Bir Zafer: Fransızlar, Maraş ve Adana’dan Çekilmesi

0

 

Kahramanmaraş’ın Fransız İşgali

Kahramanmaraş‘ın İngilizler tarafından işgal- edilmesinden sonra, Fransızlar tarafından işgal edileceği haberi şehre yayılmıştır. Ermeniler, İngilizlerden istediklerini alamamışlardır, böylece rotalarını Fransızlara yöneltmişlerdir. Fransızlar’ın Adana halkına yaptığı eziyetler ve işkenceler, Maraş halkı tarafından kınanmıştır fakat Ermeniler içinde sevinç kaynağı olmuştur.

Kahramanmaraş halkı, Fransızlar tarafından işgal altına alınacakları haberini alınca, onları engellemek için harekete geçmeyi kararlaştırmışlardır. Hazırlık sürecinde, Sivas Heyet-i Temsiliyesi, Kahramanmaraş‘a yardım için, Kılıç Ali Bey’in emrindeki birliği Maraş‘ın ilçesi Pazarcık’a göndermiştir. Kahramanmaraşlılar, Doktor Mustafa’nın önderliğinde Ulucami önünde toplanmışlardır ve miting düzenlemişlerdir. Mitingde Adana, Bahçe, Haruniye, Osmaniye ve Dörtyol’un işgali sırasında yapılan işkence ve zulümler dile getirilmiştir.

Ermenilerin de Fransızları karşılama hazırlıkları başlamıştır ve beklenen gün gelmiştir.

29 Ekim 1919 Çarşamba günü ikindi vakti, Fransız yüzbaşı ‘Joly‘ yanında bir bölüm kuvvet olduğu halde Maraş‘a gelmiştir. Fransız alayı, şehrin güneyinde bulunan Aksu Köprüsü’nün yanına karargah kurmuşlardır. 30 Ekim 1919 Perşembe günü günün erken saatlerinde ‘De-Fontzine’ komutasında ki 2000 dolayındaki Ermeni-Cezayirli ve Fransız askerler diğer Fransız alayıyla birleşmiş ve şehri işgal etmişlerdir. Fransız askerleri ve Ermeniler sloganlar atmış, marşlar söylemişlerdir ve Amerikan Koleji’ne yerleşmişlerdir. Kahramanmaraş’ı işgale gelen kuvvetlerin sayısı belirtilen Türk kaynaklarına göre; 400 Ermeni, 1000 Fransız, 500 Cezayir’li olarak verilmektedir.

Fransızların Maraş’ı işgal ettikleri sırada, Ermeni evlerinin damları Ermeni bayanlarının sevinç gösterileriyle yankılanmıştır. Fransız askerleri, evlerin damındaki Ermeni kadınların sevinçleri ve alkışları eşliğinde sevinçle ilerlemişlerdir. Yine damlarda olan Ermeni erkekleri de ellerinde Fransız ve Ermeni bayraklarıyla, “Kahrolsun Türkler, Yaşasın Fransızlar ve Ermeniler” diye bağırarak slogan atmışlardır.
Ermeniler’le beraber yürüyen Fransız işgal kuvvetleri de Amerikan kolejine doğru yürümüşlerdir.  Askerlerin çoğunluğu Ermeniler’den oluşmuştur. Ermeniler’in yaptığı bu davranış Türkler’in zoruna gitmiştir.

Bu arada Kahramanmaraş‘ta adını duyurmuş Doktor Mustafa, Mehmet Ziya, Eczacı Ömer Lütfi, Katipzade Mehmet, Kocapaşazade Ömer, İslahiye’li Nazım Bey, Elbistan’da Kuvay-ı Milliye’nin silah desteği için yola çıkmışlardır. Geceyi Bertiz’in Başdervişli Köyü’nde geçirmişlerdir. Ertesi gün de Elbistan’a yetişmişlerdir.

