Bilinmeyen Yönleri İle Eşcinsellik

0

Eşcinselliğin sözlük anlamı aynı cinsin arasında kurulan bedensel ve duygusal yakınlık demek. Fakat bu kelime bu kadar basit bir şekilde kalmıyor dünyamızda. İçerisinde çok daha büyük anlamlar yatıyor. Kimisi iğreniyor, kimisi korkuyor, kimisi endişeleniyor, kimisi kızıyor, kimisi ise üzülüyor. Tek bir kelime ne kadar çok duyguyu barındırıyor öyle değil mi?

Yazımızda eşcinselliğin nedenlerini, tarihteki yerini, toplumdaki yerini ve dinlerdeki yerini göreceğiz. Tahmin ettiğiniz gibi bu kavram bahsettiğim çoğu yerde hoş karşılanmamakta.

Eşcinsellik, eşcinsellere göre doğuştan gelen bir şey, heteroseksüellere göre ise psikolojik bir rahatsızlık. Fakat şunu belirtmek gerekir ki eşcinsellik 1990 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından hastalık listesinden çıkarılmıştır. adamları ve psikiyatrilere göre eşcinsellik bir hastalık ya da rahatsızlık değildir.

Eşcinselliğin pek çok nedeni ortaya konmuştur ama doktorların araştırmalarına göre biyolojik ve kalıtsal bir durum bu. Ailenin yanlış yetiştirme ile çocuğa cinsel karmaşa yaratması ve cinsel istismarlar eşcinselliğe eğilim nedeni olarak gösterilmiştir ama hiçbiri kanıtlanamamıştır.

Eşcinselliğin Çeşitliliği

Eşcinselliğin olası nedenlerine başlamadan önce çeşitliliğini bir öğrenelim isterseniz.

Gey: Bu terim Fransızca kökenli “gai” kelimesinden gelmektedir. Neşeli, umursamaz, gösterişli, canlı renkli gibi anlamları olan kelime 1960lı yıllardan itibaren erkek eşcinseller için kullanılmaya başlanmıştır.

Lezbiyen: Kadın eşcinseller için kullanılan bu tabir daha eski zamanlara dayanmakta. 1800lü yıllardan beridir kullanılan lezbiyen kelimesi aslen Lesbos (Midilli) Adası’na dayanmakta olup Lesboslu anlamına gelmekte. Bunun nedeni Lesboslu kadın şair Sappho’nun şiirlerinde kadınlara karşı olan duygularını anlatmasıdır.

Biseksüel: İki tarafa karşı da hem duygusal hem fiziksel arzu duyan kişileri tabir etmek için kullanılır.

Transeksüel: Kendisini karşı cins gibi hisseden ve davranan, karşı cins gibi görünmeye çalışan kişilere denir. Hem kadınlarda hem de erkeklerde gözüken bir durumdur.

Transeksüellik her ne kadar dış görünüşe yönelik bir cinsiyet karmaşası olarak görülse de aslında tamamen içsel bir sorundur.

Aseksüel: Aseksüellik eşcinsel ilişkilerden farklı bir cinsel yönelimdir aslında. Buraya sırf bilgi olsun diye yazıyorum. Hatta cinsel yönelim bile değildir çünkü aseksüel insanlar kadın ya da erkek hiçbir cinsiyete karşı ilgi duymamaktır. Çoğu aseksüel kişiler çevre baskısı ya da prtnerinin isteği işe cinsel aktivitelerde bulunabilir. Dünya nüfusunun %1lik kısmını oluşturmaktadırlar.

Eşcinselliğin Olası Nedenleri

Biyolojik Nedenler

Bilim adamları cinsel yönelime sebep olarak tek bir neden göstermemektedir. Bireyin cinsel yöneliminin biyolojik, hormonal, kalıtsal ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonu olduğunu iddia etmektedirler.

Bilim adamlarına göre cinsel yönelimin en büyük etkileyeni anne karnında belirlenmesi. Buna neden olan beyin yapısını ya da hormonal düzenlemeleri de işin içine katmaktadırlar.

