Çiçeklerimi Ayakkabılarıma Diktim-2

0

 RENGARENK ÇİÇEKLERİMİN MAVİ – MOR RENKLERİ ( BÖLÜM 2 )

Bırak ne zaman açtıklarını bırak, adlarını dahi bilmediği erguvan ağacının altında tek bir cümle sohbet etmeden, tek bir tebessümü diğer yüzlerde göremeden telefonlarına dalmışken çocuklar, harika bir gün batıyordu, kuşlar yuvalarına dönüyordu, çiçekler hala güzel kokuyordu. Ve bir deve kuşu gibi gömülen başlar, yaşayan dünyayı fark edemiyordu. Ama fark edenler de vardı. Almila deniz kıyısına doğru yol almıştı. Deniz kenarında hiçbir zaman boş kalmayan o banka baktı . Evet, yine doluydu. İki kişi oturmuş bir yandan turuncudan kırmızıya dönen gökyüzünü seyrediyorlardı bir yandan da martılara simit atıyorlardı. Az ileride de ayaklarını o dingin denize sokmuş bir çocuk vardı. Gün batarken Almila da o çocuğa bakakalmıştı.

Engin denizleri kendine yorgan yapan güneşin uykuya dalmasıyla Almila da eve dalması gerektiğini bildiğinden dönüş yoluna düştü. Mahalle esnafı da dükkanları kapatmaya başlamış ve sıcacık, huzur dolu evlerine gitme telaşına düşmüştü. Kimi vitrinini bir sonraki güne hazırlıyor, kimi de dükkanının önünü temizliyordu. Almila, o nazik ve tatlı ses tonuyla ” Kolay gelsin, iyi akşamlar. ” diyerek yoluna devam etti.

Kaç gündür beklediği mektup bugün de gelmemişti. Eve girerken günlerdir yaptığı gibi yine posta kutusuna baktı, yine boştu. Annesine selam verip öptükten sonra odasına yöneldi. Biraz dinlenmeyi düşünüyorken tam; masasının üzerindeki zarf dikkatini çekti. Zarfa doğru yaklaştığında anladı ki bu zarf uzun zamandır beklediği mektubun gerçekleştirmek istediği, daha önce yarım kalan hayalinin, hiçbir zaman yitirmediği umutlarının mektubuydu. Çığlık çığlığa bağırmak istedi, ama sustu. düşündü; ” Ya içinde yazılanlar beni mutsuz ederse? ” diye düşündü. Zarfı bir hayli düşüncenin arasında aldı kitaplığının en üst rafındaki madalyalarının yanına usulca bıraktı. İçini yiyip bitiren sorunun cevabı o mektuptaydı ama çok cesur olan Almila bir türlü cesaretini toplayıp zarfı açamamıştı. Başka bir zaman olsa bu onun için çok kolay olurdu. Yeteneklerini sonuna kadar zorlamaktan çekinmez, merak ettiği, güzel bulduğu bir yer varsa, ulaşılması çok zor olsa bile korkmaz, çekinmez mutlaka orayı görürdü. Ayrıca çok ta iyi bir yüzücüydü . Kazandığı birçok madalyası vardı. Şimdi hepsi de kitaplığının üst rafını birer birer süslüyordu. Bir an derin düşüncelerden sıyrıldı. Aklı yine zarfa gitmişti. Açmalıydı, ne olursa olsun okumalıydı. Zarfı açarken çıkan hışırtı iliklerinden çıkıp bütün odayı doldurmuştu sanki. Ya da sanki sessiz bir film gibi hiç ses yoktu. Sadece heyecanın kalp atışları vardı. ” Sevgili Almila ” yazıyordu ilk satırda. ”Geçirmiş olduğun vapur kazası…”

Ne yazık ki Almila iki sene önce bir vapur yolculuğu sırasında, vapur iskeleye yanaşırken küçük bir çocuğun vapurdan atlarken düştüğünü görmüştü. Herkes çığlık çığlığa bakarken o küçük çocuğa, çok iyi bir yüzücü olan Almila, hiç tereddüt etmeden suya atlamış ve o küçük çocuğu kurtarmıştı. Fakat çocuğu kıyıda bekleyenlere teslim ettikten saniyeler sonra dalgalara daha fazla direnemeyen vapur iskeleye çarpmış Almila’nın bacaklarını ezmişti. Bir hayat kurtarmanın sevincini yaşıyorken kendini bir hastane odasında bulmuştu. Gerçeği, o acı gerçeği de öğrenmesi çok uzun sürmemiş, maalesef ezilen bacakları kurtarılamamıştı.

Sevgili Almila,

Geçirmiş olduğun vapur kazası bizleri derinden üzdü. Bir yandan küçücük bir hayat kurtarmanın büyük mutluluğunu bir yandan da kaza sonrasında yaşadıklarının burukluğunu biz de seninle birlikte derinden hissetmekteyiz. Öte yandan hayallerinden vazgeçmeden; umudunu, azmini, cesaretini hiç kaybetmeden, kaldığın yerden devam etme isteğin bizi çok mutlu etti.  Yüzme takımımız sana her zaman sonuna kadar açık. İyi bir yüzücü olmak için iyi bir koldan, iyi bir bacaktan önce güçlü bir yürek gerekir. O yürek de sende var. Seni tekrar aramızda görmekten mutluluk duyarız. 

Dünyanın adaletine hep inanmıştı Almila. Başına gelen en kötü şeylere rağmen buna yürekten inanmıştı. ” Hayat benden bir sürü şey alır ama yerine başka güzel bir şeyler verir.” diye düşünmüştü hep. Evet, ayakları yoktu belki ama ruhunda kanatları, yüreğinde yanan bir ateş vardı.  Hayalleri vardı, umudu vardı hayalin, umudun, çabanın anlamı yaşamaktı. Yaşıyorum işte dolu dolu. Çiçeklerimi kokluyorum, en kadim arkadaşım gitarım ile şarkılarımı söylüyorum, güneşin batışını seyrediyorum, daha da güzeli; hayattan zevk alıyorum, hayatı seviyorum !

Mutluluktan burnunun direği sızlıyordu Almila’nın. Duygularını o kadar derinden yaşıyordu ki, onun sızısıydı bu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Tabii bir süre sonra içinde birikmiş gözyaşlarını da tutamamıştı. Akıvermişti ışıl ışıl parlayan iri gözlerinden. Bu güzel haberi hemen annesiyle paylaşmalıydı. Tekerlekli sandalyesini annesine doğru sürerken, tekerlekler annesine doğru değil hayallerine, sevinçlerine, umutlarına doğru hızla dönüyordu.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here