Fransız kuvvetlerinin Maraş‘a gelmesinin ardından İngilizler 1 Kasım 1919 günü akşam üzeri şehirden ayrılmışlar ve Gaziantep’e gitmişlerdir. Oradan da Mısır’a gitmek için bölgeden ayrılmışlardır.
Heyet-i Temsiliye önderi Mustafa Kemal Paşa’ya göre, Doğu Anadolu’da büyük bir Ermenistan kurulmasının imkansız olduğunu anlayan İtilaf Devletleri, Maraş, Adana, Antep ve Urfa çevresinde küçük bir Ermenistan oluşturmaya karar vermişlerdir. Bu sebeple, bölgedeki halkın işgale ve zulme karşı hareketsiz kalması durumunda bu olay Fransızlar’ın cesaretine cesaret katacaktır. Buna engel olmak için bu bölgelerde gizli teşkilatlar kurarak, halkı işgal aleyhine teşkilatlandırmak ve kurulacak milli küçük birliklerle Fransız kuruluşlarını ve kıtalarını vurmak amaçlandırılmıştır.

İşgalci güçlerin bölgede yaptığı hareketler terör havası estirmektedir. Olaylar bir türlü bitmemiştir.  27 Kasım 1919 gecesi Ermenilerin ileri gelenlerinden Hırlakyan’ın evinde bir balo düzenlenmiştir.Baloda yemekler yendikten, içildikten sonra baloyu açmak için Guvernör Andre, Agop Hırlakyan’ın iki torunundan Osep’in kızı müstakbel Ermenistan Prensesi diye adlandırılan Helena’yı dansa davet etmiştir. Prenses Helena’nın cevabı ise şöyle olmuştur; “Sizinle dans etmemekten üzgünüm, çünkü kendimi hala esaret ve zillet içinde yaşayan bir kadın olarak görüyorum. Kalesinde Türk Bayrağı dalgalanan bir memlekette, Fransızların hakim oldukları ve bizim emniyet ve hürriyet içinde yaşadığımızı nasıl düşünebiliyorsunuz?“demiştir ve Guvernör Andrenin teklifini reddetmiştir. Bunun üzerine askerlerine emir vererek, kalede ki Türk Bayrağı’nı indirtmiştir.

28 Kasım 1919 Cuma sabahı Maraş’lılar için güne kötü başlanmıştır. Maraş’lılar, yıllardır kalede dalgalanan şanlı bayraklarını görememişlerdir. Bu olay Maraş’lıların öfkelenmesine sebep olmuştur. Savcı Avukat Mehmet Ali Kısakürek “Alem-i İslam’a Hitap” beyannamesini yazmış ve şehrin çeşitli bölgelerine dağıttırmıştır. Halkı bayrağın indirilmesine tepki göstermeye davet etmiştir. Davetini şu sözlerle dile getirmiştir;

“Ey Milleti Necibe-i Osmaniye! Vaktine hazır ol. Bin üç yüz küsur seneden beri Hz. Allah’ı ve Peygamber-i Zişan’ını hizmetinle razı ettiğin bir din ölüyor. Yani ecdadının kanı pahasına fethettiği bir kal’anın burcu balasındaki Al Sancağın, bugün Fransızlar tarafından indirilip yerine kendi bandıraları konuldu. Şimdi, acaba bunu yerine koyacak sende birkaç yüz İslam gayreti hiç mi yok. İgtişaş arzu etmeyelim. Yalnız pür vekar-ü azamet olarak, ol Al Sancağımızı geri yerine koyalım. Tekrar Kemal-i muhabbetle yerlerimize avdet edelim. Korkma, korkma seni buradaki birkaç Fransız kuvveti kıramaz. Sen mütevekkilen Allah’a kendi mevcudiyetini gösterecek olursan, değil birkaç Fransız kuvveti, hatta bütün Fransız milleti kıramaz. Buna emin ol ve yürü… “

Bayrağının indirilmesi karşısında Maraş’lılar sessiz kalmamışlardır ve halk Cuma namazı vakti Ulu Cami’de toplanmıştır. Ezan okunduktan sonra, camide toplanan halk “Bayraksız namaz kılınmaz” diye sloganlar atmışlardır. O anda cami imamı “Aziz cemaat, kalesinde düşman bayrağı dalgalanan bir millet hürriyetini kaybetmiş sayılır. Hürriyet olmayan bir yerde Cuma namazı kılmak caiz değildir” demiştir. Bunun üzerine Maraş’lılar topluca kaleye hücum etmiş ve indirilen bayrağı yeniden Kale burçlarına dikmişlerdir ve Cuma namazı orada kılınmıştır.