Yapılan araştırmalara göre gey erkekler ve heteroseksüel kadınların beyin yapısının simetrik, lezbiyenler ve heteroseksüel erkeklerin beyin yapısının ise asimetrik olduğu tespit edilmiştir. Yani erkeklerden hoşlanan kadın ve erkeklerin beyin yapısı simetrik, kadınlardan hoşlanan kadın ve erkeklerin beyin yapısı ise asimetrik olduğu tespit edilmiştir.

Eşcinselliğin kalıtsal bir özellik olduğu da iddia edilmiş hatta bunun üzerine pek çok deney yapılmıştır. 1993 yılında Dean Hammer ve arkadaşları 76 gay kardeş ve aileleri arasında bir deney yaptılar. Yapılan kromozom araştırmasında eşcinsel erkeklerin anne tarafında, baba tarafına nazaran daha çok eşcinsel kuzen ve dayı tespit edilmiştir. Bu kalıtsal X hormonu işaretli bir gen kullanılarak aradaki bağlantı keşfedilmiştir.

Yine bir benzer kromozom deneyinde gay erkeklerin baba tarafındaki amcaların %6sında gaylik, anne tarafında da %13lük bir eşcinsel akraba payı görülmüştür.

Bu araştırmalar günümüze kadar sürmüştür. Araştırmaların bulgularına göre kalıtsal özelliklerin erkeklerde cinsel eğilimi %30-%40 etkilediği görülmüştür. Geri kalan yüzdeliğin ise çevresel etkenler olduğu ileri sürülmüştür.

Epigenetik Çalışmalar

Yapılan bir araştırmada annenin genetik yapısıyla oğullarının eşcinselliği arasında bir bağlantı bulunmuştur.

Şöyle ki bildiğiniz üzere kadınlarda iki X kromozomu erkekler de ise bir X bir de Y kromozomu bulunmaktadır. Bireylerin arasındaki denge şu şekilde kurulur. Kadınlardaki X kromozomlarından bir tanesi inaktive haldedir. Yani işlevsizdir. İşte bu inaktive X kromozomunun inaktiveliği eşcinsel bir çocuğa sahip olmayan kadınlarda %4 iken, eşcinsel çocuğa sahip kadınlarda %13, birden fazla eşcinsel çocuğa sahip kadınlarda ise %23lük bir asimetri oranına sahip olduğu tespit edilmiştir.

Epi-işaretleyiciler

Epi işaretleyiciler bebeğin anne karnında cinsel gelişme yaşamasını sağlayan genlerin modifikasyonudur.

Fetüsün cinsel gelişimini sağlayan bu genler mitoz bölünme sırasında çocuğa geçerse eğer bebeğin cinsel gelişimini tetikleyebilir. Bu durum kız bebeklerin erkeksileşmesine, erkek bebeklerin ise kadınsılaşmasına neden olmaktadır.

Fetal Androjenin Etkisi

Androjen için bir hormon türü diyebiliriz. Araştırmalara göre hamilelikte androjen hormonu, kadınlarda feminen (kadınsı), erkeklerde ise maskülen (erkeksi) özelliklerin gelişmesini sağlar.

Fetüsün cinsel gelişiminde normalde kadınlar az miktarda erkekler ise fazla miktarda testesterona maruz kalırlar. Epi işaretleyiciler kadınların çok fazla erkeklerin ise daha az testesteron hormonuna maruz kalmalarına engel olur.

Fakat bazı kız bebekler olduğundan fazla androjene maruz kalır. Bu nedenle bu kız bebeklerde ilerde maskülen hareketler gözükebilir. Ayrıca erkek bebekler de olduğundan az androjene maruz kaldığında ileriki yaşlarda feminen hareketler gösterebilirler.

