Boğazların Tanımı ve Tarihsel Gelişimi

  1. BOĞAZLARIN TANIMI VE TARİHSEL GELİŞİMİ

Boğaz, karalar arasında denizin en çok daralmış yeri şeklinde tarif edilir. Boğazlar geniş bir ırmağı andırır.[1]

Dünya üzerinde birçok boğaz olmasına rağmen, boğazlar üzerine en çok mücadele verilen boğazlar ve Çanakkale Boğazları olmuştur. Bu iki boğazın önemi ise, Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan ve Asya ile Avrupa’nın kesişme noktası olmasından gelmektedir. Boğazların stratejik öneminde dolayı tarih boyunca birçok devlet ve kavim boğazları kontrolü altına almaya çalışmıştır. Romalılardan önce Truvalılar, Atinalılar, Spartalılar ve İranlılar boğazlara hakim olmuş ancak özellikle Roma hakimiyetinde eski Bizantion’un kurulmasıyla beraber Boğazlar asıl değerine kavuşmuşlardır.[2] Bu dönemden sonra birçok devlet gözünü Boğazlar’a dikmiş ve İstanbul’u alarak Boğazlar’a egemen olmaya çalışmıştır. Osmanlılar da bu mücadeleye girişmiş ve ilk teşebbüsünü 1353’te Çanakkale’yi aşıp Rumeli’nde fetihler yaparak Marmara Denizi’nin bir kısmına hakim olarak başarıya ulaştırmışlardır.[3]

Devleti, daha sonraki yıllarda Çanakkale Boğazı’na hakim olurken tam olarak hakim olamadığı Marmara Denizi’ne de 1453 yılında İstanbul’un fethiyle ulaşmıştır. Marmara Denizi’ni bir Türk Gölü haline getiren Osmanlılar böylece yıllardan beri gelen Boğazlara hakim olma düşüncesini gerçekleştirmiştir. Boğazlara hakim olan Devleti böylece günümüze gelene dek sürecek olan hakimiyetini başlatmış olurken önemli denizlerden biri olan Karadeniz’i de Fatih Sultan Mehmet döneminde 1461 yılında Türk Gölü haline getirmiştir.[4] 1451 yılından itibaren boğazlarda kesin hakimiyeti bulunan Osmanlı Devleti Boğazlar’ın kapalılığı ilkesine özel önlem göstermiştir. 1453 yılından başlayarak 74 Küçük Kaynarca Anlaşmasına dek bazı devletlere çeşitli imtiyazlar verilmiştir. Örneğin ; Osmanlı Devleti ile yakın ticari ilişkilere giren Venedik Boğazlar’ın önemi dolayısıyla Osmanlı Devleti ile tarih boyunca iyi geçinmeye çalışmış ve çeşitli ticari imtiyazlar kazanmıştır. Bunların başında ise 1454 yılında boğazlar hakkında aldığı kapitülasyonlar vardır. [5] Venedik dışında Fransa (1536), İngiltere (1579), Hollanda (1598) gibi devletler Osmanlı Devleti’nden Boğazlar hususunda çeşitli kapitülasyonlar almışlardır. Fakat bu tek taraflı yani Osmanlı tarafından verilen kapitülasyon olduğu için, Boğazların kapalılık ilkesi ile ters düşmemektedir. Osmanlı Devleti Boğazlar hususunda XVIII. Yüzyıla kadar net bir sorun yaşamazken, o dönemlerde Çar Petro (I) Rusları teşkilatlandırarak büyük bir imparatorluk haline getirmeye başlamıştı. Petro’nun ve dolayısıyla daha sonra Rus Çarlarının hedefi olan sıcak denizlere açılma politikası Osmanlıyı çok yakından ilgilendiriyordu. Çünkü; Sıcak denizlere, özellikle Akdeniz’e inmek Ruslar için çok önemli idi. Bu denizlere de  Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan Boğazlar’dan geçmeyi planlıyordu. Rusların Çar Petro (I)’dan itibaren tüm politikası bunun adına olmuştur. Özellikle Karadeniz Ruslar için deniz ticaretinin ana noktasıydı. Ruslar, önce Karadeniz’i daha sonra Boğazlar ve İstanbul’u alarak deniz ticareti yapmayı ve böyle önemli ticaret noktalarını ellerinde tutmayı amaçlamışlardır. Bunun içinde ilk Çarlarından itibaren öncelikli hedefleri; ‘Karadeniz’e inmek’ , ‘Kırım’ı ilhak etmek’ Boğazlar’ı, İstanbul’u ve Ege denizindeki adaları ele geçirmek  ve böylece ‘Türk meselesini’ halletmekti. [6]

