Çağın Müslümanlarının En Büyükleri Sorunu “Sorumsuzluk”

0

Çağın Sorunu “Sorumsuzluk”

Son zamanlarda genel bağlamda Müslümanlarda hatta insanlarda çok büyük bir manevi hastalık peydah olmuş durumda. Bu hastalığın ismi de ‘’sorumsuzluk’’. Küresel problemlerin başlıca sebeplerinden biri olan bu hastalık her geçen gün bedenimizdeki etkisini arttırmakta, daha da deri ve kapatılması zor yaralara yol açmaktadır. Bu hastalığın oluşmasında ve gelişmesinde en büyük etken ise ‘’ menfaat’’ geliyor. Ne yazık ki kişisel arzular bizleri toplumsal görev ve sorumluluk bilincinden uzaklaştırmakta ve özellikle de Müslümanların bu konudaki genel tavırları hiç de iç açıcı sonuçlar doğurmamaktadır. Çünkü teslim olup, en azından teslim olduğunu söyleyip, gerisine karışmayan bir kişilik şekline bürünmemiz; ilk olarak yaptığımız yanlıştır. Çünkü kişisel çıkarların göz önünde bulundurulduğu ve İslam’ın kardeşlik hukukunun yok sayıldığı bir zamandan geçiyoruz. Ve yaptıklarımızı haşa Allah’ı değil yalnızca ve yalnızca kendimizi kandırıyoruz. Unutmamalıyız ki Allah kalplerden geçeni hakkıyla bilendir. Her şey O’ndan ve dönüş de O’na olacaktır. Ya uyutuluyoruz ya da serap görüyoruz. Çünkü gerçek gün gibi ortadadır. O gerçekse Müslümanın sorumlu bir şahıs olduğu ve bu sorumluluklardan hesaba çekileceğini bilmesi ve ona göre hareket etmesi gerektiği gerçeğidir. Evet namaz farz, oruç farz, zekât farz, hac farz ama; namaz İslam değil! Oruç İslam değil! Zekât İslam değil! Hac İslam değil! Bunlar sadece İslam’ın dört temel kolonunu oluşturan ve teslimiyetimizi, dik duruşumuzu sağlayan ve bizleri ayakta tutan farizalarıdır. Bunlar diğerleri gibi sorumlu tutulduğumuz unsurların temel yapıtaşlarıdır. Ama bunlardan ibaret değildir. İslam sadece ibadette değildir. İslam kulluktur. İslam düşüncedir. İslam sosyal hayattır. İslam siyasettir. İslam ekonomidir. Ve İslam kapsayıcıdır, ne olursa olsun kapsar. Müslüman her yerde Müslümandır. Otobüste de, okulda da, evde de, işte de, camide de, sokakta da, çarşıda da yani her yerde sınırlarını bilen ve korumaya çalışan kişidir Müslüman. Müslümanlık hayatın her alanında sorumluluk gerektirir. Attığımız ve atacağımız her adımda, alacağımız her kararda fikirlerimizi İslam süzgecinden geçirmeli ve onun koyduğu ölçütlerin dışına çıkmadan hareket etmek durumundayız. Bir diğer unsur da Müslümanın bilgiye aç olması gerektiği konusudur. Bilgi bilinci, bilinç sorumluluğu, sorumluluk da faaliyetlere gebedir. Ve bu sistem bu şekilde işlemezse günümüzde de sıkça karşılaştığımız insan tipi olan; bilen ama bilinçli olmayan kişiliklerdir. Bilgi bilince dönüştürülmediği sürece bir anlam ifade etmez. Aynı şekilde bilinçli insan da kendiyle olan savaşında galip gelip sorumluluklarını yerine getirmede aktif bir rol oynayamıyorsa ilk durumdan aşağı kalır bir yanı yoktur. Çünkü bu sistem böyle devam etmediği müddetçe ve birbirini takip eden halkalar biçimini almadığı sürece her şey havada kalacaktır. Müslüman öğrenmekten sorumludur. Müslüman öğretmekten sorumludur. Müslüman, bir diğer Müslüman kardeşinden sorumludur, dostundan sorumludur, ailesinden sorumludur… Kısacası elinin ulaştığı ve sesini duyurabildiği herkesten sorumlu tutulacaktır. Ama bu illa insanları yüzde yüz doğruya yöneltmekten sorumlu olduğumuz anlamına gelmiyor. Yapmamız gereken, yanlışları uyarmak, hak dini tebliğ ve izah etmekten sorumluyuz. Karşı tarafın kabul etmemesi ya da söylediklerimize kulak asmaması halinde elden çok fazlası gelmez, zamana bırakırız ve elimizden geldiğince