Çiçeklerimi Ayakkabılarıma Diktim

0
17
Erguvanlar açtı. Renklerine bayılıyorum erguvanların. Balkonumdan baktığım zaman beni nasıl mutlu ediyorlar ah bir bilseniz. Sanki bir ressamın en ünlü tablosunun adeta en önemli bir fırça darbesiymişçesine özenle dalları süsler bu erguvani renkler...

Erguvanlar açtı. Renklerine bayılıyorum erguvanların. Balkonumdan baktığım zaman beni nasıl mutlu ediyorlar ah bir bilseniz. Sanki bir ressamın en ünlü tablosunun adeta en önemli bir fırça darbesiymişçesine özenle dalları süsler bu erguvani renkler...‌RENGARENK ÇİÇEKLERİMİN

MAVİ – MOR RENKLERİ

Erguvanlar açtı. Renklerine bayılıyorum erguvanların. Balkonumdan baktığım zaman beni nasıl mutlu ediyorlar ah bir bilseniz. Sanki bir ressamın en ünlü tablosunun adeta en önemli bir fırça darbesiymişçesine özenle dalları süsler bu erguvani renkler…

Almila, bunları düşünürken bir yandan da fesleğenleri avucuyla sarsarak ciğer buğulandıran kokularını içine çekiyordu. Balkonda zaman geçirmeyi seviyordu. Hiçbir zaman da dışarı çıkmıyordu zaten. Bu dört köşe ufacık balkonundan arkadaşlarını izlemeyi seviyordu. Oturup saatlerce “of pof” demeden izleyebilirdi. Yalnız sayılmazdı, birçok arkadaşı vardı ama yalnızlığın anlamı tabii ki her zaman aynı değildi. Yalnızlık bazen onu anlayacak kimsenin olmamasıydı ve bu yüzden Almila çoğu zaman yalnızdı.

İstediği her şeyi en azından yapmaya çalışan meraklı bir çocuktu Almila.  Aklına takılan hiçbir şeyi ihmal etmez, mutlaka öğrenirdi. Mesela mahallesinde yakan top kurallarını merak etmiş ve ilk o öğrenmişti. Bütün mahalleye de o öğretti. Artık yakan top oynamıyordu ama hala oynayan arkadaşlarına kurallar konusunda yardımcı oluyordu. Doğaya da çok meraklıydı. Kimsenin bilmediği ağaç türlerini, çiçek isimlerini bilir, hatta beğendiklerini ve bakabileceğini düşündüklerini edinmeye çalışırdı. Mevsimine göre rengarenk çiçekler bakardı ki onlar çoğu zaman Almila’nın yalnızlığını renklendirirdi. Balkonu renklendiren ise en az çiçekler kadar çiçeklerin saksılarıydı. Daha doğrusu saksı yerine kullandığı Almila’nın eski ayakkabılarıydı. Ayakkabılarının hiçbirini atmaz, hepsine toprak doldurur, çiçek ekerdi. Nazikçe sevdiği fesleğenin güzel kokusunu içine yeniden çektikten sonra, suladığı diğer çiçeklere de hızlıca bir göz atarak odasına girdi. Uzun zamandır ihmal ettiği eski dostunu, gitarını, eline aldı, birkaç şarkı mırıldandı. Gitar çalmaya arkadaşları sayesinde başlamıştı. Daha doğrusu annesinin deyimiyle ‘el alemin çocukları ‘ sayesinde başlamıştı. Annesine göre el alemin çocukları her şeyin en iyisini yapardı. Falancanın oğlu yüzmede çok iyiymiş, filancanın kızı sınavlarda birinci olmuş, el alemin çocukları çok iyi gitar çalarmış… Bu cümleler genellikle Almila’nın bir kulağından girip diğer kulağından çıkıyor olsa da gitar konusunda işe yarıyor olacak ki şimdi gitar çalmayı çok iyi biliyor. Zaten annesi de uzun bir zamandır el alemin çocukları ile başlayan cümleler kurmuyor.

Erguvanlar açtı. Renklerine bayılıyorum erguvanların. Balkonumdan baktığım zaman beni nasıl mutlu ediyorlar ah bir bilseniz. Sanki bir ressamın en ünlü tablosunun adeta en önemli bir fırça darbesiymişçesine özenle dalları süsler bu erguvani renkler...Etraf o kadar güzel, hava o kadar davetkardı ki sanki bütün kuşlar Almila’yı dışarıya çağırıyor, çiçekler o dışarı çıkmadan solmam, güneş batmam diyordu. O zaman doğanın düzenini bozmamak lazım diye düşündü ve dışarıda biraz gezinti yapmaya karar verdi. Annesine çıkacağını söyledikten sonra eskiden bir hayli süratle çıktığı kapıdan şimdi ağır adımlarla çıkıyordu. Güneş gözlüğü kullanmayı sevmezdi. Kapanacaksa gözlerim güneşin ışığından, güneşin aydınlığından kapansın, derdi.

Almila, arkadaşlarının yanında buldu bir anda kendini havadaki mükemmelliğin dalgınlığından . Bir kısmı sahanın iki tarafına dizdikleri taşları kale yaparak futbol oynuyordu, diğer bir kısmı da sek sek oynuyordu. Bununla birlikte birkaç arkadaşı da erguvanların gölgelerinde dinleniyor, bir şeyler konuşuyor, yeri geldiğinde gülüp eğleniyorlardı. Almila’nın dikkatini en çok çeken şey ise sek sek oynayanlardı. Ama o erguvanlara doğru yol aldı. Yürüdü, yürüdü.

Gelmişti. Sohbet etmeye oturdu arkadaşlarının yanına . Neydi bu ölüm sessizliği? Merak ediyordu doğrusu her zamanki gibi. Merhaba arkadaşlar diyerek girdi sohbete, Merhaba Almila, hoş geldin, diyerek gülerek karşıladılar onu hep bir ağızdan. Ama içlerinden bir tanesi başını kaldırıp merhaba demedi. Oysa içten bir selam ne kadar da ısıtırdı yürekleri. Üzülmüştü Almila. Ne yapıyorsunuz? Dedi o buruk sesiyle. Yeni bir oyun çıkmış onu oynuyoruz, dediler. Almila :

– Melih, kaşına ne oldu? Kanamış sanki.

Almila böyle deyince kimse bunu fark etmemiş olacak ki hepsi birden kafalarını kaldırıp Melih’in kaşına baktılar. Fazla uzun sürmedi ki hepsi tekrar oyuna daldılar. Melih:

– Biraz önce, buraya gelirken telefona bakıyordum. Dalmışım. Ağacın dalını görmeyip çarptım. O çizmiştir.

– Hangi ağacın dalı ?

– Bu ağacın dalı . (kızgın ve çatık kaşlarıyla erguvanı göstererek)

– Bu ağaç ne ağacı?

– Bilmem.

– Bilen var mı aranızda?

– Ben şimdi öğrenirim! Dedi birisi.

– Nasıl yapacaksın?

– Fotoğrafını çekerim. Akıllı telefonumla sosyal medyada paylaşarak öğrenirim.

İlgisizliklerine, bilgisizliklerine üzülen Almila ”Telefon değil de keşke biz akıllı olsak. Keşke biraz başımızı kaldırıp çevreyi, çevredeki güzellikleri fark edebilsek.” Diye geçirdi içinden .

– Neyse arkadaşlar, ben biraz gezeceğim. Keşfedemediğim doğayı keşfetmeliyim . Hoşçakalın .

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here