Ruslar bu hedeflerini gerçekleştirmek adına ilk olarak 1699 yılında Azak Kalesi’ni alarak başladılar. Fakat Prut Anlaşması ile Ruslar Azak’ı tekrar Osmanlı Devleti’ne vermek zorunda kalmışlardır (1711). Nitekim Rusya amacına ulaşmak için Osmanlı Devleti’ne savaşlar açmış ve 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla amacına da ulaşmıştır. Ruslar böylece ilk defa Karadeniz’de harp gemisi bulundurabilme ve kendi ticaret gemileriyle serbestçe dolaşıp ticaret yapma hakkını elde etmişlerdir. Ayrıca  Akdeniz’de Rus gemilerine giriş ve ticaret serbestliği tanınacak,[7]

Artık boğazlar meselesi ortaya çıkmış ve Karadeniz’in Türk Gölü olma durumu ortadan kalkmıştı. Ruslar hedeflerinden vazgeçmeyip Osmanlı Devleti’ne 1779 yılında Aynalıkavak Tenkihnamesi’ni imzalatıyor ve ticaret gemilerini Akdeniz’e geçirme fırsatı buluyordu. Rusya’nın bu hakları almasından dolayı diğer Avrupalı devletler de bu tür imtiyazlara sahip olmak istemişlerdir. Avusturya 1784’te, İngiltere ve Fransa ise ancak 1802 yılında bu imtiyazı alabildiler.[8]

Rusya artık kendisini Roma varisi ilan edip bir Grek Projesi ortaya atmış ve gözünü İstanbul ve Boğazlara çevirmiştir. 1784 yılında Kırım’ın ilhakı ile de bu hedefine biraz daha yaklaşmıştır. 1798 yılında ise Fransa’da Napolyon’un icraatları diğer devletleri kuşku içinde düşürmekteydi. Özellikle Osmanlı Devleti için Napolyon’un Mısır üzerine harekete geçmesi kendisi için bir saldırı anlamı taşıyordu. Napolyon’un hedefinin Akdeniz olması Osmanlı Devleti’ni daha da kuşkulandırmış ve Napolyon’a karşı bir destekçi bulmak zorunda kalmıştır. Bu dönemde kendisine yardım eden devlet ise Rusya olmuştur. İki devlet arasında 23 Aralık 1798 yılında bir ittifak anlaşması imzalanmıştır. [9]

Bu anlaşma ile birlikte Osmanlı Devleti ilk defa Boğazlar konusunda bir devletin taahhüdü altına girmişti. İki devlet Boğazları diğer devletlere kapatıyor ve Rus harp gemileri ilk defa Boğazlardan serbestçe geçiyordu. 1809 tarihinde imzalanan Kale-i Sultaniye anlaşması ile birlikte ‘boğazların kapalılığı’ ilkesi de ilk defa uluslar arası bir anlaşmada yer almıştır. Boğazlar hususunda en önemli anlaşmalardan biri ise 1829 Edirne Anlaşması’dır. Bu anlaşma da yine Boğazların kapalılığı ilkesi kabul edilmiş fakat artık Boğazların tüm devletlerin ticaret gemilerine açıklığı ilkesi getirilmiştir. Bu durum Boğazlar konusunun devletler arası bir konu olmasına sebep olmuştur.