Epigenetik İşaretleyicilerin Silinmesi

Epigenetik işaretleyiciler ana rahminde oluşan her fetüste olan testesteron hormonundaki uyumsuzlukları dengelemektedir. Farklı epigenetik işaretleyiciler her bebeğin farklı cinsiyete özgü özelliklerini maskülenleşmekten ya da feminenleşmekten korur. Yani erkek bebekleri feminenleştirmekten, kız bebekleri de maskülenleşmekten korur. Epigenetik işaretleyiciler nesilden nesile üretilebilir. Buna rağmen nesilden nesile aktarılabildiğine de inanılır.

Epigenetik işaretleyicilerin görevlerinde genital organ, cinsel kimlik ve cinsel yönelimi etkilemek vardır.

Fakat bu epigenetik işaretleyiciler anneden oğula, babadan kıza geçtiği zaman cinsel yönelim tersine dönebilir. Yani kız bebeklerin bazı özelliklerinin maskülenleşmesine, erkek bebeklerin bazı özelliklerinin de feminenleşmesine neden olur. Bu da bebekte cinsel yönelimin tersine dönmesine neden olur.

Doğum Öncesi Hormonlar

Doğum öncesi hormonlar bebeğin cinsel yönelimini etkileyen ana ya da yardımcı maddelerden olabilir. Çünkü hormonlar cinsiyet belirlediği gibi gelişen beyin hücrelerini de etkilemektedir. Değişen beyin yapısı ise cinsel yönelimin değişmesindeki önemli etkenlerden birisidir. Bu hipotez memeli hayvanlar üzerinde yapılan pek çok deney üzerine ortaya atılmıştır.

Yukarıda da anlattığımız gibi kız bebekler anne karnında aşırı androjene maruz kaldığı zaman maskülenleşme yani ileriki yaşlarda kadınlardan hoşlanma durumu ortaya çıkar. Buna bağlı olarak erkek bebeklerin az miktarda androjene maruz kalması da feminenleşme yani ileriki yaşlarda erkeklerden hoşlanma oluşur.

Doğum Sırası Efekti

Bu güçlü teori daha çok erkek bebeklerde gözükmüştür. 1997’de yapılan Blanchard ve Klassen doktorların araştırmalarına göre her büyük erkek kardeş, kendisinden sonra gelen erkek kardeşin gay olma ihtimalini %33 arttırır. Bu nasıl oluyor diyorsunuz biliyorum.

Şöyle ki, annenin her erkek bebek doğurduğunda bağışıklık sisteminin arttığı görülmüştür. Erkek fetüsün hücreleri hamilelik ya da doğum sırasında annenin dolaşım sistemine girer. Fetüsteki Y kromozomuna bağlı proteinler annenin bağışıklık sistemi tarafından tanınmaz çünkü anne bildiğiniz üzere dişidir. Bu tanımamazlık annenin bağışıklık sisteminde antikor üretilmesine neden olur. Bu gelişen anti-erkek antikorlar erkek bebeğin gelişimini, beynini ve kan duvarlarını etkiler. Bu antikorlar beynin maskülenleşmesine engel olur ve bebek büyüdüğü zaman kadınlardan çok erkeklere ilgi duymaya başlar. Buna doğum sırası efekti denir ve her 7 eşcinsel erkekten birinin eşcinselliğinin açıklaması bu şekildedir. Bu efekt genelde erkek bebeklerde yaşanır çünkü dediğimiz gibi anne dişi olduğu için bağışıklık sistemi, erkek bebeğin erkeksi hormonlarını tanımaz ve karşı hormon üretir.

Çevresel Faktörlerin Etkisi

Çevresel faktörlerin cinsel yönelimi etkilerinden bahsetmeden önce dünya doktorlarının bu konu hakkında ne dediklerine bir göz atalım isterseniz.

Amerikan Psikiyatri Kurumu eşcinselliği şöyle açıklamıştır;

“Hiç kimse heteroseksüellik, eşcinsellik ve biseksüelliğin nasıl oluştuğunu bilmemektedir. Önceden eşcinselliğin aileyle yaşanan kötü deneyimler ya da yanlış bir psikolojik gelişme yüzünden oluştuğu düşünülmüştür ama bu varsayımlar yanlış bilgiye ve ön yargıya dayanmaktadır.”

