Cahit Zarifoğlu Şiirleri

0
37

Asıl adı Abdurrahman Cahit olan şairimiz 1 Temmuz 1940 yılında dünyaya gözlerini Ankara’da açmıştır. Aslen Kahramanmaraşlı olup ailesi Kafkasya göçmenidir. Babası hakimdir. 7 Temmuz 1987’de genç yaşta yaşamını yitirmiştir. Maraş Lisesi’nde öğrencilik yıllarında Rasim Özdenören, Alaaddin Özdenören, Nuri Pakdil gibi şair ve yazarlarla arkadaşlık yapan Cahit Zarifoğlu , 7 Güzel Adam’dan bir tanesidir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirmiştir. Edebiyata lise yıllarında yazdığı kompozisyon ve şiirler ile başlamıştır. Birçok şiiri, çocuk kitapları , denemeleri, romanı ve çocuk şiirleri vardır.

İşte size sevilen şairimizin şiirlerinden birkaç tane:

AYLAK GÖZ 

Erkenden aşındırır aşkını
Odaların köşelerine zamansız oturur
Duyarsa bir çocuğun
Oyundan çağrıldığını

Başının her seferinde döndüğü kumarı
Gönlünü bir tarzla kurularken kazanır
Anlarsa yenilen bir kadının
Darda kaldığını

Kendi kendine ardaşak kaçağı
Arada bir bakınır ne yaptığına
Süresiz kapılır tablolara yangelir
Ve oturdu mu bir masaya
Hakkını verir çay içmenin

Bu adam kitapların uçlarına
Çizilmiş itilmiş resim
Korkmadan yaşar tebessüm gösterir
Ağır başıyla nöbet alır
Dağdan kaçar şehri çevirir
Ve bırakır gönlünü bir tazı sıçramasına

Erkenden aşındırır aşkını
Anlamaz bir kadının
Süresiz kapılıp yangeldiği tablolara
Severek tebessüm attığını
Ağır başıyla kopar dağdan
Nöbet alır şehri devirir.

Cahit Zarifoğlu

 

SULTAN

Seçkin
Bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgeme

Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum

Cahit Zarifoğlu

ANLAMAK

Anılar defterinde gül yaprağı
Gibi unutuldum kurudum
Başıma düşmüş sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kim bilir, rüzgârlı eteklerinle
Kim bilir hangi iklimdesin, ben
Sensiz bu sessizlikle
Deli gibiyim sensiz
Bu sessizlikle

Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevir gözlerime
Yoksa sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim

Sensiz bu sessizlikle

Cahit Zarifoğlu

 

 

 

SORU İŞARETLERİNDEN BİRİ

Zülumdur dinlenen başlarsa eğilmiş
Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke
Dikilsen dağların ötesini tutar elin
Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde
Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun
Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde
O eski kadim iklim kim bilir nerde sürer
Perişan birkaç evde kim bilir veliler dilinde
Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni
Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse
Bir deli akıl çırpınıyor aramızda
Rızık korkusu can korkusu baş mesele
Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden
O büyülü çiçekleri yol arın bir kere
Başını eğmiş zalimleri dinlersin
Dersin ‘lokmam ellerinde’
Filistin bir sınav kağıdı
Her mü’min kulun önünde
De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır
De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine

Cahit Zarifoğlu

 

 

MAVİ GÖK ORDA MI ?

Bakıyorsun kuşlar

Hazır

Sokak lambaları yanık unutulmuş

Bir Kadıköy vapuru hınca hınç insan

Çok geçmeyecek

Martılar beyhude turlar atacak

Kıyılar lağım konserve kutuları

Mısır koçanları

Sevgi aranabilir yine

Korkusuzca say koskoca kederlerini

Bir kuyu bulunabilir

Aklımdan çıkmıyorsun

Sen hâlâ dizüstü

Bunca anıyı besleyerek

Sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle

Mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla

Görür gibi olarak açıp baktığımı

Bense şöyle diyorum:

Buradan bir acı kanamış boyuna

Kuşlar hazır

Öncü havalanmak üzere

Şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar

O vapur hâlâ hınca hınç

Kim bilir her biri hangi dünyaya sağır

Çok geçmez aradan

Kadınlar kapı önlerinde

Ellerinde meşalelerle

Aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları

Yorgun bir sarıyla ben de

Geçeceğim önlerinden

Aklımdan çıkmıyorsun dedim

Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya

Telefonlar yan hücrede çalışıyor

Bense kurşunî bir dere

Ağaçlar hayvanlar bile kaygılı

Onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar açılarak

Yapyaşlı bir rum kadın

Her şeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı

Haydi koşayım diyorum belki dağılır

Koşuyorum

Sancağımda kendi rüzgârımla ölgün kıpırtılar

Hayır daha sevgili daha sevimli değil

Ne başka bir gün ne başka bir zaman

Çok geçmeyecek aradan

Şöyle diyeceğim:

Bulutlar açmadı

Mavi gök orda mı?