  1. MISIR MESELESİ VE 1833 HÜNKAR İSKELESİ ANLAŞMASI

Osmanlı Devleti, eyalet sistemine göre şekillenmiştir. En önemli eyaletlerinden biri olan Mısır eyaletine de Mehmet Ali Paşa getirilmiştir. Mehmet Ali Paşa, Mısır’ı her alanda geliştirirken Osmanlı Devleti’ne rakip olabilecek bir seviyeye dahi gelmiştir. Kimi tarihçilere göre Mehmet Ali Paşa’nın gözü ya bağımsız bir Mısır Devleti kurmak yada Osmanlı tahtına oturmaktı.[10] Mehmet Ali Paşa ve Osmanlı Padişahı II.Mahmut arasında çıkan ilk gerilim silsilesi II.Mahmut’un Mehmet Ali Paşa’dan Mora İsyanı sürecinde yardım istemesi ve Mehmet Ali Paşa’nın istediği bölgeleri kendisine vermemesinden çıkmıştır. Yaşanan bu gergin sürecin sonunda Mehmet Ali Paşa asi olarak kabul edilmiş ve Osmanlı Devleti kendi valisine açmıştır. Beklenilenin aksine Osmanlı Devleti paşayı durduramamış ve bu sorun uluslar arası bir sorun haline gelmiştir. Valisi karşısında güç duruma düşen II. Mahmut bu sorun için bir devletten yardım almak zorunda kalmıştır. O devlet ise, Rusya olmuştur. Rusya ile yapılan ittifak ile Mehmet Ali Paşa durdurulmuş ve 1833 yılında Kütahya Anlaşması imzalanmıştır.[11] Bu anlaşmanın iki taraf açısından da tatmin edici bulunmayışından olsa gerek iki tarafta yeni bir savaş için hazırlıklara başlamıştır. II.Mahmut paşasına karşı Rusya ile ittifakını güçlendirerek herhangi bir saldırıya karşı önlemini almak istemiştir. Bunun sonucunda ise 1833 yılında Hünkar İskelesi Antlaşması ortaya çıkmıştır. Anlaşma 1 önsöz 6 açık ve bir gizli maddeden ibarettir. Rusya bu anlaşma ile hem Osmanlı Devleti’nin yanında olacak hem de Boğazlar ile ilgili hedeflerinin ilk temellerini atacaktı. Anlaşmanın ilk maddesinde iki tarafında ittifaklarında samimiyetleri belirtilirken, ikinci maddesinde Edirne Anlaşması onanmıştır. Böylece Ruslar Edirne Anlaşması ile kazandıkları hakları Osmanlı Devleti’ne tekrar tasdik ettirmişlerdir. Üçüncü maddede ise, Osmanlı Devleti’nin Rusya’dan yardım isteyecek duruma geldiği zamanlarda Rus filosunun Boğazlardan her iki yönde de geçiş hakkının olacağı belirtiliyordu.[12] Böylece Rusya tarihinde ilk defa hedeflerini gerçekleştirmeye bu kadar çok yaklaşmıştı.

Diğer üç iktisadi ve siyasi maddeler olurken Boğazlar hususunda en önemli ise kapalı maddedir. Bu maddeye göre;

“Rusya İmparatoru bu antlaşmanın Türkiye’ye sağladığı Rus yardımına karşılık, Rusya’ya maddi bir yardım yapmanın Osmanlı hükümetine yükleyeceği gider ve güçlükleri karşılamak zorunda kalırsa, Rusya bu yardımı Türkiye’den istemeyecektir. Babıâli, karşılıklı yardım kuralınca gerektiği vakit Rusya’ya yapmakla ödevli olduğu yardım yerine siyasi ve askeri kuvvetini Rusya’nın çıkarına uygun olarak Çanakkale Boğazı’nın kapanması için kullanacak, başka bir deyim ile, adı geçen Boğazdan hiçbir yabancı harp gemisinin girmesine izin vermeyecektir.”[13]

Bu kapalı madde ile Rusya, Boğazlardan gelecek tehlikelere karşı önlemini almış bulunuyordu. Bu anlaşma gereğince Rusya Boğazlar konusunda Osmanlı Devleti ile dost görünse de özellikle Fransa ve İngiltere’nin kendisine Boğazlardan saldırmasını engelleme amacındaydı. Anlaşmanın devamında ise, Rusya ile herhangi bir batılı devletin savaşması halinde Boğazlar batılı devletlere kapalı olurken Rusya buralardan harp gemilerini geçirebilecekti. Bu da Boğazlar konusunda Rusya’nın aldığı en dikkate değer tedbir olarak görünmektedir.