Yine 2006 yılında Amerikan Psikiyatri Kurumu ve Amerikan Psikologlar Birliği’nin bu konududaki ortak açıklaması şu yöndedir;

“İnsanların heteroseksüel, eşcinsel ya da biseksüel olmasına yol açan özel faktörler (biyolojik, psikolojik, ebeveynlerin cinsel yönelimi) hakkında ortak bir bilimsel görüş yoktur ama mevcut kanıtlar gay ve lezbiyenlerin çok büyük bir çoğunluğunun heteroseksüel çiftlerin yetiştirdiği ailelerden geldiğini, eşcinsel çiftlerin yetiştirdiği çocuklarınsa çok büyük bir çoğunluğunun heteroseksüel olduğunu göstermektedir.”

Çocukluk Dönemindeki Cinsiyet Uyumsuzluğu

Çocukluk dönemindeki cinsiyet uyumsuzluğu eşcinselliğin en büyük habercisi olarak görülmektedir.

Çocuğun kendini farklı hissettiği cinsiyete yakınlaşması fiziksel uyarılmaya neden olacak, bu fiziksel uyarı da zamanla cinsel uyarılara yönelecektir.

Bu uyumsuzluğun en önemli nedenleri elbetteki ailenin çocuğa karşı olan davranış ve tutumlarıdır.

Eşcinsel erkekler arasında yapılan araştırmalarda görülen ortak özellik babanın sert ve sürekli reddedici olması ve çocuğun annesiyle daha yakın ilişki kurmasıdır.

Babalarının daha az sevecen olması ve daha az vakit geçirmesiyle çocuk anneyle ilişki kurar ve onu rol model olarak alır. Aile içi ilişkilerin, anne baba ve kardeşlerin sağlıklı bir iletişim kurduğu ortamdaki ailelerin çocuklarında heteroseksüelliğin daha çok olduğu görülmüştür.

Babanın yokluğu, ilgisizliği erkek çocuklarda rol model eksikliği, yanlış rol model alma gibi durumlar yaratacaktır.

Tabii bu etmenlere çocuğun küçük yaşlarda cinsel istismara uğraması da eklenebilir. Kendi cinsinden istismara uğrayan çocuklar karşı cins ile kurulan ilişkiyi bilmezler ve bu durum onlarda cinsel yönelimin tersine dönmesine neden olabilir.

Erkek çocukların kız çocuğu gibi giydirilmesi, kız çocuğu gibi davranılması aynı şekilde kız çocuklarına da erkek çocuğu gibi giydirilip davranılması cinsiyet karmaşasına neden olacak, cinsel yönelimi değiştirecektir.

Nötral Cinsiyet Teorisi

Nötral cinsiyet teorisine göre cinsiyet çocukların çevresinden öğrendiği bir şeydir. Doğru davranışlar ile bir çocuğun cinsiyeti değiştirilebilir.

Gelin bakalım bu ne kadar doğru bir teori imiş. David’in acıklı hikayesiyle bunu bir öğrenelim.

22 Ağustos 1965 yılında Kanada’da ikiz erkek bebekler dünya gelir. David ve Brian altı aylıkken idrar yapmalarına neden olan bir hastalık teşhisi konur. Doktorlar tedavi olarak David ve Brian’ı sünnet etmeye karar verirler. Fakat sünnet operasyonunu keserek değil de yakma işlemi ile yaparlar ve bu operasyonda David’in penisi tamamen yanar.

Aile çocuklarını dünyanın en iyi hastanesi olan Hopkins Hastanesine götürür. Doktorlar David’e müdahalede etseler de penisin artık kullanılamayacağına ve yeni penisin de yapılamayacağına karar verirler.

Cinsiyet çalışmalarıyla tanınan Dr. John Money, Nötral Cinsiyet Teorisine inandığı için David’i ameliyat ile cinsiyetini değiştirip, bir kız çocuğu gibi büyütmenin doğru olacağını söyler ve aileyi de buna ikna eder.

