır. Zira bu topraklarda yüzyıllardır çocuk Aziz bir misafir olarak yetiştirilmiştir. Bir Sultan Fatih, Selahaddin, Mevlana, Yunus Emre, Bediüzzaman, Mehmed Zahit Kotku ve Cennet Mekan Necmettin Erbakan bu toprakların yetiştirdiği müstesna insanlardır ve onları yetiştiren isimsiz anneler var ki bunlar daha müstesna insanlardır.

Sahabeden, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem’e-  yakınlığıyla meşhur Hazret-i Enes de:

“Aleyhissalatu vesselam’a (hazerde ve seferde) on yıl hizmet ettiğini, işlerinin her defasında Rasullullah’ın arzu ettiği şekilde olmadığını, buna rağmen kendisine bir defacık ne vurduğunu, ne azarladığını, ne surat astığını, ne de ayıpladığını, hatta bir kere olsun «Of be!..» demediğini, yaptıkları arasında hoşuna gitmeyen için «Ne fena yapmışsın!..» veya yapılan bir şey için «Buna niye böyle yaptın?», yapılmayan şey için de “Onu niye yapmadın?” diye hesaba çekmediğini, kazara hanımlarından biri, «Keşke şöyle yapsaydın» diye müdahale edecek olsa «Bırakın çocuğu, o Allah’ın murad ettiğinden başka bir şey yapmamıştır.»” dediğini anlatmaktadır.

Orta Çağ batısında çocuk doğduğu zaman günahkar doğar ve ilk günden vaftiz edilirdi. Bu gerici batının yöntemi sanıyorum bize de sirayet etmiş olmalı ki, çocuğa günahkar ve noksan gözü ile bakıyoruz. Onu bir ağaç gibi yontmaya, sanki eğriymiş gibi düzeltmeye ve bozuk bir yaratıkmış gibi terbiye etmeye çalışıyoruz. Halbuki hepimizin çocuktan terbiye olmaya ihtiyacı var.

2-3 yaş çocuklara bakın ne kadar da yavaş ve sindirerek yemek yiyorlar ve mideleri doymadan hemen sofradan kalkıyorlar. Çünkü sünnete uygun olan budur ki midenin üçte biri dolduğunda sofradan kalkılmalıdır.

Dışarı çıkacakları zaman gayet sakin ve yavaş yavaş ayakkabılarını giyiyorlar. Tek tek yavaş yavaş merdivenlerden iniyorlar. Sokakta bazen çevreyi inceleyerek, tefekkür mahiyetinde çevresini süzüp, tek tek kainatı sorgulayarak ilerliyorlar. Şu neden yeşil, bu neden beyaz, o neden bağırıyor, bu neden havlıyor, o meyve neden ekşi, bu yemek neden acı vs. vs.. Tefekkür ederek ve içselleştirerek bitip tükenmek bilmeyen merak duygusu ile etrafını inceliyorlar.

Biz de tutup hızlandırarak çabuk çabuk yemek yedirmeye, çabuk çabuk üzerini giydirmeye, hızlı hızlı yürümeye, sen daha doymadın dur sen anlamazsın şunu da ye, bunu da ye diyerek doymayan gözümüzü çocukta doyurmaya çalışarak farkında olmadan fıtrata ve mizaca müdahale ediyoruz. Bir süre sonra hızlanan çocuk duyarsızlaşarak kendisine ulaşılamaz hale geliyor ve bu sefer de baskı ve ceza ile ona ulaşmaya onu durdurmaya çalışıyoruz.

Ceza alan çocuk duyarsızlaşır, hızlanır. Ceza alan çocuk ceza vermeyi öğrenir. Kardeşine veya arkadaşlarına daha fazlasını uygular. Siz ceza ile onu engellediğinizi düşünürsünüz ancak sizin baskıladığınız çocuk bunu başka ortamlarda davranış bozukluğu olarak püskürtür.

Ceza çocuğun utanma hissini yok eder. Bakın çevrenize, ceza aldıkça çocukların ne kadar da hızlandığını ve utanma hislerinin köreldiğini göreceksiniz. Örneğin ilköğretim ve liselerde sınıfta komiklik yapmaya ve sınıfı güldürmeye çalışan, yılışık çocukların çoğu bol bol ceza alan ve değersizleştirilen çocuklardır.