Bu durum batılı devletlerin şüphelenmesini sağlamaktaydı. Antlaşmadan haberdar olan İngiltere ve Fransa donanmalarını Çanakkale Boğazı önlerine kadar getirip Babıâli’yi baskı altına almaya çalışmışlardı. Bürokrasi yoluyla bu antlaşmanın yok sayılması gerektiğini vurgulayan İngiltere ve Fransa Rusya’dan gizli maddenin açıklanmasını istemiştir.[14] Antlaşmaya sadık kalacağını açıklayan Rusya ise Osmanlı Devleti’ne garanti vererek antlaşmanın yürürlükte kalmasını sağladı. Rusya, anlaşmanın sadece müttefiklik antlaşması olduğunu açıklamıştı. Fransa ve İngiltere hem Osmanlı’ya hem de Rusya’ya gönderdikleri protestolardan dolayı bir sonuç alamamıştı. Bu nedenle İngiltere’nin Osmanlı Devleti’nin istediği yardım çağrısını duymayışı büyük hata olarak nitelendirildi. Bu dönemden sonra İngiltere bir taraftan Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne müdahale etmesini önlemeye çalışırken bir taraftan da Hünkar İskelesi Antlaşması’nı ortadan kaldırıp yeni bir antlaşma ile boğazları kendisi açısından güvence altına almaya çalışacaktı.[15]

  1. MISIR MESELESİNİN TEKRAR ORTAYA ÇIKIŞI

Mısır meselesinin Kütahya Anlaşması ile hal olmadığı belliydi. Aslında bu anlaşma bir mütarekeden ibaret gibi görülebilirdi. II.Mahmut bir paşa karşısında bu kadar zor duruma düşmeyi kabul edemezken Mehmet Ali Paşa’da bu konuya Avrupalı devletlerin karışmasını hiç hoş karşılamamış ve Kütahya Anlaşması’nı kabul edememişti. Padişah Mehmet Ali Paşa’nın kellesini isterken Mehmet Ali Paşa ise, yaptığı açıklamalarda II.Mahmut’un tahttan ineceğini ve yerine oğlunun geçeceğini söyleyerek kendisinin de oğlunun akıl hocası olacağını söylüyordu.[16] Ortam böyle gergin iken savaş sebebi çok kolay bir şekilde ortaya çıktı. İlk sebep Mısır’ın Osmanlı Devleti’ne vermesi gerek yıllık vergi yüzünden çıkmıştır. Mısır zengin bir eyaletti ve Osmanlı Devleti’ne yıllık 32.000 kese[17] altın göndermek zorundaydı. Fakat Babıâli bu miktarı az bularak daha fazla vergi almak istiyordu. Mehmet Ali Paşa Osmanlı Devleti’nin bu isteğini reddederek 32.000 kese göndermiş ve Babıâli bu durumu kabul etmek zorunda kalmıştır. İkinci sebep ise, Mehmet Ali Paşa’nın hükmettiği topraklardan olan Lübnan’da çıkan bir isyanın II.Mahmut tarafından desteklenmesi ve hatta II.Mahmut tarafından herhangi bir karışıklığın çıkması durumunda Osmanlı ordularının sınıra konuşlanmasından çıkmıştır. Mehmet Ali Paşa bu durumu kabul edemezken oğlu İbrahim’i savaş durumuna geçirdi. Son kıvılcım ise Mehmet Ali Paşa’nın hükmettiği yerlerin babadan oğla geçmesi isteğiydi. Osmanlı bu isteği Mısır, Trablusşam ve Akka için kabul ederken Suriye ve Adana’nın kendisinden alınacağını bildirdi. Bunun üzerine Mehmet Ali Paşa vergilerini göndermeyip Mısır’da bağımsızlığını ilan etti. Asi olan paşaya karşı hemen savaş durumuna geçen Osmanlı Devleti o sıralarda batılı devletlerin desteğini almış ve hatta 1838 yılında imzaladığı Balta Limanı Anlaşması ile İngiltere’yi müttefik olarak yanına çekmişti.[18] Savaşın başlamasıyla birlikte Mehmet Ali Paşa orduları Nizip’te Osmanlı ordularını ağır bir mağlubiyete uğratmış ve Sultan II.Mahmut bu mağlubiyeti duyamadan vefat etmişti. Avrupalı devletler Boğazlar üzerindeki hedefleri doğrultusunda işe karışmışlar ve Fransa’nın içinde yer almadığı dörtlü bir anlaşma imzalamışlardır. Anlaşmada imzası olan devletler; İngiltere, Avusturya, Rusya ve Prusya olup Osmanlı lehine savaşa girmeye karar vermişlerdi. Osmanlı devleti müttefiklerinin de yardımı ile paşasını mağlup edip Mısır meselesini kesin bir şekilde çözmüştür.