David, Brenda adında bir kız çocuğu olarak büyümeye başlar böylece. Sürekli doktorların gözetiminde olan David’in belli bir yaşa kadar dişi gibi davrandığı hiçbir sorun göstermediği kayıt altına alınır. Kız çocuğu gibi davranılmakta, kız çocuğu gibi giydirilmektedir. Aynı şekilde ikizi Brian’da deneylerde kullanılarak David’in yeni cinsel kimliğini kabul etmesine yardım ettirilmiştir. Öyle ki deneylerde çocuklar çıplak bırakılmış, birbirlerinin cinsel organlarını tanıma, farkı anlama gibi deneylere tabi tutulmuşlardır.

Fakat her şey sorunsuz gibi gözükse de David on iki yaşında intihara meyilli bir çocuk olmuştur. Kendisini hiçbir şekilde kız gibi hissetmediğini, ailesine eğer onu bir daha doktora götürürlerse intihar edeceğini söyleyerek tehdit ediyordur. Aile böylece deneylerden kopmuştur.

On beş yaşında David bütün gerçeği öğrenir ve iyice depresyona girer. Kendisini kız gibi hissetmiyor, erkek gibi davrandıkça da dışlanıyordur. Aynı şekilde ikizi Brian’da yapılan deneylerden dolayı psikolojik problemler yaşıyordur.

Otuzlu yaşlarında David yeniden erkek kimliğine kavuşmaya karar verir. Ameliyat olur ve testesteron hormonu almaya başlar. Hatta ileriki zamanlarda Jane Fontaine ile evlenir. Fakat David’in psikolojik problemleri hala devam etmektedir.

Aynı şekilde Brian’a da psikolojik sorunlar yaşıyordur ve şizofreni tanısı konulmuştur. Brian 2002 yılında aşırı dozdan antidepresan kullanımdan ölür. İkizinin ölümüyle iyice sarsılan David bir de gördüğü hormonal tedaviler ile iyice depresyona girer ve 2004 yılında kendisini kafasından vurarak intihar eder.

Bu vaka ile cinsel kimliğin sonradan oluşmadığı, doğuştan geldiği ve sonradan değiştirilmenin mümkün olmadığı ispat edilmiş olmuştur.

Cinsel Yönelimi Değiştirme

Cinsel yönelimi değiştirmek gibi bir başarı henüz elde edilememiştir ve doktorlar bunu başaracaklarına da inanmamaktadırlar. Bu amaçla çok aşağılayıcı uygulamalar denenmiş ve insanlar daha derin bir kuyunun içine düşmüşlerdir. Mesela lezbiyenleri, heteroseksüel yapmak için tecavüz etmek gibi aşağılayıcı ve insanlık dışı uygulamalarda bulunulmuştur.

Tekrarladığımız gibi cinsel yönelimin değiştirilebildiği henüz görülmemiştir ve doktorların da böyle bir iddiası yoktur.

Cinsiyet Esneklikliği

Biliyorsunuz ki medyanın eşcinselliği etkilediği söylenmektedir. Araştırmalara göre lezbiyen kadınlar ve heteroseksüel kadınların erkek-kadın, kadın-kadın ve erkek-erkek erotik filmlerine verdiği tepkiler farklı farklı olmuştur.

Fakat erkeklerde durum çok başkadır. Heteroseksüel erkeklerin kadın-kadına olan erotik filmlerde uyarıldığı, eşcinsel erkeklerin ise erkek-erkeğe olan erotik filmlerden uyarıldığı ortaya çıkmıştır.

Bu araştırmanın sonucu, kadınların cinsel yönelimlerini erkekler kadar sert bir şekilde sadece karşı cinsiyete bastırmadığını, bu nedenle cinsel yöneliminin değişmeye açık olduğunu göstermiştir.

Eşcinsel Evlilik

Eşcinsel ailelerinin çocuklarında eşcinselliğin çok görüleceği gibi bir düşünce olsa da araştırmalara göre eşcinsel ailelerin çoğunun çocuğu heteroseksüeldir.

