Bir Garip Şair; Orhan Veli

0
56

 

Kendi tabiriyle ‘bir garip Orhan Veli’

13 Nisan 1914 İstanbul doğumlu Orhan Veli. Garip akımının kurucusu, Melih Cevdet ve Oktay Rifat yakın arkadaşları. Hece ve aruz ölçüsünü reddeden, edebi sanatları gereksiz gören, sokak söylemlerini şiirlerine taşıyan, yeni bir anlayış getiren şair, bu edebi yönü ile Cumhuriyet dönemi şiir anlayışında büyük bir iz bıraktı. Ayrıca Orhan Veli bu yönüyle tabuları yıkmayı, kalıba bağlı kalmamayı, herkes zoru başarma çabasındayken, mutlu olma çabasını daha önde tutmayı sevenlerine yol haritası olarak belirlemiş bir şairdir.

Orhan Veli’ yi kendisinden dinlemek daha güzel olacak. Sorulduğunda Orhan Veli kim diye, verdiği cevap tam da şöyle;

Ben Orhan Veli

Duydum ki merak ediyormuşsunuz,

Hususi hayatımı,

Anlatayım:

Evvela adamım, yani

Sirk hayvanı falan değilim.

Burnum var, kulağım var,

Pek biçimli olmamakla beraber.

Bir evde otururum,

Bir işte çalışırım.

Ne başımda bulut gezdiririm,

Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.

Ne İngiliz kralı kadar

Mütevaziyim,

Ne de Celâl Bayar’ın

Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.

Ispanağı çok severim

Puf böreğine hele

Biterim

Malda mülkte gözüm yoktur.

Vallahi yoktur.

Oktay Rıfat’la Melih Cevdet’tir

En yakın arkadaşlarım.

Bir de sevgilim vardır pek muteber;

İsmini söyleyemem

Edebiyat tarihçisi bulsun….

Buraya bir parantez açmak istiyorum.

Orhan Veli’nin pek muteber sevgilisi kim?

Orhan Veli’nin sade yaşantısı kadar aşk hayatı sade değildi. Eski edebiyat hocasının eşi olan Nahit hanımla olan duygusal yakınlaşması sırasında Ankara Köy Ensitüsünde İngilizce öğretmeni olarak görev yapan Bella ile karşılaşır. Onun konuşmaları, bilgisi, oturup kalkması Orhan Veli’yi  etkiler. Bir anda bütün duyguları karışır. Orhan Veli son derece nazik bir adamdır. Nahit hanımla olan yakınlığı ve buna Bella’nın da şahit olması sebebiyle utancından Bella’ya olan aşkını itiraf edemez. Bella’ya olan aşkı büyüklüğü kadar da platonik olarak kalmıştır. Bella’ya bir mektup göndermiş ve mektupta da o herkesin çok sevdiği şiiri “anlatamıyorum” u yazmıştır.

 

“Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.”

Orhan Veli, askerlik yaptığı dönemde ise hayat hikayesini kısaca şu şekilde özetlemiştir:

”1914’te doğdum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım. 13’te Oktay Rıfat’ı, 16’da Melih Cevdet’i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18’de rakıya başladım. 19’dan sonra avarelik devrim başlar. 20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25’te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok aşık oldum. Hiç evlenmedim, şimdi askerim.”

Orhan Veli, ilkokul son sınıfındayken şiire başladı. İlk şiiri de 1924 yılında Çocuk Dünyası adlı dergide yayımlandı. Lise yıllarında ise öğretmenleri olan Ahmet Hamdi Tanpınar, Rıfkı Melul Meriç, Halil Vedat Fıratlı ve Yahya Saim Sinanoğlu’nun da ilgisiyle 1936 yılında Sesimiz adlı bir dergi çıkardı.

Yazı işleri müdürlüğünü Orhan Veli’nin üstlendiği Yaprak dergisi, on beş günlük olarak 28 sayı olarak yayımlandı. “Fikir, sanat gazetesi” biçiminde sunulan dergi, ekonomik sıkıntılardan dolayı tek yapraktı. Adını da bu biçimden aldı. Yaprak, Orhan Veli’nin ölümünden sonra arkadaşları tarafından Son Yaprak adıyla yeniden 1 Şubat 1951 yılında tek sayı çıkarıldı. Bu tek sayı çıkan dergide Orhan Veli’nin sağlığında yayımlanmamış olan vefatında cebinden çıkan diş fırçasına sarılmış “Aşk Resmigeçidi” adlı şiirine yer verildi.

Orhan Veli şiirlerinin yanı sıra, Moliere, Rimbaud, Musset, Gogol, La Fontaine, Jean-Paul Sartre gibi değerli isimlerin eserlerinden de çeviriler yapmıştır. La Fontaine ile Nasreddin Hoca öykülerini, şiirsel forma dönüştürmüştür.

 

10 Kasım 1950 gecesinde Ankara’dayken, onarım için kazılmış, ancak üzeri kapatılmamış bir çukura düşerek başını çarptı. Daha sonra İstanbul’a dönen Kanık, bir arkadaş ziyareti sırasında aniden fenalaşması üzerine Cerrahpaşa Hastanesi’ne kaldırıldı iki gün hastanede yattı. Orhan Veli Kanık, 14 Kasım 1950 tarihinde, beyin kanaması sonucu girdiği komada ne yazık ki hayatını kaybetti. Kısacık ömründe Türk Edebiyatına büyük bir iz bırakmıştır…

 

Eserleri;

Şiir

Garip (1941 – Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat Horozcu ile birlikte)

Vazgeçemediğim (1945)

Destan Gibi (1946)

Yenisi (1947)

Karşı (1949)

Düzyazı

La Fontaine Masalları (1948)

Nasrettin Hoca Hikayeleri (1949 – manzum hikaye)

Nesir Yazıları (1953)

Edebiyat Dünyamız (1975)

Fransız Şiiri Antolojisi (1947 – derleme)

Çeviri

Bir Kapı ya Açık Durmalı ya Kapalı (A.de Musset’den – O. Rifat ile, 1943)

Barberine (1944)

Scapin’in Dolapları (Molière’den – 1944)

Sicilyalı yahut Resimli Muhabbet (1944)

Tartuffe (1944)

Versailles Tulûatı (1944)

Üç Hikâye (Gogol’dan – Erol Güney ile, 1945)

Turcaret (A. R. Lesage‘dan – 1946)

Hamlet ve Venedikli Tüccar (Shakespeare‘den – Ş. Erdeniz ile, 1949)

Batıdan Şiirler (O. Rifat ve M. Cevdet ile, 1953)

Antigone (J. Anouilh‘den – 1955)

Saygılı Yosma (J. P. Sartre’dan – 1961)

Bütün Çeviri Şiirleri (1982)

El Kapısında (Turgenyev‘den – 1994)

 

Merve Nazlı
En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here