Bir Şehir Bir Bakış (Cidde/Suudi Arabistan)

0

Suudi Arabistan, resmî adıyla Suudi Arabistan Krallığı; Arap yarımadasında bulunuyor, batısında Kızıldeniz ile çevrilidir. Buraya kutsal topraklar deniyor çünkü İslam’a göre iki kutsal şehir olan Mekke ve Medine buradadır.
Nüfusunun çoğu yabancılardan oluşan bu ülkede haliyle ekonomi de yabancıların iş gücünde.

24 yıldır burada yaşayan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki TÜRK olduğum için gurur duymama bir sebep daha teşkil eden bir yer burası. Şimdiye kadar karşılaştığım sorular arasında en fazla sorulan soru “Orada yaşamak nasıl bir şey?”
Bütün dünyanın bildiği; burada kadın olmak zormuş. Sebebi de erkekten arka planda kaldığı için, kapanmaya zorlandığı için, iş sahasında olmadıkları içinmiş. Ben bunlara katılmıyorum. Bütün bunların sebebini yazımı okurken tek tek içinde bulabileceksiniz.

Suudi Arabistanın en gözde şehri Cidde’de kalıyorum ben. Kutsal şehirler Mekke ve Medine’yi saymazsak en önemli şehri de diyebiliriz. Amacım Arabistan hakkında klasik bilgilerin dışına çıkmak. Daha doğrusu yaşadığım yer Cidde’nin çok güzel bir şehir olduğunu anlatmak.

24 yıl önce bir Ramazan gecesi eşimle beraber geldim bu şehre. Ramazan olduğu için, gelen umreciler yüzünden hava alanı bir hayli kalabalıktı. Biz de umreci geldiğimiz için yabancılara ayrılmış bir hava alanına inmiştik. Hayatımda ilk defa gördüğüm Afrikalılar zayıf ama çok uzun boylarıyla dikkatimi çekiyordu. Pasaport kontrolden geçmemiz saatler sürmüştü. Bir an bu değişik insanlar içime ürperti vermişti. Ben Türkiye de, olduğu yere uzanıveren hatta dışarıda uyuyan kimse görmemiştim. Hava alanındaki bütün Afrikalılar ayakta kuyruk yerine yatarak kuyruk tutuyorlardı. Simsiyah bedenleri çok zayıf ve uzundu. Çene kemiklerinin dışa çıkık olmaları da tipik zenci şekillerini onaylıyordu.
Pasaport kontrolden sonra bizi almaya gelen eşimin ağabeyi ile eve gittik. Evde ilk dikkatimi çeken küçük pencereler oldu üstelik buzlu camdan.

Ertesi sabah uyandığımda ilk iş olarak pencereleri açtım ve başımı dışarı uzatıp bakmaya çalışırken bu ülkedeki ilk uyarımı almıştım “Şiiişşt kadınlar öyle başını çıkaramaz camdan!”
Neye uğradığımı şaşırdım ama madem kurallar böyleydi uymak lazım dedim.

Dışarı çıkarken yerel kıyafetleri olan ABAYA tutuşturuldu elime. Giydim. İlk defa böyle uzun, ayaklarıma dolaşan bir şey ve bir de baş örtüsü kullanıcaktım. Henüz bağlayamıyorum bile. Bunu da eyvallah dedik, çıktık dışarı.


Cidde 24 yıl önce de ışıl ışıldı hala bugünkü gibi. Aynı zamanda bir açık hava müzesi niteliğinde olan Cidde’nin yollarında her göbekte dev heykelleri dikkatimi çekiyordu. İnsan heykeli yasakmış ama değişik cisimlerin heykelleri bulunabiliyor etrafta. Ayrıca bir çok iş yerinde ve resmi kurumlarda kralların posterlerini görebilmeniz mümkün. Cidde’nin gece muhteşem görüntüsü dünya sıralamalarında imiş. Yani elektriğin çok bol keseden kullanıldığı bir yer.
Şehrin güzelliği büyüleyiciydi. O gece dünyada büyüklüğü açısısından birinci sırada yer alan, Kral Fahd’ın anısına yapılmış, Kızıldeniz’in üstünde yer alan dev fıskiyeyi de görmüştüm.


Suyu püskürtünce 310 metreyi bulan bu fıskiye buradaki ailelerin deniz kenarında dinlenmek için geldikleri bir yerde.