Heteroseksüel ailelerin gerek genetik ve kalıtımsal özellikleri nedeniyle, gerek baskıcı ve sert ya da ilgisiz tutumu nedeniyle eşcinsel çocuklara sahip olması daha çok görülmektedir.

Eşcinselliğin Tarihi

Eşcinselliğin tarihi insanlığın varoluşuna kadar dayanıyor diyebiliriz. Antik çağlardan beridir gözüken bu cinsel yönelim kimi toplumlarda saygı görmüş kimi toplumlarda ise diri diri yakılma, işkence gibi cezalarla engel olunmaya çalışıldimıştır.

Mesela bize en yakın tarihe bakalım. Eşcinsellik Osmanlı döneminde oğlancılık olarak tanımlanıyordu. Kaynaklara göre özellikle Hristiyan esirlerine karşı bir takım tacizler görülmüştür.

Ayrıca yeniçeri ocağının ihtiyacını karşılamak için “civelek” adı verilen civelekler taburunun kurulduğu da söylenmektedir.

Evet büyük ihtimalle bunları kabul etmeyerek ecdadımıza hakaret olarak göreceksiniz arkadaşlar ama İslam dünyasında da eşcinselliğin olduğunu unutmayın. Bilirsiniz ki İslamiyet de Hristiyanlık da eşcinselliği uygun görmez ama bazı din adamları buna kendilerince kılıf uydurabilirler.

Papazların erkek çocuklarına tecavüz etmeleri özellikle şu sıralar iyice duyulan Kuran kursundaki erkek çocuklara cinsel istismarlar oldukça fazladır.

 

Pakistan’da öksüz ve yetim çocuklar zenne yapılırlar ve isteyen her erkekle ilişkiye girmek zorundadırlar. Buna bademlenme denir.

 

 

 

Bunu hepimiz iyi biliyoruz. Ama aynı kişiler eşcinselleri münafık, kafir, ateşte yanacak kişiler olarak görmüyor mu bayılıyorum bu ikiyüzlülüğe. Bu kişilerce eşcinseller idam edilmeli, işkence görmeli ve kırbaçlanmalı. Kendileri içinse cennet bahçelerinde bıyıkları terlememiş oğlanlar olacağına inanırlar. Çünkü onlar eşcinsel değil, bademleniyorlar sadece 🙂

 

 

 

 

Homofobi

Eşcinsellere karşı duyulan nefret, şiddet, ve ayrımcılığı ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Eşcinsellik korkusu manasına gelen kelime Yunan kökenlidir.

Homofobinin nedeni çevresel, dini, psikolojik ve ideolojik olarak görülmektedir. Psikolojik açıdan homofobi kişinin kendi içindeki eşcinsel yaklaşımdan korkması, bu durumdan endişelenmesi ve bu korkusunu dışarıya vurması olarak açıklanır.

Eşcinsellere Yönelik Şiddetler

Eşcinseller dünyadaki birçok ülkede dövülerek, sözlü hakarete uğrayarak ya da öldürülerek insanlık dışı uygulamalara maruz kalmaktadırlar.

Hele bir de kadın eşcinseller için “düzeltici tecavüz” diye bir terim var ki ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Ya da durun söyleyeyim. Kadın eşcinsellerin, erkekler tarafından tecavüze uğramasıyla düzeleceklerine inanan bir grup kara cahilin ve de sapığın uydurduğu bir tedavi yönetemidir.

Tecavüz nasıl bir tedavi sağlayacakmış hala anlamış değilim.

 

 

İslam’da Eşcinsellik

İslamda eşcinselliğin uygun olmaması Lut kavmi hikayesine dayanıyor.

Kızıldeniz’in kuzeyindeki Lut Gölü civarında yaşadığı düşünülen ve Tevrat’ta Sodom şehri olarak geçen kavim M.Ö 1900 yıllarına kadar varlığını sürdürmüş.