Yaşanan bu bayrak olayından sonra şehir savaşa sürüklenmiştir. Aslanbey önderliğinde kurulan Müdafa-i Hukuk Cemiyeti, her mahallede kurularak faaliyete geçmiştir. Bir taraftan da Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile beraber direniş hazırlığına başlanmıştır. 21 Ocak 1920 tarihinde savaş başlamıştır. Savaş 22 gün sürmüştür. BU kanlı mücadeleden sonra Maraş’lılar 7’den 70’e silahlanmış ve birlik halinde her şeylerini ortaya koymuşlardır. Halk sonunda kendilerini yok etmek isteyen düşmanlara karşı zafer kazanmıştır. Bu savaş uğrunda çok sayıda şehidimiz olmuştur. Maraş’lılar o savaştan sonra “Kendini Kurtaran Şehir” olarak anılmaya başlanmıştır ve çevre illerinde yardımına koşarak dayanışmanın en güzel örneğini tarihe yazmışlardır.

 

Adana’nın Fransız İşgali

Kutsal amaçları için haçlı seferine çıkan Renaud de Chatillon, 1153 yılının ilkbaharında Antakya hakimesi Contance ile evlenmiştir. Daha sonra Ermeni Prensi 1. Toros’la ittifak kurarak çıkartma yaptıkları Kıbrıslı Rumlara tarihe utançla kaydedilen cinayet ve tecavüz yapmışlardır. Kiliseler, manastırlar kısacası adadaki her şey yağmalanıp ateşe verilmiştir. Kadınlara tecavüz edilmiştir, ihtiyarlar ve çocuklar boğazlanmıştır. Papazların burunları kesilmiş ve hakaret edildikten sonra İstanbul’a gönderilmiştir.

Fransızlar,  XIV. yüzyılın ilk yarısında Çukurova Ermeni Prensi V. Leon’un ölümüyle, Kıbrıslı reisleri sayesinde bölge üzerine söz hakkı sahibi olmuşlardır.

Bu seferler sırasında “Kutsal Kudüs” yolunda ki Fransızlar, Suriye ve civarına ilgi duymuşlardır ve bu ilgi Çukurova ve diğer bölgelerdeki Ermeni tarihi, kültürleri üzerinde XIV. yüzyılın sonunda XVII. yüzyılın başında Fransız araştırmacıların tespitleriyle yoğunluk kazanmıştır.

XVIII. yüzyılın ikinci yarısında İran Ermenilerinin Adana çevresine yerleşmeleri için Fransa yatırımlar yapmıştır. Yatırımlar yapan Fransa, Mısırlı İbrahim Paşa’nın Çukurova’da askeri kontrolü sağladığı yıllarda ümitlenecektir. Fransa; Mısır, Suriye ve Çukurova’da ki hakimiyetini İngiltere’nin çabalarıyla kaybetmiştir.

Fransa, Rusya’nın Doğu Anadolu’da, İngiltere’nin güneydoğu Anadolu ve Akdeniz üzerindeki etkisini Çukurova-Musul-Suriye üçgeninde kontrol sahası oluşturarak engellemek istemiştir. Fransa, Hristiyanları, özellikle Ermenileri amacı uğrunda kullanmıştır.

Güney bölgelerimizden Antep, Maraş ve Urfa önce İngilizlerin işgaline tanık olurken, Adana bölgesi de Fransızların işgaline uğramıştır. Musul’u İngilizlere bırakmaya karşılık Adana, Maraş, Antep, Urfa bölgelerinin Suriye’nin kıyı kesimlerini Fransa ele geçirmiştir. Suriye’ye engel konumundaki Pozantı’da ki tek geçidiyle Toros Dağları’nda askeri hakimiyet sağlamaya çalışılacaktır.

Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra, Çukurova bölgesi İngiliz ve Fransızların ilgi odağı olmuştur. Bu bölge zaten, 1918 yılında Aralık ayında İngilizler ve Fransızlar tarafından işgal edilmiştir.

