Birisi

0

 

Doksan dakikalık yüksek tempolu bir maçtan sonra soyunma odasına geliyoruz, bir de bakıyoruz çantamızda su yok. Daha ağzımızı açmadan birisi bize dolu bir şişe fırlatıyor.

 

Ayazın ortalığı dondurduğu bir zamanda mümkün olan en temkinli halimiz ile yolda yürümeye çalışırken, kısa bir anda kayıp zemin ile göz göze geldiğimizde kolumuzu birisi kapıyor.

 

En görünür hatayı yaparak, birlikte hareket ettiğiniz takımı kaybetmeye sürüklüyoruz. Suçlanabilecek tek kişi biziz ve bunun farkındayız. Gözlerimiz dolmaya başlayıp öfkemiz tavan yaptığında omzumuza birisi elini yaslıyor.

 

Kim bu birisi?

 

“Birisi” kişiden kişiye değişebilir aslında. Her zaman az önceki misalleri yapan kişi olmayabilir. Bazen aksine, sizi azarlayan, acı söyleyebilen veya yumruk yumruğa giriştiğiniz kişi olabilir. Hatta ve hatta hayatınızda daha önce hiç kimseye sinirlenmediğiniz kadar sizi sinirlendiren bir kişi olabilir. Kavga ettiğiniz zaman ona olan siniriniz yüzünden işlerinizi doğru düzgün yapamadığınız, onunla karşılaşınca da sanki kavga olmamış gibi huzurlu göründüğünüz, hatta artık hayatınızda olmadığı için daha iyi hissettiğinizi söylediğiniz ama aslında bir türlü düşünmeyi bırakamadığınız birisi. 

 

Yalnızlığı tattığımı söyleyemeyeceğim. Sadece kokusunun burnuma yaklaştığını söyleyebilirim. Fakat bu bile ziyadesiyle yeterli idi. Zor anlarımızda yanımızda birilerine ihtiyaç duyarız evet ama güzel zamanlarımızda da ihtiyaç duyduğumuz bir gerçek. Kendi mutluluğumuzun dışarı çıkması ve başka birini de mutlu etmesi, biraz alaycı biraz ciddi olarak birisinin bizi tebrik etmesi, sarılması, ayrı bir mutluluk değil mi? Tekrar düzeltemeyeceğimiz bir hata da, hiçbir şey söylemeden yanımızda oturup öylece hıçkırmamızı dinleyen o  birisi nasıl da zahmetimize katlanıyor! Hatalı olduğumuzu bildiği halde hem de. Bizden ne bir özür bekliyor ne de bir açıklama, yalnızca öylece oturuyor. Ne büyük bir kıymet değil mi?

 

Yalnız bir şekilde yaşayarak hayatta kalmanın insanı güçlü yaptığını düşünenlere de rastlayabiliyoruz. Veya belirgin bir kusur ya da kötü bir alışkanlığından dolayı birinden uzak duranlara. Evet, hayatta bu düşüncelerin insanı bazen çok fazla kuşattığına şahit olunuyor. Yaşamak zorluk dolu bir sınav. Ancak benim takdir ettiğim kişi,  birisi için, içinde bulunduğu zorluktan çıkma adına yaşayabilme cesaretini gösteren mücadele verebilen kişidir. Bunun söylemesi kolay, kabul ediyorum ancak sevdiğimize ulaşmanın yolu bu değil midir? Pek çok farklı soyut ve somut rakibe karşı yıkılmamak. Bize bu denli kıymet veren birisi için bunu yapmaya değmez mi? Zira hayatta bize verilen en büyük nimetlerden bir tanesi, selam verdiğimizde selamımızı alan, size bir şaka yaptığında bağırıp çağırdığınız halde size gülen, yanlışlığını çoktan kabullendiğiniz bir alışkanlığınıza rağmen sizi bıkmadan usanmadan uyaran, “Sende aramaz sormaz oldun ha hayırsız!” diye size sitem eden, “Bugünde hava çok güzel be.” diye sesli bir şekilde düşünürken ve daha aklınızda hiçbir şey yokken arkanızdan “Kaçıyor muyuz!?” diye haykıran, iyi ve kötü zamanımızda sırtımızı yaslayabileceğimiz birisidir. 

 

İlişkileri korumak, özellikle bugünlerde çok zor kabul ediyorum. Ama ilk başta şeytana, sonra da nefrete uymamak lazım. Çünkü geleceğimizde, aramızın bozuk olduğu birisini veya birilerini çok ama çok arayabiliriz. Yinede iyimser konuşacağım, bugün aranızın bozuk olduğu birisi ve hatta birileri varsa bile, gönül fethetmek için çok geç değil! Durum ne olursa olsun, güvenin bana ilk adımın sizden gelmesi size bir şey kaybettirmek yerine çok şey kazandıracaktır! Sevgi gibi değeri yayabilme cesaretini gösteren kişiye daima saygı duyarım. Eğer aranızın bozuk olduğu kimse yoksa sizin için kıymetli olanlardan, ne mutlu! Önce onların gönüllerinin kapısı, sonrada cennetin kapıları size açılacaktır!

 

Peki, hala öyle birisi yok mu? Hiç olmadı mı? Dünya çok büyük. Sabrettiğiniz müddetçe mutlaka birini, hatta dilerim ki birilerini mutlaka bulacaksınız!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here