Kavimde tecavüz, özellikle erkeklerle zorla ilişkiye girme, fuhuşların artması ve ensest ilişki çok fazla artmaya başlamıştır. Allah, Lut peygamber ile kavime tecavüzlerin bitmesi için uyarıda bulunsa da kavmi umursamamıştır. Bunun üzerine Allah erkek kılığında iki melek yollar Lut’a. Şehre yeni erkeklerin geldiğini duyan halk Lut’un kapısına dayanır. O sırada melekler Lut’a şehri terk etmesini, kavminin yok olacağını söyler. Lut ve kızları arkalarına bile bakmadan şehri terk eder. Sadece karısı döner ve terk ettiği şehrine bakar üzüntüyle ve o da helak olur.

Fakat bu demek değil ki Lut kavmi helak oldu diye eşcinsellere ceza vermeye hakkımız var. Unutmayın ki Lut kavmi tecavüzcü bir toplumdu.

Çoğu kişi eşcinselliği hastalık ya da sapkınlık olarak görmekte. Ama gördüğünüz gibi eşcinselliğin pek çok nedeni var. Kimi insan çift cinsiyetli doğuyor. Din adamları bu tarz doğuştan vakalar için yorum yapmamakta, onların durumlarının özel olduğunu söylemektedirler.

Benim şahsi görüşüme göre eşcinsellik Allah’ın istemediği bir şeyse madem demek ki bu arkadaşlar da bununla sınanmakta. Nasıl ki her sınanan kendi sınandığı ile mesul tutulacaksa o insanlar da kendi amellerinden mesul tutulacak.

İnsanlar insanları yargılamaya bayılırlar. Bir kişinin neden bu yönde eğilimi olduğunu bilemeyiz. Eşcinselleri sevmeyebilirsiniz ama onlara karşı şiddet göstermek ya da öldürmeye kalkmak Allah dışında kimdenin haddine değildir.

Hayvanlarda Eşcinsel Yaklaşım

Eşcinsel davranışlar hayvanlarda 1500 türde gözlemlenmiş, sadece 500ü kapsamlı olarak incelenmiştir. Özellikle deniz kuşları, maymunlar, memeliler ve insansılarda görülen eşcinsellik araştırıldığında buna neden olan bir gen bulunmuştur. Bu genler feromonlar yardımıyla beyin yapısını değiştirerek cinsel yönelimi de değiştirmiştir.

Bu araştırmalar sonucunda eşcinselliğin kişisel bir tercih değil biyolojik ve doğuştan gelen bir durum olduğu iddiası güçlenmiştir.

 

 

Dünya Ülkelerinde Eşcinsel Yaklaşım

Eşcinsellere hoşgörü en çok Avrupa ülkelerinde gözükmekte. En kötü yaklaşımlar da Asya ve Afrika ülkelerinde görülmektedir. Özellikle Arap ülkelerinde eşcinseller recmle idam gibi ağır cezalara maruz kalmaktadırlar.

Hollanda başta olmak üzere İspanya, Danimarka, Belçika, İzlanda, Fransa, Norveç, İsveç, Birleşik Krallık, Portekiz ve Lüksemburg’da eşcinsel evlilik ve ilişki yasaldır.

Bu ülkeleri daha sonra Kanada, Arjantin, Brezilya, Güney Afrika ve İsrail gibi ülkeler takip etmiş, eşcinselliği yasal kılmışlardır.

Her ne kadar İsrail eşcinsel evlilikleri yasal kılsa da Yahudiler arasında halen daha eşcinse ilişkiler tartışılmakta. Muhafazakar Yahudiler eçcinselliği kabul etmemekte ve yasayı istememekteler.

Bir tek İrlanda’da referanduma götürülerek halk oylamasına götürülmüştür eşcinsel evlilik. Halkın oyları doğrultusunda da eşcinsel evlilik yasaklanmıştır.

Eşcinsel İntiharlar

Özellikle yaşadıkları baskı ve şiddetten ötürü eşcinsellerde intihar oranı fazladır. Ergenlik yaşlarda gözüken bunalım ile yetişkin yaşlarına kadar kendisini topluma kabul ettiremeyen eşcinsel birey şiddete, hakarete bazen de tacize maruz kalmakta ve geçirdikleri bunalım sonrasında intiharı tek çözüm olarak görmekteler.