3 Şubat’ta bütün şehir Ermeni bayrağı ile donatılmıştır.  Kiliselerde bağımsızlık tarafı konuşmalar yapılmıştır ve intikam çağrıları yapılmıştır.

Bu olaylardan farklı olarak Fransız askeri eğitiminden geçirilen tam donanımlı kuvvet, Çukurova’ya getirilen Ermenilerin tek dayanağı Fransızlar ve onların verdikleri vaatlerdi. Ermeniler, devlet kurma hayaliyle çok uzun yıllar sonra ayaklarına gelen bu fırsatı değerlendirmek fikriyle Türkleri acımasızca katletmiştir. Fakat daha sonra kullanıldıklarını öğreneceklerdir.

Ermenilerin soygun, tecavüz ve katliam yaptığı davranışlar karşısında bölgede Türk direnişi artmıştır. Allenby’in verdiği emirle Fransız işgali altındaki yerler ikiye ayrılmıştır.Mülki idare Fransızlara, askeri idare de İngiliz subaylara verilmiştir. Ermenilerin yaptığı olaylar sonucu bölgede artan Türk direnişinin büyük boyutlara ulaşılmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır.

Yaşananlara rağmen, Bremond’dan destek alan Ermeni gönüllüleri, Fransızları hiçe saymıştır ve kendi kararlarına yönelik hareket etmeye başlamışlardır. Kurul, Jandarma Komutanı Haşim Bey’in Şubat 21’de isyan çıkartarak Hristiyanları topluca katledeceği söylentisini yaymışlardır. Bu söylentiden korkan Ermeniler, dükkanlarını kapatmışlardır ve korku içinde beklemeye başlamışlardır. İngiliz generali W. S. Leslie 15 Şubat’ta ,idaresinde 3 piyade, 1 Hintli süvari ve 1 İngiliz alayıyla şehre gelmiştir. Bunu gören halkın korkusu yatışmıştır. Adanalılar Hintli Müslüman askerlerin varlığından aldıkları cesaretle yaşantılarına devam etmeye başlamışlardır.

Ermeniler her şeye rağmen yaptıkları zulümlere son vermemişlerdir. Bağlarda ve mahalle aralarında Türk katletmeye devam etmişlerdir. Bir mahallede ki ev 15 askerle basılmıştır. Ahmet Efendi katledilmiş, çocuğunu yaralamışlardır. Karısını da boğmaya çalışmışlardır. Bu olayları gören halkın tedirginliği artmaya başlamıştır. Halk esnafı bu olayın ertesi günü dükkanlarını kapatmıştır ve olayı protesto etmişlerdir.

Adana bölgesinin Fransız askeri idarisine verilmesinin resmiyet kazanması üzerine Fransızlar, Ermenilerin kitleler halinde dolaşmalarını sağlamışlardır. İtilaf güçleri Anadolu’nun doğu kesimlerinde Ermenistan kurulamayacağını anlayınca, Adana ile Antep, Maraş ve Urfa’dan ibaret olan bölgede bir Ermeni çoğunluk sağlanarak Wilson Prensipleri gereği halk oylamasınca Çukurova’da bir Ermenistan kurulmasını planlamışlardır.

 

Ermenilerin zulümleri Adana’dan başka Tarsus ve Mersin’e de yayılmıştır. Halkın dükkan kapatarak yaptığı protestolar sonuç vermemiştir. Hatta Ermenilerin silahlandırılmasına karar verilmiştir.

Fransızların 21 Aralık’ta Adana bölgesinde ki bütçeye el koymalarının ertesi günü, Ermeni Mahallesi’nde ki 14 yaşlarında bir Türk çocuğunun kanlar içindeki cesedi bulunmuştur. Tüm bunlar sonucunda, Ermeniler Türk Devleti ve milletine tarihte eşi benzeri görülmemiş katliamlar yapan bir topluluktur.

9 Şubat 1920 tarihinde Fransızlar, Maraş’tan çekilmeye ve Adana bölgesini boşaltmaya başlamıştır.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here