Ceza vicdan duygusunu köreltir. Sizin ceza verdiğiniz çocuk büyüyüp ergenliğe eriştiğinde bir anda vicdansız ve size karşı isyankar garip bir yaratık olarak karşımıza çıkabilir. Ne acıması vardır ne söz dinlemesi. İşte o çocuk var ya sizin eserinizdir. Ebeveyni, öğretmenleri veya çevresi tarafından farkında olmadan iyi olacak zannı vicdan duygusu köreltilmiştir. Altında yatan en büyük sebep ise çocuğa verilen ceza ve mahrumiyettir.

Ceza kontrolsüz öfkeyi körükler. Öfke patlamaları yaşayan bir ebeveyn aslında eşinin problem oluşturulmuş olmasından ya da çocuğun yaramazlıklarından mı yaşıyor sanıyorsunuz o öfke patlamalarını? Hayır tabii ki de.. Çocukluk döneminde ona ezilmişlik ve değersizlik duygusu yaşatan cezaların ve mahrumiyetlerin patlamasını yaşıyor şuanda. Asıl temel problem çocuklukta yaşadığı değersizleştirmeler, “sen ne anlarsın çekil kenara” diyerek yaşatılmış olan engellemeler, “çık tahtaya tek ayak üstünde dur” diyerek sınıftan dışlanmasına sebep olan cezalar…

Ceza nefret duygusunu besler ve ikiyüzlülüğe sebep olur. Çocuk ceza verene karşı muhtaç olduğundan yüzüne güler ama gizli gizli nefret eder. “Şu üniversite sınavını kazanıp şehir dışında okumak istiyorum” der. “Yeter bıktım bu evde kalmak istemiyorum” der. Çocuk dışarıda çok değerli karşılanır ama eve gelir aileye tabiri caizse kan kusturur. Tüm bunların temelinde çocukluktan beri yaşadığı mahrumiyet ve cezalar vardır tabi ki.

Ceza yalana kapı açar. Ceza almamak, hor görülmemek ve tabiri caizse adam yerine konmak için yalanlara başvurur çocuk. Hiçbir çocuk yalan söylemez halbuki. Yalan onurlu çocuğun davranışıdır. Evet onurlu çocuk yalan söyler. Kendini ezdirmemek için, benliğinde karşı saldırıları bertaraf etmek için yalan söyler. Bir süre sonra yalanı normal bir davranış olarak görür ve yalana karşı bağımlılık oluşturur. Temel çıkış noktası çoğunlukla zarara uğramamak içindir aslında..

Ceza, ceza verenin saygınlığını da zedeler. Ceza veren genel manada sevilmez. Hatırlayın, bir ilk okul dönemi ortaokul dönemi ilişkilerinizi. Size ceza veren öğretmenler ve ağabey ablalar mı daha çok tatlı bir hatıradır zihninizde, yoksa sizinle güzel bağ kurmuş, sizi dinleyen ve sizinle her problemini iletişim ile çözen eğitimciler mi?

Milli Görüş Lideri Cennet Mekan Erbakan Hoca özetle derdi ki “…tedavi için önce mikrobu tanımamız lazım. Ne ile mücadele ettiğimizi görmemiz lazım. Siyasi mücadelede bu mikrobun adı Siyonizmdir… Önce mikrobu tanıyarak teşhisi koyacağız sonra tedavi uygulayacağız…” Bu değerli tespitlerden yola çıkarak diyoruz ki çocuk terbiyesi için koyacağımız ilk teşhis, içimize batıdan ya da laik eğitim sistemlerinden bulaşmış olan virüs yani CEZA’dır.

Anne baba ile çocuğu yaka paça hale getiren bu ceza, mahrumiyet, oturma sandalyesi, düşünme paspası, dinlenme odası, harçlığını kesme, sevdiği şeylerden mahrum etme, kıyaslama, zorlama, söz hakkı tanımama, baskı kurma, aşırı disiplin, korkutma vs. vs. gibi benzer yöntemler terk edilmeden AZİZ MİSAFİRLER bu topraklarda biraz zor yetişecektir. Geleceğin Mevlanaları, Tattuk Emreleri, Bediüzzamanları, Necmeddin Erbakanları, Aziz Mahmut Hüdayileri, Mehmet Akif Ersoyları, Sultan Abdülhamitleri, Halime Hatunları, Şerife Bacıları, Fatma Anaları ceza ile değil, vicdanlar harekete geçirilerek ancak yetiştirilebilir.

Alıntıdır. Kaynak : Zehra Kadın, Aile ve Çocuk Dergisi

Temmuz 2016 sayısıdır.

 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here