Buraya kadar Cidde’ye hayran kalmıştım tabii yıllar boyunca burada yaşamanın verdiği olumlu ve olumsuz taraflardan habersiz olarak.

Arabistana sadece kutsal bölgeleri gezip görmek için gelirseniz, İslam tarihi kitabı okumuş gibi dönersiniz. Oysa burada yaşamak çok başka bir şey. Kutsal yerlerin bile huşusuna, hac ve umre organizasyonlarının klişe gezileriyle erilemeyeceğini düşünüyorum.

Daha Mekke’nin girişinde göreceğiniz dev Kuran-ı Kerim yapıtının altından geçerken huzur duymaya başlarsınız. Beytullah’a varınca heyecan kat be kat artar. Burada yaşayanlar şanslı. Hac ve Umre organizasyonlarının vakti dolduktan sonra Mekke ve Medine’nin en tenha zamanlarında, bir Kabe ziyareti yapma imkanları var. Kalabalığa odaklanmadan gelişi güzel adımlarla tavaf ederken dua ettiğinin farkına varabiliyor insan. Namaz kılarken secdeye gelen başının birine rahatsızlık verme endişesi taşımadan, Yaradanın huzurunda boyun eğmek ve dilediğin kadar bunu uzatabilmek. Kısaca ibadetin tadına varabilmek, bağlı kaldığın grup hareketlerinde çok mümkün olmayabilir.

 

Hele Medine… Şehir olarak bizim Konya şehrini anımsatan bir yer. Havası ve düzlüğü nedeniyle de girer girmez kendimi Konya’da zannettiğim yer. Adı üstünde Nurlu Şehir… Peygamberimizin nuru var üzerinde. Bundan 19 yıl önce ilk sabah namazımı orada Peygamberimizin huzurunda kılarken duyduğum huşuyu belki bir daha hiç duyamadım…

Yıllar geçtikçe bu ülke hakkında çok şey öğreniyordum. Yeni geldiğim sıralarda yollarda yaya görmek çok zordu. Toplu taşımacılığın olmadığı bir ülkede, çok garip değil mi ? Ulaşım için ya özel araban olacak, ya da taksimetresi olmayan pazarlık usulü taksiler kullanacaksın. Tek tük görünen şehir otobüsleri var ama onlara sadece gelir seviyesi çok düşük Afrikalılar biniyor…
Trafik kurallarının en fazla ihlal edildiği bir yer burası. Yayalar için ışık falan da yok. Ona rağmen caddeler, yollar lüks Amerikan arabalarıyla dolu. Her evde ortalama 3 araba olduğunu düşünürsek trafiğin nasıl sıkışık olduğunu anlayabilirsiniz.
Yaya kadın ise ayrı bir ihtimamla araçlar durarak yol verirler. Kimse çıkıp demez ki “ Ne yapıyorsun caddenin ortasına attın kendini beklesene arabayı” diye.
Kadınların trafikte araç kullanmaları yasak. Ama henüz yasak, çünkü 2018 Ramazan ayından sonra trafiğe çıkacaklar, şuan herkeste bir sürücü belgesi alma telaşı başladı. Sadece üniversite kampüsünde serbest olan araç kullanmak, yasak kalkınca özel şoför derdinden de kurtaracak kadınları.

Eskiden buradaki kadınlar sadece tıp ve eğitim dalında görev alabiliyorlar, başka işlere girmesi yasaklanıyordu. Şimdi ise adım attığınız her yerde kadınlar çalışıyor. Hangisi iyi derseniz ben sadece tıp ve eğitim alanınında çalışmak derim. Bana kızabilirsiniz belki ama bana göre bu kadını kısıtlamak değil kadına verilen değerdir. Ancak sorun algımızd.. Bunu bir yasak olarak algıladığımız sürece kadın olmanın kısıtlayıcı bir şey olması demek olduğuna inanırız. Oysa kadını narin yapısı yüzünden erkek işlerinden ayrı tutmak olarak düşünürseniz toplumda da bir denge sağlanır.
Burada diğer Avrupa ülkeleri gibi yabancı kadınların çalışma zorunluluğu yok. Oturma iznini aldıktan sonra hiç bir problem yaşamaz. Ama kadınların büyük çoğunluğu evde yemek ve el işleriyle meşgul oldukları için bundan da kazanç sağlarlar. Bir de ülkelerinden hizmetçi vizesiyle gelen kadınlar var. Endonezya, Habeşistan, Filipin bu ülkelerin başında… Onlarda evler de yatılı olarak hizmet veriyorlar…