  1. BOĞAZLAR MESELESİNDE BATILI DEVLETLER

Mısır meselesi halledilmesine rağmen batılı devletlerce Boğazlar Sorunu ve Hünkar İskelesi Antlaşmasının getirdiği sorunlar tam olarak çözülememişti. Bunun kesin çözümü için Londra’da bir toplantının düzenlenmesine karar verildi. Toplantıya ilk Londra Anlaşmasına katılmayan Fransa’da davet edilmiştir. Londra’da yapılacak görüşmelere tüm devletler kendi planları dahilinde gitmiştir.

  • Rusya Ve Boğazlar

Ruslar Çar Petro’dan beri güneye inmek veya sıcak denizlere inmek hedefini Osmanlı Devleti üzerinden yürütmeye çalışmaktaydı. Onlar bu hedeflerini Boğazlar’ı kullanarak gerçekleştirmeyi planlamışlardı. Petro’dan sonra gelen hükümdarlar da aynı hedef doğrultusunda ilerlemişlerdir. 1699 yılında Karlofça Anlaşması ile Karadeniz’e bitişiklik kazanan Rusya 1774 yılında Küçük Kaynarca Anlaşması ile Karadeniz’i Türk Gölü olmaktan çıkarmayı başarabilmiştir.[19] 1783 yılında Kırım’ı ilhak eden Ruslar 1799 yılında ise Osmanlı lehine olup bir ittifak anlaşması yapmış ve ilk defa 8 sene olmak kaydı ile Boğazlardan her iki istikamete geçme hakkını elde etmişti. Bu anlaşma 1805 yılında yenilense de daha sonra çıkan Rus-Osmanlı harbinden dolayı anlaşma iptal olmuştur. 1829 yılında  yapılan Edirne Anlaşması ile Boğazlar hususunda geniş yetkiler kazanan Ruslar 1833 yılındaki Hünkar İskelesi Anlaşmasıyla da bu yetkilerini korurken batılı devletlere karşı Boğazlar’ın kapalılığı konusunda Osmanlı Devleti’nden garanti aldı.

Londra görüşmelerine giderken Rusya Hünkar İskelesi Anlaşması’nı aynen tasdik edemeyeceğinin farkındaydı. Bu sebepten olsa gerek elde edebileceği kadar imtiyaz elde etme hedefiyle Londra’ya gidecektir. Özellikle Boğazlar’ın kapalılığını tasdik ettirmek ve anlaşmaya Boğazlar’dan gelecek bir tehlikeye karşı kendisini garantiye alacak hükümleri koydurmak isteyecektir.

  • İngiltere Ve Boğazlar

Kıtalar arası bir imparatorluk olan İngiltere aslında XVIII. Yüzyıla kadar Boğazlar’ın değerini tam olarak kavrayamamıştı. Örneğin; Rusya’nın Mora’yı ve Yunan adalarını almalarını pek önemsememişti. Tabii buna bir de Rusya Devleti’nin güçlenmesi ve sıcak denizlere inme politikası eklenince İngiltere durumdan endişelendi. Hatta Mehmet Ali Paşa olayında konuya müdahil olmamanın verdiği pişmanlıkla bu olayın ikinci safhasında tam olarak olaya müdahil oldu. İngiltere, klasik tabirle sömürge yollarına giden yolları koruma amacıyla Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü konusunda hassastı. Özellikle Hindistan’a giden yolları tehdit eden Mehmet Ali Paşa’ya karşı çok sert bir tavır gösterdi.

Görüşmelere giderken İngiltere’nin kafasındaki plan Rusya’nın Boğazlar ve sıcak denizler konusundaki isteklerini en aşağı düzeye düşürmek ve onların gelişimini engellemekti. Bu yüzden Hünkar İskelesi Anlaşması’nın maddelerini kabul etmeyerek bu maddeleri hafifletmeye çalışacaktı.