Hakka çağırmaya devam ederiz. Uzun lafın kısası tebliğ bizden hidayet Allah’tandır. Kardeşlik bahsi açılmışken, bu konuda da sorumluluklarımızı dile getirmekte fayda var. Müslüman-Müslüman kardeşliği Peygamber Alleyhisselamın bizzat uyguladığı ve Allah’ın bir emridir. ’’Muhakkak mü’minler kardeştirler…’’ ( Hucurat /10 ) da açıkça belirtilmiştir. Bu kardeşlik ise bazı şeyleri de beraberinde getirir. Bu kardeşlik bedel ister, fedakarlık ister, cömertlik ve doğruluk ister… Ne yazık ki olması gerek bu iken olanlar tam tersi konumunda; özellikle Dünya üzerindeki Müslüman ülkelerinin üzerinde boy gösteren: zulüm, işkence, gözyaşı, sömürgecilik durumları her geçen gün ve her geçen zaman farklı bir boyut kazanıyor maalesef. Çocukların kelebeklerden bile kısa yaşadığı, yaşayanında ölümü arzuladığı… Toz pembe hayallerinin karanlık yüzler tarafından al kana bulandığı şu dünyadan en fazla ne kadar güzel bir şey çıkabilir ki? Bu dünya bize ahiretten ve cennet hayatından daha iyi ne verebilir? Öncelikle şu soruyu kendimize soralım. Müslümanlarsa bu durum karşısında sessizliğini koruyor. Denilebilir ki sosyal medya üzerinden yapılan kınamaların hiç mi önemi yok? Şahsi düşüncem bunların pek de bir önem taşımadığıdır. Çünkü küfür ehli bu zulmü diğer Müslümanların umudunu kırmak için, yeise kapılmasına ortam sağlamak amacıyla planlamaktadır. Yine sıkça sorulan sorulardan bir tanesi: gidip savaşalım mı? Böyle mi yardım edelim? Sorusudur. Bu soruya da vereceğimiz cevap; toplu olarak o ruhu yakalamadıkça hiçbir anlam ifade etmez bizim silahi güç yardımı yapmamız … Hatta kaosa sürüklenmek gibi durumlara da sebebiyet verebilir. Daha birbirimize malımızı-paramızı, eşimizi-çocuğumuzu emanet edecek güvenimiz yok… Canımızı nasıl birbirimize emanet ederek böyle bir yola çıkabiliriz ki? Hele de bu durumdan bir çıkarımız olmayacaksa! Fikrimce yapılması gerekenlerin başında, sağlam bir eğiti almak yatıyor. Çünkü eğitim olmadan, eğitimi iğleştirmeden hiçbir şeyle bu toplumu bir yerlere getiremezsiniz. Getirseniz bile mutlaka patlak verecektir. Bu nedenle bilinçli Müslüman olmak ve bilinçli Müslüman yetiştirmek bu işin başta halledilmesi gereken hadiseleridir. Yaşadığı acılardan ve olaylardan ders çıkarmayan, bunun yerine durumun vehametine kapılıp korku prangalarına vurulan topluluklar, tarihten kolayca silinip atılmıştır. Bunun dışında sadece Müslümanlık ve İslam ile ilgili konular dışında; bir Müslüman hayatın her alanında yeteri kadar bilgi ve beceriye sahip olmalıdır. Böylece Müslüman şahsiyet araştırmalı, sorgulamalı, ve insanın en önemli nimeti olan akletme fiiliyatını gereğince kullanmalıdır. Aklı da amaç değil, vahyi kavramada bir araç kabul etmelidir. Ama tekrar söylemekte fayda var öncelikle yapılması gereken İslam ilmini elde etmektir. Çünkü İslam ilmi olamadan elde edilen her bilgi kuru dalı ekip sulamak gibidir ve anlamsızdır. Bu işin kökü ve ruhu İslamdır! Son olarak şunu da belirtmek isterim ki; kirli ve necis konumundaki bir elbiseyle namazın vehamet kazanması ve sıhhatinin bozulması durumu oluyorsa aynı şekilde de manevi yapımızın da kirlerden ve pislilerden arındırılmış bir halde, Müslümanlığın gereklerini yapmaya çalışmamız gerekmez mi? Ve ‘’sahabenin baş koyduğu davaya en ufak taş koymaya nazlanırken aynı cennete talibiz’’ ne yazık ki. Bunları iyice bir düşünelim… Rabbim Müslümanlığın şuurunu kazanmış ve hesap gününde vehamete uğratmadıklarından, salih kullarının yolundan bizi kabul eylesin.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here