Bir Türkü Bir Yaşam

Ne güzeldir türkülerimiz…
Yüzyıllardır her yöremizin kendine has duruşuyla, ozanların aşıkların yüreklerinden kopup günümüze kadar gelmiştir.
Her birinin ayrı bir yaşanmış hikayesi vardır, olmasa bu kadar içten hissedilebilir mi zaten?

Geçenlerde radyoda kulağıma çalınan bir türkü beni derinden etkiledi. Normalde her şarkının, her türkünün sözlerine takılmam daha çok ezgisiyle, melodisiyle ilgilenirim ama bu türkü de geçen;

her dem olsa,
Yaralara merhem olsa,
Ol tabipten derman gelse,
Şol revanda balam kaldı.

dizeleri adeta canımı acıttı. Hemen internetten türküyü tekrar açıp bütün sözlerini özenle dinledim. Ezgisi zaten ruha değen türden, sözleri ise yanık birinin ağzından dökülmüş çok belliydi. Merak ettim hikayesini öğrenmek istedim.
Her türkü bir yaşam, her yaşam da diğerleri için ders alınması gereken hikayeler.

Henüz savaş hazırlıkları içinde olan Anadolu’nun bir köyünde Ali isminde yağız bir delikanlı vardır. Köyün en güzel kızına sevdalanır Ali. İsterler Ali’ye, alır sevdiği kızı. Çok severler birbirlerini ama Ali askerlik çağındadır. Evliliklerinin kırkı çıkmadan askerlik çıkmıştır. Tam o sırada savaş patlak verir.
Daha doyamadığı sevdiceğini anacığıyla baş başa bırakıp katılır savaşa.
Savaş bu ne zaman biteceği bilinmez ki.
Gözü gibi bakar anası gelinine, emanetine. Üstüne titrer, oğluyla kavuşacağı gün gelecektir bilir.

Günler, aylar böyle birbirini kovalarken hasretle iki yılı bitirirler. Köye savaşın bittiği haberi gelir ve artık ana kuzuları grup grup dönmeye başlarlar ocaklarına.

Alinin katıldığı grubun geleceği haberini duyan anası ve karısı deliye dönerler sevinçten.

Anacığı; “Yarın gün ağarmadan giderim istasyona beklerim canımın içini, sen evde kal, en sevdiği şeyleri hazırla” der gelinine. Kızı gördüğü geliniyle sarılırlar bir daha “hasret bitti” derler.

Sabahın ilk ışıklarıyla tutar istasyonun yolunu Ali’nin anacığı. Başlar beklemeye. Trenlerin biri gider biri gelir. Ali yoktur. Anacığı mahsun, üzgün hava kararana kadar bekler. Ali yoktur. Can paresi oğlu gelmemiştir.

Tutar evinin yolunu. Emanetine ne diyeceğini düşünür.
Kapıyı açar, gelinin odasından gelen seslere kulak verir.
Bir sesi olduğunu anlayınca duvarda asılı tüfeğini kaptığı gibi odaya dalar ve yatağın üzerine boşaltır mermileri. Namus deyince aklı başından uçar Anadolu insanının. Yorganı kaldırıp baktığında gelinin yanında yatan erkeğin, gözünden sakındığı oğlu olduğunu anlar. Anlar amma iş işten geçmiştir. Trenlerin birinden inen Ali etrafına bile bakmadan heyecanla evine koşar evde yalnız bulunca çok özlediği karısını, dayanamaz girer koynuna.

Kanlar içindeki oğlu ve karısını görünce zaten gitmiş aklını iyice kaybeder kadıncağız.
Sonra ağzından dökülen bu sözler olur.

Kırmızı gül demet demet,
Sevda değil bir alamet,
Gitti gelmez o muhannet,
Şol revanda balam kaldı.

Kırmızı gül her dem olsa,
Yaralara merhem olsa,
Ol tabipten derman gelse,
Şol revanda balam kaldı.

Kırmızı gülün hazanı,
Ağaçlar döker gazeli,
Kara yağızın güzeli,
Şol revanda balam kaldı.

Oğlunu yitirmiş ve buna kendisi sebep olmuş bağrı yanık ananın sözleridir bunlar.

Bu hikayeyi öğrendiğim zaman ölümün ve kaybetmenin daha da üstünde olan bu duyguyu anlamaya çalıştım. Yaşamadan bilinmez ancak anne olmak da yarı yarıya hissettirebilir.
Şimdilerde dinlediğim her türkünün hikayesini merak edip okur oldum.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki yürek yanmadıkça dile gelmez. Dilini susturabilirsin ama yüreğini susturamazsın.
Sevgiyle kalın efendim.

Özge Güneş

Özge Güneş

Yazmak zamanı durdurmaktır ....
Özge Güneş

En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

Özge Güneş

Yazmak zamanı durdurmaktır ....

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up