AVM’ye alış veriş için gittiğinizde kapıda görevliler bulunur, kılık kıyafeti düzgün olmayan berduş takımları içeri alınmaz, buna şort giyen erkekler dahil… Haftasonları ise yanında ailesi bulunmayan tek başına gelmiş erkekler alınmaz…
İçeri girdiğinizde bayan iç çamaşırı satan yerlere erkeklerin giremeyeceğine dair LADIES ONLY yazısı görürsünüz… Bazı dünya markaları dışında olan mağazalarda da FAMILY ONLY yazar…
Görüldüğü gibi kısıtlamalar erkekler içindir, bayanlar rahatsız edilmesin diye…

Bunca yıldır buradayım, dışarıda bir kadına kaba davranan kimseyi görmedim… Araplar evlerinde eşlerine nasıldır bilemem ancak bu yetiştirilme tarzı ve geleneklere bağlı bir durum… Kimse, bir Arap erkeği 2. Veya 3. eşini aldı diye ilk eşine değer vermediğini söyleyemez… Çünkü çok eşlilik tartışmaya kapalı, Allah’ın izin verdiği bir durum olmakla beraber, gelenek haline de getirildiyse söyleyecek bir söz yok… İlk eşlerinden aldıkları müsaade doğrultusunda ayrı evlere yerleştirerek evleniyorlar… Onlar kuma gözüyle bakmıyorlar, eşlerinin bakımı tamamen üstlerinden kalktığı için bu durumdan memnun kadınlar bile gördüm… Ben sadece gördüklerimi söylüyorum yoksa bu konudaki yorumum tabii ki farklı yönde …
Söylemek istediğim şey yine algı.. Ne yaşadığın önemli değil, nasıl algıladığın önemli…

Buraya yeni geldiğim sıralarda kadın olmanın tek zorluğu,  yanında çocuk veya eşin olmadan dışarı çıkamamaktı. Yasak değildi elbet ancak, bakan gözler için “Müsait Kadın” etiketi hazırdı… Bundan korunmak için, en azından ailen olduğunu belirtmesi açısından bir çocuğa ihtiyacın vardı… Arabistan bu tabuları yıkalı bir hayli zaman geçti. Son yıllarda özellikle kadınlara karışılmama konusunda alınan kararlar da bunların birer göstergesi.
Benim oğlum boynundaki kolye yüzünden, İslam Polisi Mutavvalar tarafından kimlik kontrole alınırken, ben kadın olduğum için hiç zorluk yaşamadım…
Eskiden Mekke’de yüzü açık gezen kadınlara bu polislerin coplarla vurduğu söylenir. Şimdi böyle şeyler söz konusu olmadığı gibi Cidde her yönden yaşanması rahat bir şehir. Burada kadınlar saçları açık bile gezebiliyorlar.

İster kadın ol ister erkek ol eğer kendi vatanında değilsen bir yanın hep eksiktir. Burada Türkler sevilir ve saygı gösterilir buna rağmen ikinci sınıf insan muamelesi gördüğün alanlar olur. Hele ki parası ve çevresi olmayan biri için yabancı olmak daha da zordur.
Ben burada yaşamak konusunda her hangi bir zorluk yaşamadım ama bir şeyi eklemek gerek galiba. Cidde’de gezdiğin gittiğin her yerde memnuniyet ifade edeceksen parantez içinde “paran varsa” ibaresi şart.
Sebeblerine gelince; Eğer kadınsan yol kenarındaki ucuz kafelere oturamazsın, ucuz olduğu için işçi takımlarının uğrak yeri olan bu yerleri tercih etmezsin çünkü. Bir meyve suyunun 40 sr (yaklaşık 40 tl) olduğu kafelere gitmek zorundasın. Eğer kadınsan ucuz spor salonlarından yararlanamazsın, onların kadın bölümü yoktu. Aylığı 1500 sr’den fazla salonlara gitmelisin. Eğer kadınsan ve bunun ayrıcalığını hissetmek istersen özel hastanelere gideceksin sadece giriş ücreti 150 sr ile 300 sr arası olan. Eğer kadınsan ailece gezip eğlenebileceğin tek yer dev lunaparklardır. Kişi başı giriş 50 sr ve içeride yapacağın masraf hariç. Eğer kadınsan eşin seni avam yerlere götürmek istemez, giydiğin ayakkabının modeline dahi karışır.. Eğer kadınsan yol kenarında bir dürüm alıp, yollarda yürüye yürüye yiyemezsin, bir yere oturursun, beğenmiyorsan lüks lokantalara gidip, iki kişi 400-500 sr ödersin.