Cahit Zarifoğlu

 

 

AĞAÇLAR 

Ellerimin önündeki dallar da                                                                      Sarıldı yaprağa                                                                                                      Göremiyorum karşı yamacı
Erken mi yoldayım
Ben mi geciktim

Önümüzde bir çınar yükseliyor
Her gece atlılar geliyor ona
Destan söyleşip gidiyorlar
Esmerlikleri
Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha

Dostum üşüyorum dedin
Üşüme
Korkuyorum -Korkma
Kaçıyorum -Kaçma
Ürperiyorum düşünceden -ürper

Sabah trafik
Çınara kim bakar
Kim geçer dallarından
Bahar mı geliyor
Komşunun balkonunda
Çamaşırlar renk rengarenk

Kızlar göğüslerini
Baharın ağacına
İlk açan çiçeğine
Dayadılar

Arılarla erkekler boğuşuyor
Arılarla uçan bütün çiçeklerle
Ayaklarında taşınan tozlarla
Akıyorlar alıp götürülürken
Yaprak evlerin içindeki dişiliklere

Dostum geç kaldın
Güneş ne gün doğacaksa
Söylediler duymadın geç kaldın
Otur ağla sonra soframda doy
Ekmek tut zeytin tat
Açlığını eğlerken sen
Bak nasıl ayçağın erleri
Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler
Karanlığı karaladılar yolları tuttular
At tepmedeler

Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip
Kelime ettiler söz bilediler
Zorun yamanı kolayladılar

Sahip olun taşa demire
Aleve
Küle bile

Cahit Zarifoğlu

 

 

SEVMEK DE YORULUR

Bir adam bir kadın var içimde iyice anladım
Bana bunu sessizce anlatıyorlardı
Bir yerde onların yönlerinden
alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki
bulvarların geceye vurdukları
çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri
uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan
bir sürü alışkanlıklar taşıyan
insanlığımızı gülüşü yalnızlar çarşısında
çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin
başkası sevsin diye en seçkin yerine
bir şal gezdirirdi
İnsanlığımıza bir şey getirirdi yalnızlarla

Bir sen varsın hep saçların ağzın
Bir merdiven hücresinde
uzak çağrışımlarla koşardın ya bensem
seni sonsuz gelişinle
saçından tanıyor gülüşünden kaçıyor
eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman
uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi
Artık gecikmiş alışıldığım gidişinle
davranılmaz üstünde durulmaz
hiçbir tüfeğe gelmez bir kekliksem

Yüzün soygundan geçmiş öyle bir yerde
durmuş ki bakışın boynun bozgun
üstünden bir nehir geçer gibi
ya gecedir ondan ya bulanık sudan
bir hasta gibi ağrımaktasın

Gelişini aldım onu nasıl harcadım
Denizden bunalıp okyanusa
Selâm çakan vapurun
Sevindik adımına birden parka çekildik
Ve birden nasıl bayram bıyıklı
Bir yaylım herkesin yaydığı bir merhabayla
Eğip başını içlerimden gittiğin zaman
Uzağa bir yolcuya çıkar gibi

Selini üstüme çektin önce
camdan bir mektup dolabının
üstüste sayısız koridorunu yüzüme yakın
başını duvara değdirmiş bir benzetişle
josef ka benzeri bir bakışındı
ya da konuşmayı kesip aman sen
öyle bir gittin ki benimle

Piknik beni sana verdi önce
Gelişen güneş yalnızlıktan bir göze
Eski ellerin
Ve çağlarınla bir şeye uzanmış etin
Ve hançerinle zamana saf durmuş
Son gidişindir bu

Bunların hepsi beni çağırıyorlar sevinçlerimden
Biri denizdir uzun boylu gürültüsüyle
zaten hangisi kavak zürafası değil
biri bütün yan odaları bekler
kuşkulu geçer camlardan
ve bırakır yerini bir koridor bekçisine

Haydi sen bütün onlara git benimle
Son sigaramdın
Gidişin antinikotin
Birden bir şey mutlu eşit piyano çalıyor
Elleri iki çeşit durgun
Gerçi çıkmıyor gelenlerin karanlığa duranların
Suya inen sesleri

Tam şimdi denizinle
bir çakıl taşına yaklaşıyor
kuma çok yakın bütün kesitlerinle
bakıyor ve bunalıyorsun

Tam şimdi ipe koşan
beni elleriyle alkışlayan
ağrıyan bir gün geliyor

Cahit Zarifoğlu

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here