  • Fransa Ve Boğazlar

Fransa’nın Mısır Meselesi’ne karışması tamamen siyasi nüfuz ile alakalıdır. Boğazlar Meselesi’nde ise, Fransa’nın tek amacı ekonomik imtiyazlar yani ekonomik nedenlerdi. Fransa, sömürgelerini İngiltere’ye kaptırdıktan sonra gözünü Akdeniz’e çevirmiş ve burayı Fransız Gölü yapmak istemişti. Bu amaçla Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’a egemen olması kendisine yakın bir hükümdarın orada olmasını sağlayacaktı. Fransa bu sebeple Mısır Meselesi’nde Mehmet Ali Paşa’nın yanında olmuştur. Fransa daha Napolyon zamanında bu bölgeyi almak istemiş fakat Osmanlı-Rus mukavemetinden dolayı elde edememiştir.

Fransa, Londra görüşmelerine giderken Rusya’nın karşısında durmaya kararlıydı. Boğazlar’a ve İstanbul’a Rusya’nın ulaşmaması Fransa’nın Akdeniz planları için daha önemliydi. Bu konu için kendi isteklerini dikte edecektir.

  • Avusturya-Prusya Ve Boğazlar

Avusturya ve Prusya’nın Boğazlar ile alakası tamamen komşu devletlerinin mukadderatı dolayısıyladır.[20] Avusturya ve Prusya Boğazlar konusunda herhangi bir plan ve istek ile Londra’ya gitmemiştir. Onlar sadece Avrupa’nın büyük devletleri olması sebebiyle görüşmelere katılmıştır. Aslında 1839 Münchengratz Anlaşması’yla Rusya’nın yanında olduklarını gösteren bu devletler[21] görüşmelerde sadece bulunacaklardı.

  1. 3 TEMMUZ 1841 LONDRA ANLAŞMASI VE BOĞAZLAR

Konferansa katılacak devletler Rusya,İngiltere,Fransa,Avusturya,Prusya ve Osmanlı Devleti olarak belirlenmişti. Daha öncede belirttiğimiz gibi Osmanlı Devleti eskiden beri uyguladığı kuralı ( usul-i kadime-i saltanat-ı seniyye) İngiltere, 1809 yılında Kala-i Sultaniye Antlaşması’ndan beri bütün devletlerin bağlı kalacağı bir milletler arası taahhüt haline getirmeye çalışmaktaydı.[22] Bu çalışmaları Hünkar İskelesi Anlaşması ile baltalanırken Mısır Meselesi’ne     karıştıktan sonra bu anlaşmayı bozmaya kararlıydı.

Devletler görüşmelerden sonra Londra Anlaşması’nı imzaladılar. Boğazlar Anlaşması 4 maddeden oluşmaktaydı ve Boğazlar hususunda en önemli maddesi ilk maddedir: Osmanlı Devleti, yabancı savaş gemilerinin Karadeniz ve Çanakkale boğazlarından geçemeyeceğine dair eskiden beri ve değişmeksizin uygulanmakta olduğu yasağı bundan sonra da uygulanacağına dair kesin kararlılığını ilan ve bu hususta garanti veriyor, diğer taraftan da İngiltere, Rusya, Avusturya Fransa ve Prusya devletleri, Osmanlı Devleti’nin bu geçiş yasağı kural ve kararına saygı göstermeyi taahhüt ediyorlardı. Yani Osmanlı Devleti barış zamanında hiçbir yabancı savaş gemisini Boğazlardan geçirmeyecekti.[23]

İkinci maddede ise, padişah vereceği özel fermanlarla dost devletlere muharebe zamanında harp bayrağı taşıyan hafif harp gemilerine isterse izin verebilir.[24]

Üçüncü maddede, Osmanlı Devleti diğer bütün devletleri bu anlaşmaya katılamaya davet edecekti.[25]

Ruslar bu anlaşma ile Hünkar İskelesi’nde kazandığı Boğazların kapalılık ilkesi maddesini tasdik ettirmiştir. Böylece batılı devletlerden gelecek tehlikelere karşı Boğazlar’ı kapalı tutmayı garanti etmiştir. Ancak Ruslar bu anlaşma ile Boğazlar, İstanbul ve Akdeniz üzerindeki hedeflerinden vazgeçmiş görünüyordu. Batılı devletler ise, bu konuda Rusya’nın Boğazlar ve denizlere doğru açılmasını engellemek istediklerinden görüşmelerden mutlu ayrılmışlardır.