Zaten her şeyin pahalı olduğu bu yerde yeni gelen yüzde yüzlük zamlara rağmen sudan ucuz olan tek şey benzin. Ancak o da her evde kocaman motorlu arabaların çifter çifter olduğunu düşününce ucuz demek doğru olmuyor.

Hayatını ev hanımı olarak geçirmek isteyen biri için buradaki uyku saatleri ve ev hayatı vazgeçilmez rahatlıkta.Çocuklarına ayıracağın zamana özen gösteriyorsan fazla gezmek de doğru değil bence. Doğum oranının yüksek olması belli ki bu rahatlıktan doğuyor. Marketlerde arabaların içinde aldıklarından çok çocuk görmek olası 🙂

Ülkeye evcil hayvanlardan köpeğin girişi çıkışı yasak olmasına rağmen pet shoplarda müthiş fiyatlara köpekler satılıyor. Bir Sibirya kurdunun fiyatı 10.000 sr’den başlarken, kar ikliminin hayvanı olan bu köpeği zengin şımarıklığı ile çöl ikliminde beslemek isteyenler de var. Daha da ileri gidip evlerinde aslan yavrularını da besliyorlar. Onların fiyatları ise 35.000 sr’den başlıyor. Ama yine de evcil hayvan deyince Arapların en sevdiği hayvanlar papağanlar.

Deniz kenarında bir çekirdek yemenin keyfi yok bu şehirde, ya evin denizden çok uzaktır ya da nemli havasından ve trafiğinden dışarıya çıkmak istemezsin. Hadi hepsini göze aldın gittin sahile, hamam böcekleri ve farelerin cirit attığı kayalıklardan uzak durmak gerekir. Kadın olmanın ilgisi olmayan bir şey ama gerçekten durum bu. Tabii ki ailelerin piknik yaptıkları, çocukların midilli gezileri yaptıkları yerler de var ama tenha da kafa dinlemek istersen şehrin içinden uzaklaşmak daha akıllıca.

 


Cidde’de herkesin Yüzen Cami adıyla bildiği bir cami var. Pek hoş bir mimarisi olan bu cami Kızıldeniz’in üzerine inşa edilmiş, yüzdüğü falan yok ama dört yanı deniz olunca öyle bir görüntüsü var.

Burada her ezan vakti namaza koşan insanlar, kaldırımlarda namazını eda eden kadınlar görmek çok sıradan bir şey. Belki de buranın en sevdiğim özelliği bu. Namaz kılmamaya bahane bulamıyorsun. Bütün iş yerleri, hastaneler, spor salonları aklınıza ne gelirse kapatılıyor ve hayat sadece namaz için duruyor. Sabah, akşam ve yatsı namazları cemaatle kılınırken, okunan ayetler hoparlörlerle dışarı veriliyor. Müslüman olduğun her dakika aklına getiriliyor yani. Seyyar esnaf namaz vakti, sattığı malları açıkta bırakıp rahatlıkla namazına gidebiliyor.
Kendileri Vahabi mezhebinden ama o kadar çok yabancı var ki, her mezhepten müslümanlar hoşgörü içinde namaza birlikte duruyorlar. Cuma ve cumartesileri tatil olduğu için Cuma namazına zaten engel yok. Hafta başı Pazar günleri.