LGBT

Lezbiyen, gay, biseksüel ve transgender kelimelerinin baş harflerinden oluşmuş olup, eşcinsel hakları için toplanmış bir topluluktur.

Eşcinsellik ilk Sümer, Eski Mısır ve Hititler metinlerinde bahsedilmektedir. Hatta Hitit yasalarında erkek erkeğe evlilik izni olduğu dahi görülmektedir.

Eski çağlarda tapınaklarda kutsal fahişelerin yanında eşcinsel fahişeler de bulunmaktaydı.

Eşcinsellik Akdeniz uygarlıklarında normal olarak gözükse de Roma uygarlığında eşcinsel ilişkiler yasaklıydı.

Çin ve Japonya uygarlıklarında da normal karşılanan eşcinselliğe Arap kültüründe de görebiliriz. Buna en büyük örnek Binbir Gece Masalları’nda anlatılan masallar verilebilir.

Eşcinsellik özellikle Hristiyanlık ile yasaklanmış ve işkence, idam gibi uygulamalar bu dönemde başlamıştır.

Rönesans döneminde eşcinsellik bir nebze daha hoşgörüyle karşılanır olsa da zamanla yeniden yasaklanmıştır.

Avrupa’da eşcinselliğin suç olarak sayılmaması Fransız Devrimi ile dine dayalı tüm suç ve cezaların ortadan kalkması ile gerçekleşmiştir.

Eşcinsellere yapılan şiddet, aşağılayıcı hareketler özellikle 1969’daki Stonewall Ayaklanması ile protesto edilmeye başlanmıştır. O zamandan bu zamana kadar hakları için direnen eşcinseller adıyla protestolarına devam etmektedirler. Eşcinsellere yönelik şiddet arttıkça, de artmaktadır.

Ülkemizde eşcinsel evlilik yasal olmasa da LGBT hareketleri düzenlenmektedir.

Yazıma son verirken olaya ön yargı ile yaklaşanların yorum yapmamasını rica edeceğim. Çünkü biliyorum ki size burada ne anlatırsam anlatayım kafanızdaki benim doğrum bu dediğiniz doğruluk asla silinmeyecek. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki kadın eşcinsellerin hoş karşılandığı ama erkek eşcinsellerin şiddete hatta ölüme kadar sürüklendiği bir ayrımcılık var bu konuda. Hani herkes dinimizde bunun yeri yok, ahlakımızı bozuyorlar diyorlar ya. Aslında bunu diyenlerin derdi bu değil. Bu dünyada erkek, yatağına aldığı kadın sayısı kadar erkek sayıldığı için bu insanlar hor görülmekte ve öldürülmekte. Boşuna dinden, ahlaktan bahsetmeyin. Din vicdan özgürlüğüdür. Allah ve kul arasına siz giremezsiniz. Allah hiçbir şekilde bu neden eşcinsel diye size hesap sormayacak.

Ya da ahlak salatası sunmayın lütfen. Sizin ahlakınız zaten sağlamsa ne olursa olsun hiçbir şey bozamaz onu. Lut peygamberin, Yusuf peygamberin ahlakının bozulmadığı gibi.

Herkes kabul etsin ki kadın eşcinseller erkeklerin hoşuna gitmekte ama erkek eşcinseller, yataklarına kadın almadıkları için erkekliklerinden şüphe edilmekte. Öyle ya ne kadar kadınla birlikte olursan o kadar erkeksindir.

Halbuki kadın olmak da, erkek olmakta önemli değil. Önemli olan insan olabilmek. Ama öyle bir çağda yaşıyoruz ki insan kelimesi artık bir hakaret niteliğinde.

Bütün insanlığı hep ağızlarına sakız ettikleri ama hiç uygulamadıkları hoşgörü ve saygıya davet ediyorum. Unutmayın ki sizler de anne karnında oluşan kromozom asimetriliğinden ya da hormonal bozukluktan dolayı eşcinsel doğabilirdiniz.

Sevgi, saygı ve hoşgörü dileği ile.

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here