Boğazlar meselesi, 1841 yılından sonra yeni bir döneme girmiştir. 1809 yılına kadar Osmanlı Devleti tek başına kapalılık ilkesini yürütürken, 1809 anlaşmasıyla bu kuralı İngiltere’ye karşı almıştır.[26] Ancak 1841 yılındaki anlaşma ile bu kaide, Osmanlı Devleti’nin dışında Avrupalı Devletlerin de taahhütüne girmiştir. Bu madde ile Avrupalılar Osmanlı’ya karşı olduğu kadar kendilerine karşı da güvenliklerini almaya çalışmışlardır. Londra Boğazlar Sözleşmesi İngiltere’nin bir zaferi olarak görünmüştür. Bu sözleşme sayesinde Rusya’nın Akdeniz’e inmesi artık kolay kolay gerçekleşmeyecekti.

Ancak bu anlaşma uzun süre müddetle yürürlükte kalamayacaktı. Çünkü 1853 yılında Rusya ile Osmanlı Devleti’nin giriştiği savaşta İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale Boğazından geçecek ve anlaşma hükümleri adeta yok sayılacaktı.

 

[1] Elvan Özcan, “Boğazlar Üzerindeki Osmanlı-Rus Mücadelesi”,Yüksek Lisans Tezi, EOÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir 2008, s.1.

[2] Kemal Beydilli,TDV İslam Ansiklopedisi “Boğazlar Meselesi”, C.6.,Türkiye Diyanet Vakfı Yay., İstanbul 1992, s.266.

[3] Beydilli, “a.g.m.”, s.267.

[4] Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I, yay.Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2014, s.115.

[5] Muharrem Dördüncü, “1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasından 1841 Londra Sözleşmesine Kadar Boğazlar Meselesi”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, s.73-74.

[6] Dördüncü, “a.g.m.”, s.74.

[7] Joseph Von Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.16, s.242.

[8] Bülent Şener, “Türk Boğazları’nın Geçiş Rejiminin Tarihi Gelişimi Ve Hukuki Statüsü”, Tarih Okulu Dergisi, S.XVII, Mart 2014, s.474.

[9] Yusuf Akçura, Osmanlı Devleti’nin Dağılma Devri, Yay.TTK, 5. Baskı,Ankara 2016, s.62.

[10]Enver Ziya Karal,Osmanlı Tarihi, Nizam-ı Cedid ve Tanzimat Devirleri (1789-1856),Yay.TTK,9.Baskı,Ankara 2011,s.139-140.

[11] Şinasi Altundağ, Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı,Mısır Meselesi 1831-1841, yay. TTK Basımevi, Ankara 1998, s.133.

[12] Altundağ, a.g.e., s.152.

[13] Karal, a.g.e., s.137.

[14] Gencer, “a.g.m.”, s.156.

[15] Renee Pithon, “Karadeniz ve Boğazlar Meselesi”, çev.Hüseyin Nuri, yay. Tarih Okulu, S.VI, Ocak-Nisan 2010, s.82.

[16] Suraiya Faroqhi, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, çev.Ercan Aktürk, Tarih Vakfı Yurt Yay.,İstanbul 2012,s.92.

[17] Stanford J.Shaw-Ezel Kural Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, çev.Mehmet Harmancı, E Yay.,c.2,İstanbul 2010,s.80.

[18] Yılmaz Öztuna, Osmanlı Devleti Tarihi, Yay.,Faisal Finans Kurumu, c.1, İstanbul 1986, s.496.

[19] Pithon, “a.g.m.”, s.82.

[20] Karal, a.g.e., s.208.

[21] Altundağ, a.g.e., s.159.

[22] Fahir Armaoğlu, 19.Yüzyıl Siyasi Tarihi 1789-1914, Yay. Timaş, 16.Baskı, İstanbul  2016, s.214.

[23] a.g.e., s.228.

[24] Kemal Beydilli,TDV İslam Ansiklopedisi “Boğazlar Meselesi”, s.267.

[25] Emine Eren, “Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve Mısır Meselesi”, Yüksek Lisans Tezi, EOÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir 2008, s.82.

[26] Sami Doğru, “Türk Boğazlarının Hukuki Statüsü: Sevr ve Lozan’dan Möntrö’ye Geçiş”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c.15, S.2, İzmir 2014, s.136.

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up