Yaşadığım en büyük rahatlık, dilimizi bilmedikleri için canımın istediği yerde Türkçe yorumlar yapabilmemdi. Artık Türk dizileri sayesinde Türkçe anlayan o kadar çok Arap var ki, kalabalık içinde sözlerime dikkat etmek zorunda kalıyorum 🙂 Türklerin çok misafir canlısı olduklarını ve Türkiye’nin cennetten bir köşe olduğunu düşünüyorlar. Haksız da sayılmazlar hani. Ancak yiğidi öldür hakkını yeme. Şimdiye kadar misafir sevmeyen bir Arap’a rastlamadım. Çok ilginç bir şey daha var rastlamadıklarımın arasında: Cenaze bulununan bir evde ne bir ses ne bir hareket.  Söylemeseler asla bilemezsin orada cenaze olduğunu. Ölüme teslimiyetleri mükemmel. Arkasından ağlamak, ağıt yakmak yok. Harika bir kabulleniş! Aklıma bizim doğu illerinde Arap cahiliyesinden kalma ağıtlar geliyor.
Suç oranı düşük bir ülke. Çünkü cezalar çok ağır. Kafa kesme idamlarının uygulandığı camii var Cidde’de. İsteyen gidip izleyebiliyor, halka açık olarak yapılıyor. Ayrıca kırbaç cezaları da yine halkın içinde uygulanıyor. Çok ilkel gibi dursa da caydırıcılık açısından önem arz ediyor. Cinayet ve tecavüz idam kapsamında. Şeriatın uygulandığı tek alan belki de cezalar. Çünkü burası tam bir Krallıkla yönetiliyor. Hapishaneleri ise tam bir zindan. Yerin metrelerce altında gün ışığından uzak, insan olduğunu unutturacak seviyede zindanlar.

Alkollü içki satışı ve mekanları yasak ancak alkol kullananlar rahatlıkla ev yapımı alkollere ulaşabiliyorlar. Normalin iki katı fiyatlarıyla neredeyse bir sektör haline gelmiş vaziyette. Disko bar tarzı yerler az olmakla beraber sadece yabancılar için. Kadın erkek karışık havuzlar ve eğlence yerleri de kendi halklarına yasak ama yasaklar kimin umurunda…

Arabistan dünyanın en fazla tatil veren ülkeleri arasında. Buradan da belli olduğu gibi çalışmayı çok seven bir toplum değil. Bir de aralarında ayıp saydıkları bir meslek var. Erkek berberliği. Berber olursan ayıp ama berbere gitmezsen çok ayıp gibi bir düşünceyle berber salonlarından da çıkmazlar. Bu yüzden berberler sadece yabancılardan olur.
Son yıllarda okur yazar oranları da hızla artıyor, artık kızlar da üniversite mezunu olup istedikleri iş alanlarında çalışıyorlar. Anlayacağınız gelişen bir Arap toplumu var.

Burada yabancıların üzerine alabilecekleri iki arabadan başka bir şeyleri yok. Ev arsa veya başka bir mülk edinmeleri yasak. Bir yabancı olarak bu durum hoşuma gitmese de onların gözünden bakınca hak vermemek elde değil. Çünkü ülkenin ekonomisi yabancının elinde. Bir de toprak verseler ortada ne vatan kalacak ne yurt 🙂

24 yılımı bu güzel şehirde geçirdim. Asla kendi vatanımda bir kaldırımda yürümenin tadını, en lüks yerlerde bile alamadım ama şu kadarını söylemek gerekirse; Bir Müslüman olarak başka bir ülkede yaşayıp çocuk yetiştirmeyi de istemezdim. Hele Ramazan ayının son on gününde sabahlara kadar Kuran-ı Kerim ve Dua sesleriyle çınlayan sokaklarını hiç bir dünya ülkesine değişmem.

Burada yabancılara yönelik çıkarılan yeni vergi kanunları yüzünden, pek çok yabancı ülkelerine kesin dönüş yaptı. Kalanlar da ya çocuklarının son sınıflarını bekliyor ya da 3 yıl içinde her şeyin eski haline dönmesini. Bizim gibi yurdu yuvası hazırda var olana sorun yok ama bu ülkede bir Filistinli, bir Suriyeli olmak o kadar zor ki. Ne bir vatanları var, ne kucak açacak akrabaları. Bu nedenle ben her gece dönecek bir vatanımız olduğu için binlerce kere şükrediyorum. İnanın bunun ne demek olduğunu, kendi ülkesinde yaşayanlar bilemez.

Türk Kürt Çerkez Arap demeden , dünyanın neresinde olursanız olun anlaşarak yaşamak mümkün. Yeter ki barış olsun. Yoldaşınız hoşgörü olsun efendim …

Özge Güneş

Yazmak zamanı durdurmaktır ....
Özge Güneş

En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here